geçenlerde bacak bacak üstüne atmış, kadın dergisi okuyordum her zamanki gibi. ama bu sefer okuduğumdan zevk almıyordum, yeni çıkan rujlar, ojeler bilmem neler eskisi kadar zevk vermiyordu..
kafam dağılsın diye kordon boyunda biraz gezinmeye karar verdim. içimde bir sıkıntı vardı, öyleki dolabımı açtığımda ne giysem diye bile düşünmedim.. kalçalarımı alabildiğince saran ve hatlarımı oldukça ortaya çıkaran beyaz pantolumu geçiriverdim üstüme. üstüne de daha sabah sürmüş olduğum kırmızı ojelerimle uyumluluk göstersin diye yer yer dantelli, ip askılı kırmızı bluzumu giydim, aman tanrım nasıl da yakışmıştı, en güzel hatlarımı nasılda ortaya çıkarmıştı(85bdn). hafiften dalgalı, daha yeni röfle yaptırmış olduğum saçlarımı da salıverdim ahenkle dans etsin diye. topuklu ayakkabılarımı da giydimmi tamamım diye düşündüm ki, aman tanrım rujumu sürmediğim aklıma geldi, neyse çok uzatmaya gerek yok, malum tahmin edeceğin gibi, kıyafetimle uyumlu olsun diye kıpkırmızı, pasparlak rujumu da sürüştürüverdim silikonsuz ama bir o kadar da dolgun dudaklarıma.
topuklu ayakkabılarım sokağı çınlatıyordu adeta. iki hafta önce 1,325 tl ye satın aldığım Nokıa marka dokunmatik telefonumdan izmir marşını açıp laik adımlarla kordon a doğru yürüyordum. nihayet varmıştım. deniz havasını derin derin içime çektim, temiz hava iyi gelmişti adeta göğsüm kabardı. kordon boyu koşmaya karar verdim, bir kaç ısınma hareketi yapmalıydım. bir kaç kez eğildim kalktım eğildim kalktım eğildim tam kalkarken ne göreyim bir kaç metre ilerideki bankta bıyıksız fakat olabildiğince sakallı, repçilerin giydiği pantolana benzer, şalvar tipi bir şey giymiş 30-35 yaşlarında yüzündeki nemrutluktan Ak partili olduğunu anladığım bir adam oturuyordu. bu ak partili yobazların İzmire girmesine niye izin verirler ki diye geçirdim içimden. inadına gittim yanına oturdum, otururken adamın sessizce "tövbe bismillah" dediğini duydum, hiç aldırış etmedim..dokunmatik ekran Nokıa marka cep telefonumda hala İzmir marşı çalmaktaydı.. ben ise kendimi marşa kaptırmış başımı bir öne bir geriye doğru sallıyordum.. derken marşın bitmesiyle yanımdaki yobaz bana şunları döyledi:
yobaz: ahlaksız bayan, neden oruspuluk yapıyorsunuz. utanmıyor musunuz, ulu önder recep tayyip erdoğan'ın harikalar diyarında böyle dolaşmaya?
ben: ne diyon yha sen, istediğim gibi giyinirim sana mı sorcam yanee, hem burası İzmir sen bana karışamazsın teaamm mı..
yobaz: bana bakın sayın açık saçık ve de kevaşe bayan, sizin ağzınızı burnunuzu kırar, kaldırımlarda sürükler, zıplar zıplar kafalar atarım!
tepem atmıştı, kendimi zor tutuyordum, sonra niye tutuyorum ki ağzıma geleni söylemeliyim diye düşündüm ve başladım -deyim yerindeyse- saydırmaya..
ben: bana bak pis yobaz, ben senin gibilerini iyi bilirim teeaam mı. senin gibiler karısını kızını bir köle gibi kullanır, akşamlarını ayaklarını yıkattırır, hiç bir söz hakkı tanımazlar, kara çarşaftan başka bir şey giydirmezler amaaa bir güzel kadın görmeyekoyun hemen geçirirsiniz aklınızdan "bu kadın benim olsun 50.000 tl borcum olsun" diye. yalan mı heee? milliyet haberlerinde "haber" okuyorum diye, elin kadınına hayran hayran bakıp iç geçirmezmisin hee? evlenmeden önce ihtiyaçlarını karşılarken aklında kimler vardı hee? komşunun karaçarşaflı kız mı? Jennifer Lopez mi? şimdi ben de karaçarşaf giyiyim de evleneceğim adam beni değil başkalarını mı hayal etsin? söyle bana yobaz...
ak partili yobaz hiçbir şey demedi, yüzünü yere eğdi, gözlerinin dolu dolu olduğunu farkettim..
ayağa kalktım, başım ve göğsüm dik bir şekilde, dokunmatik Nokıa marka cep telefonumdan serdar ortaç'taç bir şarkı açarak laik adımlarla oradan uzaklaştım...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


karşıdaki (+) birbirini çeksin die
