• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    cylmz35
    Ziyaretçi

    Aşk ne işi seviyor ne de işsizliği...

    Aşk işi sevmiyor... Çünkü modern insan ya "âşık" işine ya da "mecburen, mecburiyetten" fena halde bağlı, hatta bağımlı işine...

    Aşk işi sevmiyor...
    Çünkü iş hayatı bütün o aşka özgü kalp çarpıntılarını, ateşli sayıklamaları, kıskançlık nöbetlerini, günü apaydınlık kılan mutluluk kıvılcımlarını ve insanın dünyasını karartan kuşku ve endişeleri tekeline alıp giderek yalnızca kendisine ait kılıyor.

    Aşk işi sevmiyor...
    Çünkü işi başından aşkın insanların aşkı unutmaya olan eğilimlerini iyi biliyor.

    Aşk işi sevmiyor...
    Çünkü günümüz aşklarına hep "işten artmış" zamanlar kalıyor.

    Hani "Oh, şimdi biraz kafamı dinleyeyim" denilecek zamanlara sığıştırılmaya çalışılıyor aşk. "Aman ne olur arıza çıkmasın, şu saatleri güzel geçirelim de, işe sakin kafa gidelim" talebi ağır basıyor.

    Doğrusu o ki aşk, aşktan başka her şeye benziyor o durumda.

    Biraz işteyken kasılıp sertleşen "ruh kasları"na masaj yerine geçiyor.

    Biraz eğlenceyi andırıyor, biraz da dinlenceyi...

    Hayatın merkezinde iktidar ilişkileri ve iş hayatı yer alıyor.

    Oysa aşk, âşık olunandan başka "merkez" tanır mı?

    Bugün dünya gözü açık, aklı başında ve her türlü uyarı karşısında uyanık bireyler talep
    ediyor.

    Oysa aşk seçici körlükleriyle, kendine özgü sarhoşluklarıyla ve içine kapanık yaşamakta ısrar ediyor.



    ***

    Ama bir dakika!
    Günümüzde aşk, işsizliği de sevmiyor, hiç sevmiyor.

    Karıştırılmamalı; elbette bu çağda aşk yoksulluğa başka her şeyden çok yakışıyor; başka her şeyden çok yoksulların birbirini en derinden zenginleştirme eylemi olup çıkıyor.

    Ama yoksulluk başka, ah o işsizlik yok mu, o çok başka!

    işsizlik duyguların o buruk şarap tadını birkaç ay içinde sirkeleştiriyor.

    Aşkı erteletiyor, erteliyor işsizlik.

    Ve âşıkların asabını törpülüyor, coşkusunu günden güne eksiltiyor.

    İşsizliğin modern çağlara ait taş gibi koyu ve sert şiddeti gün gelip aşkı eziyor, öldürüyor.

    (İnsanlık tarihine bakın, aşkın doğup serpildiği eski çağlara ve pohpohlandığı romantik dönemlere bakın. İşsizliğin henüz tarih sahnesine çıkmadığını; her sepin zenginler-yoksullar, güçlüler-güçsüzler çerçevesinde dönüp durduğunu göreceksiniz!)


    ***

    Anlayacağınız, aşk dediğimiz şey, artık olduğu kadarıyla... Ötesi karışık, ötesi tartışmalı. Zaten herkes kendisine sağlam bir sosyal kimlik, iyi bir gelecek ve bol bol haz kaynağı istiyor.

    Aşkın narin varlığının bu kadar yükü kaldırması imkânsız ve bunu beklemek saflık...

    Ama şarkılar, türküler, şiirler hâlâ o eski güzel "havalar"dan çalıyor.

    Var bir tuhaflık!
    Ve işin içinden çıkamıyoruz.
    Bunun acısını da birbirimizi kırıp dökerek çıkartıyoruz.

    Aşk lafını söküp çıkarsak kalplerimizin sözlüğünden çok mu eksik kalırız?

    Yoksa, zaten sadece iki kişilik ilişkilere sığdırılsın diye "gönderilmemiş," aslında çok daha kucaklayıcı işaretler taşıyan bir büyük emanet mi aşk?

    Haşmet Babaoğlu

  2. #2
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0
    Teşekkürler...
    Gözlerime bakınca ağlıyorum, insan gözlerine bakınca ağlar mı?..

    Herkes her an herşeyi yapabilir...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •