• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ve Bitti Sözlerim.. ZuLM ÇaĞı adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-07-2011
    Mesajlar
    902
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    1

    Adnan Özer Şiirleri

    DIŞARDA TAŞLAR

    zamanın ve güneşin beslediği miskin bıldırcınlar,
    erimiş kanatlar ve ayaklar,
    rüzgarın uzun takvimi,
    yitmiş kayıt çizgileri
    en uzun ömürlü ağaçlarda.

    Gel bana,
    ömrüm kısa,
    gün boyu toprağın sıcak mıknatısıyla
    kurumuş, bedensiz bir gömlek gibi.
    Sar göğsümü, sıvan sırtıma,
    sen kaynamış sütün ince kabuğu,
    inandır beni kendine
    hem ağzından çıktı bir kere
    'seviyorum' sözü
    boşlukta başı dönen küçük bir nar fidanı gibi.


    DÜZ YANILSAMA


    Biliyor musun hangi düşte olduğumu? Hangi yıldızdan çekmeli
    yerimi saptayacak ışık çizgisini?
    Yeryüzünü karıştıranım ben; yeri bulunmaz artık
    andığım eşyanın.
    Yazdığım deniz nerde? Hangi bellekte köpürür böylesine?
    Bir top kar olduğum dağlarda soluk gibi alıp verdiğim çığlık
    içimi kürüyor, anıların karı geçiyor dışavurabildiğim
    dağ silsilesinden

    Yıllar sonra... sade yalnızlığım ben; hem gece hem müzik
    insandaki zamanı şarkılayan. Sen öbür kulbu çınıltılı ağzıyla
    suları ıslıklayan yalnızlık testisinin; hayatın (belki de benim
    hayatımın) öbür ucu. Yuvarları dur yüksek çocukluğunun
    sekssiz küresiyle
    Seni kıracak sözleri kovmak için belki de bu cin kovma duası,
    müslümanların Allahülayisi bu karaladıklarım.
    Üstünler ve öterelerin
    uyumunda rahatlar saçlarında sıçrayan sarışın maymunların
    mistik uykusu. Sevgilim, yalnızlığımın bitip tükenmez çeyreğinde
    en büyük zinam, ruhuma meraklı bir ruh, yüksekten
    düşme korkusu,
    gittikçe hızlanan hız, gözalabildiğince kız... Dinle bak,
    kavuşuyor bir fırtına içinde iki kışkırtılmış ateş.

    Siste kül olup dökülen bu sonsuzluk tutkusu kimlerin?



    GİZLEDİKÇE AŞK


    Kışın soğuk balıktan günlerini sayıyorum ağımda.
    O yaza hiç dönülmeyecek!
    O başlatılmamış, o varsayılan ortasında yaşanmış sevda
    yakılmamış bir mum gibi aklımda.
    Kesik ağzıyla suları eğrilten
    boğaza karşı durup da
    oraların kuşu yalıçapkınını hecelemiştik
    beyaz bir yelkenli gecesiyle sulara.

    Kışın vurgusu açık, bağımsız bir ses,
    esiyor bize değmeden, bizden almadan
    hiç uğramadığımız bir yerlerden doğruca.
    Uçuyor cinsiyetin kindar ağzıyla.
    İbret olsun diye savuruyor
    uzaklara bir meddücezir haritasını.
    Ne uzanma, ne geri çekiliş;
    biz varsayılanın ortasında
    iki içine işleyen zaman,
    iki uyurgezer nokta.

    Şimdi sen bile bu şiir için
    çeperleri kapanmış, kendi başına bir ses,
    kışın soğuk balıklardan takviminde
    sadece kendine dökülen bir yapraksın.

    Yalıçapkını yeni bir sözcüğe uçuyordur şimdi
    bilmediğimiz bir lugatta.


    KAFİLELER


    Ne arıyorum çarşıda
    tezgâhlardan düştü ellerim
    ne alıp ne satmaya
    uzun sokaklar düşlemek benim işim
    yaza bakan, kireç boyalı
    koştursun güneşin limondan atları
    alkışlanarak
    çırakların çürük lastik kokan nefesleriyle

    kimin aslıyım ben
    ne yüz oldum ne ayna
    azdı gençliğim
    aya doğru tutulan çarşaflar arasında
    anladım hep aynı kadındır sokaklar
    yokuşlar gevşemeyen orospular
    ne pamuk ne de zambakla

    tarih olsun diye geldim buralara
    son kez Ferat'ta yıkadım saçlarımı
    billûr çıkardım eskiden
    daha sığ bir deniz için
    koridorlara girdim sonra
    büstlerin ezdiği zamanı kullandım

    boşuna,
    telâşlanmaz artık şehirli
    yaka yırtıp ünlesem
    göstersem
    varoşlara sürtünerek geçen kafileleri

    kafileler kafileler
    barbar Atilla'nın taylarıyla çekilen
    şehirler kuruldukça
    uğraklar yitiren kafileler
    geçerler yine de
    varoşlara sürtünerek geçerler
    'yeryüzü hep delikanlı' diye haykıran
    yiğitlerle dolu kafileler


    KIRLARA VEDA

    Gözyaşlarının gücü vardı eskiden
    ırmak yüklü adamlardır, tuz katarlarının ardınca giden
    gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden
    açılırdı hayal, tuzun sudan bukağısı çözulurken

    Utanır arınırdık şehirde fazla kalmak suçundan,
    akıl danışırdık yağmura, nasıl döneriz
    evlerimize doğru yollarından,
    nasıl fener yapıp kemiklerimizden, tütsüleriz
    gecenin mor arılarını çıkınca kovanından.

    Çoraksa gece, saçlarda yıldız, gözlerde yine yağmur,
    sarı bir zaman dilimi gibi fenerler
    (mum yanar, yağ dolanır, mumyalar toprağı çamur)
    kandaki yaralar gibi gülün ağrıttığı dikenler,
    ardımızdaki yoksul ve yerli bir söylenti...

    Böyle yürürdük ateşli ekinler gibi menzilsiz,
    Yoktu buğdaya un olmaktan ötesi
    bulgur çeken kadınlardan doğduk ya biz;
    güneşi taşta sırmalayan o kırıntı bilgeleri,
    aya bakan sundurmalarda çatlak topkulu annelerimiz,
    sıcak bağımsız, güleç mısırımız, dindar soğan tilmizleri;
    topuklar, ah o topuklar ve kerpici terkedişimiz.

    Kızıl toprak ve iri saman, yani Allah'ın harcı
    gözyaşlarının gücüyle eskiden
    serin eviçlerine sarı bir mahremlik sunardı,
    yağmur bir dua gibi geçerdi pencerelerden,
    yetim insan toprağın vicdanıyla doyardı.
    Demem o ki, gözyaşlarının gücü vardı eskiden.


    KİNE EZ?


    Bir devir aşk diye beni doğurdu
    Aldı bedenimi Mağrip sıtmalarından
    Nil diplerinden söktü ruhumu

    Sisli denizlere açıldım bir zaman;
    ne altın ne meyve,
    yad olsun keşfettiğim kıyılar
    Zamanın hayatla içlendiği çöllerde
    bir çadırım olsun yeter
    Ne göreceğim aynalarda
    çağ bütünüyle yanılsama
    İşkenceye alınıyor eşkalim:
    Şehre yeni bir şamata
    Gün gelmiş süslü satraplar ünlenmiş
    kaç defa ay doladıysa göğsümü
    kaç defa bulut püskürdüyse ağzım;
    hileli bir rakam düşürdüler sorguçlarından
    kadınlar, müziği halka sayan

    Ey halk! Ey halk! diye çağırdığım
    zaman haritasında körfezler gibi çekilen
    hayale dalan rüzgârın önüne
    sergiler ve dut yaygıları açan
    insanlık eğrileri, ketenpere çömezleri

    Yandım daha çağlasında bademin
    Bahçeler gözüme yeni bir şöhret
    özürün bir köşesinden öbürüne
    kenar otu oldum, bir fiy û care
    ben oldum, ben oldum
    ben oldum da ne buldum Temmuz'un kınnabında
    giderek lâl kafiye
    göllere vehmedilen gül dolaklı şadırvanda
    ama yine "gülün ölüm çağında".



    MAKEDON GÜZELİNİ ARAYAN ÇİNGENE


    Anız yangınları sıçramıştı
    Yaban güllerine

    Başakçılara sordum
    Sordum sordum sordum durdum

    Tirşe gözyaşları düşüyordu
    Cam göbeği göğsüme

    Göçen avcılara sordum
    Sordum sordum sordum durdum

    Keten tarlasından geçtim
    Soluk soluğa

    Ahlatçılara sordum
    Sordum sordum sordum durdum

    Sazlı çatakta dolandım
    Yeşil yareler içinde

    Taraşçılara sordum
    Sordum sordum sordum durdum

    Yâr seni sordum
    Onbaşılar kollarımı bağlıyordu

    Uzakta taliga yollarında
    Tekirdağın hanları yanıyordu

    Hasanağa deresi Ergeneden
    Karanfil sapları yolluyordu

    Bohçacılara sordum
    Yemen illerinden ipeklilere
    Şam boncuklarına

    Yâr seni sordum
    Sordum sordum sordum durdum


    MARMARADA AKŞAM

    Çıkar gelir alacakaranlık
    yeni sürülmüş tarlalardan
    her adımda biraz daha yiten topukları
    ve taflan külüne kokan elleriyle
    çıkar gelir
    her solukta bir dermansız hastalığın
    iç kanamalarını çekerek sinesine

    dalgalarda çözer
    saçlarını alizeler
    fosfor su yüzüne vurur
    bir çağanoz çıkmak ister
    göğsünün sarmal dehlizlerinden

    ağır ağır yürür gece
    taşlarında otlar bitmiş
    Aspendos'un sahnesine
    ve eski, alışkın bir oyuncu gibi
    okur ceneviz gününden kalma tiradını

    ak benekli gömleğini aranır
    soğuk kıkırdaklarıyla ürpererek
    kum engereği

    çıkar gelir kutup yıldızı
    ışıltılı bir pelerin gibi savurarak
    samanyolunu
    bağdaş kurup oturur
    gök tapınağının mimberine

    deniz / ah! o uçsuz bucaksız göğsünde
    yeşil hareler oynaşan / deniz
    gece dev bir çoban gibi
    kara kepeneğiyle abanınca üstüne
    çırpınıp bırakır kendini
    vahşi bir aşkın öpüşlerine


    [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR="#4B0082"]Odamı hemen hemen dolduran geniş yatakta, kollarımı iki yana doğru biraz daha açtım ve sustum! Konuşkan bir suskunluktu benimkisi, anlaşılabilse kim bilir ne kadar da çok şey anlatırdı...[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B]

  2. #2
    Ve Bitti Sözlerim.. ZuLM ÇaĞı adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-07-2011
    Mesajlar
    902
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    1
    MEDRESE İSYAN (1)


    Düşlerimi "şerre" yoruyor bir deli kadın
    korkuluğumu kaçırttı kargalar
    dönecek bir evim yok
    uzaklara atıyorum şapkamı

    yüreğimi "hayra" yoruyor bir deli kadın
    besmele kokuyor şiirim
    duadır onlar sakalsız gençler için
    -kim öpecek onları?
    selâdır onlar kusurlu kızlar için
    -kim sevecek onları?



    MEDRESE İSYAN ( 2 )

    "Kâinat" bölündüğünde ordaydım
    bir soluk yaprak düştü payıma
    arşa çıktım boynumun kuru dalından
    deniz zambakları ektim gök bir yana

    silin beni bu yaşamdan
    silin silebilirseniz

    beni katran, eski hint boyası
    budak reçinesi
    şair ve alçak

    'Beşer' bölündüğünde ordaydım
    hasta çocuklar düştü payıma
    göğsümden indim öksüz düğünlerine
    erikler kuruttum göbeğimin karışında
    kılın beni bir rekâtta
    kılın kılabilirseniz

    ben şeytan ortağı
    hasırcı bıçağı
    şair ve alçak


    MERMER ADASINA VEDA


    Ayrılsam mı kavuşsam mı şaşırdım bu iskelede.
    Kararsızlığın ortasında ihbar ediyorum belleğimi.
    Tekrar ediyorum insanlığımı habire. Bir anda binip gemilere
    uzak denizlerdeki mezarıma gidiyorum. Bir anda
    vuruyorum rıhtıma
    (Beyazlar giyindim; ipeğin ardında kırmızı patlamış
    bir güneş akıyor etlerimden) .
    Kışın anıları ve bu denizin dalgaları saklı saçlarımın uzayışında.
    Söyle bana, yaşatmaya yazgılı mısın bu adayı;
    beslemeye beyaz evleri
    ve bir beton yengece benzeyen rıhtımı... yitirilişlerinle...
    Ah, yitiriyorsun beni. Tutamıyorum mermerin güvenliğinde.
    Yitiriyorum seni. Kalbim bir ada olmaz mıydı sana?

    Gecikmiş zaman akşamı telaşla kaldırıyor sulardan.
    Hızlı yunuslardan son bir tören.
    Atıyorum kendimi gecenin kaplanına.
    Parçalanışıma duyuyorum, bir türlü evcilleştiremediğim sevdam
    seriyor etlerimi kayalar üstüne...

    Ben bu kıyıda uyuyan kaplanım, üzdük sizi; artık
    elveda!


    PAYLAŞILAN UYUM


    Ne zaman onur duysam yaza verdiğim ömürcükten
    ve yalnızlığımı duyarlı bir duvarla paylaşmaktan;
    ısınmış kuşlar getirir kibrit kutusu odalara
    yalnız gelişinin izleri olan bir kadının ayakları,
    kilimlere, çıplak betona dişi nakışlar,
    güneşten artırılmış menevişler... atar.

    Bilir gökyüzüne bakmaktan
    ve evrenin yaratılış sırlarından korktuğumu.
    Oturup diker yırtığımı, söküğümü
    kadınlığının topraksı edalarıyla.
    Bense erkekliğimin folkloruyla çalkarım
    ona sunacağım dizeleri kafamda.


    RÜZGAR DURDURMA TAKVİMİ

    İnsan bir okyanus koymalı bazen arasına ayak izlerinin, sığınsa da kalbine gezerek ısıttığı karalar zalim kahramanı olmalı bütün terk edişlerin.

    Çok görülmüştür kartalın kıyıdan döndüğü kaplanın yırtıcı merakıyla denizden yüzgeri ettiği, ama bir kere olsun erkek dediğin bırakıp ardında ata mezarlarını uzak volkanların kaynayıp söndüğü adalara gitmeli, adını söylesin diye bir taşın içinden evini yakan ateş.

    Bilmeli dünya sevdalısı, kandadır ateş gemisi, kadının uykusundan biçilen yelken bezi yüzdürür meçhule gidenin kalbini.

    Ah bir dedikodudur hayat sıkıntı verip huzuru vaadeden: Tek armağan uğurlanış sözleri.



    SENİ SEVİYORUM...


    Seni seviyorum
    çağladıkça coşan su
    estikçe dellenen rüzgar
    ekildikçe anaçlaşan toprak
    öğütler bunu bana

    seni severken
    türküden türküye geçer ırmak
    toprak yaz yağmurlarıyla oynaşır
    öğle tozlarıyla dolanır rüzgar ufku
    adınla uyarırlar beni

    seni seviyorum
    bağda çillenen salkım
    dalda allanan meyva
    öttükçe kendini tüketen kabakçı kuşu
    öğütler bunu bana

    seni severken
    yaz güneşi şehvete boğar bahçeyi
    kükürt adetleriyle solar bağ yaprakları
    ballı incirde yaşar -bin bir cilveli- aşklarını
    turunç gerdanlı kuşlar
    haberler getirir sağdıçlarım
    gül kurusu mektuplar

    seni seviyorum
    hayra yorulan düşler
    ceviz sandıkta bekarlığının gül suları
    taş yastıklarda zümrütüanka kuşları
    öğütler bunu bana

    ŞAİRİN EMEKLERİ


    I

    gece teninin en koyu tonuna ulaştığında
    çöküyorum bir gölge masanın başına
    gizlerini demek istiyorum gönlümün
    kimseyi şaşırtmasa da
    çalakalem mıncıklamak istiyorum orasın burasın
    önümdeki dişi kâğıdın
    ellerimin zekâsıyla başlıyorum
    bir şeyler karalamaya

    II

    gece kara çarşafının altında
    sevişiyor sinsi âşığıyla
    - eziliyor atmosferin çimenleri -
    çekip gidiyor o tanrısal hovarda
    iliği boşalınca
    ve yıldızlar, gökkurusu dadılar
    dikiyorlar gecenin bekâretini
    ışıktan iğnelerle


    YENİ SEVDALININ SABAHI

    seher vakti
    siliniyor yeryüzünün sürmesi gözünden
    kırılıyor gökyüzünün camları
    iğneler, ısırıklarla dolu
    denizin yorgun kolları
    şafak

    gerdek sabahının pembe gelini
    açıyor perdelerini
    yellerin çiğden kanatları
    ırgalıyor gülleri, zambakları

    uyanıyor delikanlı
    düşünü bitiremeden
    - aşığım
    diyor
    - yanığım
    savurup göğsünün sapını samanını

    YOL ŞARKILARI


    Geçiyor Balkan günlerim
    bir elmanın nazik soyuluşunda.
    Kalp de yaradır, diyor ayazda türküm
    kanıyor her yola koyuluşumda.
    Ölümün dişlediği bir meyveymiş geçmiş özlemi
    çocukluğun çürüyüp yapışması deriye.
    Ah, o kar fısıltılı bahçeler
    dedemi, amcamı, hele de babamı
    çağırırlar mı geriye...

    Trakya, nasıl ayrıldım senden
    sıvalı kerpiç bacalardan duman tüterken.
    Nasıl da camlarda kaldı süzgün gözlerin, akraba hayat.
    Dur durak yok, bir daha siliyor evimi her seyahat.
    Evsizin evini özlerim şimdi, eşikte gölgesiyle.
    Ah o inatçı, gürlek meşeler
    kökümü, omcamı, hele de ilk sevdamı
    tutarlar mı biteviye...

    Balkan içleri, bodur, kavi meşeler;
    kuru bir öksürük içimde keder.
    Bir karaduygundum ya, vereme kardım sonunda.
    Canımın içini özlerim şimdi, üşüyen nefesiyle;
    İstanbul dönmesem sana
    dönmesem çirkin ekmek kavgasına
    annemi aldın, süründürüp hastane kapılarında
    bir karım vardı, dağ arpası saçlı, onu da aldın.
    Dökülür şimdi ıslığım, ayazın ırmağına.
    Ah, Trakya, kumru cumalar, üveyik cumartesiler ülkesi
    cesedim dönecek elbet sana, göçmenliğe hatıra...



 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Zerrin Özer hastaneye kaldırıldı!
    HABERLER ve GÜNDEM bölümünde mezarkabul39 tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 18.11.11, 22:11
  2. Halil Özer
    2005 Konuları bölümünde GOL11 tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 11.12.05, 10:38

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •