• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    17-09-2010
    Mesajlar
    177
    Karizma Gücü
    2

    Evrendeki Her Şey Enerjidir

    Tolga ÇELEBİ

    Bildiğiniz gibi; bize okul hayatımız boyunca öğretilen şey; "maddenin yapı taşı atomdur" cümlesiydi. Evet bu kesinlikle doğru. Fakat bilim sınır tanımıyor ve asla elindekiyle yetinmiyor.

    Madde atomlardan oluşur. Peki, atom neyden oluşuyor? Cevaplarınızı duyar gibiyim. Nötronlar, protonlar, çekirdek. Peki çekirdeğin içinde ne var? İşte bu sorunun cevabı insanları çok şaşırttı. Çekirdeğin içinde "Kuark" denen enerjiler var. Bu enerjiler ise sürekli titreşim halinde ve belirli frekanslar halinde sinyaller gönderiyor.

    Aslında madde olarak gördüğümüz katı cisimler tamamıyla enerjiden oluşuyor.

    Evet, evet biz aslında enerji denizinde yüzüyoruz....
    Evrende her şey enerjidir ve her enerji kendisine benzeyen diğer enerjileri çeker.

    Çekim yasası evrenin en temel yasalarından biridir. Evrende makro düzeyde gezegenler, yıldızlar birbirini çeker, mikro düzeyde ise bir atomun yapısında atomun çekirdeği elektronlara çok hassas bir çekim gücü uygular ve çekim gücü sayesinde atom dağılmadan var olabilir. Evrenin her biriminde çekim gücü vardır ve şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu yasa olmasaydı evren var olmazdı.

    Kuantum fizikçileri evrendeki her şey enerjiden oluştuğunu kanıtladı. Maddenin en küçük birimi enerjidir. Peki, çekim yasasının bu enerji kavramı ile ilişkisi ne? Şimdi onu açıklayalım. İnsan beyni bir gün içinde 60.000 tane düşünce üretebilmektedir. Bu düşüncelerin hepsi bir frekansa sahiptir. Yani diğer bir deyişle düşüncelerimiz somutlaşır. İstediğimiz cisim enerjiden oluşur ve bir frekans yayar; düşüncelerimiz de bir frekans yayar. Bu iki frekans mutlaka evrende birbirini çekecektir.

    Çekim yasası; “benzer, benzeri çeker” şeklindeki sloganı her şeyi özetliyor. İnsan dev bir mıknatıs gibidir. Düşüncelerimiz ile evrene sürekli mesaj gönderiyoruz. Bu düşünceler belirli bir frekansta enerjiye dönüşüyor. Bu frekans gidip kendine en çok benzeyen frekans ile örtüşüyor. Böylece düşündüğümüz şey her ne ise bize doğru yaklaşıyor. Örneğin, araba sahibi olmak istiyoruz. İstediğimiz bu arabanın yaydığı bir frekans var. Bizim düşüncelerimizin de belli bir frekansı var. İşte bu iki frekans evrende birbiri ile buluşuyor. Sorun şu ki; insanların birçoğu istemediği şeyleri düşünür! Sonra da neden bütün olumsuzlukların tekrar tekrar başlarına geldiğini merak ederler.

    Çekim yasası sizin bir şeyi iyi ya da kötü algılamanızla veya olmasını isteyip istememenizle ilgilenmez! Sadece odaklandığını düşüncelerinize cevap verir. Eğer kendinizi kötü hissediyorsanız, yolladığınız sinyal budur: “Kendimi çok kötü hissediyorum.” Bu durumda ruh haliniz tamamen kötü bir hale bürünecektir. Çekim yasası: “Neyi düşünür ya da odaklanırsan, onu alırsın” der. Eğer bir şeyden hoşlanmıyorsan ve sürekli yakınıyorsan; yakındığını sana daha çok yaklaştırır. Yada olaylara karşı pozitif bir bakışımız açımız var ise; pozitif kişi, olay ya da durumları kendimize çekebiliriz. En çok hasta olanlar, hastalıktan en çok bahsedendir. Bolluktan en çok bahsedenler ise bolluk içindedir. Çekim yasası her yerde. Peki, siz şu an neyi kendinize doğru çekiyorsunuz?

    Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Düşüncelerini değiştirsen, hayatını da değiştirirsin. Düşüncelerini değiştirirsen, bakış açını değiştirirsin. Sahip olduğun bakış açısı, yaşam kaliteni belirler. Dünkü düşüncelerimiz ile bugünü inşa ettik, bugünkü düşüncelerimiz ile yarını inşa ediyoruz. İstediğinizin peşinden koşmaya değil, onu hayatınıza çekmeye odaklanın. Gelecekte araba sahibi olmak istiyorum dersen, o araba hep gelecekte kalır. Yürekten gerçekten yürekten istediğiniz her şey gerçekleşir.

    Çekim yasası mesleğimizi, dinimizi, rengimizi tanımaz; yaydığımız frekansa bakar. Bizim yaydığımız frekans, düşüncelerimizle oluşur. Olumlu düşünen insanların frekansı daha yüksek, olumsuz düşünenlerin daha düşüktür. Frekansımız, duygularımızla da oluşur. Mutlu, hayata olumlu bakan insanların enerjileri yüksekken; mutsuz, depresif, içine kapanık, kıskanç, kindar bir insanın enerjisi daha düşük olur.

    Yaşam Enerjimizi Artırmanın Yolları

    Huzurlu, keyifli, mutlu, coşkulu bir hayat yaşamak için; yaşam enerjimize sahip çıkmayı ve mükemmel kullanmayı öğrenmeliyiz.

    Bazı günler sabah uyandığımızda içimiz kıpır kıpırdır ve coşku doludur. Aslında bunun olmasını sağlayacak herhangi bir sebepte yoktur. Ama biz çok mutluyuzdur. Böyle günlerde işyerindeki sıkıntı, trafik, yada herhangi bir tartışma bizi yıldıramaz, sinirlendiremez, üzemez, dertlendiremez. Böyle başladığımız günlerde kendimizi adeta Süpermen gibi hissederiz. Güzel olaylar neşemize neşe katarken, sıkıntılı olayları optimum şekilde egale ederiz.

    İçimizdeki bu güç, hissettiğimiz sevinç ve duygu yoğunluğu; yaşam enerjisinin ta kendisidir.

    “Bugün çok enerji doluyum.”
    “Kendimi çok enerjik hissediyorum.”
    “Bugün bomba gibiyim.”

    Hepimiz yukarıdaki kelimeleri kullanmışsınızdır. Peki nedir bu hissettiğimiz enerji? Nereden geldi? İçimize nasıl girdi? Neden kendimizi hep böyle hissetmiyoruz?

    Türkçe Ki, Çince Chi, Sanskritce'de Prana, Parapsikoloji alanında ise Psi enerjisi olarak adlandırılan bu enerji, fiziksel bedenin çok ötesinde bir enerjidir. Fizik kanunlarıyla açıklanamayan, tanımlanamayan bu enerjinin beyne bağlı bir enerji değil, bütünsel varlığımıza ait bir enerji olduğu ve yayıldığı iddia edilmektedir. Bu enerjinin fiziksel duyularımızla algılanmamasına rağmen bir duyu-üstü yeteneğimizle varlığının hissedildiği söylenir. Bu fiziksel olmayan enerji zihin tarafından yoğunlaştırılıp, yönlendirilebilir.

    Etrafımızdaki insanlardan o günkü duruşlarından bu enerjiye ne kadar sahip olduklarını anlayabiliriz. Kişiler vardır bazı günler ışık saçar, o zaman bu insanlar yaşam sevinci ile doludurlar. Böyle insanlara çekilmemiz, yakın olmak isteyişimiz bundandır.

    Hayat Enerjisini Nasıl Açıklayabiliyoruz?

    Öncelikle yaşayan her varlıkta bu enerji mevcuttur. Gün içinde bu enerjiyi pek çok şekilde kullanırız, tüketiriz. Ama sistem içinde yaptıklarımızla tekrar bu enerji ile dolarız yani bir anlamda kendimizi sürekli şarj ederiz. İhtiyacımız olan bu enerjinin büyük bir kısmını, bunu matematikleştirecek olursak yüzde 70 kadarını uyuduğumuz sırada alırız. Bu sebeple iyi, kaliteli bir uyku hayat enerjisi ile dolmamız için önemlidir. Gün içinde yaptığımız eylemlere bağlı olarak da yaşam enerjisi ile dolmamız mümkündür. Anda kalarak, coşku ve istekle yaptığımız her şey bizi yaşam enerjisi ile şarj eder. Ki enerjisi soluma refleksi ile bedene girer. Ama bu size bu enerjinin havanın içinde olduğunu düşündürmesin çünkü havanın içinde değildir.

    Ki enerjisi bir tür etherik enerjidir. Aynı zamanda bu enerjiyi elektronun yapı taşlarının, uzayın ve atmosferin kısacası evrenin her köşesinde bulabiliriz.

    Enerji türleri ele alındığında ve incelendiğinde, fizikçiler ultraviyole ışığının enerjisini şu anki imkanlarla açıklayamamaktadırlar. Bu sebeple bunun ötesindeki bir alanda oluşan, titreşen bu enerjiyi yani etherik enerjiyi ancak metafizik ile açıklayabiliyoruz. Bu enerjiyi şu anki bilincimizle fiziksel anlamda üretmemiz mümkün değil.

    Fizik ötesi olan bu enerji ile nasıl doluyoruz, bir bakalım.

    Bu enerjinin ana kanalı nefestir. Aldığımız doğru nefeslerle her an kendimizi bilinçli bir şekilde Ki enerjisi ile doldurmamız mümkündür. Bedene burun yolu ile alınarak giren Ki, önce bir baston gibi yukarı sonra da iki kanaldan omuriliklerimizden geçerek birinci çakramıza gelir. Bu sebeple birinci çakramızın (kök çakra) hep açık olması, mıknatıs gibi bu enerjiyi çekmesi önemlidir.

    Yaşam gücü enerjisinin bedende çakralar adı verilen bir dizi enerji merkezi boyunca hareket ederler. Çakralar huni gibidir ve evrendeki sonsuz enerjiyi emerek bedenimize yansıtır. Hepimiz kuyruk sokumundan kafanın tepesine kadar 7 enerji merkezine sahibizdir. Çakralar gözle görülmeyen güçlü elektrik alanlarıdır.

    Çakralardan biri ya da daha fazlası tıkanmışsa veya dönüşü yavaşlamışsa yaşam enerjisinin dolamayacağı söylenir. Bunun sonucunda da hastalıklar ve yaşlılık ortaya çıkar. Bu sebeple çakralarımızın açık ve hızlı dönüşü yaşam enerjimizi iyi kullanabilmemizin şartlarından biridir.
    Hayat Enerjisini Nasıl Kullanıyoruz?
    Bu enerjiye sahip olduğumuz sırada sıkıntı, dert bizim için anlamını yitirir. Her şeyi yapabilecek güçte ve heveste oluruz.

    Hayat enerjisini her an kullanırız, sabahtan akşama kadar düşünürken bile bu enerjiden tüketiriz
    Hayat enerjisi az olan insan üşenen, keyifsiz, isteksiz dolayısıyla tembel insan olur. En basit olaylar, eylemler bile bu kişiler için aşılamaz, halledilemez dertler olarak algılanır. Kişiler hayat enerjisini iyi kullanamaz, kendilerini şarj edemez noktasına geldiklerinde depresyona girerler.
    Hayat enerjimizi hızlı tüketen bazı dikkat etmemiz gereken durumlar vardır. Bunları sanki yaşam enerjimizi çalan kaçaklar olarak düşünebilirsiniz. Örneğin; öfke, nefret, çok konuşmak, negatif şeyler düşünmek, kapris gibi davranışlar enerjimizi fazlasıyla tüketmemize neden olur. (Saba Deniz - Yaşam Koçu)
    Öyleyse hayatımızın coşkulu, huzurlu, keyifli akışı için yaşam enerjimize sahip çıkmayı ve iyi kullanmayı öğrenmeliyiz.

    Evren; modern bilimin “Big Bang” şeklinde açıkladığı Büyük Patlama ile meydana gelmiştir. Kur’an da ise Yüce Yaratıcı bu olayı “Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen oluverir.” Ayeti ile bizlere bildirmektedir. Bu durumda insan; enerji temelinde yaratılan bir evrende, en küçük yapı taşı enerji olan ve her an enerji ile dolup yenilenen bir canlıdır.

    Yaşam enerjinizi kaybetmemeniz dileğiyle, hoşçakalın.
    Aman dikkat!!! Aklınıza gelen, başınıza gelebilir. Bu yüzden pozitif düşünün, olumlama yapın, her anın tadına varın. Güzel düşünün, iyi yaşayın. Karamsarlıktan, umutsuzluktan, enerjinizi düşürecek her şeyden uzak durun.

  2. #2
    pembecilek adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2011
    Mesajlar
    1,045
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    1
    bu yazı size mi ait?

    İçimizdeki bu güç, hissettiğimiz sevinç ve duygu yoğunluğu; yaşam enerjisinin ta kendisidir.

    “Bugün çok enerji doluyum.”
    “Kendimi çok enerjik hissediyorum.”
    “Bugün bomba gibiyim.”

    Hepimiz yukarıdaki kelimeleri kullanmışsınızdır. Peki nedir bu hissettiğimiz enerji? Nereden geldi? İçimize nasıl girdi? Neden kendimizi hep böyle hissetmiyoruz?

    paralel evren ?
    Achilles Topuğum Aşk. Cité de Péra( Çiçek Pasajı )

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    17-09-2010
    Mesajlar
    177
    Karizma Gücü
    2
    Alıntı pembecilek tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    bu yazı size mi ait?

    İçimizdeki bu güç, hissettiğimiz sevinç ve duygu yoğunluğu; yaşam enerjisinin ta kendisidir.

    “Bugün çok enerji doluyum.”
    “Kendimi çok enerjik hissediyorum.”
    “Bugün bomba gibiyim.”

    Hepimiz yukarıdaki kelimeleri kullanmışsınızdır. Peki nedir bu hissettiğimiz enerji? Nereden geldi? İçimize nasıl girdi? Neden kendimizi hep böyle hissetmiyoruz?

    paralel evren ?
    Merhabalar.

    Evet; yazıyı ben yazdım. Yazarken de bir çok kitap karıştırım. Konu çok detaylı ve bir çok eski kültürde de bahsi geçiyor.

    Hissettiğimiz enerji, evrenin yaratıldığı andan beri var. Yani baktığımız, dokunduğumuz her şey atomlardan oluşuyor. Atomlar ise enerjide oluşuyor. Dolayısıyla, evrendeki her zerrede bu enerji var.

    Peki, içimize nasıl girdi? Biz zaten enerji okyanusunda yüzüyoruz. Bedenimiz bu enerjiyi ihtiyacı olduğu kadarıyla emiyor. Uzak Doğu kültürlerindeki yaygın inanışa göre; bedenimizde çakra denen küçük noktalar var. Biz; bu çakralarla enerjiyi emiyoruz. Emdiğimiz enerjiyi de kullanıyoruz.

    Neden hep enerji dolu değiliz? Aslında buna biz kara veriyoruz.Sabah gözümüzü açtığımızda, "bu gün lanet bir gün olacak" dersek, günümüz gerçekten berbat geçer. Çünkü bu emri biz verdik ve bedenimizde uygulamak için elinden geleni yapacak.

    Bir gün deneyin. Kendinizi iyi hissettiğnizi ya da iyi hissedeceğinizi düşünün. Olayları olumsuz değil, olumlu algılamaya çalışın. Düşünce yapınızı zayıflık, yorgunluktan çevirip, enerji ve mutluluğa odaklayın.

