Bütün bir yöntem kavramı daha baştan kısaca belirtilebilir: Belirlenim (A) olumsuzlamadır (B) ve tam bu karşıtların birliği (C) olumsuzlamanın olumsuzlanması ve böylece kendisi yeni bir belirlenimdir (A).
Sorun bu yalın ilişkinin ruhunu kavramak, onu boş bir formül olmanın ötesinde pekinlik düzeyinde kavramak, onun düşüncenin ve yaşamın her kıpısında işlediğini görebilme becerisini ve alışkanlığını kazanmaktır. Bu yazı bu noktadan sonra yalnızca bu formülasyon çevresinde ilerleyecektir.
Bütün bir yöntem sorununda karşılaşılacak güçlük salt bir bakış açısı güçlüğüdür � kavramlarda duyusal anlamdaşları görme ya da onları uzay-zaman ilişkileri içinde tasarımlama alışkanlığının yerine onları yalın değerlerinde görmede yatan güçlük. Mantık okurun kafasına varsayımlar, önsavlar ya da tanımlar veren ve daha sonra bunlar arasındaki ilişkiyi kimi kez olanaklı görünen bir mantıksal bağlamda izleyen ama çoğu kez aralarında salt kendi öznel bağlantılarını kuran çağrışımcı görgücü yazarların gerçekten güç söylemlerinin tersine, bütünüyle kolay olandır, çünkü nesneldir. Kurgul söylemin anlaşılırlığının ya da felsefenin öğrenilebilirliğinin güvencesi sözcüğün tam anlamıyla tasarımsal sayıltıların, kişisel tanımların, görgül düşünce çağrışımlarının vb. öznelliklerini görüp bu mantıksız kaosu bir yana atarak kavramı salt kendi imlem ve değerinde, salt kendinde ya da kendi gizilliğinde ve kendi için ya da açınmış, devinmiş, dizgesel bağıntısı içinde almaya bağlıdır. Aslında güç olan şey duyusal izlenimlerden, sezgilerden, algılardan başka birşeye dayanmayan o öznellikleri izlemek, dokusu bu tür olumsallıkların eşit ölçüde olumsal bağıntılarından oluşan bir söylemi anlamaktır. Ve felsefi söylem söz konusu olduğu sürece, son çözümlemede anlaşılmaz olan şey görgül söylemin kendisidir, çünkü onda kavramlar hiçbir zaman kendi öz devimleri içinde alınmaz ama salt birer tasarım olarak ve böylece kendi gerçekliklerine yabancı imlemlerde ve anlamlarda kullanılırlar. Buna karşı kurgul mantığın ve bir bütün olarak kurgul felsefenin işlevi kavramları nesnel ve böylece evrensel değerlerinde sunmak olduğu için, kurgul söylem kişisel özgünlükten bütünüyle bağışık bir boyutta ilerleyerek insan usunun arı yapısıyla iletişim kurar, yalnızca tüm bilinçlere evrensel olarak açık tek gerçekliği, olgunun kendisinin söylemini sunmaya çalışır. Felsefede anlaşılırlığın olduğu gibi yalınlığın, giderek kolaylığın da kaynağı bu nesnelliktir, düşüncenin keyfi öznellikten saltık olarak bağışlanmasıdır. Burada açımlama payına güç olan şey kendi tikel örgütlenmeleri içindeki tüm bilinç biçimlerine ulaşabilmek, her bir bilinçte kendine özgü yollarda işleyen kişisel-ruhsal tepkileri önceden saptayabilmek, çağın, çevrenin, eğitimin özel koşulları tarafından biçimlendirilmiş her bir bilinç ile onun özel soruları zemininde özel bir diyaloğu sürdürmeyi başarabilmektir. Bu olanaksızdır. Olanaklı olan şey bireysel usu kendi nesnel yeteneğine güvenmeye inandırmaktır. Çözüm kurgul felsefe metinlerini bütünüyle önyargısız olarak okumada diretmek, onlara içeriklerinin anlaşılırlığı konusunda en küçük bir kuşku duymadan yaklaşmak, onlara tanıtlama, mantıksal ilerleme vermeleri konusunda en büyük kuşku ile yaklaşmak, kendi mantığımızın takıldığı yerde sorunun üzerine bir daha saldırmak, anlaşılmayanı anlaşılmış sayma tuzağına düşmeden kendini usunun, düşüncesinin gerçek, özgür devimine bırakmaktır. Felsefenin kıvılcımı, mantıksal düşüncenin saltık pekinliği ancak yüreğin ve düşüncenin birlikte katıldıkları en içtenlikli, en tutkulu, en sevecen çalışmadan sonra çakar.
Kurgul yöntemin açımlamasının kendisi kurgul felsefenin içersine düşer, ve bu yüzden söylemin bütün tonundan hiçbir ayrım göstermez. Baştan sona tanıtlamadır, baştan sona gerçekliktir, ve sorun bu tanıtlamaya, bu gerçekliğe en eksiksiz biçimini kazandırabilmektir. Böyle bir eksiksizliğin önünde hiçbir öznel sınır olmadığı içindir ki felsefi söylemin kendisi Aristoteles�in belirttiği gibi eksiksizliği insan gücünü aşıyor görünen bir ideal olarak kalır. Hegel Platon�un Devlet�i yedi kez düzeltmiş olması olgusu karşısında Mantık Bilimi�ni yetmiş-yedi kez düzeltme olanağının olmuş olmasını istediğini söylüyordu. Ama gene de gerçeği öğrenmek salt bir sunuş sorunuyla koşullu değildir.
Hegel hiçbir duraksama göstermeksizin yöntemi kendi sunuşunun eksiksiz olmadığını belirtiyor, kavramın deviminin daha iyi bir sunuluşunun üretilebileceğini söylüyordu. Bu eksiksizliğe ulaşmak önümüzde henüz yerine getirilmesi gereken bir görev olarak durmaktadır ve felsefenin öğretilebilirliği ya da anlaşılabilirliği gibi sorunlarda şu ya da bu düzeyde bir sonuç elde etmek açıktır ki bu ideale yaklaşmanın en doğrudan ölçütü ve göstergesi olacaktır.
Burada yöntem konusunun özellikle çağdaş ilgilerin ışığında ele alınacak olmasına karşın, herşeyden önemli olan nokta Hegel�in çalışmasından sonra da yaklaşık iki yüz yıldır tek bir modern felsefeci tarafından bile anlaşılmayan, tersine yalnızca yoğun bir önyargı birikintisiyle bulanıklaştırılan bu konunun kendisine yeni bir ilgi yöneltmeye çalışmak olacaktır.
Eytişimin doğasını kavramak felsefe eğitiminin saltık sorunudur. Batıda iki yüz yıldır yöntem sorunun varlığından bile habersiz olan, ya da pozitivist saldırı tarafından terörize edilip böyle bir sorun yokmuş gibi davranan karaktersizliği, bilmekten korkan ve yöntem kavramının kendisinden dehşete düşmeye alışan aptallığı bir yana atmalıyız. Ve yalnızca ileri geri konuşan, kendi öznel önyargılarının akışını, ilgisiz düşünce çağrışımlarını, baştan sona dışsal uslamlamaları felsefe diye sunan Hegelciler dönemini arkada bırakmalıyız. Felsefenin idealizm olmadığına, sonlu olanla, görüngü olanla, duyulur olanla, giderek özdeksel olanla ilgilendiğine, geçici olanın bilimi olduğuna inanan Hegelciliği ise yalnızca kendi sığ realizmi ile başbaşa bırakmalıyız.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla