Yalnızlık kokuyoruz
Ne kadar hapsolmuşuz sana yalnızlık, ne kadar medet umar olmuşuz senden; ne kadar saklanır olmuşuz boş kimliklerimizin, ünvanlarımızın ardına; ne kadar çok unutmuşuz etten, kemikten kandan oluştuğumuzu, insan olduğumuzu... Ne kadar anlamsız bir canavar, bir yanardağ haline getirmişsin bizi.. Biz mi snei çağırdık, ya da sen öylesine gelmek mi istedin...
Her gün bir tufan gibi sürükleniyoruz seller misali işlerimize, okullarımıza... Sabah olduğunu bile anlamadan otomatik bir şekilde dolaplarımıza yaklaşıyoruz, belki kimimiz hergün aynı şeyleri üzerimize geçiriyoruz, banyo, mutfak ve en sonunda ayakklarımza geçirilen ayakkabı denen şeyle akın akın bir yerler akıyoruz, koşuyoruz...
Kapılardan giriyoruz, kapılardan geçiyoruz, sandalyelere, bürositlere çöküyoruz, bilgisayarın tuşlarına vuruyoruz... Hatta kimilerinin bilgisayarlarının karşısında iş gereği aynalar var konuşurlarken, karşılarında telefondaki sese daha iyi yanıt versinler diye...
Ekran, klavye, makine, iplik, ustura, fön, posta çantası, streskop vs. Derken girdiğimiz kapılardan bezgin çıkıyoruz öylece... Kimimiz servislere, kimimiz otobüslere, kimimiz bir yerlere...
Ama hepimiz yanlız, ama hepimiz yorgun, ama hepimiz hayalsiz, düşsüz... Derken evler, derken yataklar, derken dolap girer yine devreye... Derken zaman ilerler, derken mumlar söner, derken aklar düşer, derken, diyecek birşey kalmaz öylece... Tek sözü yine yalnızlık söyler...
Ne kadar gariptir değil mi kâğıt parçalarının esiri olmuşuz, uyuşturucu gibi bırakın kanımızı, hücrelerimize nüfuz etmiş... O zehir için kan döküyoruz, kan kusuyoruz, kardeş öldürüyoruz, günlerimizi ibadet edercesine ona sunuyoruz...
Hayatlarımızı koltulara, kâğıtlara, elbiselere, arabalara, evlere, taşa, toprağa adıyoruz... Hergün biraz daha yol alıyoruz yalnızlıklardan... Mutsuzlaşıyoruz, kendimizi unutuyoruz... Oysa yaşayacak bir dünya var dışarda öyle değil mi, biz mevkilere kartlara, kartvizitlere hapsoluyoruz...
Çığ olup katlanıyoruz, çığ olup yuvarlanıyoruz, sel sel, dalga dalga, buram buram yalnızlık kokuyoruz... Canavarlaşıyoruz...
Lüks odalarda, geniş koltularda oturup, yeni kurbanlar seçip, yeni yalnızlar kafilesi için planlar programlar hazırlıyoruz... Diş biliyoruz... Ateş püskürüyoruz, hayatları vahasız çöllere dönüştürüyoruz, serap bile görmekten yoksun milyonlar yetiştiriyoruz... Şanslı ve şeytanlıklarını kullanarak zirveye oturanlara mevki etiketleri yapıştrıyoruz, diğerlerini cehennem karanlığında yeteneklerini öldürmek için kendilerine hapsediyoruz... Binbir çeşit rengi sırf güzelliklerini görmekten korktuğumuz için derin çukurlara atıp sonsuz bir renksizliğe hapsediyoruz...
yazar:?
"Fark yaratmak icin cok kücük oldugunuzu düşünüyorsanız,bir sivrisinekle yatağa hiç girmemişsiniz demektir." Anita Raddoick


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
