Büyük şehir gerinmeye başladı, sabah oluyor..İşte ilk ışık girdi penceremden, duvarlar kirli beyazlıklarına dönüyor yavaş yavaş... Bir çiçek saksısında yaşadığını anladı; yeşil yeşil uyandı uykusundan. Uzaklarda bir kuş öttü, motorlar çalıştı, satıcılar sokağa fırladı, bir dumandır yükseldi fabrika bacalarından.
Büyük şehir, yeni bir günün sabahında her zamanki gibi biraz hüzünlü, kararsız ve biraz dalgın...
Saat, hiç değişmeyen ayak sesleriyle bilinmeyen bir zamana doğru koşuyor...
Uyandım diyemeyeceğim. Çünkü uyumamıştım. Karmakarışık düşünceler içindeyim. Kalktım, bir çay fincanından kesiksiz yalnızlığımı yudumluyorum.
Geceyle birlikte gelen sisler dağılmaya başlıyor düşüncemden.
Yaşamak; iliklerime kadar sarıyor her yanımı.
Omuzlarıma ister istemez sürükleyeceğim bir günün ağırlığı çöküyor.
Neden ?
Neden bunlar ?
Her sabah hep bu alışageldiğimiz şeyleri yapmak niçin?
Bu yemelerin, içmelerin, bu soyunup giyinmelerin hiç sonu gelmeyecek mi?
İsyanım gitgide artıyor, hıncımı bütün insanlığın yüzüne haykırmak arzusuyla dolup taşıyorum.
Birdenbire bir yığın insan sarıyor çevremi. Hepsinin yüzlerinde derin bir hıncın izleri var.
Bunlar ; çoğu zaman adları ihtiyaç, şeref, ihtiras, vazife ve alışkanlık olan kişiler. Her yerde, her zaman karşımıza çıkan soygun çetesinin elebaşları…. Ellerinde muştalar, bıçaklar, tabancalarla bizi toplum içinde toplumun istediği gibi yaşamaya zorlayan satılmışlar.
Çaresiz teslim oluyor, giyinmeye başlıyorum. Gücüm, karşı koymamı sürekli kılamıyor. Sonra hep birlikte çıkıyoruz evden. Sokakta da yanımdan, yakınımdan ayrılmıyorlar.
Oysa; ben onları istemiyorum. Ben başımı alıp gitmek istiyorum bu büyük şehirden. Kendimi anne yalnızlığının kollarına atmak istiyorum. Kötülük nedir bilmeyen ağaçlar, yalan söylemeyen otlar çağırıyor beni. Çiçekler gel diyor. Deniz gel diyor. Fakat arkamda yine onlar, o kötü kişiler.
O satılmışlar bırakmıyor beni. Bir an ellerinden kurtulup koşmaya başlıyorum. Kesilmeye götürülürken bakıcılarının , o saygıdeğer katillerinin elinden kurtulup kaçan bir boğa gibiyim.
Kurtulmamı isteyen bir tek kişi yok geçtiğim yollarda. Herkes bana düşman şimdi… Duvarlar karşıma çıkıyor, otomobiller yolumu kesiyor,
Her tarafta tuzaklar, kementler, ipler, hendekler ve taşlar... Sonunda yoruluyorum. Yetişiyorlar. Hep birlikte yeni bir günü yaşamaya koyuluyoruz.
Kulaklarımda saatin hiç değişmeyen ayak sesleri. Çevremde o pis, o iğrenç kişiler. Hep aynı korkunç yaşama, o rezil alışkanlıklara.
Aldatmalar, boyun eğmeler, aldanmalar, geçici dostluklar, küçük zevkler ve yalanlar, yalanlar, yalanlar...
Bu iki yüzlü yaşamaya çaresiz bir gün daha katlanıyorum. Utancım bir kat daha artıyor.