    Umarım açıklayabilmişimdir.

    Selamlar.
    Aman dikkat!!! Aklınıza gelen, başınıza gelebilir. Bu yüzden pozitif düşünün, olumlama yapın, her anın tadına varın. Güzel düşünün, iyi yaşayın. Karamsarlıktan, umutsuzluktan, enerjinizi düşürecek her şeyden uzak durun.

  4. #4
    bora34 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-06-2009
    Mesajlar
    405
    Karizma Gücü
    3
    Evrende zaten kendılığınden enerjı vardır.

  5. #5
    pembecilek adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2011
    Mesajlar
    1,045
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    1
    20.yy’ın başlarında geliştirilen kuantum mekaniği, atom ve molekülerin davranışlarını klasik fizikten farklı radikal bir anlayışla açıklayabilen bir disiplindir.

    kuantum mekaniğine göre parçacıklar hem dalga, hem de parçacık karakteri taşırlar. kuantum mekaniğini klasik fizikten ayıran en önemli ilkelerden biri olan "heisenberg belirsizlik ilkesi" bir parçacığın konumunun ve hızının aynı anda belirlenemeyeceğini söyler. makroskopik büyüklükler için bu belirsizlik önem taşımaz. ancak mikroskopik büyüklüklerde yani atomik boyutlarda önem taşır.

    kuantum mekaniği elektrotların enerji seviyelerini değiştirdiklerinde atomların belirli dalga boyundaki ışınımları nasıl yayınladığını veya soğurduğunu açıklar. parçacıkların dalga özelliği kuantum tünellemesi gibi klasik fiziğin yabancı olduğu olaylara çözüm getirir. kuantum tünellemesinde, bir helyum çekirdeği aniden uranyum çekirdeğinden dışarı fırlayarak ve uranyum çekirdeğinin radyoaktif bozulmasına neden olur. kuantum mekanik dalga denkleminin çözümü parçacıkların farklı konumlarda bukunma olasılıklarını verir. parçacıkların farklı konumlarda bulunma olasılıkları parçacıkların farklı gözlemleneceği anlamına gelir ve bu kuantum mekaniği çoklu paralel evren yorumlarını doğurur.birçok fizikçi bu yorumun teoriye gereksiz bir ek olduğunu düşünmektedir. ancak kuantum teorisi sınırlarında çalışan pek çok fizikçi de paralel evren yorumunu, bu yorumdaki gelişmeleri ve yoruma yapılan ekleri çok ciddiye almaktadır.

    bu anlayışa göre evren, yalnızca tek bir dünya tarihi değil paralel olarak birçok dünya tarihi içerir. bizim gibi bir dünya tarihini yaşamak, geçmişten geleceğe giden raylar üzerinde bir trende bulunmak gibidir. trendeki yolcular yol üzerindeki istasyonların geçişlerini izler gibi, tarihteki olayların geçişlerini izler. işte roma imparatorluğu yıkıldı, 2.dünya savaşı sona erdi, insanlar ay’a iniyorlar. ancak evren bir çok rayın kesiştiği dev bir değişim alanı olabilir. tren sürekli olarak bir yol ayrımıyla karşılaşır ve her iki yoldan birini seçer.

    kuantum mekaniğinin çoklu evren teoremine göre, bir gözlemin kaydedildiği ya da bir kararın verildiği her seferde raylarda bir yan yol oluşur. gözlem ya da karar insanlar tarafından yapılmak ya da alınmak zorunda değildir. atomda bir enerji seviyesinden diğerine geçen bir elektron bile raylardaki bu ayrılmaya neden olabilir.

    bu senaryoda oxford üniveristesi fizikçilerinden david deutch’un görüşü, bir zaman yolcusu geçmişe gidebilir ve daha genç bir kızken büyükannesini öldürebilir , şeklindedir. bu olay evrenin bir zaman yolcusu ve ölü bir büyükanne içeren yola girmesine neden olur. büyükannenin yaşadığı ve zaman yolcusunu dünyaya getiren anneyi doğurduğu evren ( hatırladığımız evren ) hala vardır. zaman yolcusu yalnızca değiştirilmiş tarihte yer alacağı farklı bir evrene geçer.

    bu fikirler gregory benford’un 1980 nebula award ödüllü bilim kurgu romanı “timescape’ de” çarpıcı bir şekilde sunulmuştur. hikaye 1998' de geçer ve hikayenin kahramanı 1998 yılında dünyayı çok büyük ölçüde etkileyecek ekolojik bir felaket hakkında bilim adamlarını uyarmak için 1963 yılına takyon ( tachyon) demeti ( ışıktan daha hızlı hareket eden sanal parçacıklar) kullanarak bilgi aktarır.

    bu romanın dikkatimi çekme nedeni, 1974 yılına ait bir makalemin romanda yer almasıdır. hikayenin kahramanı 1998 yılında bir uçak yolculuğu sırasında makalemi okur ve bu ona bir takyon vericisi yapma ilhamı verir.benford zamanında benim makalemle ilgili kısmı “cathy ona verdiği, gott tarafından yazılan makaleyi bulmak için çantasının altını üstüne getirdi şeklinde anlatır sonra, işte; a times symetric, matter and anti-matter tachyon cosmology ( zaman-simetrik madde ve anti-madde tachyon kozmoloji) gerçekten zor bir alan. ancak gott’un çözümü orada, sayfada parlıyordu” diye bitirir.

    uyarı 1963 yılının sonbaharında alınır ve bilim insanları üzerinde çalışmaya başlarlar. kuantum mekaniğinin çoklu evren teoremini bilmektedirler ve ekolojik felaket hakkında yaptıkları yayınlar, evreni, bu felaketten uzaklaştıran farklı bir çizgiye yönlendirir. tesadüfen bu paralel evrende başkan kennedy dallas’da öldürülmeyip sadece yaralanır.

    elbette ki bu sadece hikayedir. gerçek olabilir mi? belki de kitapla anlatılanların aynen gerçekleştiği paralel bir evren vardır.

    bazı insanlar neden gerçekliği tartışılmaz yaşanmış bir tarih varken, farklı olaylardan oluşan çok sayıda başka başka tarihlerin varolduklarına inanırlar?

    caifornia institute of tecnology (caltech)’nin ünlü fizik profesörlerinden richard feynman, genelde belirli bir sonucun olasılığını bulmak için, o sonucu doğuracak tüm olasılıkların gözönüne alınması gerektiğini göstermiştir. öyleyse aynı sonucu doğuracak tüm olayların gerçekleşme olanağı vardır.

    sevdiği birini kurtarmak üzere geçmişe dönmek için bir zaman makinesi yapmak isteyen birine söyleyebileceğim en rahatlatıcı söz, bugün anladığım kadarıyla ancak kuantum mekaniğinin çoklu-evren teorisi doğruysa hayalini gerçekleştirebileceğidir. ve bu teori doğruysa, o zaman zaten sevdiğiniz kişinin iyi olduğu bir paralel evren var demektir. çünkü tüm olası evrenlerin gerçek tarafı vardır.ne yazık ki siz yanlış bir evrende bulunuyorsunuz…”

    kaynak: time travel in einstein’s universe: the physical possibilities of travel through time _j.richard gott
    Achilles Topuğum Aşk. Cité de Péra( Çiçek Pasajı )

  6. #6
    '64 İmpala adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-03-2011
    Mesajlar
    6,712
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3
    duymustum

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    17-09-2010
    Mesajlar
    177
    Karizma Gücü
    2
    Paylaşım için teşekkürler. Benimde ilgimi çeken bir konu.
    Aman dikkat!!! Aklınıza gelen, başınıza gelebilir. Bu yüzden pozitif düşünün, olumlama yapın, her anın tadına varın. Güzel düşünün, iyi yaşayın. Karamsarlıktan, umutsuzluktan, enerjinizi düşürecek her şeyden uzak durun.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •