Aşkın olandan ilham alan şair :
İngiliz edebiyat araştırmacısı ve şair Martin Lings, Shakespeare'in oyunlarındaki Sufi düşüncenin sembol ve yansımalarını Türkçeye "Shakes-peare'in Kutsal Sanatı" adıyla çevrilen kitabında anlatır ve onu adeta gerçeğin ardındaki hakikati arayan bir insan olarak resmeder. Müslüman olarak Ebubekir Siraceddin adını alan Lings, Shakespeare'in "aşkın olandan ilham alabilen" bir şair olduğunu söyler. Vardığı sonuçları tartışmayı uzmanlarına bırakalım, Yunus Emre ile Shakespeare arasında rastladığım benzer temalardan bir örnek vermek isterim. Yunus'un
"Sana ibret gerek ise, gel göresin bu sinleri/ Ger taş isen eriyesin, bakıp görücek bunları"
dizeleriyle başlayan uzun şiirinde mezarlıkları enfes bir şekilde resmeder. Şöyle der bir yerinde:
Bunlar bir vakt beyler idi, kapıcılar korlar idi / Gel imdi gör, bilmeyesin, bey hangidir ya kulları
Ne kapı vardır giresi, ne yemek varır yiyesi/ Ne ışık vardır göresi, dün olmuştur gündüzleri
Şimdi Hamlet'in mezarlık sahnesine bakalım. Yeni kazılmış bir mezar başında Hamlet ile Horatio şöyle konuşurlar:
HAMLET: Bir zamanlar onun da dili vardı, şarkı söylerdi. Şimdi şu herife bak; ilk katil Kabil'in kafatasıymış gibi, nasıl da fırlatıyor onu. Şimdi bir eşeğin elinde. Ama, zamanında Tanrı'yı bile aldatmaya kalkan, hilebazın biriydi belki de. Olamaz mı?
HORATİO: Olabilir lordum.
HAMLET: Bir saraylıydı belki de. "Günaydın aziz lordum, nasılsınız aziz lordum?" diyordu. Falanca beyin atını isterken, ona övgüler yağdıran filanca bey. Değil mi?
HORATİO: Evet lordum.
HAMLET: Evet ya, şimdi de nimet oldu toprak kutlarına. Çenesi düşmüş, başı da mezarcının küreğiyle, oradan oraya fırlatılıyor. Talihin çarkı muazzam bir örnek sunuyor. Ama onu fark edecek göz yok ki bizde! Bu kemikler kuka oynamak için mi beslenip büyütüldü? Düşündükçe kemiklerim sızlıyor.
I. SOYTARI: (Şarkı söyler.)
Bir kazma ve bir kürek, bir de kefen olmalı sarınacak. Özel olarak kazılmış bir de çukurun varsa, bundan uygun yer olur mu, senin gibi konuğa?
(Başka bir kafatası fırlatır.)
HAMLET: İşte bir tane daha. Belki bir avukatın kafatasıdır bu da. O kelime oyunları nerede şimdi? İnce ayrıntılar, davalar, tapu senetleri, hileler... Bu kaba herifin, pis küreğiyle kafasına, vurmasına nasıl razı oluyor da, şiddet kullanmaktan kovuşturma açmıyor? Hımm. Bu adam arsa alım satımcısıydı zamanında. Hani nerede ipotekler, sözleşmeler, cezalar, kefiller? Nerede hani hacizler? Toz toprakla dolmuş o kurnaz kafası. Bunu mu kazandı para cezalarından? Hacizlerden gelen kazancı bu mu? O çifter çifter kefilleri, neye kefillik edecekler şimdi? Eni boyu bir çift senet kadar olmayan şu yere mi? Bıraktığı mallarının tapuları bile, ancak sığar buraya. Kısmete bak, sahibine de o kadar yer düşüyor.
Büyük yazarların benzer evrensel temaları işlemesinden daha doğal ne olabilir? Şurası muhakkak ki insan hangi gözlüğü takmışsa, dünyayı öyle görüyor; görmek istediği gibi... Shakespeare'in sonelerini bir kez daha gözden geçirdiğimde, "Kendini feda et ki sürsün varlığın", "Senin yapacağın doğurmak seni, başka bir senden", "aslanın pençesini körelt/ ve oburca yedir toprağa kendi tatlı yavrusunu" gibi bazı dizeler gönlümü titretti ve taktığım gözlük bizim Yunus ile Shakespeare'i bana kardeş gösterdi.
Nuriye Akman'nın bu pazarki sayfasından alıntıladım, şimdi merak etmiyorum artık, göremediğim haber alamadığım dostlarım yine de dostlarım ve nerede olurlarsa olsunlar yine aynı vurguyu yapıyorlardır. buradan bir de selamlarımı yollayayım istedim.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla