Hayat öyle bir terazi ki,hep dengede olması gereken ama sen dengelemeye çalıştıkça hepten ayarı kaçan...Tuhaf ama gerçekler böyle...
Üç önemli nokta var hayatta,aslında hayatımızın ana arterleri bunlar; iş, aşk, aile.. Hep bu üçü arasında dolanır dururuz. En azından birinde mutlaka bir terslik vardır. Hiçbir zaman üçü de dörtdörtlük olmaz, yemin etmişler gibi. Zaman zaman yer değiştirirler, önceliklerimiz değişir. Bazen birine aşırı ihtiyaç duyarız ama o en uzağımızda olanıdır aslında. Hep zoru, ulaşılması güç olanı ister insanoğlu. Aynı zamanda tutunuştur yaşama... Farkında olmadan, içten içe attığımız bir çığlıktır.
Bizden büyük olanlar için biz her zaman daha bilgisiz,daha tecrübesiz, daha küçüğüzdür. Ama neye göre?...Yaşa göre mi?... Yaşadıklarımıza göre mi?... Zamana göre mi?... Zaman dediğin nedir?... Nasıl tarif edebilirsin?.. Geçer gider, dönüşü yoktur.. Onlar için belki kırkımıza da gelsek daha küçüğüzdür. Ve büyük balık, küçük balığı yer daima. Bizim özgürlüklerimiz sınırlıdır, isteklerimiz de. Bir şekilde bir noktada tıkanır kalırız. Oysaki bu hayat, bu can bize aitken, iki ayağımızın üzerinde durabiliyorken, istediğimiz gibi yön veremememiz adalet midir? Yada tam tersini düşünelim. Parçalanmış bir ailenin çocuğusunuzdur. Anne ve baba kendi hayatlarını toparlamanın, treni kaçırmadan yapamadıklarını gerçekleştirmenin peşine düşmüştür. Sizde hayatla bu sayede erken tanışmışsınızdır. Zamanından önce yaşanılan her şey gibi bu da size tedbirsizlik, şaşkınlık ve birazda korku getirir. Belki ilk örnekten kat kat özgürsünüzdür ama sorumluluklarınız daha büyüktür. İşte bu da yaşadıklarımızın orantısıdır.
Gün gelir okulunuz biter, iş aramaya başlarsınız. Takım elbiselerinizi giyer, görüşmelere gider, kim zaman güler yüz, kimi zaman sıkıntıyla dönersiniz. Sonunda büyük bir heyecanla işe başlarsınız. Bu yeni dünyaya, yepyeni ortama adapte olma döneminiz başlamıştır. İlk zamanlar büyük bir istek ve heyecan içinde, koşar adımlarla çalışırsınız. Zamanla insanları tanımışsınızdır hatta ufak tefek sürtüşmeler bile yaşamışsınızdır. Artık işiniz zaman zaman monoton gelmektedir. Bazı gün yatağınızdan kalkmak bile gelmez içinizden Ben ne yapıyorum? Ne işe yarıyorum? dersiniz. Aslında yaptığınız iş sizi manevi olarak tatmin etmiyordur. Çok şükür maddi olarak yeterli diye düşünebilirsiniz. Tabi paranızı istediğiniz gibi harcayabiliyorsanız.. İşte sorumluluk burada başlamıştır.
Bir sabah uyanıp, aynaya bakarsınız. Saçlarınızın arasındaki beyaz teller gözünüze çarpar. Alnınızda hafif kırışıklıklar oluşmuştur. Bakarsınız... Bakarsınız... Kendinizden başka kimse yoktur.. Ne yanınızda, ne arkanızda. Yalnızsınızdır. Düşünürsünüz. Yalnızlık için hiçbir çaba sarf etmemişsinizdir. O, kendiliğinden sizi bulmuştur. Bir türlü kendi doğrunuzla denk gelememişsinizdir. Bir taraf hep eksik kalmıştır. Terazi dengelenememiştir. Tam bunları düşünürken; onu görürsünüz, fark edersiniz yada görmek istersiniz. Aklınızdan olamayacağı geçse de, unutursunuz, unutturursunuz bunu kendinize. Çünkü o anlık mutlusunuzdur, dünü, yarını düşünmek istemezsiniz. Yepyeni bir heyecan, coşkudur sizin için. Sevgiye sarılırsınız... Sımsıkı... Elinizden kayıp gitmemesi için uğraşırsınız. Çünkü ona emek vermişsinizdir, onu siz büyütmüşsünüzdür. Bir şekilde ona tutunmanız gerekir. Son çareniz budur belki de...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
