İnsanoğlunun tek ve en belirgin özelliği, şimdiye kadar varlığına tanıklık etmiş olduğu diğer canlı türlerinden daha zeki olmasıdır. Tarihsel ve bilimsel gözlemler sonucunda kendisine ‘’zeki’’ sıfatını veren – ve bence hayli büyük bir hataya imza atan – insan, bu zekayı ibi dibi olmayan bir kudret zannederek tüm yaşamsal hakkını ve meşruiyetini bu ‘’eşsizlik’’ üzerine oturtmuştur. Kendisini fizik/zaman dağının en tepesinde gören ve evren üzerindeki her dengenin kendi yaşamı için oluştuğunu düşünen, bir nevi dünya merkezli bir evrensel algı oluşturup, dünyanın merkezine de kendisini koyan insan, egosunun toplarını okşayarak malum güne, bugüne gelmiştir.
İnsanın gelmiş olduğu fiziksel ve düşünsel şartlar, geçmişte sebep olduğu her olumsuz olayın veya gerçekleştirdiği her olumlu girişimin aynasıdır. Bugün ırkımızın nasıl şartlarda yaşadığını algılamak ve gelecekte oluşacak yeni şartlar için öngörüde bulunmak amacıyla omzumuzun üstünden geriye dönüp düne, tarihe bakmamız gerekir.
Tarih, icatlar, keşifler ve devrimler kümesidir. Bu nesnel olaylar, insanlar tarafından herhangi bir amaç için kullanılmadıkça içi boş kova gibidirler. Bugün geçmişteki olaylara yükleyeceğimiz sıfatlar, onları kullanan insanın amacı ile paralellik göstermelidir. Geçmişteki icatları ve fikirleri bugüne taşıyan şey, icatların evrende kapladığı hacim veya fikirlerin kitaplarda doldurduğu satırlar değildir. Onları bugüne taşıyan nedenler, insanın çıkarları ve amaçlarıdır. Demem o ki, geçmişte olup biten herhangi bir şeyi incelerken, insanın amaçlarını ve çıkarlarını cetvel olarak kullanmamız gerekir. Birimimiz, insanın çıkar/amaç sistemidir.
O zaman geçmişe bakıp, insanın çıkarlarının ve amaçlarının ne yolda geliştiğini saptayalım. Saptayalım ki geçmişi okurken elimizde bir cetvel olsun. Elimizde bir cetvel olsun ki, tarih bize dersliklerde anlatıldığı gibi mi yoksa ondan farklı mı görelim. Aksi taktirde bize anlatılanın sistemsel bir ezberletmece mi yoksa naif, masum tarihsel gerçekler mi olduğunu bilemeyiz.
Bugün bize anlatılanların, basit ezberden mi yoksa gerçekten mi ibaret olduğunu fark etmek bizim ne işimize yarar? Bu şüphecilik, bugün elimizde avucumuzda bulunan yaşamsal gerçeklerin bir algı hatasından ibaret olup olmadığını gösterecektir. Gerçekleştireceğimiz bu ‘’kazı’’ bize, ortalama 75 yıllık hayatlarımızda edindiğimiz madde kökenli kavganın bir sahtelikten ibaret olup olmadığı cevabını verecektir. Kişilere, devletlere, dinlere, keşiflere yüklediğimiz sıfatların ”hakkı” sınanacaktır.
Eğer çölün ortasında kaybolmuş bir haldeyseniz ve arkanıza dönüp baktığınızda, yola çıktığınız yeri dağların arasından seçemiyor, bulunduğunuz yeri yadırgıyorsanız, ilk önce elinizde bulunan haritanın doğruluğunu sorgulamanız ve gerekirse geriye dönüp, kendi yolunuzu kendi bilgilerinizle yeniden çizmeniz gerekmektedir.
Kazananların yazdığı tarihi okuyarak büyüdüğünüzü unutmayın. Kazananların ortaya koyduğu çıkar/amaç haritaları ile yaşamaya çalıştığınızın farkına varın. Düşünsel açıdan özgür olup olmadığınızı yargılayın. Kazananların elinde tuttuğu cetvelin birimleri bilgiden mi yoksa çıkardan mi ibaret, okumaya çalışın. Siz de benim gibi, insan egosunun inşa ettiği kocaman bir çarkıfelekte küçük bir çıkar dilimi olduğunuzu fark edeceksiniz.
Kaynak:http://zorakivatandas.wordpress.com/2011/07/14/kazi-2/


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla