Onlar bizim çocuklarımızı vuruyor.
Biz onların tavşanlarını, kirpilerini, domuzlarını, kurtlarını, çakallarını...
Kinaye yapmıyorum; gerçeği söylüyorum.
İki günde PKK 11 askerimizi daha şehit etti.
Karşılığında bizim uçaklar havalanıp Kandil'i bombaladı.
Yüzlerce kilometrelik bir hat üstündeki yüksek dağlar arasında, sanıyorum ki 1 PKK'lıyı bile saf dışı edemediler.
Çünkü; siyasetçilerimiz, davul zurna çalarak operasyon işareti verdiler.
Zaten; hava akınlarına karşı yıllardır doğal korunaklar inşa etmiş olan teröristler de girdiler içeri; orada zaferlerini kutladılar.
Dışarıda, uzaklarda patlayan bombaların sesini dinleyerek.
-TC; yine kurtları kuşları öldürüyor, diye dalga geçerek...
Biliyorlar ki birkaç bomba atılacak ama Türk askeri Kandil'in yakınlarına bile gelemeyecek; kamuoyunun gözü bu bombalama ile boyanacak; PKK yine cinayetlerine devam edecek.
TEŞHİS HEP YANLIŞ YAPILDI
Peki Türkiye niye bu PKK belasını yok edemiyor?
Cevap çok basit: Hastalığa yanlış tanı korsanız; vereceğiniz ilaç işe yaramaz.
İktidarlar; PKK'yı; 1978-79'larda dış güçlerin yardımıyla kurulmuş bir taşeron örgüt gibi gördüler. Yani siyasetçilerimize ve bunlara akıl veren tarih bilincinden/ bilgisinden yoksun akademisyenlere göre PKK; yapay bir örgüt idi.
Bu; çok yanlış bir tanı idi.
Çünkü; PKK; gerisinde 100 yıllık bir geçmiş bulunan bölücü-Kürtçü bir hareket idi.
Bu hareketin tek hedefi vardı: Kürdistan'ı kurmak.
Bu hedef; Osmanlı Devleti'nin 1920'de imzaladığı Sevr Antlaşması'nda yer alıyordu.
Batılı emperyalist devletler Türkiye'yi parçalara ayırmak için bir de Kürdistan isimli devlet kurdurmak peşindeydiler.
O zamanlarda Kurtuluş Savaşı'nı yürüten Mustafa Kemal Paşa da bu durumun farkındaydı. 1920 yılının son baharında Kürtçüler Sivas'ın Koç Kırı bölgesinde Kürdistan'ı kurmak için ayaklanma başlatmışlardı bile.
Mustafa Kemal; 3 Temmuz 1920'de, TBMM gizli toplantısında yaptığı konuşmada söylediği gibi; Kürtleri ulusal sınırların içindeki parçalardan birisi olarak kabul ediyordu. Aynı Kemal Atatürk; 15 Ocak 1923'te Eskişehir'de gazetecilere yaptığı açıklamada tehlikenin büyüklüğünü de gözler önüne seriyordu: "... Kürtlük adına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye'yi mahvetmek gerekir."
ÇARE KALKINMADA
Mustafa Kemal ve arkadaşları sık sık Kürtçü isyanlarla karşı karşıya kaldılar. Bu belanın çözümü için raporlar hazırlatan cumhuriyet hükümetleri; bölgedeki ekonomik yapının değiştirilmesini şart gördüler. Atatürk, bir doğu gezisinde düşüncelerini yanında bulunan Sabiha Gökçen'e şöyle ifade eder:
"İnsan ömrü yapılacak işlerin azameti karşısında çok cüce kalıyor Gökçen. Geçtiğimiz yerlerde fabrikaları görmek istiyorum, ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektrikle donanmış köyler, küçük fakat canlı tertemiz sağlıklı insanların yaşayabileceği evler. (...) İstanbul'da ne medeniyet varsa, Ankara'ya da ne mede-niyet getirmeye çalışıyorsak, İzmir'i nasıl mamur kılıyorsak yurdumuzun her tarafını aynı medeniyete kavuşturalım istiyorum."
Bölgedeki ağa, reis, şeyh, molla gibi derebeylerinin egemenliğini yıkmaya çalışan CHP politikasına başta Adnan Menderes ile Gün Sazak olmak üzere o zamanlar CHP'de yer alan toprak ağaları karşı çıktılar. Adnan Menderes ve bazı ağalar; toprak reformunu engellemek için CHP'den ayrılarak Demokrat Parti'yi kurdular ve kısa süre sonra da iktidara geldiler. Artık Doğu; kara talihine bırakılmıştı.
SON KÜRTÇÜ ÖRGÜT PKK
Partiya Karkeren Kürdistane (Kürdistan İşçi Partisi: PKK) adlı örgüt; Abdullah Öcalan'ın liderliğinde Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde, 28 Kasım 1978'de yapılan bir toplantıda kuruldu. Hedef; Kürdistan devletini silahlı mücadele yoluyla kurmaktı. Bölgede dağıtılan el ilanlarında şunlar söyleniyordu:
"Bağımsız, birleşik, demokratik Kürdistan'a doğru!
Emperyalizm ve sömürgeciliğe son!
Yaşasın bağımsızlık ve proleterya enternasyonalizmi!
Yaşasın PKK!"
En başındaki bildirilerde de görüleceği üzere; PKK'nın amacı Kürdistan idi. PKK, bu çizgiyi Kürt solcularına kabul ettirebilmek için onlara karşı yoğun bir şiddet uyguladı. Kawa, Komkar. Özgürlük Yolu, DDKD, özellikle de KUK, PKK'nın hedefi oldu.
Abdullah Öcalan'a Türkiye'de askeri darbe olabileceği haberi iletilince o; 7 Temmuz 1979'da Suriye'ye kaçtı, ardından Lübnan'a giderek Suriye
denetimindeki Bekaa Vadisi'ne yerleşti. Orada yetiştirilen militanlar; 15 Ağustos 1984 gecesi Eruh ve Şemdinli ilçelerini bastı.
Bu konunun tarihsel derinliğini ve Kürtçü-Kürdistancı hareketin ideolojisini öğrenmek isteyenlere; DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RIZA GERÇEĞİ isimli çalışmamı (Kripto Yayınları) tavsiye ediyorum.
ÖCALAN'I AKLAMAYIN
Abdullah Öcalan iki ileri bir geri taktiğiyle; 10 senedir hükümetleri kandırmıştır. Öyle ki daha önceki PKK eylemlerini; bu iktidarın yandaşları; "Derin PKK" veya "Ergenekon Terör Örgütü" işi gibi göstermeye bile kalkıştılar.
Hatta Başbakan Erdoğan; 27.7. 2011 tarihinde Azerbaycan dönüşü, uçakta gazetecilere açıklama yaparken; terör olayları ile ilgili olarak şöyle demişti: "Artık kötü niyet karşısında iyi niyet bulmayacaktır. Çok daha farklı stratejiler uygulanacaktır. Bedeli ne olursa olsun bu konuda farklı bir sürecin içine giriyoruz. Bazı şeyler Öcalan'ı da aşmış vaziyette. Herşey onun da kontrolünde değil. Çatlak iddiaları, söylemi boş değil."
Görüyorsunuz; Başbakan Erdoğan, Abdullah Öcalan'ı aşan işler olduğunu iddia ederek onu bir tür suçsuz gibi gösteriyor.
Halbuki; Öcalan; terörün tek elebaşısıdır, tek seçicidir. Kimse onudan habersiz parmağını bile kıpırdatamaz. Bütün bu terör olaylarının olur emrini de
bulunduğu adaya gelen avukatları aracılığı ile iletmiştir.
Kandil'daki militanların elebaşısı Murat Karayılan, Öcalan'ın yanında bir hiçtir. Ne yazık ki hükümet ve yandaş basın; bu terör olaylarını Kandil'in işi gibi göstererek İmralı'daki Öcalan'ı saklamaktadırlar.
POLİTİKA İFLAS ETTİ
AKP hükümetleri; en başından beri PKK sorununu "Kürt sorunu" gibi göstererek; onları mazlum ve haklı konumuna getiren politika izledi.
Sayın Erdoğan; karşı tarafın isteklerini demokrasi, insan hakları, kültürel talepler gibi zannetti. AB'ye giriş adına;
Güneydoğu; PKK'nın istediği gibi yeniden örgütlendiği bir boş alan haline sokuldu. Kürt açılımı, Habur gösterileri ile terör örgütüne moral üstünlük sağlandı. Lakin; Hükümet ne verdi ise onlar hep bir fazlasını istediler. Çünkü; en son hedef Kürdistan idi. İşte Başbakan Erdoğan bu yakıcı gerçeği görmek istemiyordu.
Kaçınılmaz olarak; PKK'ya karşı izlenen pasif ve tavize dayalı politika
çöktü. Hükümet; terörle mücadelede şimdi açık açık yeni bir politikadan söz ediyor.
Çözüm kesinlikle yeni bir politikadır: Güvenlik önlemini ihmal
etmeyen ve bölgenin sosyoekonomik yapısını kökten değiştirecek bir politika.
Acil beklentim şudur: Bu iktidar; TSK'nın komuta kademesine karşı
yürüttüğü çökertme operasyonunun
yarısı kadarını PKK'yı çökertmek için yürütse; örgütün kolu kanadı
kırılacaktır.
http://www.tumkoseyazilari.com/yazar...ik-oluyor.html


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla