MOLLA, KENDİNİ KOLLA!

Molla zalimdir. Dinden anlamaz. Dinden beridir, din ondan münezzehtir…

Molla, Allah elçilerine savaş açmış zihindir. Kalem ticaretinden ve din eğlencesinden nemalanır. İşi gücü palavradır. Mahallenin yaygaracı kadınlarına benzer!

Her mahallenin ‘’yaygaracı kadınları’’ vardır. İşleri güçleri koğuculuk ve gıybet olan bu kadınlar, şer ve nifaktan beslenir.

- Huu komşu, sekinenin gocası ‘’payvonda basılmış.’’

Gibi bir cümle işittiğinizde, o mahalleden uzak durun. Çünkü, bu ‘’insan taklidi yapan mahlukların” pis işlerine müsaade eden bir mahallede, ancak zulüm ve nifak baş gösterebilir…

Türkiye’de de çok sayıda mahalle var. Sokaklarla çevrilmiş adaları kastetmiyorum. Türkiye’de; fikri mahalleler var. Ve her mahallenin ‘’yaygaracı kadınları’’ var…

Ellerinde tef, gıybet ve koğuculuk mesleğini icra, insanlık onurunu ılga adına hertürlü pisliği yapan bu mahluklar, kimi mahallelerde; köyün delisi, kimi mahallelerde ise; mahallenin muteberi ilan edilir.

İşte o mahallenin eşiğinden geçenlerin vay haline. Çünkü cahil ve gafilin taşı ile can vermek; büyük bir hüznün sebebidir…

Bu günlerde, benim doğrudan ismimi vererek çeşitli yazılar yayınlanıyor. Çeşitli makalelerde; yaygaracılığın, ramazan meddahlığının, boş adamlığın ayyuka çıktığı cümleler ile; kalem ticaretinin, mürekkep yüklü merkebliğin en ileri hezeyanları sergileniyor…

Sözün ağırlığını kaldıramayan ‘’yaygaracı kadınlar’’, sürekli spekülasyon üretiyor. Velev ki mesleklerinin gereğini yerine getirerek; delilsiz, belgesiz, kaynaksız, cürretsiz ve mesnetsiz bir eda ile; işkembe’i kübradan sallıyorlar…

Ne ala memleket, mahalle hazır ve nazır! Mahalleli nasılsa delil, belge, mesnet, cürret beklemiyor. Ne versen yutar, ne atsan tutar…

Ben, Geleneksel Şirk Dininin putlarına balta salladıkça, o dinin mollasının uykusu kaçıyor. Ve uykusuzluktan olsa gerek, ne dediğini bilmez tavırlarla, eli titreyerek sarılıyor kaleme…

Ne yapsak ? Ne etsek acep..

- Teyemmümlü Komünist!

- Ergenekoncu…vs.

Kitaplarımı sular seller gibi yutarak okuyan bu zerzevat takımı, tek kelime itiraz edemiyor. Tek kelime eleştiri yazamıyor. Tek kelime ‘’hata gösteremiyor.’’

Evet! Gösteremezler arkadaşlar…

Çünkü bugün onların yalanlarının üzerine benzin döküp yaktık elhamdülillah..!

Peki bunlar ne yapıyor ?

Sanki, televizyonlarına, gazetelerine davet etmiş gibi, çıktığımız kanallardan, yazdığımız yerlerden dem vurarak bizi etiketleme, bir yere ait kılma, bir noktaya sabitleme gibi bir iş üretmeye çalışıyorlar!

Nafile!..

Efendim, benim dünya görüşüm ‘’tevhid’i vücut’’ olarak özetlenebilir. Eğer bir ‘’izm’’ ile ifade edilecekse, bunun adı ‘’insanizm’’ olur.

Benim Kuran’dan öğrendiğim, ve hayatta gözlemlediğim yegane hakikat; eşitliktir…

Badem bıyığının arkasından pis pis sırıtan ve işveli bakışlarla ‘’özgürlük’’ diye kelama başlayıp, Soros’un imametinde namaza duran güruhun idrak edemeyeceği enginlikte bir eşitlik…

Hiçkimsenin hiçkimseye üstün olmadığı, hiçbir ırkın bir ötekine üstünlük taslamadığı, insanı; bir kuş misali diyarlara sevkolunmaktan alıkoyan sınırların olmadığı, siyahın ve beyazın, arslan ile ceylanın aynı kucakta kardeşlik türküsüne gark olduğu bir eşitlik…

Bu hususta yazdığım teorik yazılardan ikisine dikkat çekeceğim…

Yaygaracı kadınlarınidrak sınırlarını aşan bu çalışmalarda ki analizler; benim dünya görüşümden yapılmış okumalardır…

1. Brütüs sendromu (1) : http://www.halknet.com/haber/313-brutus-sendromu

2. Brütüs sendromu (2) : http://www.halknet.com/haber/315-brutus-sendromu-2

Tevhid’i, kafaya takke takıp zikirmatikler eşliğinde huşuya gark olmak sananzihin, neye ve kime hizmet ettiğini bilmez bir halde; ortaçağdan kalma aforoz ayinlerine devam ediyor.

İşlerine gelmeyeni aforoz eden bu mollalar, Kuran diyor…

Ama Kuran’ı mızrak ucuna takarak, Ali karşısına konuşlanmak dışında bir iş bilmeyen bu cenah, dinin bir afyon ya da silah haline dönüşmesi için yüksek bir gayret ve çaba sarf etmektedir.

Bundan dolayıdır ki, onların pisliğini pazara döken herkes; kafir ve mürted(dinden çıkmış) ilan edilir…

Ve bu cenah, ithamlarında ki acziyeti göremez bir kitle üretmek için yoğun çaba sarf etmektedirler…

Örneğin, beni ‘’ergenekoncu, toplum mühendisi..vs.’’ diye itham eden bu zerzevat ve kelle yığını; kelimelerime, cümlelerime tek kelime ‘’ilmi bir eleştiri’’ ya da ‘’bilimsel bir itiraz’’ yapamamanın ezikliğinden, ya da meslek haline getirdikleri dinin ‘’gerçekler ışığında aydınlanışından’’ mı korkmaktadır ?

Evet!

Tüsiad gibi kökü nereye bağlı olduğu bilinen bir teşkilatın karşısında, Müslümanın ancak ‘’müsiad’’ gibi bir duruş ile karşı koyacağı iddiasından beslenen bir kafa, ne kadar sağlıklı olabilir ?

Allah elçisine atfettiği teraneler ile kesesini dolduran, eşitlikten bahseden herkesi; Allah’sız komünistlik ile itham eden, emperyalizme karşı olmayı; ergenekonculuk olarak tanımlayan bir beyin ne kadar sağlıklı olabilir ?

Ruh ve sinir sağlığı bozulmuş olan bu zerzevat takımı; din mesleği elinden gitti diye ağıtlar ve kasideler okumaktadır…

Ancak nafile! Meslek gitti! Oyun bozuldu! Planlar suya düştü!

Fetullah hocaefendisinin ABD ile ilişkisi olmadığını söyleyen bu enteresan adam, kalkmış beni itham ediyor…

Ben bir Cumhuriyetçiyim. Bunu bir kazanım olarak görüyorum! Ama darbeciliğe, şahıs putlaştırılmasına, Kemalizm adı altında Cumhuriyet burjuvazisi/elitleri yaratılmasına karşıyım! İtiraz ediyorum! Mehmet Akif’in ve İstiklal Marşı’nın Cumhuriyetini istiyorum. Benim Cumhuriyet’ten anladığım, molla sömürüsüne karşı direniş ve kimsesizlerin kimsesi olma durumudur. Darbe, cunta, ergenekonvari yapılanmalara karşıyım!

Kapitalizme, liboşlara, kenzcilere itiraz ediyorum!

Bütün televizyon kanallarını ve yayın organlarını, ‘’devrimci islam ve tevhid’’ düşüncesini halka ulaştırma zemini olarak görüyorum. Herhangi bir kanala çıktığımda ve ya bir yerde yazı yazdığımda, oranın politik görüşünü benimsediğim manasına gelmez.

Ben bağımsız bir yazarım. Elitleşmenin bütün türevlerine karşıyım! Servet ve iktidar sahibi babam olsa, ona da itiraz ederim. Ki etmişimdir!

Benim laikliğe bakışım ve laikliği benimseyişimi, laikliği; dine ve dindara küfür sanan zihnin yanına konumlandırma cehaleti, gaflettir.

Ki bizim laiklik düşüncemizin kökleri, ‘’laruhbanilik’’ hakikatine dayanır. Ve laikliği açıktan hedef alanların endişesi, ruhsalcılık, ya da ruhbancılık mesleğinin elden gitme korkusundan başka bir şey değildir.

Laikliği yorumlama problemi olanlara karşıt konumlanma yerine kavrama doğrudan karşıt olma rahatsızlığı, şizofrenik bir tutarsızlıktır. Bu tutarsızlık elinde kalem tutuyorsa; büyük bir ictihad sorunu baş gösterir. Ki bugünün bunalımı; bu zihnin hakim sınıfın dallamalığına soyunmasından başka bir şey değildir!

Somali’ye yardım kampanyası düzenleyip, Somali’yi aç bırakan düzeni (emperyalizmi) kollayan mollalar, yılan gözyaşları dökerek ihtiraslarını dinleştiriyor.

Birileri kalkıp, takke ve zikirmatik dinciliğinin suratına, kapitalizm ve emperyalizm karşıtı bir dinden bahsettiğinde; bu mollaların eli ayağına dolaşıyor.

Sırtını, huri gılman dinciliğine dayayan yanaşma kalemşörler; ağababalarının ihalelerinden nasiplenmek için, liberal teranelere gark olmuş durumda.

AKP savunuculuğunu, Mekke’yi müdafa sanmış bir zihnin bize attığı çamur, bizim için ancak ‘’şeref madalyasıdır.’’

Bu ülkede, burjuvazinin nurjuvaziye dönüşümü; bir hakikattir.

Bir, her ikisini de karşımıza almak sureti ile; mücadelemize devam edeceğiz…

Ve Molla!

Kendini kolla…

(Not: Hakkımda çıkacak ''şucu, bucu'' gibi ithamlara, artık yanıt vermeyeceğim. Neci olduğumu merak edenler, yazılarımı ve kitaplarımı okuyarak bunu görecektirler...)

Eren Erdem

HALKnet.com