Saat dörde beş var.
Odada ölmüş,
Geri yerinde, her giden adıma gömülmüş bir leş var.
Yokluğunun anestezi yoksunu uyuşmalarında,
Kürtaja yatırdım yüreğimi.
İçimde ve beynimde,
Adın:
Ur.
Dur!
Vurmadan önce,
Saati kurmadan önce,
Şuurdan seni arındırmadan önce,
Öp!
Çeri çöpü ayıkla kalemimden sonra,
Olsa olsa bir felç kadar geçiririm seni sol yanımda!
Karıncalanmış dualarla, helalleştim kendimle.
Ya masada kalırsam, seni içimden aldıramadan?
Vaftiz edilmiş sözcüklerinle,
Saf halinin avazını tiz etmiş sesinle,
Ardımdaki ilahi ürpertileri sen mi susacaksın yine?
Fiili meçhul kalan cümlelerinin cinayetinde,
Faili azarlandı ipuçlarımın.
İçgüdülerimi de içimden aldın giderken.
Güdemedim ben deveyi.
Gidemedim benden,
Gideremedim ömrümden benden gideni.
Yâr!
Bir seni bilirdim bir de Yaratanı.
Bir seni bildim bir de yaratıldığımı.
Uçurtmaları yırtan o gözünün kara sürmesi,
Bu mavi göğün her öğün beni yerin dibinde dövündürmeleri.
Can’a vardın.
Can’a yârdın.
Canavar oldun kirli ütopyanın seyir bahçelerinde.
Şiirler arası yolculuklarda,
Yolculuk arası molalarda,
Çay deminde ‘‘İki tel zülüftün’’ rüzgârı bilene.
Şimdi köpek bağlasan durmaz içimde!
Fırat oldum aktım ardına.
Sırat olup aldım seni sırtıma.
Toprak oldum,
‘‘Ekil!’’ ‘‘Büyü!’’ ‘‘Yeşer!’’ diye sevdama.
Dedim ya
Kirli ütopyandaki yaratıktı sözlerin.
Başka bir yarayla,
Başka bir yâr’a tıktın yaralarımın arsız sulanmalarını!
Güneşi satan neylerdi ki gündüzleri?
Ayın tabusunda göz bebeklerin...
Az mı bekledim?
Yarı ecelim geldi.
Yarı ömrüm gitti.
Yâr kesildim önüne de
Faça bıraktın içimde!
Kaça sustun sesimdeki naçar eziklikte?
Sensiz kanatları darp edilmiş bir martının ufuksuzluğuyum.
Simit de yok!
Susam da.
Susan da yok ardından sessiz kaldığıma bakma!
Büyük harfler döverken küçüklerini ve kirpiğine ısmarlanmış ünlü harflerin en sükseli olanıyla,
Yazıtlarda seni kutsadılar!
Zabıtlarda seni tuttular.
Gerekçem,
‘‘Geçecekti her acı.’’ bir yerden!
Geçmiş,
‘‘Geçmezlikmiş.’’
İnsanın kendisiyle geçim derdine düşmesiymiş!
Kadın!
Siğil oldun ellerime.
Uçuk oldun dudağım kenarı öptüğün yerlere.
Yerle birsem şimdi,
Takılma ayaklarıma düşürürsün beni!
Düşürürsün düşlerimi.
Düşündürürsün bana yeniden,
‘‘Geri gelecek mi?’’leri.
Düşündürürsün de,
Düşünmez misin hiç?
Ben bütün cümlelerine ölen yazık bir özne kaldım.
Zarfları ‘‘zaman’’ yırttı.
Fiili meçhul…
Elde kalan cürüm cümlelerinin cinayetinde,
Cin ayeti değil ki bu dediklerim besmelesiz çarpılasın!
‘‘Aşk’’ dedim ben düşsüz kaldım.
Sesinle,
İçimdeki seni bana neremden çarptın?
Ben konuştum, ‘‘sen ağlandın!’’
‘‘Ben yazdım!’’ sen ağladın.
Ama anlamadım anlatmaktan…
Neden devrildin olanca devliğinle her gün minyatür bakışlarıma?
Yüreğinde duran adamı yakarak tutulduğun,
Kadın hastalıklarından biri miydi ağlamak?
Kürtajındayım trajik bir yüreğin.
U dönüşü kavşağından dönemedim.
Aklım sen de.
Aklım sensizlikle…
‘‘Kan kaybında aşk.’’
Yâr gıyabında tutuksuz yargım...
Saat beşe on var.
Hala tükürdüğün yalnızlıkla,
Aşkın kürtajında,
Masadayım.
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

