• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
36 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    01-08-2005
    Mesajlar
    20
    Karizma Gücü
    0

    Ateizm Hakkında Herşey

    George Carlin ,

    Asagidaki pasaj amerikali unlu ateist komedyen George Carlin. in bir stand up gosterisinde yer almistir.


    Sacmalik konusuna gelince, isadami din adamiyla asik atamaz. Cunku, sunu soylemeliyim ki dostlar, konu sacmalik olunca, ama en buyuk, rakip tanimaz, gercek sacmalik olunca, butun rakipleri arasinda dine hakettigi yeri acmamiz gerekiyor. Din rakipsiz bu konuda. Din, acikca tum zamanlarin en sacma hikayesine sahip. Dusunun. Din, insanlari ciddi ciddi ikna etmistir ki, gokte yasayan ve her gunun her dakikasi, yaptiginiz her seyi izleyen bir gorunmez adam var. Ve bu gorunmez adamin, yapmanizi istemedigi seylerden olusan 10 maddelik bir listesi var. Eger bu listedeki herhangi birseyi yaparsaniz, sizi atesle, dumanla, ve iskenceyle dolu bir yere sonsuza dek yasamaya gonderecek. Zamanin sonuna kadar yanarak, bogularak, ciglik atarak aci cekin diye.


    Fakat, bu gorunmez adam sizi seviyor! Sizi seviyor ve paraya ihtiyaci var! Her seye gucu yetiyor, her acidan mukemmel ama her nasilsa su para isini bir turlu beceremiyor. Din her yil milyonlarca dolarlik masraf yaratir, sifir vergi oder ve her zaman biraz daha fazla paraya ihtiyaci vardir.


    Fakat bir seyi bilmenizi istiyorum. Bu ciddi. Tanri. ya inanma konusuna gelince dostlar, inanin cok denedim. Fakat ne kadar uzun yasar, ne kadar cok sey gorurseniz, birseylerin yanlis oldugunu o kadar farkediyorsunuz. Savas, salgin hastalik, olum, yikim, aclik, fakirlik, iskence, suc, curumusluk, kokusmusluk, vs. Bu tabloda kesinlikle yanlis olan birseyler var. Bu is pek basarili bir is degil. Eger bu tanrinin yapabileceginin en iyisiyse, pek etkilenmedigimi soylemeliyim. Her seye kadir bir varligin elinden bu tur sonuclar cikmamali. Bu sonuclar, daha cok isinden bezmis aksi bir devlet memurunun yapacagi turde bir ise benziyor. Ve aramizda kalsin, adilce yonetilen bir evrende bu herif coktan isten atilmis olurdu. Bu arada, bu herif diyorum, cunku inaniyorum ki, sonuclara bakildiginda, eger tanri varsa bir erkek olmali. Hicbir kadin isleri bu kadar alt ust edemezdi. Bu yuzden, eger tanri varsa, cogu aklibasinda kisi sanirim bana katilirdi ki, o kadar guclu olmamali. Ya da, belki umurunda degil hicbirsey. Ki bu ozelligi de takdir ederim bir insanda. Ve bunca kotu sonucu da aciklar bu durum.


    Bu yuzden, tum bunlarin, gucsuz veya hicbirseyi umursamayan bir baba modeli tarafindan yaratildigina inanan bir dindar robot olmaktansa, tapacak baska birsey aramaya basladim. Gercekten guvenebilecegim birsey.


    Ve hemen, gunesi buldum. Aniden oluverdi. Bir gecede bir gunesetapar olup ciktim. Yani gece degil, gunesi gece goremezsiniz ama sabah kalkar kalkmaz bir gunesetapar oldum. Pek cok sebep yuzunden. Her seyden once, gunesi gorebilirsiniz, haksiz miyim? Akla gelebilecek diger bazi tanrilardan farkli olarak, gunesi gercekten gorebilirsiniz. Bu benim icin onemli. Eger birseyi gorebiliyorsam, guvenilirligi artiyor gozumde, bilmem anlatabiliyor muyum? Hergun gunesi gorebiliyorum ve bana ihtiyacim olan herseyi veriyor; sicaklik, isik, yiyecek, parktaki cicekler, goldeki yansimalar, arada bir de deri kanseri. Ama olur o kadar. Hic olmazsa, carmiha germeler yok ve insanlari sirf bizimle ayni fikirde degiller diye atese gondermiyoruz.


    Gunesetaparlik basit bir inanc. Icinde gizem yok, mucizeler yok, para isteyen yok, sarki ogrenmek gerekmiyor ve haftada bir toplanip kiyafet karsilastirmak icin ayrilmis bir ozel binamiz yok. Ve gunes hakkinda en guzel sey, bana hicbir zaman degersiz oldugumu soylememesi. Bana kurtarilmasi gereken kotu bir insan oldugumu soylemez hic. Kibar olmayan tek bir soz bile soylemedi simdiye dek. Bana iyi davranir. Bu yuzden gunese tapinirim. Ama dua ettigimde gunese dua etmem. Neden mi? Cunku arkadasligimizi kotuye kullanmak istemem. Kibar birsey degil bu.


    Insanlarin tanriya cok kaba davrandigini dusunmusumdur cogu kez. Bana katilmaz misiniz bu konuda? Her gun trilyonlarca dualar, iyilik istemeler, yalvarmalar. Sunu yap, bunu ver, yeni bir araba lazim bana, daha iyi bir is istiyorum. Ve cogu dua da Pazar gunu yapilir. Adamin bos gununde. Kibar degil bu. Bir arkadasa boyle davranilmaz.


    Fakat insanlar dua ederler, oyle degil mi? Ve pek cok degisik seyler icin dua ederler. Kardesinizin ameliyata ihtiyaci vardir, obur kardesiniz tutuklanmistir. Ya da asagidaki dukkanda calisan kizil sacliyi yataga atmak istersiniz. Bunun icin dua edilmeli mi? Herhalde etmekten baska care yok. Ve bence, bunda garip birsey yok. Istediginiz hersey icin dua edebilirsiniz. Fakat, peki tanrinin evrenle ilgili planina ne oldu o zaman?


    Hatirlasaniza. Kutsal plan. Uzun zaman once, tanri bir kutsal plan yapti. Uzerinde bayagi dusundu, iyi bir plan olduguna karar verdi ve uygulamaya koydu. Ve milyarlarca yildir bu plan iyi kotu isliyor. Fakat simdi sen gelip birsey icin dua ediyorsun. Farzet ki istedigin sey bu planda yok? Simdi ne yapmasini istiyorsun adamin? Planini mi degistirsin? Sadece senin icin mi? Bu biraz kibirli bir tavir olmuyor mu? Kutsal plan o. Eger cebine 2 dolarlik dua kitabini yerlestirmis her salak kalkip senin planini bozabiliyorsa, tanri olmanin anlami ne? Ve baska birsey daha. Dusunun ki, dualariniz yerine gelmedi. Ne dersiniz? . Valla, bu tanrinin istegi olmali. . Peki, bu tanrinin istegi ama o zaten ne istiyorsa onu yapacagina gore, o zaman dua etmenin anlami ne? Bana bos bir caba gibi geliyor. Bu dua kismini atlayip dogrudan onun istegi desek olmaz mi? Herneyse. Karisik mesele.


    Bu yuzden, tum bunlarin onune gecmek icin gunese tapmaya karar verdim. Fakat dedigim gibi, gunese dua etmem. Kime dua ederim biliyor musunuz, Joe Pesci. ye. Iki sebeple: Birincisi, bence iyi bir aktor. Bu onemli. Ikincisi, is halledebilecek turde birine benziyor. Oyle bosu bosuna ortada dolasmaz Joe Pesci. Aslinda, Joe Pesci, tanrinin beceremedigi 1-2 konuda basarili oldu bile.


    Yillarca, tanridan kopegi havlayip duran gurultucu komsum konusunda birseyler yapmasini isteyip durdum. Joe Pesci tek ziyarette herifi yola getirdi. Bir baseball sopasiyla neler yapilabilecegi cok garip.


    Bu yuzden yaklasik bir yildir Joe. ya dua ediyorum su anda. Ve birsey farkettim. Tanriya zamaninda ettigim dualar ve Joe Pesci. ye ettigim dualar, asagi yukari % 50 gibi bir oranla yerine geliyor. Yarisinda istedigimi aliyorum, diger yarisinda alamiyorum. Ayni tanri gibi: 50- 50. Aynen dort yaprakli yonca ve at nail gibi, dilek kuyusu ve tavsan ayagi gibi. Mojo adami gibi, bir kecinin testislerini sikarak bana gelecegimi soylemeye calisan Voodoo buyucusu falci kadin gibi: 50-50. Yani, batil inancinizi secin, arkaniza yaslanin, bir dilek dileyin ve keyfinize bakin.


    Ve incile ahlaki hikayeler ve dersler icin bakanlariniza da birkac baska hikaye onerebilirim. Uc kucuk domuz hikayesi mesela. Pek fena degil. Guzel bir mutlu sonu var. Eminim seveceksiniz. Ya da kirmizi baslikli kiz, her ne kadar kotu kurtun buyukanneyi yedigi bir kismi varsa da o da fena degil. Ki benim umurumda da degil bu kisim.


    Ve sonuc olarak, Humpty Dumpty hikayesinde de oldukca iyi bir ahlaki deger gormusumdur. En sevdigim kismi ne biliyor musunuz . Kralin butun atlari ve adamlari Humpty Dumpty. yi bir araya getirmeyi beceremiyorlar. . Cunku Humpty Dumpty yok, tanri da yok. Tek bir tane bile yok ve hicbir zaman da olmadi. Hatta, soyle soyleyeyim. Eger tanri varsa, su seyircileri carpsin ve oldursun! Gordunuz mu? Birsey olmadi. Hicbirsey olmadi. Herkes saglikli. Hatta, sunu soyleyeyim, biraz iddiayi yukseltecegim. Eger tanri varsa, su anda beni carpip oldursun! Bakin yine birsey olmadi. O, bir dakika, bacagimda bir kramp var. Ve testislerim aciyor. Arti, kor oldum. Ah, kor oldum. Yok simdi yine iyiyim. Herhalde Joe Pesci. ydi bunu yapan. Tanri Joe Pesci. yi kutsasin. Hepinize cok tesekkurler. Joe sizi kutsasin!.

    Hank'in Kicini Opmek
    Bu sabah, kapim calindi. Actigimda, karsimda iyi giyimli, bakimli bir cift gordum. Adam once konustu:


    . Merhaba, Adim John ve bu da Mary. .


    Mary: Merhaba, sizi bizimle birlikte gidip Hank. in kicini opmeye davet ediyoruz.


    Ben: Pardon?! Ne demek istiyorsunuz? Hank de kim? Ve ben niye onun kicini opmek isteyeyim?


    John: Eger Hank. in kicini opersen, sana 1 milyon dolar verecek; eger opmezsen seni essek sudan gelinceye kadar dovecek.


    Ben: Ne? Bu bir tur mafya taktigi mi? Ne oluyor?


    John: Hank bir milyarder. Bu kasabayi o kurdu. Buranin sahibi o. Istedigi her seyi yapabilir ve sana 1 milyon dolar vermek istiyor. Fakat kicini opmeden parayi alamayacaksin.


    Ben: Bu cok sacma. Neden?


    Mary: Sen kim oluyorsun da Hank. in hediyesini sorguluyorsun? 1 milyon dolar istemiyor musun? Bir kic opmeye degmez mi onun icin?


    Ben: Belki, eger yasalsa, fakat ..


    John: Oyleyse, gel bizimle Hank. in kicini op.


    Ben: Hank. in kicini sik sik oper misiniz?


    Mary: Elbette, devamli&


    Ben: Peki 1 milyon dolari aldiniz mi?


    John: Yok, kasabayi terketmeden parayi alamazsin.


    Ben: Oyleyse neden hemen kasabayi terketmiyorsunuz?


    Mary: Hank soylemeden kasabayi terk edemezsin. Yoksa parayi alamazsin ve seni essek sudan gelinceye kadar dover.


    Ben: Peki, Hank. in kicini open, sonra da kasabayi terkedip 1 milyon dolar alan birini biliyor musunuz?


    Mary: Annem Hank. in kicini yillarca optu. Gecen yil da kasabayi terketti. Eminim parasini da almistir.


    Ben: Onunla konusmadin mi o zamandan beri?


    John: Elbette hayir. Hank buna izin vermiyor.


    Ben: Oyleyse, eger parayi alan herhangi biriyle konusmadiysaniz, parayi aldiklarini nereden biliyorsunuz?


    Mary: Kasabadan gitmeden once biraz veriyor. Belki maasina bir zam aliyorsun, belki kucuk bir loto kazaniyorsun, ya da caddede 20 dolarlik banknot buluyorsun.


    Ben: Peki bunlarin Hank. le ne ilgisi var?


    John: Hank. in bazi dostlari var.


    Ben: Kusura bakmayin ama bu tuhaf bir uckagitcilik gibi geliyor kulaga.


    John: Fakat 1 milyon dolar burada soz konusu olan. Sansa birakabilir misin bunu? Ve unutma, eger opmezsen seni dovecek.


    Ben: Belki, eger Hank. le konusursam, ayrintilari ondan ogrenirsem..


    Mary: Hayir, hickimse Hank. i goremez. Hickimse Hank. le konusamaz.


    Ben: Peki o zaman nasil kicini opuyorsunuz?


    John: Bazen ona bir opucuk gonderiyoruz ve kicini dusunuyoruz. Diger zamanlarda Karl. in kicini opuyoruz ve o Hank. a iletiyor.


    Ben: Karl da kim?


    Mary: Karl bir arkadasimiz. Bize Hank. i ve onun kicini opmekle ilgili konuyu ogreten o. Karl icin tek yapmamiz gereken birkac kez onu yemege cikarmak oldu.


    Ben: Yani Hank diye biri oldugu, onun kicini opmeniz gerektigi ve boylece Hank. in sizi odullendirecegi konusunda sadece Karl. in sozune guvendiniz oyle mi?


    John: Hayir, hayir! Karl. da bir mektup var. Hank tarafindan kendisine yillar once gonderilmis. Butun meseleyi acikliyor orada. Bak iste bu da bir kopyasi. Al kendin de gor.


    John bana uzerinde . Karl. in ofisinden. yazili bir fotokopi uzatti. Uzerinde 11 maddelik bir liste vardi.


    1. Hank. in kicini op ve o da sana kasabayi terkettiginde 1 milyon dolar versin.

    2. Yaninda alkol ic.

    3. Senin gibi olmayan insanlari essek sudan gelinceye kadar dov.

    4. Iyi yemek ye.

    5. Bu listeyi Hank. in kendisi yazdirdi.

    6. Ay yesil peynirden yapilmistir.

    7. Hank. in soyledigi her sey dogrudur.

    8. Her tuvalete gittiginde ellerini yika.

    9. Icki icme.

    10. Sosislerini sosis ekmegi icinde ye, yaninda birsey alma.

    11. Hank. in kicini op, yoksa seni essek sudan gelinceye kadar dover.


    Ben: Bu bana Karl tarafindan yazilmis gibi geliyor.


    Mary: Hank. in kagidi yoktu, onun icin.


    Ben: Bana oyle geliyor ki, eger kontrol etseydik, bu yazi Karl. in el yazisi cikardi.


    John: Elbette, Hank soyledi, Karl yazdi.


    Ben: Kimsenin Hank. i goremedigini zannediyordum?


    Mary: Su anda oyle. Ama yillar once Hank bazi kisilerle konustu.


    Ben: Hank. in iyi birisi oldugunu soylediginizi zannemistim. Hangi tur iyi insan, sirf farklilar diye baskalarini dover?


    Mary: Hank. in istegi bu ve Hank her zaman haklidir.


    Ben: Nereden biliyorsun bunu?


    Mary: 7. madde . Hank. in her dedigi dogrudur. diyor. Bu benim icin yeterli.


    Ben: Belki de arkadasiniz Karl uydurdu butun meseleyi.


    John: Kesinlikle hayir. 5. madde bu listeyi Hank. in kendisinin yazdirdigini soyluyor. Ayrica, 4. maddede iyi yiyin, 8. maddede de tuvaletten sonra ellerinizi yikayin diyor. Bunlarin dogru oldugunu herkes bilir. Demek ki gerisi de dogru olmali.


    Ben: Fakat 9. maddede icmeyin diyor, ki bu ikinci maddeyle celisiyor. Ayrica 6. maddede ayin yesil peynirden yapildigini soyluyor ki bu tamamen yanlis.


    John: 9 ile 2 arasinda hicbir celiski yok. 9 sadece 2. yi acikliyor. 6. ya gelince, aya hic gitmedin, dolayisiyla dogru olup olmadigini bilemezsin.


    Ben: Bilim adamlari ayin kayalardan olustugunu soyluyorlar ama..


    Mary: Fakat kayanin dunyadan ya da uzaydan gelip gelmedigini bilmiyorlar. Yani ay hala yesil peynirden yapilmis olabilir.


    Ben: Bir uzman degilim ama ayin dunyadan geldigi teorisinin curutuldugunu zannediyorum. Ayrica, kayanin nereden geldigini bilmiyor olmak onu peynir yapmaz.


    John: Iste, bilim adamlarinin hata yaptigini sen de kabul ettin. Fakat Hank. in her zaman hakli oldugunu biliyoruz!


    Ben: Biliyor muyuz?


    Mary: Elbette, 5. madde oyle diyor.


    Ben: Diyorsun ki, Hank haklidir, cunku liste oyle diyor ve liste dogrudur, cunku onu Hank yazdirdi. Ve Hank. in yazdirdigini biliyoruz, cunku liste oyle diyor. Bu dongusel mantik. . Hank haklidir, cunku Hank haklidir. demekten farksiz.


    John: Iste simdi anlamaya basliyorsun Hank. in dusunce bicimini.


    Ben: Fakat, & Herneyse, bosver. Peki bu sosislerle ilgili konu da ne?


    Mary, yuzunu burusturdu.


    John: Sosisler sosis ekmegi icinde yenir. Yaninda birsey yenmez. Hank. in yolu bu. Baska turlusu yanlis.


    Ben: Ya sosis ekmegim yoksa?


    John: Sosis ekmegin yoksa, sosis yiyemezsin. Sosis ekmeksiz sosis yanlistir.


    Ben: Yaninda ketcap, hardal da mi yok?


    Mary: Çok sert bir sekilde bakti .


    John: Boyle bir dil kullanmanin hicbir geregi yok! Sosis yaninda yenecek her turlu sey yanlistir.


    Ben: Yani biraz tursu, icine dogranmis sosis tarzi birsey mumkun degil mi?


    Mary: kulaklarini tikadi ve . Dinlemiyorum bile bunu, la la la la& .


    John: Bu igrenc. Ne tur bir seytani mahluk yiyebilir boyle birseyi.


    Ben: Cok guzel birsey o. Ben hep yerim.


    Mary kendinden gecti ve John onu tutu: . Eger o tiplerden biri oldugunu bilseydim vaktimi hic harcamazdim bile seninle. Hank seni essek sudan gelinceye kadar doverken, ben de orada olacagim ve parami sayip sana gulecegim. Hank. in kicini da senin icin opecegim, seni sosis ekmeksiz, tursu yiyici.


    Ardindan, John Mary. yi surukleyip disarida bekleyen arabaya tasidi ve ayrildilar.

    (kaynak: www.kocbilgisayar.com/forum)

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    01-08-2005
    Mesajlar
    20
    Karizma Gücü
    0

    Ateizm bir din midir?

    Ateizm bir din midir?

    Kesinlikle hayır. Ateizm bir din değil, dinsizliktir, dinden kurtuluştur, dinden çıkıştır. Dinle ateizm en uzak iki noktadadır. Bu konuda söylenmiş ünlü bir söz derinlikle herşeyi açıklıyor:

    "Dinsizlik bir dinse, sağlıklı olmak bir hastalıktır"

    Eğer bir ateizmi (yani dine en uzak olanı) dahi din olarak nitelendirecek olursak "din" kelimesi anlamını, özelliğini yitirecek, içi boşalacaktır. Ateizm bir dinse, dünyada dinsiz insan yoktur. Bu durumda "din" kelimesi herkes için farklı anlamlara gelir ve ortada tartışılacak birşey kalmaz. Ateizm bir din değil, dinden sıyrılıştır. Tabulara, dogmalara, hurafelere karşı bir sorgudur.

    Tanrı yoksa, evreni kim yaratı?

    Hiçkimse. Doğrusunu söylemek gerekirse buna benzer "ilk önce ne vardı?" türü sorular sormak ve bunlara cevap aramak gereksizdir. Pekala evrenin yaratılmamış, daima varolagelmiş olduğu kabul edilebilir. Evren bir eser değil, bütün eserlerin etkenidir.

    Eğer "herşeyi bir yaratan vardır, varolan herşey bir yokluk aşamasından geçmiştir" gibi varsayımlarla hareket edecek olursak "tanrıyı kim yarattı? tanrıyı yaratanı kim yarattı?" gibi sorularla ve sonsuz bir yaratan zinciriyle karşılaşırız. Bunun için görünen, ortada olan ve somut olan en kapsamlı varlıkta noktayı koymalıyız. Ki bu da tanrı değil evrendir.

    Bu kadar kusursuz bir doğa kendi kendine mi oluştu?

    Bu sorunun cevabı doğal seleksiyonda gizlidir. Evrende sürekli bir doğal seleksiyon işler. Kötü olan, aksaklıklar içeren sistemler hızla yokolur. Bir biyolojik sistemin içinde ne kadar az kusur bunuyorsa ömrü de o oranda uzun olur. Bunun yanında doğa, düzeni korur, kaosu eler.

    Evende küçük bir düzen, büyük bir düzene; küçük bir düzensizlik ise, büyük bir düzensizliğe dönüşmeye eğilimlidir.

    Şöyle düşünün: içinde yaşadığımız güneş sistemi benzeri bir yaşamsal sistemin oluşma olasılığı çok düşük de olsa vardır. Ve evren, yaşamı oluşturacak yada oluşturmayacak bütün olasılıkları deneyecek kadar vakte, ortama, ve malzemeye sahiptir. Olasılık ne kadar küçük olursa olsun, olasılığın varlığı evrenin bu olasılığı bulması için yeterli bir koşuldur.

    Ayrıca elbette dünyanın bugünkü hali rasgele birdenbire oluşmuş değildir. Bu çok aşamalı, uzun bir süreçtir. İlk oluşan şey, bugünkü doğa, hayvanlar yada bir hücre değil, bunların oluşmasına izin verecek bir tetiktir. Hücrenin yapısına bakarak elbette bunun birden bire oluşamayacak kadar karmaşık yapıda olduğunu görürüz. Bu karmaşıklık onun "yaratılmış" olabileceğini kanıtlamaz, aksine bunu reddeder. Yavaş yavaş ve aşamalı olarak oluştuğunu gösterir. Örneğin birkaç yıl önce mitakondrinin, önceden ayrı bir hücreyken, bugünkü hücrenin yapısına sonradan girdiği keşfedildi. Bu olay evrime bir kanıttır. (Adem'in vücut hücrelerinde de mitakondri vardır. Dolayısıyla Adem bir "ilk" olamaz. Tabii aynı şey bugün yaşayan tüm canlılar için de geçerli. Mitakondri vakasının çok "geniş" sonuçları vardır.)

    Sonuç olarak "doğa kendi kendine oluştu" demek, "biri çıkıp, onu yarattı, yoktan var etti" demekten her koşulda daha tutarlıdır. Akla ve mantığa daha yatkındır.

    "Raslantılar bir sineği bile yaratamazlar"

    Evet. Hayatın başlangıcı yada evrimin işleyişi konusunda yapılan tartışmalarda çok kullanılan bir kelime de "raslantı"dır. Ancak bilim raslantılarla ilgilenmez. Bu konuyu sağlıklı bir şekilde anlayabilmek için önce "raslantı" kelimesine bakmalıyız.

    Doğada hiçbirşey raslantı eseri değildir. Evrende ceryan eden her olay, kuralları kesin kanunlara ve alternatifsiz olgulara bağlıdır. "Raslantı", henüz işleyişini tam olarak analiz edemediğimiz ve kurallarını açıkça ortaya koyamadığımız hareketlerde kullanılan bir "joker" kelimedir. Bir atom zerresinin en ufak bir hareketi bile "kesin" kurallara bağlıdır ve bu kuralların dışına çıkmaz. Bu bağlamda canlılığın oluşumu ve evrim de hiçbir şekilde raslantı ile ilgili değildir ve şartlar uygun olduğunda bir zorunluluktur.

    Elinize bir zar alın ve atın, zarın 6 gelmesi bir raslantı yada şans değil, -uygun şartlarda- bir zorunluluktur. Zarı atarken elinizin hareketinin zara vediği kinetik enerji, bu enerjinin mutlak yönü, zarı oluşturan materyal, zarın atomlarındaki diziliş, zarın özkütlesi, fiziksel yapısı, ısısı, ağırlığı, hacmi, atılan zeminin materyali, yüzey yapısı, sıcaklığı, özkütlesi, sürtünme katsayısı, ortamdaki havanın sıcaklığı, moleküler yapısı, yoğunluğu, enerjisi, hareketi, ortamdaki çekim kuvvetleri... ve bilimin -henüz- keşfedemediği daha pekçok faktöörr, biraraya gelerek zarın 6 gelmesini "zorunlu" kılar. Bu bir "tesadüf" değil "zorunluluk " tur. Yakın bir gelecekte bilim, zarın 6 gelmesiyle ilgili "tüm" şartları labaratuvar ortamında yaratıp, her atılışta 6 gelen hilesiz bir zarla oynayacak konuma gelecektir. Bu olay bilimin "raslantıyı yenmiş" olduğunu değil, eskiden bilmediği bazı kuralları "farketmiş" olduğunu gösterecektir.

    (kaynak:www.kocbilgisayar.com/forum)

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    01-08-2005
    Mesajlar
    20
    Karizma Gücü
    0
    Bu da başka biş bilgi Buyrun

    "Çok eskiden ıssız bir kumsalda babamla yaptığım bir yürüyüşü hatırlarım. Deniz griydi, parça parça bulutlar, erken esen soğuk kış rüzgarlarıyla sürükleniyordu. Gelgit sınırında yığılmış, çürüyen yosunlar arasında her boy ve biçimde şişeler yatıyordu. İlerledikçe yavaş yavaş bütün şişelerin kapaklı olduğunu gördük, kapaksız tek bir şişe bile yoktu. Şişeler arasındaki bu şaşırtıcı benzerliğe sonunda babam bir açıklama getirdi ve keyifle beni bu olguda daha büyük bir anlam aramaya zorladı. Sonuç, bilincime yaşam boyu sıkıca yerleşen "evrim üzerine bir ders" oldu: Açıkça görülüyor ki, bunlar okyanus yolculuğuna dayanabilmiş birkaç şişeydi, en uygun birkaç şişe. İnsan eliyle denize atılan bir sürü boş şişeden, kapağı tesadüfen kapatılmış birkaç tane; Raslantı bunlara batmazlık özelliği sağlamıştı. Çok daha büyük sayıdaki kapaksız kurbanlar, okyanusun hırçınlığına dayanamayıp, çoktan derinleri boylamışlardı..."

    Mahlon Hoagland
    HAYATIN KÖKLERİ


    Dinsel söylemler

    Türkiye'deki din ağırlıklı kanallardan ikisi olan Kanal 7 ve Samanyolu televizyonlarında sık sık belgeseller yayınlanıyor. (bu belgeseller yurt dışından alınmış ve değişik şekilde yeniden seslendirilmiş. Örneğin programın orjinal sesinde sık sık "evolution"(evrim) kelimesi duyulurken, Türkçe seslendirmede en çok "yaratılış" kullanılıyor!)Bu programlarda doğa anlatılıyor, düzen vurgulanıyor ve sonuçta herşey Allah'a bağlanıyor.

    Örneğin "havadaki oksijen ve azot oranı dengededir, eğer oksijen biraz daha fazla olsaydı dünyada insanlar ne acılar çekerlerdi, oksijen zehirlenmeleri olurdu: şüphesiz ki Allah hakkıyla herşeye kâdirdir" gibi cümleler sarfediliyor.

    Ancak eğer oksijen oranı -önceden beri- yüksek olsaydı, zehirlenmelerin ya da acı çekmelerin ötesinde bir şeyler olurdu,

    Temelde iki ihtimal var:

    1- Oksijen, hayat için uygun olmayacağından; yeryüzünde "hayat" olmazdı. Dolayısıyla acı çekecek, zehirlenecek vaktimiz de olmazdı.

    ya da

    2- Oksijen fazlalığı sonucunda bir doğal seleksiyon işler, ve yüksek oksijenle yaşayabilen canlılar hayatta kalırdı. Diğerlerinin(örneğin insanların) ise nesli tükenirdi, bu günlere gelemezdi. Bugünkü ekosistem sadece yüksek sevide oksijenle yaşabilen canlılardan oluşurdu. Sonuçta yine ortada acı çekip, zehirlenen canlılar olmazdı.(Kim bilir belki o zaman da bu canlılar "eğer oksijen seviyesi düşük olsaydı halimiz ne olurdu, acı çekerdik. Tanrıya şükürler olsun" diyeceklerdi!)

    Örnekler çoğaltılabilir.("dünyanın yörüngesi ne kadar ince 'ayarlanmıştır': Allah'ın gücü her şeye yeter" gibi). Ama doğadaki bütün benzer düzenliliklerin inanılmazlığı, yine aynı şekilde kolayca çürütülebilir.

    Sonuç olarak doğaya bakıp Allah'ı görenler ve bir yandan da diğerlerini körlükle suçlayanlar büyük bir yanılgı içindeler. "kusursuzluk ve düzen", doğada olması gerekendir. Doğanın varoluşunun şartıdır. Çevrede kaos yerine düzenin hakim olması, doğanın kendisinden daha doğaldır.
    (kaynak :www.kocbilgisayar.com/forum)

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    01-04-2005
    Mesajlar
    15
    Karizma Gücü
    0
    Bu da benden olsun o halde......


    A: Masanin uzerinde kucuk bir peri var.

    B: Ama ben birsey gormuyorum.

    A: Elbette, cunku bu gorunmez bir peri.

    B: Ama dokunamiyorum da.

    A: Ebette, bu peri gorunmez, dokunulmaz ve hakkinda hicbir somut veri edinilemez bir peri.

    B: Peki o zaman var oldugunu nereden biliyorsun?

    A: Cunku bu perinin varliginin kanitlari var.

    B: Nedir bu kanitlar?

    A: Mesela yagmurun yagmasi bu perinin varliginin kanitidir. Bu peri yagmur perisi. Ne zaman yagmur yagsa bu perinin varoldugunu anliyorum.

    B: Peki yagmurun sebebinin bu peri oldugunu nereden biliyorsun?

    A: Cunku baska birsey olamaz. Sen soyle o zaman yagmurun neden yagdigini?

    B: Yagmurun neden yagdigini bilmiyorum. Ama yagmurun sebebinin elindeki peri olduguna inanmam icin baska deliller gerekli.

    (Dikkat ediniz, artik bu noktada, B dahi perinin varolup olmadigini veya niteliklerini sorgulamaktan cikip, varliginin delillerini tartismaya baslamistir).

    A: Bu perinin varligini kanitlamaya aslinda gerek bile yok. Herkes beyninin derinliklerinde bu perinin varligina inanir. Sadece kisinin gonul gozunu acmasi gerekir. Bu peri kendi kendinin kanitidir. Ayrica kendi varligina dair inanci hepimizin beynine koymustur. Hem sonra, baska turlu yagmurun nasil yagdigini aciklamanin yolu olmadigindan, bu perinin varligina inanmak zorundasin.

    B: Peki bu perinin nitelikleri neler? Neye benzer? Nasil birseydir?

    (Dikkat edildigi gibi perinin nitelikleri, varliginin kanitlarinin tartisilmaya baslanmasindan sonra gundeme gelmistir).

    A: Bu peri 15 cm boyunda, kanatli, zayif, ince bir varliktir. Akillidir, konuskandir ve neselidir. Devamli kanat cirpar. Ne zaman yagmurun yagmasini isterse bunu diler ve yagmur yagar.

    B: Bilmiyorum, bana yine de inanmasi biraz zor geliyor.

    A: Ama inanmazsan, bu peri kizar ve evini sel bastirir. Inanirsan ve dediklerini yaparsan ise bahcendeki bitkileri yesertir, evine bolluk getirir.

    (Dikkat ediniz, burada da insan motivasyonunun temel ilkeleri olan odul ve ceza prensipleri kullanilmaktadir).

    B: Ben yine de inanmiyorum.

    A: Inanmiyorsan, olmadigini kanitla o zaman?

    B: ???

    Dikkat ediniz, sonunda diyalog donmus ve B den perinin olmadigini kanitlamasi istenmeye baslanmistir. Hele de bu diyalogun nesiller boyu surdugunu dusunun. A ve yandaslarinin bu perinin otoritesini kullanarak topluluklarina duzen getirdigini, kurallar koyup bunlarin islemesini sagladiklarini ve bu yolla bir yasama ve yurutme otoritesi kurmayi basardiklarini dusunun.

    Ise yarayan ve duzen saglanmasina yardimci olan bir toplumsal fenomen, toplumda zaman icinde kabul gorur. Daha az sorgulanir. Hele de insanlara bunun anlayamayacaklari birsey oldugunu ve bu konuya ancak belli basli bazi akilli ve bilge kisilerin vakif oldugunu soyleyin, insanlar zaten mesgul olan gunluk hayatlarindan bu meseleyi cikarir, bu konuda guvendikleri kisilerin fikirlerini ve ogutlerini dinlemeye baslarlar.

    Sonunda konuyla ilgili kafa yoran kisilerden de birbiriyle uyusan ve uyusmayan gorusler cikmaya baslar. Zamanla periden butun somut ozelliklerini (boyunu, kanatlarini, buyuklugunu, vb) de cikarir, daha zor sorgulanabilsin ve daha zor anlasilabilsin diye tamamen soyut nitelikler atfederler. (Rengi, sekli, buyuklugu yoktur, yeri yurdu yoktur, oncesi sonrasi yoktur, vb gibi). Cunku insan yalnizca anlayamadigi seye inanir. Anladigi herseyi sorgular insan.

    Tanri icin de islami kaynaklara baktiginizda pek cok yerde hiç de soyut olmayan, neredeyse insana benzeyen bir varlik karsiniza cikar. Ornegin tanrinin "iki el"inden (Maide: 64; Sad: 75), "yuz"unden (pek cok ayet icinde, ornegin Bakara:115) bahsedilir. Kuran in, hadislerin sozlerine bakan kimi yorumcular, tanrinin cisimli, "Mucessine" oldugu gorusune ulasirlar. Ayrica tanri insan gibi gorur, isitir, konusur, yatisir, dusunur, acir, bagislar, insan gibi "Efendi"dir (Rabb), "Kral"dir (Melik), "Ev"i vardir (Kabe), "Tahti, Sarayi" vardir (Ars). "Gucludur" (Aziz), "Zorba"dir (Cebbar), "Sevecen"dir (Vedud), dost, dusman kazanir,vs. Ayrica kurana gore tanri goktedir. "GOKTE OLAN in sizi yerin dibine gecirmesinden guvende misiniz? O zaman yer sarsildikca sarsilir. GOKTE OLAN in basiniza tas yagdirmasindan guvende misiniz?" (Maide Suresi, 16-17). Ayrica tanrinin Ars i (Taht, Saray) da goklerin ustundedir. Bunlara bakan kimi din alimleri ve kuran yorumculari "Tanri gokteyse, Tanri nin gokten daha kucuk olmasi gerekir. Boyle birsey dusunulebilir mi?" gibi, veya "Tanri gokteyse varliginin ve varligini surdurebilmesinin bir baska seye bagli oldugunu da dusunmek gerekir, bu nasil olabilir?" gibi sorular sormuslardir.

    Fakat ayni zamanda tanrinin "benzeri" olmadigi da soylenir (Sura: 11). "Oncesiz", "Sonrasiz", "Dogmamis", "Dogurulmamis" denir tanri icin. Ozellikle gunumuzde, artik tanridan bahsedildiginde genellikle cisimsiz, mekansiz, soyut bir kavram karsiniza cikar. Tanri nasil bir seydir? diye sordugunuzda, elinizde kendisine atfedilen akil, zeka ve istedigini yapabilme disinda hicbir nitelik kalmadigini gorursunuz.

    Aslinda sorgulama devam ettiginde tanri kavramini bu niteliklerden bile soyutlama ihtiyaci hissederler.Cunku bir hristiyan teologun dedigi gibi:

     Tanri hakkinda hicbir sey soyleyemeyiz. Cunku tanri hakkinda birsey soylemek, tanriyi sinirlamak demektir. Tanri icin A ozelligine sahiptir demek, tanrinin non-A (A olmayan) ozelligine sahip olmadigini soylemek olur. Dolayisiyla her turlu sinirlamayi asan bir kavram olmasi gereken tanri icin hicbir sey soyleyemeyiz.

    Bir elma hayal edin. Ve sirayla elmadan butun niteliklerini cikarmaya baslayin. Rengini cikarin, buyuklugunu cikarin, kutlesini cikarin, seklini cikarin. Geriye ne kalir? Konu elma olunca geriye birsey kalmaz ama konu tanri olunca belli ki geriye var olmasi ve de bir olmasi kaliyor.

    Bu dusunce tarzi asagidaki diyaloga benzer:

    Teist: Tanriya inaniyorum.

    Ateist: Tanri nedir?

    Teist: Bilmiyorum.

    Ateist: Fakat inandigin sey ne o zaman?

    Teist: Onu da bilmiyorum.

    Ateist: Oyleyse inancini inancsizliktan ayiran faktor ne?

    Dolayisiyla bu dusunce tarzinin absurdlugu aciktir. Bu yuzden de tanriyi tum niteliklerinden soyutlamak da istemezler. Tanriyi insan olarak ancak kismen anlayabilecegimizi soylerler ornegin. Ve de mumkun oldugunca genel ve sorgulanamayacak nitelikler atfetmeye calisirlar. Fakat eger bu nitelikler herhangi bir felsefi analize tabi tutulmaya calisilirsa, o zaman yukaridaki agnostik anlayisa cekilirler. Bu agnostik anlayisin yukaridaki diyalogdaki gibi sacmaligi dile getirildiginde ise, yine bazi nitelikleri oldugunu soylemeye baslarlar.

    Kisacasi tesitlerin kullandigi sekliyle tanri kavrami icinden cikilamaz bir celiskidir, bir paradokstur. Ne bir nitelik ithaf edebilirsiniz, ne de hicbir niteligi olmamasina izin verebilirsiniz.

    Bu yuzden tanri kavrami aslinda daha tanimi noktasinda terkedilmesi gereken bir kavramdir. Fakat yazinin devam edebilmesi icin ve tanrinin varligiyla ilgili kanitlarin analizi konusunda soz soyleyebilmek icin yine de bir tanimda anlasmak gerekiyor. Bu yuzden tanri kavraminin uc yaygin aciklamasini burada dile getiriyorum:

    1) Cisimli, belli bir sekli ve boyutu, vs olan fakat bizim bilmedigimiz ve gormedigimiz biryerde varolan bir somut varlik.

    2) Hicbir fiziksel ozelligi olmayan, dogaustu, fakat yine de akilli olmak ve istedigini yapabilmek gibi bazi nitelikler tasiyan, ve ayni zamanda tum nitelikleri tam anlasilamayacak bir varlik.

    3) Varolan fiziksel dunyanin tumu, butunu. (Panteist tanri anlayisi).

    Bu yazi boyunca, her ne kadar tatminkar bir tanim olduguna inanmasak da 2 numarali tanimi kullanacagiz. Cunku toplumda en yaygin sekilde anlasilan tanri kavrami bu.


    Tanrinin varligini kanitlamak icin one surulen deliller ve akil yurutmeler


    Bu kisimda tanri kavramini kanitlama gayesiyle en cok kullanilan bazi akil yurutmeleri ve sunulan bazi delilleri ele alacagiz.

    1) Ilk neden

    Bu akil yurutmeye gore dunyada herseyin bir nedeni vardir ve nedenler zincirinde geriye dogru gittiginizde bir ilk nedene ulasirsiniz. Bu ilk neden ise tanridir. Bu akil yurutme cesitli konulara uygunalanabilir. (Ornegin ilk canli nasil olustu, evren nasil olustu, vs).

    Bu akil yurutmenin felsefi acidan zayif noktasi ise kendi amaciyla celismesidir. Nedenler zincirini hem kesmek hem de devam ettirmek isteyen bir akil yurutmedir bu.

    Yani sunu demek istiyoruz: Nedenler zincirinde geriye dogru gidip, ilk seyin nedenini bulmaya calisiyorsunuz, ve Evrene ilk ne sebep oldu? sorusuna kadar geldiniz diyelim. Eger burada Evrene de tanri sebep oldu deyip duracaksak, o zaman neden bu noktada durdugumuz ve neden Peki tanrinin sebebi neydi sorusunu sormadigimiz noktasi gundeme gelir. Yok eger Tanri hep vardi veya Tanri kendi kendisinin sebebidir diyebiliyorsak, o zaman bunu neden evrenin kendisi icin diyemiyoruz? Sorusu gundeme gelir. Yani, belki evren hep vardi, veya evren kendi kendisinin sebebiydi? Yok eger evrenin sebebini sorgulama ihtiyacini icimizde hissediyorsak, o zaman neden tanrinin sebebini sorgulama ihtiyacini hissetmiyoruz?

    Kisacasi gorulecegi gibi burada yalnizca sebebi bilinmeyen birseyi acikliyor gibi gorunmek gayesi vardir. Yapilan aciklama ise gercek bir aciklama degildir. Teorik olarak zincire devam edebilir ve tanrinin sebebi de kutsal ruh, onun da sebebi baska birseydir diyebilirdik. Ama eger varligin bir aciklamasinin yapilabilmesi icin bir yerde durulmasi gerek diyorsaniz, o zaman nerede duracaginizi neye gore seciyorsunuz? Yani evrenin sebebinde durmuyorsunuz da niye tanrinin sebebinde duruyorsunuz?

    Goruldugu gibi ortada cok acik bir dusunce yanlisi bulunmaktadir. Nitekim Ilk neden akil yurutmesi, yuzyillardir ciddi felsefi tartismalarda kullanilmaz. Fakat gunluk hayattaki tanri tartismalarinda hala israrla ateistlerin onune getirilmektedir.

    2) Evrenin duzenli olmasi

    Evrende bir duzen oldugu gozlemi bazen tanri kavraminin bir kaniti olarak kullanilir. Denir ki evren kaotik degildir, belli kurallara uyar. Ve dolayisiyla, bu duzenin altinda, bu duzene sebep olan bir zeka olmalidir.

    Ya da baska bir sekliyle bu akil yurutme doga kanunlarinin kanun koyucusu fikri ile karsimiza cikar. Denir ki evrende doga kanunlari var, dolayisiyla bu kanunlarin bir kanun koyucusu gerekir, bu da tanridir.

    Ya da evrende zeka ve bilincin olmasi (insanoglu), buna sebep olan daha ust bir zeka ya da bilincin varliginin bir kaniti olarak ifade edilir bazen. Tum bunlar ayni akil yurutmenin degisik versiyonlari oldugundan, bu yazida bir arada, ayni madde altinda inceliyoruz.

    Birincisi, evrenin kaotik degil, belli kurallara uyan bir duzen oldugunu ilan etmek o kadar kolay degildir. Nitekim uzmanlar, gunumuzde kaotik olarak adlandirilan sistemler altinda dahi n boyutlu diferansiyel denklemlerle ifade edilebilecek duzenler bulmaktadir. Sonucta duzen kaos icindeki belli bir paterne uyan bir parcanin ozelligine verilebilecek bir isimse, herhangi bir kaos sayisiz miktarda duzenli alt parca icerebilir demektir. Dolayisiyla evrenin daha ust bir kaosun belli bir paterne uyan bir alt parcasi olmasi mumkundur.

    Ayrica evreni duzenli ilan etsek de herhangi bir duzenin bir zeka gerektirdigini iddia etmek mumkun degildir. Zeka ile duzen arasinda nedensel bir bag yoktur. Bir duzenin ille de bir zekadan cikmasi gerektigi mantiksal olarak gosterilemez.

    Zekanin zekadan cikmasi da ayni sey. Bir zekanin ya da bilincin daha ust bir zeka ya da bilincten kaynaklanmasi gerektigi mantiksal olarak gosterilemez.

    3) Ahlaksal kanitlar ve adalet fikri

    Denir ki tanri olmazsa iyi ile kotu arasindaki farki anlamanin ve ahlaksal prensipler getirmenin bir yolu kalmaz.

    Ya da denir ki, bu dunya adaletsizliklerle doludur. Cogu kez kotuluk, kotuluk yapanin yanina kalir. Obur dunya, cennet ve cehennem, dolayisiyla tanri olmalidir ki adalet yerine gelebilsin.

    Birinci konu, yani tanri olmazsa iyi ve kotu arasinda bir farkin kalmayacak olmasi konusu dogru bir gozlem olabilir de olmayabilir de. Ancak, dogru olsa dahi bu prensip tanri kavraminin bir kaniti olamaz. Belki gercekten de iyi ya da kotu diye birsey yoktur ve biz bosu bosuna iyilik diye birsey tanimlayip oyle davranmaya calisiyoruz. Ya da belki iyi ya da kotu dedigimiz seyler, insanoglu olarak, bir toplum icinde bir arada yasamanin gerekleri yuzunden, toplulugun tumunun refahi icin uymamiz gerekli olduguna inandigimiz kurallara verilen isimlerdir. Dolayisiyla, belki de iyi ve kotu insan yapisidir ve insanlarin, yani bizlerin tanimladigimiz seylerdir. Yani tanriyla bir ilgisi yoktur.

    Ikinci konu ise, yani adaletin yerine gelmesi icin obur dunyanin olmasi gerektigi konusu, felsefi acidan bir delil degil, olsa olsa safca bir insani temennidir.

    4) Sonsuzluk

    Sonsuzlugu insanin kavrayamayacagi, boyle bir kavrami ancak tanri gibi mutlak bir varligin kavrayabilecegi, dolayisiyla tanrinin olmasi gerektigi fikri de felsefi alanda degil ama gunluk hayatta bazen karsilasilan bir akil yurutmedir. Fakat mantiksal ve felsefi acidan kanit olarak nitelendirilebilecek bir yonu yoktur. Cunku sonsuzluk kavramini insanin kavrayip kavrayamamasi konusu bir yana, kavrayamiyor desek de, insanin sonsuzlugu kavrayamamasiyla, sonsuzlugu kavradigi soylenen bir varligin var olmasinin gerekliligi arasinda nedensel bir iliski yoktur.

    5) Imam Gazali nin kaniti

    Bunun da bir onceki sonsuzluk orneginde oldugu gibi yaziya alinmasinin tek sebebi islami teist kesim arasinda populer olmasidir. Yoksa bu da herhangi bir mantiksal ya da felsefi deger tasimaz. Bu kanit, Gazali nin bir inancsizla tartisirken kullandigi  Eger sen hakliysan benim kaybedecegim birsey yok, ama eger ben hakliysam senin kaybedecegin cok sey var. Yani inansan iyi edersin anlamina gelecek turdeki bir akil yurutmesidir.

    Gorulecegi gibi felsefi acidan herhangi bir kanit kaygisi guden bir akil yurutme degildir bu. Cunku karsi tarafin kendi beyninde ikna olup olmamasiyla ilgilenilmiyor, yalnizca itaat etmesi bekleniyor. Dolayisiyla, politik yandas toplamada belki kullanilabilecek bir psikolojik manevra olabilir, ama felsefi degeri olan herhangi bir yonu yoktur.

    Ayrica, diger acidan bile yeterince guclu olmadigini ifade etmekte fayda var. Nitekim, tanriya inanmak, tanriya inanan inanc sistemlerinden ozel olarak birini secmeye insani kolayca yonlendiremiyor. Ornegin, Hinduizm, Hristiyanlik ve Bahaizm dinlerini ornek alirsak, tumunde tanri kavrami olmasina ragmen, ornegin Hinduizmde islamla bagdasmayan reenkarnasyon inanci, Bahaizm de Islam la bagdasmayan Muhammed in son peygamber olmadigi inanci, Hristiyanlikta ise Muhammed in bir peygamber olmadigi inanci mevcuttur. Dolayisiyla, Gazali ye hak versek bile, alternatifler arasinda secim yapmakta yine de zorlanirdik gibi gozukuyor.

    6) Hersey mumkun olanin en iyisidir iddiasi

    Bu da malesef tanri konusunda sozu edilen yaygin kanitlama girisimlerinin mumkun oldugunca fazlasini bu yazida ele alma gayretimiz yuzunden, yazinin ciddiyetinden odun vermek istemememize ragmen, eklemek durumunda kaldigimiz bir akil yurutmedir.

    Dunyaya tarafsiz bir sekilde bakinca, aslinda pek cok kisinin de gozlemledigi gibi, ortada yapilmis pek etkileyici bir is yoktur. Yani insan her seye kadir bir varliktan biraz daha iyi isleyen, aksakliklari, sacmaliklari ve kotulukleri daha az olan bir sistem beklerdi.

    Fakat bu konu bir yana, biz yine de kullanilan akil yurutmeye donersek, buna gore dunyada hersey en mukemmel sekliyle yapilmistir. Buna ornek olarak da cogunlukla dogadaki ahenk, ve bulundugu ortama iyi uymus canlilar, vs verilir. Fakat ornegin canlilarin bulundugu ortama uymak zorunda olduklarini, cunku dogal secilim sebebiyle uyamayanlarin soyunun tukendigini, ancak uyabilenlerin hayatta kalip genlerini yeni nesillere aktarabildigini, vs ifade eden bilimsel bulgunun bilincinde olunmadan, ya da bu hesaba katilmadan yapilan bir beyandir bu.

    Teistlerin bu konuda soyledigi hersey, insan burnunun gozluk takmak icin yaratilmis oldugunu soylemeye benzer. Yaptiklari sey meseleyi tersinden gormektir. Herseyin cevresiyle uyum halinde olmasinin, doganin sadece cevresine uyani barindirmasindan kaynaklandigini gormezler. Bu ahenge ve uyuma hayret etmek, doganin isleyisine dair bir kavrayis eksikligini ifade ettigi gibi, bu hayret dogal olsa bile, bunun ortada hayret edici bir durum olmasi disinda ifade ettigi bir gercek yoktur. Yani hayret ediyor olmak, hayret edici olayin sebebine dair birsey soylemez.

    7) Mantiksal ve Ontolojik kanitlar

    Teolojide cesitli orneklerine rastlanan bu tur kanitlar, saf mantiksal akil yurutmelerle tanrinin varligini kanitlama cabalaridir. Ornegin Descartes in tanri kaniti bunlarin bir ornegi kabul edilebilir. Bu akil yurutme su sekilde ozetlenebilir:

    Tanri En Yetkin ve En Gercek varlik olduguna gore boyle bir kavrami benim zihnime kim sokmus olabilir? Ben En Yetkin ve En Gerçek ozelliklerine sahip bir varlik degilim, oyleyse bu dusunceye ben kendim ulasamam. Cevremde gordugum varliklarin da hicbiri bu ozelliklere sahip degil. Oyleyse bu fikri benim zihnime kendisi En Yetkin ve En Gerçek olan bir varlik, yani Tanri koymus olmalidir.

    Bu tur dusunce tarzindaki birinci yanlis, tanimlanan bir seyin varolmasinin zorunlu zannedilmesidir. Ornegin ben efsanelerdeki kanatli ati veya noel babayi tanimlayabilirim, fakat bu onlarin gercek dunyada karsiliklari oldugu anlamina gelmez. Birseyin zihinlerimizde varolmasiyla gercekte de varolmasi ayni sey degildir.

    Buradaki ikinci yanlis ise, bu akil yurutmenin mantikta dongusel akil yurutme (circular reasoning) denen turde bir dusunce tarzi olmasidir. Bu tur akil yurutmelerde ulasilmak istenen sonuc yola cikilan baslangic noktalarinda gizli olarak icerilir. Ornegin burada, yapilan tanri tanimi, sonucta ulasilmak istenen amaca (tanrinin var olmasi) hizmet edecek tarzda secilmistir. Bu tur akil yurutme, dusunce bicimi olarak yeni bir bilgi vermez. Ancak baslangictaki postulalardan birinde icerilen bir bilgiyi aciga cikarmaya yarar.

    Bu tur tanri kanitlarina birbaska ornek olarak Leibnitz in bir argumanini verebiliriz. Buna gore:

     Bu dunyada kendi varliklarinin nedenini iclerinde bulundurmayan varliklar vardir. Ornegin ben anneme, babama bagliyim, derken havaya, besine, vs. Ayrica bu dunya tek tek nesnelerin gercek vaya hayali bir butunu ya da toplulugudur, ki bunlarin hicbiri yalnizca kendi içlerinde varliklarinin nedenlerini bulundurmamaktadir. Bu bakimdan, nesneler ve olaylar varolduguna gore ve hicbir tecrube nesnenin kendi içinde kendi varliginin nedenini bulundurmadigina gore, bu sebebin, nesnelerin butununun kendi disinda bir nedeni olmasi gerekir. Bu nedenin bir varlik olmasi gerekir. Digerlerinin nedeni olan bu varlik, kendi kendinin nedeni olabilir de olmayabilir de. Eger kendi kendisinin sebebiyse, tamamdir, degilse daha ileri gitmemiz gerekir. Ama bu anlamda sonsuza kadar gidecek olursak, varligin bir aciklamasi yapilmis olmaz. Bu bakimdan varligi aciklamak icin, kendi icinde kendi varliginin nedenini bulundurmasi gereken, yani varolmadan yapamayacak bir varliga varmamiz gerekir. Bu da tanridir

    Bu da dikkat edilirse tanriyi Kendi sebebini kendi icinde iceren ve varolmadan yapamayacak bir varlik olarak tanimlamis, dolayisiyla bir dongusel akil yurutmeye dusmustur. Yani yola cikis noktasindan daha fazla bir bilgi veren bir akil yurutme degildir bu da.

    Felsefede yalnizca mantik ve zihinsel akil yurutmeler kullanarak tanrinin varligini kanitlama cabalari daima bosa cikmistir. Cunku bu tur bir kavram, kanitlanmak icin disaridan gelen verilere ihtiyac duyar. Yalnizca zihin icinde yapilan akil yurutmeler, dogaustu bir varligin varoldugunu gostermeye yetmez.



    Tanri kavramindaki mantiksal celiskiler

    Tanri kavramiyla ilgili ilk celiski, yazinin basinda dile getirdigimiz tanimi ile ilgili genel celiskidir. Yazinin bu kismindan bu genel celiskiden yola cikarak, tanri kavraminin icerdigi cesitli sorunlardan bahsedecegiz.

    Ornegin, Herseye kadir bir varligin herhangi bir nitelige sahip olmasi mumkun olabilir mi? . Tanri her seye kadirse, tanri hakkinda hicbir sinirlama getiremiyorsak, o zaman ornegin Tanri birdir nasil diyebiliyoruz? Bu durumda Bir olma niteligi, bir den fazla olma sansini sinirlamis olmuyor mu tanrinin? Ornegin kendisi gibi ayni niteliklere sahip ikinci bir tanriyi yaratabilme gucunu? Ya da kendisini yok edebilme gucunu?

    Benzer sekilde bir varligin olumsuz olmasi, olme sansini, var olmasi, var olmama sansini, veya herhangi bir A niteligi, non-A niteligine sahip olmasini sinirlamiyor mu tanrinin?

    Ya da dogaotesi bir kavramin tanimindan cikan birbaska sorun olarak, filozoflar Tanri mantik ilkelerinin de ustunde midir? sorununu dile getirmislerdir.

    Mantik ilkelerini bilirsiniz. 1) A., A dir. 2) A, non-A degildir. 3) A, ayni zamanda hem A, hem de non-A olamaz. Bunlar Aristo tarafindan ilk olarak dile getirilmis ve felsefe tarihi boyunca karsi cikilmadan kullanilmis 3 temel mantik ilkesinin tanimidir.

    Her seyin ustunde oldugu iddia edilen bir varigin, mantik ilkelerinin de ustunde olup olmadigini sormak gecerli bir soru oluyor o zaman. Yani ornegin tanri Evli bir bekar , Daire seklinde bir kare , ya da Dogru olan bir yanlis onerme yaratabilir mi?

    Kisacasi, ayrintili bir felsefi analize tabi tutuldugunda, tanri inanci absurd denebilecek duzeyde sacma ve saglikli dusunen bir bireyin normal kosullarda kabul edemeyecegi bir kavramdir.

    Fakat o zaman nasil oluyor da dunya uzerindeki bu kadar insan boyle bir kavrama inanabiliyor? Bunun cevabi buyuk olcude uygarlik tarihinde, sosyal mekanizmalarin isleyisinde ve insan psikolojisinde yatmaktadir.

    Insan sosyal bir varlik olmasaydi, tanri kavrami ve ondan cikan dinlerin uygarlik tarihinde yapici fonksiyonlari olmasaydi ve obur dunya inancinin psiklojik acidan pek cok insanin ihtiyac duydugu yapici bir yonu olmasaydi, tanri kavraminin cocuk masallarindan ote inanilir bir yonu olmazdi.

    Peki o zaman tanri kavrami bir ihtiyac midir? Tanriya inanmamak psikolojik bozukluga yol acar mi?

    Aslinda bizim dusuncemize gore, tanri inancindan kaynaklanan psikolojik etkiler (ceza korkusu ve sucluluk duygusu), tanriya inanmamaya gore daha zararlidir. Ve bizce, ki bunu ateist kesim uzerinde yapilmis gozlemlere gore soyluyorum, yeterli bir entellektuel olgunlukla birlesmis bir ateizm, kiside tanri inancini bir ihtiyac olmaktan cikardigi gibi, psikolojik acidan daha saglikli bir hayat surdurebilmeyi de saglamaktadir.

    Nitekim gunumuzde, dinin diger fonksiyonlari (kanun ve duzen koyuculuk), bilimsel yontemlerle diger alanlara (bilimsel politika, hukuk, sosyoloji, vs) aktarilmis oldugu icin aslinda insanlik olarak dine ve tanri inancina bir ihtiyacimiz kalmamistir.

    Fakat toplumdan kisa surede bu inanci terketmesini beklemek pratik acidan pek mumkun degildir. Dolayisiyla, su anda insanlik bu inanci uygarlik gecmisinin bir mirasi olarak tasiyor ve oyle gorunuyor ki yakin gelecekte de bu durum degismeyecektir.

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    01-08-2005
    Mesajlar
    20
    Karizma Gücü
    0
    ya lütfen bu konu üstte dursun. en azından bi görüşünü yazsın okuyan arkadaş varsa. lütfen yani

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    01-08-2005
    Mesajlar
    20
    Karizma Gücü
    0

    Atezim Soruları

    Ateistlere Sık Sorulan Sorular ve Cevapları

    SORULAR VE CEVAPLAR

    1-) Atheism de bir din degil midir?

    CEVAP: Atheism bir inançsizlik biçimidir. Inançsizlik biçimleri kabaca 2’ye ayrilir:

    1- Tanrinin varligina inanip dinleri kabul etmemek (Deism),

    2- Tanri’nin varligina inanmamak, dolayisiyla dinleri de kabul etmemek; bir baska deyisle evrenin, maddenin, herseyin bir yaraticiya gereksinim duydugunu savunan bir felsefeyi kabul etmemek. (Atheism) Inançsizlar hiçbir inanç sistemini kabul etmediklerinden inançsizligi bir din olarak kabul etmek en basta inançsizlara yapilacak bir saygisizliktir. Din olabilmesi için ritüellerin, törenlerin, kurallarin olmasi gerekir ki inançsizlikta bunlarin hiç biri yoktur. Dolayisiyla ne atheism ne de deism birer din degildir.

    2-) Sen nasil olustun? (Bu soruda varilmak istenen nokta sizin biyolojik bilginizi ve sabrinizi sorgulamaktir. Soruya cevap verdiginizde diger sorular da - 3,4,5,6,7- gelecektir. Soruya cevap verirken sogukkanli , karsi tarafin büyük olasilikla cevabi dinlemeyecegi ve diger sorulara ardarda geçecegi hesaba katilmalidir. Bu stratejik bir saldiridir.)

    CEVAP: Ben dogal bir birlesme sonucu, anne ve babamin genlerinden olustum. Daha ayrintili bilgiyi - eger bilmiyorsan- cinsel bilgiler ansiklobedisi ya da ilkögretim ögrencilerinden alabilirsin.

    3-) Ilk insan nasil olustu?

    CEVAP: Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. Yaklasik 140-200 milyon yil önce mavi gezegen dev dinozorlarin istilasina ugramis, bu dönemlerde kuslar da ortaya çikmislardir.Yaklasik 65-100 milyon yil önce dinozorlar yokolurlarken kuslar gelismis, çiçekli bitkiler olusmus ve bitkiler bu sefer tüm dünyaya farkli türlerde yayilarak, sessiz kralliklarini ilan etmislerdir. Memelilerin dünyayi istilasi ise 50 milyon yil önce baslamistir ve hala sürmektedir. Ilk primatlarin ortaya çikisindan homo sapiensin evrimlesmesine kadar geçen süre ise 20 milyon yildir.1- 2 milyon yil önce insana en yakin primatlar yeryüzünde varliklarini sürdürmüslerdir. Tabii ki gelisimlerde ve transformasyonlarda, adaptasyon, seleksiyon ve mutasyonlarin büyük rolü olmus, canlilar doganin acimasiz süzgecinden geçmislerdir organsal yapisi, hücreleri, vücudundaki kimyasal reaksiyonlar) Insan biyolojik olarak dünyadaki diger hayvanlara, primatlara çok benzemektedir. Örnegin embriyolojik gelisim çizgisinde geçirdigi evreler, tüm milyonlarca yillik evrimin pek çok özelligini sergilemektedir. Evrimin her basamaginda, bir önceki canlilarda olan özellikler (örnegin mitokondria, hareketli kuyrukçuk, fagositoz yetenegi, hareketli tüycükler vb) bir sonraki canlinin vücut ve hücre fonksiyonlari için kullanilmistir. Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. Insan vücüdundaki biyokimyasal tepkimeler, enzimler, reseptörler 4 milyar yillik bir evrimin basarisidir.

    4-) Ilk hucre nasil olustu?

    CEVAP: Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. 1997'lere kadar yapilan deneyler, ilk atmosfer kosullarinda, su ortamlarinda amino-asitlerin, sekerlerin, DNA ve RNA'nin temel yapi tasi olan nükleotidlerin kararli bir sekilde bulunabilecegini göstermektedir. Prototip ilk hücreler koaservatlardir;bunlar belirli bir osmotik basinci içerlerinde muhafaza eden lipid moleküllerinin küre biçiminde bir sivi hacmini çevreledikleri yapilardir. Yasami laboratuvarda olusturma çalismalarindan söz etmek gerekirse:Stanley Miller,Harold Urey'le 1953'de Chicago Üniversitesinde, artik klasiklesmis ünlü deneyini gerçeklestirdi. Miller kurdugu bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve suyu bir arada tutarken, bir tesla sarimi araciligiyla, 150-200 bin voltluk bir akimi bu karisimdan geçirdi. 24 saat sonra, deney odasina döndügünde, sivinin renginin degismis oldugunu gördü. Bu karisimi incelediginde, basityag asitleri, formik asit, asetik asit, propionik asit ve en önemlisi yasamin gelismesinde temel amino asitler olan glisin, alanin, aspartik asit ve glutamik asit buldu. Bilindigi gibi, amino asitler, proteinlerin yapi taslaridirlar ve çok farkli kombinasyonlarla bir araya gelip, diziye göre çok farkli üç boyutlu konformasyona sahip, farkli fonksiyonlar gören protein yapilarini olusturabilirler. Deney Pavlovskaia ve Paynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan Amerika'da çok farkli bilesimler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi. Hepsinde organik bilesikler olustu; oksidasyonun engellendigi kosullarda da amino asitler olustu. Ilk dünya atmosferinin çok az oksijen içerdigi, daha sonra bazi okyanus algleri ve bitkiler tarafindan oksijenin böylesine arttirildigi bilinmektedir. Böylece, ilk yasam kosullarinda oksitlenme olayinin minumumda oldugu düsünülmektedir. Ilk hayat ya anaerobik (oksijen solumayan) veya fotosentetik (fotosentez yapan) tarzda baslamistir. Milyonlarca yil içinde de dünya'da yasami olusturacak çesitlilikte, amino asitler, ve bunlarin bilesimi olan proteinler kendi kendine okyanuslarda, göllerde olusmustur. Baska bir bulgu'da Cyril Ponnamperuma'nin NASA'nin laboratuarlarinda gerçeklestirdigi deneyler üzerine, organik maddenin daha ziyade okyanuslarin dibinde toplanacagidir; bu da daha oksijensiz ortamlar anlamina gelir. 1963'de Ponnamperuma ve Calvin'in Berkeley'deki lineer akselatörlerde gerçeklestirdigi deneye göre, beta partikülleri, amonyak, su buhari, metan'a çarptirildiklarinda yine apparat'in dibinde organik maddeler olusmustur. Metan, amonyak ve su 2000 angstrom dalga boyunun altinda dissosiye olabilirler; bu nedenle ultraviole isinlariyla yapilan tüm deneyler basarili olmamistir. Arastiricilar baska enerji kaynaklari aramislardir. Isi da tek basina bazi organik bilesiklerin olusmasi açisindan etkili olabilmektedir. Örnegin volkanik ortamlari taklit eden deneylerde, metan ve amonyak, 1000 C gibi sicakliklarda parçalanip, amino asitleri ve hidrokarbonlari olusturabilmektedir. Ayrica 1960-1980 arasindaki diger arastirmalar baska amino asitlerin, karbonhidratlarin, pürinlerin, primidinlerin, kendi kendine primordial (ilk) atmosfer kosullarinda, farkli enerji kaynaklari etkisinde olusabilecegini kesinlestirmistir.

    5-) Evren nasil olustu? CEVAP:

    Bilim adamlari 15 milyar yil önce olan bir büyük patlamadan ve evrenin olusumundan söz etmektedirler. Ancak bu kesin degildir. Evrenin olusma aninda orada bulunamadigimizdan ve astronomi - uzay arastirmalarinin zor ve pahali olusu nedeniyle elimize kisitli bilgiler geçmektedir. Kendi düsünceme göre evren olusmamistir. Sonsuz geçmisten sonsuz gelecege dogru enerji-madde geçisleri arasinda gelip gitmektedir. Bu düsüncemi : "Hiçbir sey yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz" kanunu ile pekistiririm. Evren var olmamistir, big bang dedigimiz o patlamada sadece sonsuz küçük bir hacme küçülen sonsuz agirliktaki kütle genisleyerek sonsuz hacme dagilmistir. Evren’in genislemesi, buna karsin sogumasi halen devam etmektedir ancak bazi bilim adamlari 10 milyar yil sonra büyümenin yerini küçülmenin alacagini ve büzülmeye geçilecegini iddia etmektedir. Gerçek olan tek sey vardir: evren birisi "OL" deyince olmamistir, anlayamadigimiz olaylari metafizik olaylara, mucizelere baglamak yerine arastirmayi sürdürürsek pek çok bilinmeyeni bilimin isigiyla aydinlatacagimiz kesindir.

    6-) Elementler nasil olustu?

    CEVAP: Dünyanin içerdigi tüm elementlerin evrenin diger yildizlarinda, gezegenlerinde, meteor ve kuyruklu yildizlarda bulundugu saptanmistir. Bizi bu sonuca götüren yildizlar arasi dalga boyu gözlemleri, dünyaya düsen meteorlarin, yakin gezegenlerden alinan toprak örneklerinin incelenmesidir. Tüm evren dünya ile ayni elementleri içermektedir. Evrenin sürekliligi içinde bu elementlerin de bulundugu , enerji düzeylerine bagli olarak birbirlerine dönüsebildikleri ama asla yokolmadiklari düsünülmektedir. Bu da asla var edilmedikleri zaten sonsuz geçmisten beri var olduklari sonucunu getirir. En küçük element olan Hidrojen parçalandiginda atom bombasi olusur yani elementlerin mikro sistemlerinde makro bir enerji bulunmaktadir. Bu da madde-enerji arasindaki reversible dönüsümleri akla getirmelidir. Sonuç olarak elementlerin olusumu degil birbirine ve enerjiye dönüsümü söz konusudur.

    7-) Bu mukemmel doganin ve evrenin bir mimarinin olmasi gerekmez mi?

    CEVAP: Dogadaki canlilarin var olma nedeni "dogal seçilim" dir. Ortama uyum saglayamayan türler zaten yokolmaktadir. Bu da dogayi bir çesit mükemmellige götürmektedir. Evrenin ise mükemmel olup olmadigi halen incelenmektedir. Zaten "mükemmellik" sözü görecelidir. Genetik anormaliler ortama uyum sagliyorsa varolmaya devam edebilmektedirler. Türlerin birbirine dönüsümü çogunlukla böyle gerçeklesmistir. Örnegin kürksüz derisiyle soguk ortamlara uyum saglayamayan, uçamayan, kuvvetli pençeleri olmayan insan vücuduna baktigimizda onun diger türlere göre mükemmel olmadigini söyleyebiliriz. Insani vazgeçilmez kilan "akli" olmustur. Ancak dogaya verdigi bilinçli ya da bilinçsiz zararlarla dünyanin gelecegini tehlikeye atmaktadir. Canli yasamin kaynagini evrim teorisi ile açiklayabiliyoruz, bu durumda bir yaratici olmasi gerekmiyor. Eger her varolusun bir amaci ve açiklamasi olsaydi dünyada ortaya çikan ilk türlerden olan hamamböceklerinin de bulunus amacinin açiklanmasi gerekirdi. Yaradilisçilarin açiklayamadigi , "Takdir-i ilahi" dedigi pek çok olayi bugün evrim teorisi açiklayabilmektedir. "Herseyi bir yüce yaraticiya baglama" fikri bilimsel düsünce ve hareket tarzini körelttigi gibi; buna bagli arastirma, inceleme , analiz ve sentez yapma yetileri ile mantigi da zayiflatacaktir. Bilim adamlarinin "yüce yaratici" fikrini bir kenara birakarak laboratuvara girmeleri , mikroskop ya da teleskoplarinin basina oturmalari gerekmektedir. Diger taraftan eger bu evreni tanri yarattiysa tanriyi kim yaratti? Bu soruma cevap verebilir misiniz?

    8-) Laboratuvar ortaminda bir insan yapmak elinden geliyor mu?

    CEVAP: Laboratuvar ortaminda birkaç dakika ya da saatte insan yapilmasi ile milyonlarca yil süren evrimlesmeyi ayni kefeye koymak yanlistir. Zaman boyutunu otadan kaldirmak gerekir ki mantiken yanlis bir karsilastirmadir. Yine de laboratuvar ortaminda canli yapma islemlerinden biraz bahsedeyim, Stanley Miller,Harold Urey'le 1953'de Chicago Üniversitesinde, artik klasiklesmis ünlü deneyini gerçeklestirdi. Miller bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve suyu bir arada tutarken, bir tesla sarimi araciligiyla, 150-200 bin voltluk bir akimi bu karisimdan geçirdi. 24 saat sonra, deney odasina döndügünde, sivinin renginin degismis oldugunu gördü. Bu karisimi incelediginde, basit yag asitleri, formik asit, asetik asit, propionik asit ve en önemlisi yasamin gelismesinde temel amino asitler olan glisin, alanin, aspartik asit ve glutamik asit buldu. Bilindigi gibi, amino asitler, proteinlerin yapi taslaridirlar ve çok farkli kombinasyonlarla bir araya gelip, diziye göre çok farkli üç boyutlu konformasyona sahip, farkli fonksiyonlar gören protein yapilarini olusturabilirler. Deney Pavlovskaia ve Paynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan Amerika'da çok farkli bilesimler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi. Hepsinde organik bilesikler olustu;oksidasyonun engellendigi kosullarda da amino asitler olustu. Ilk dünya atmosferinin çok az oksijen içerdigi, daha sonra bazi okyanus algleri ve bitkiler tarafindan oksijenin böylesine arttirildigi bilinmektedir. Böylece, ilk yasam kosullarinda oksitlenme olayinin minumumda oldugu düsünülmektedir.Ilk hayat ya anaerobik (oksijen solumayan) veya fotosentetik (fotosentez yapan) tarzda baslamistir. Milyonlarca yil içinde de dünya'da yasami olusturacak çesitlilikte, amino asitler, ve bunlarin bilesimi olan proteinler kendi kendine okyanuslarda, göllerde olusmustur. Baska bir bulgu'da Cyril Ponnamperuma'nin NASA'nin laboratuarlarinda gerçeklestirdigi deneyler üzerine, organik maddenin daha ziyade okyanuslarin dibinde toplanacagidir; bu da daha oksijensiz ortamlar anlamina gelir. 1963'de Ponnamperuma ve Calvin'in Berkeley'deki lineer akselatörlerde gerçeklestirdigi deneye göre, beta partikülleri, amonyak, su buhari, metan'a çarptirildiklarinda yine apparat'in dibinde organik maddeler olusmustur. Metan, amonyak ve su 2000 angstrom dalga boyunun altinda dissosiye olabilirler; bu nedenle ultraviole isinlariyla yapilan tüm deneyler basarili olmamistir. Arastiricilar baska enerji kaynaklari aramislardir. Isi da tek basina bazi organik bilesiklerin olusmasi açisindan etkili olabilmektedir. Örnegin volkanik ortamlari taklit eden deneylerde, metan ve amonyak, 1000 C gibi sicakliklarda parçalanip, amino asitleri ve hidrokarbonlari olusturabilmektedir (*). Ayrica 1960-1980 arasindaki diger arastirmalar baska amino asitlerin, karbonhidratlarin, pürinlerin, primidinlerin, kendi kendine primordial (ilk) atmosfer kosullarinda, farkli enerji kaynaklari etkisinde olusabilecegini kesinlestirmistir. Bilindigi üzere canlilarin hangi aminoasitlerden veya bilesimlerden yapilacaginin yapisal bilgisi DNA'da kodlanmistir. Ökaryotlarda, mRNA, DNA'dan aldigi bilgiyi, hücre içinde ribozomlara iletip, protein sentezi yaptirmakla sorumludur. Ama genetik bilgiyi RNA'nin tasidigi durumlarla da karsilasilmistir; ama RNA, DNA gibi kendini esleme, kopyasini yaratma yetenegine sahip degildir. Ilk canlilarda 2.5-3 milyar yil önce genetik bilginin primordial RNA ile tasindigi sanilmaktadir. Eger DNA ve RNA belli okyanus kosullarinda olusabilirse, zaten amino asitlerin de olusabildigi bilindigine göre, ilkel yasam kolaylikla milyonlarca yil içinde, entropiyi bozmadan, en ideal minumum enerji kosullarina göre, çevre ile enerji alisverisi içinde olusabilir. DNA (deoksiribonükleik asit) temelde dört bazin (adenin, guanin, sitozin ve timin) deoksiriboz isimli seker molekülleri ile birbirine farkli dizilerle siralanmasindan olusmustur. RNA (ribonükleik asit) 'da timinin yerini urasil alir, seker riboz'dur. Juan Oro , Houston Üniversitesinde, ammonyum siyanidi isitarak adenin elde edebilmistir. Hidrojen siyanid zehirli bir bilesiktir, kuyruklu yildizlarin tayflarinda fazla miktarda gözlenmistir, hidrojen siyanid'in bulundugu yerde ammonyum siyanit de bulunabilir. Ayrica primordial atmosferde de vardi. Ponnamperuma tarafindan metan ve amonyak, beta partikülleri ile isinlaninca, adenin olusmustur. Diger pürinlerin ise primordial atmosfer ve denizde kendi kendine var olup olamayacagi konusunda tartismalar vardir. Salk Institute'den Leslie Orgel, metan ve nitrojen'e elektrik akimi uyguladiginda, Siyanoasetilen, elde etmistir. Siyanoasetilen, primordial ortamda bulunan üre ile isitildiginda sitozin olusmustur. Son yillarda (1997-1998) yapilan ve 4 milyar yil önceki atmosfere daha farkli tahminlerle yaklasan kosullar altinda diger nükleotidlerin de kendi kendine olusabilecegi ortaya çikmistir veya Hale-Bopp'da gözlendigi üzere, uzaydan gelebilme olasiligi mevcuttur (**). Formaldehid'ten, sekerlerin ön maddelerinden biri olan glikoaldehit'in olusabilecegi de laboratuarda 1970'li yillarda gösterilmistir. Ponnamperuma ve Gabel, pentozlari ve heksozlari (bes karbonlu veya alti karbonlu sekerler) primordial atmosfer kosullarinda elde etmislerdir (*). Nükleik asitler kendi kendilerine ilk primordial RNA'yi yapabilmislerse, yasamin kendi kendine olusup olusamayacagi sorunu o noktada çözülür. Son yillarda, deneysel düzeneklerin içinde primordial ortam son jeolojik bilgiler ele alinarak olusturuldugunda primordial (ilk, ön) RNA'nin kendi kendine olusabilecegi gösterilmistir . Scripps Enstitüsünden (California) Dr.Gerald Joyce kesin sonuca çok yaklasmistir (**). Ama son söz 21. Yüzyilin baslarinda söylenecektir. *) Cyril Ponnamperuma, "Origins of Life", Thames and Hudson, 1972, London. **) Richard Monastesky, "The Rise of Life on Earth", National Geographic, March 1998, 193:58-81. (Yukaridaki alintilar BILIM ve UTOPYA Ekim 1999’dendir, ayrica Miller deneyi için bkz: Aralik 82 Bilim Teknik dergisi.) Burada görüldügü gibi bilim adamlarinin çalismalari adim adim ilerlemektedir. Organ nakli ameliyatlarinin artik basari olmaktan çikip rutin hale gelmesi, insan vücudu için hayati önem tasiyan yapay organlarin üretilip kullanilmaya baslanmasi tip biliminin ilerlemesine örneklerdir. Laboratuvar ortaminda henüz insan yapilmadiysa da canli organizmalarin klonlandigi ve ABD baskani Clinton o dönemde "Tanriyi gücendirmeyin" demeseydi insan klonlayacak teknolojiye ulasildigi da bilinmektedir. Var olan bir insanin bir kopyasinin olusturulmasi bile din adamlarini panige düsürmeye yetecek kadar mistik tehlike tasimaktadir. Din ve dincilik; bilimin ilerlemesiyle daha da güç durumlara düsecektir. Bu da bizim degil sizlerin sorunudur.

    9-) Bir tek hucre olusturabilir misin?

    CEVAP: Bilim adamlarinin deneylerinden artik laboratuvar sartlarinda Koaservat dedigimiz ilk canli organizmalarin olusturulabilecegi ispatlanmistir. Stanley Miller,Harold Urey'le 1953'de Chicago Üniversitesinde, artik klasiklesmis ünlü deneyini gerçeklestirdi. Miller bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve suyu bir arada tutarken, bir tesla sarimi araciligiyla, 150-200 bin voltluk bir akimi bu karisimdan geçirdi. 24 saat sonra, deney odasina döndügünde, sivinin renginin degismis oldugunu gördü. Bu karisimi incelediginde, basit yag asitleri, formik asit, asetik asit, propionik asit ve en önemlisi yasamin gelismesinde temel amino asitler olan glisin, alanin, aspartik asit ve glutamik asit buldu. Bilindigi gibi, amino asitler, proteinlerin yapi taslaridirlar ve çok farkli kombinasyonlarla bir araya gelip, diziye göre çok farkli üç boyutlu konformasyona sahip, farkli fonksiyonlar gören protein yapilarini olusturabilirler. Deney Pavlovskaia ve Paynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan Amerika'da çok farkli bilesimler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi. Sonuçta su gibi belli bir ortam olduktan sonra, belirli 5-6 atom çesidinin oldugu yerde, yasamin temelinde var olan organik bilesiklerin zamanla kendi kendine olusmasi mümkündür! Bu, deneysel laboratuar kosullarinda defalarca elde edilmistir. Urey ve Miller adli arastirmacilar kapali bir sistemde NH3, CH4, H2 gazlari üzerinden sicak su buhari geçirerek ve ilkel atmosferdeki elektriksel olaylari yaratmak üzere gazlarin bulundugu kabin içine tungsten elektrodlar araciligiyla elektrik sarji saglayarak glisin, alanin gibi bazi amino asitlerin olustugunu gösterdiler. Bilim adamlarinca ilkel atmosferde sicaklik ve elektriksel degismelerin etkisiyle organik moleküllerin olusabilecegi ve bunlarin yagmurla yeryüzüne inerek su birikintilerinde toplanabilecegi kanitlandi (1938) Sidney Fox sadece isitip sogutma ile amino asitleri tüp içinde birlestirerek protein elde etmeyi basardi. Görülüyor ki canli evriminden önce bir kimyasal evrim süreci geçirilmistir.Organik maddelerin farkli hidrofilik ( su moleküllerini baglayici) ve hidrofobik ( su moleküllerini itici) özellikleri onlarin sulu ortamda belirli yapi almalarina neden olur. Polimerlerin sulu çözeltilerde çevresi su ile çevrili kürecikler seklini aldiklari görülür. Bu günkü hücreden yalniz organizasyon yönüyle farkli olan bu küreciklere Koaservat adi veriliyor. Koaservat yapisinda organizasyonun nasil saglandigi termodinamik kurallari ve Darwin’in dogal seçilim kurami ile verilebilmektedir. Hücre düzeyinden en küçük moleküle, hatta atom yapisina inildiginde tüm sistemlerin enerji açisindan en dengeli durumu aradiklari görülür. Su halde enerji faktörü, canli bir hücre içersindeki moleküllerin uyumlu ve dengeli çalismalarinda en etkin rolü oynamaktadir. -Cyril Ponnamperuma, "Origins of Life", Thames and Hudson, 1972, London. -Richard Monastesky, "The Rise of Life on Earth", National Geographic, March 1998, 193:58-81. - Michael Ruse, "Darwinism Defended", 1983, Addison-Wesley Company, N.Y.. -Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", 1990, Stanford University Press, California - J.W. Schopf, "Evolution of Earliest Cell", Scientific American, 1978,239 (3): 110-138.

    10-) Evrim teorisini aciklar misiniz?

    CEVAP: Evrim konusunu bilimsel açidan ilk ele alan bilgin, Jean Lamarck (1744-1829) olmustur. Bir botanikçi oldugu kadar bir hayvan bilimcisi de olan Lamarck 1809 yilinda yazdigi "Zooloji Felsefesi" adli kitabinda transformismi (varligin yapisindaki degisiklik) ortaya koydu. Daha sonra Darwin "Biyolojik evrim içindeki dönüsümleri" söyle siraliyordu : Nasil bir çok hayvanlar evcilligin etkisinde bazi degisimlere ugruyorlarsa, bu etkiden çok daha büyük olan doganin etkisi ile de degisime ugramislardir. Yasamlarini sürdürebilmek için, bir varolma savasi veren bu canli varliklarin, diger canli varliklari bastirarak bir güce erismeleri, o canli varligin yasamini sürdürebilmesini saglamaktadir. Ilk canli hücre suda olustu. o günün sartlarinda ( yani milyonlarca yil önce) oksijen, karbon ve azot zincirleri atmosferin elektrikli ortaminda ve milyonlarca voltluk yildirimlarin düsmesiyle degisime ugrayarak protein zincirleri, DNA ve RNA lar oradan da ilk hücre meydana geldi ; daha sonra bölünerek olusan koloniler karbondioksit alip yerine oksijen salarak dünya atmosferini olusturdular. Daha sonra mutasyona ugrayan genleriyle degisiklik gösteren ve dogal seçilim kuraliyla çesitlenen canlilar bölgesel olarak denizden karaya yayildilar ; (1) tür siralamasi söyleydi: En eski fosil , Çekirdekli ilk hücreler, Ilk böcekler, Prekambrigen dönemin sona ermesi, Paleozoik çagin baslamasi; vertabrasizlarin Gelismesi, Ordovisien dönemi : ilk balik, ilk vertablali, Silüriyen dönemi; ilk vasküler bitki, Devonyen dönemi ; hayvanlarin kolonizasyonu, Ilk amfibienler; ilk kanatli böcekler, Karbonifer dönemi ; ilk agaçlar, ilk sürüngenler, Permiyen dönemi; ilk dinazorlar, Triyasik dönem; ilk memeliler, Jurasik dönem ; ilk kuslar, Cretace dönem; dinazorlarin sonu; ilk çiçekler, Mesozoik dönemin sonu, Genozoik dönem ve Tertiyeri dönem baslar ; ilk primatlar, Primatlarin beyinlerinin ön loblarinin gelismesi, ilk Hominitler, dev memelilerin gelismesi, Pinocen dönemin sonu, Ilk insanlar (homosapiens) olustu.(2) Evrim hala devam etmektedir. (3) 1-Aralik 82 Bilim Teknik dergisi 2-Prof.Carl Sagan- Subat 78 Bilim Teknik Dergisinden alintidir 3- <" target=_newhttp://www.islamiyetgercekleri.org/evrim.html> <http://www.islamiyetgercekleri.org/evrim.html>;

    11-) Evrim teorisi artik coktu bir siz savunuyorsunuz , yalan mi?

    CEVAP: Evrim Kuramini curuttugunu iddia eden "Yaratiliscilar", her yil Science, Nature, Scientific American, National Geographic, Discover gibi dergilerde yayinlanan ve Evrim Kuramini , evrimin basamaklarini savunan binlerce bilimsel makaleye ragmen halen "Ama Fosiller oyle demiyor!" gibi surreel soylemlerle bilim insanlarinin karsisina cikmaktadirlar. Yaratiliscilara gore baliklardan amfibianlara, surungenlerden kuslara gecis yapan canlilara ait fosiller bulunamadigi icin evrim teorisi gecersizdir. Onlara gore Archaeopteryx isimli minik dinozor-kus, sadece siradan bir kustur ve oyle yaratilmistir, oyleyse evrim de safsatadir! Ama bilim insanlari kuslarin minik dinozorlardan evrimlestigine dair pek cok kanit bulmus durumdalar. Herhalde "Yaratiliscilar" gunun birinde "Jurassic Park" filmindeki gibi DNA'si ekstre edilerek klonlanan bir Archaeopteryx gordukleri zaman bunun bir dinozor olduguna inanacaklardir. Evrim zinciri icinde tum gecis turlerine ait fosiller ve kanitlar bulunmustur. Ornegin Eustropneptoron isimli balik, Labyrinthodont isimli amfibiana evrimlesmistir. Amfibianlardan, surungenlere evrimlesmekte olan turler bugun bile mevcuttur. Archaeopteryx, Iberomesornis, Eoalulavis, Confuciusornis, Sinornis vb. surungenlerden kuslara evrimlesmeye verilebilecek guzel orneklerdir (1, 2, 3,4) Surungenlerden memelilere gecisin bir ornegi olan Monotreme'lerdenEchidna yumurta ile ureyen bir memelidir, ama memelilerden farkli olarak REM uykusu yoktur (5) . Coelacanth (Latimeria chalumnae) isimli lob yuzgecli balik yaklasik 400 milyon yil once yasamis kemikli baliklara verilebilecek iyi bir ornektir. Bu baliklar , yani rhipidistianlar, batakliklarda hareket edebilmek icin guclu kaslara ve dort ayakli amfibianlarinkine benzer loblasmis yuzgeclere sahiptiler. Rhipidistianlar, solungacla solumalarina karsin, oksijeni atmosferden direk olarak alabiliyor, cigerlerinden gecirebiliyorlardi (diger baliklarda, cigerler yuzme kesesi olarak farklilasmistir). Eskiye ait fosilleri olan ve bugun bile yasayan Coelacanth benzer ozelliklere sahiptir ve sudan ciktigi zaman kisa bir sure yasayabilir, oksijen soluyabilir. Bu nedenle Coelacanth'a "yasayan fosil" denmektedir. Baska bir gecis fosiline ornek Seymouria'dir ve amfibianlardan surungenlere gecisin iyi bir ornegidir. Surungenlerde amfibianlardan farkli olarak, sert kabuklu amniyotik yumurta vardir, bu embryo'nun diger canlilar ve dogal olaylar tarafindan yok edilmesini onler. Ilk memeliler ise 213 milyon yil once, gec Triassic cagda, ortaya cikmislar, 65 milyon yil once dinozorlarin yok olmasiyla da gezegende artmislardir. Cynognatus, kurt buyuklugunde hem memeli hem de surungen ozellikleri tasiyan bir canlidir, surungenlerden memelilere gecisin bir suru orneginden birisini temsil eder (6) . Memelilerin surungenlerden evrimlestigi tum evrim mikrobiyologlari, molekuler biyologlari, paleontologlar ve biyologlari tarafindan kabul edilmistir, sadece mekanizmalar tartisilmaktadir (6, 7). Memelilerde ve daha alt basamaktaki turlerde ki merkezi sinir sisteminin yapisi bile bu evrimlesmeyi kanitlamaktadir, Mc Lean'a gore, beynin temel bolumleri protoreptilian beyin (R-kompleks), paleomamalian beyin ve neomammalian beyinden olusur. Protoreptilian beyin, sinir sisteminin temel cekirdegini teskil eder; ortabeyinin bir kismi, ust spinal kord, basal ganglia, diencephalon'dan olusur. Paleomammalian beyin, temel olarak limbik sistem yapilarindan olusur (hippokampus, amygdala, hipotalamus vb). Neomammalian beyin ise neokorteks ve iliskili yapilaridir (8). Surungenlere, kuslara, amfibianlara ve alt seviyedeki memelilere gidilince, tum bu evrimsel olusumlarin degisik ve benzer izlerine rastlanir (8). 1) Peter Wellnhofer, "Archaeopteryx", Scientific American, May 1990. Sayfa: 70-77. 2) Kevin Padian and Luis, Chiappe, "The origin of birds and their flight", Scientific American, February 1998, sayfa: 38-47. 3) Luis M. Chiappe, "The first 85 million years of avian evolution", Nature, 378:349-355, 1995. 4) J. H. Ostrom, " Archaeopteryx and the origin of birds", Biological J of the Linnaean Society, 8:91-182, 1976. 5) Jonathan Winson, "The Meaning of Dreams", Scientific American, November 1990, sayfa: 86-96. 6) Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", Stanford University Press, 1990, California. 7) Dennise Normile, "New views of the origin of mammals", Science, 281: 774-776. 7 August, 1998. 8) Robert L. Isaacson, "The Graven image, lethe and the Guru"in "Limbic System", Plenum Press, 1984, N.Y Yukaridaki yazi Bilim ve Utopya Kasim 1998 dan alinmistir.

    12-) Sen islam dusmani misin?

    CEVAP: Kendimi tanimlamam gerekirse ben "islam düsmani" ya da "dostu" degilim. Bir dinin düsmani olmak bir diger dini savunmak, yerine baska bir din koyma çabasi gibi kabul edilebilir, ki bu konuda benim için tüm dinler birdir: yani gereksizdir. Bir atheist olarak zaten tanritanimazim ve dinlerin tümünü diger insanlardan farkli yorumlarim. Bence din bir inançtir ve cami, minare, mimber, tekke, mekke, medine’de degil insanlarin kalplerinde yasamalidir. Hiç kimsenin "dini inanci" dis görüntüsünden anlasilamamalidir. Bu farkli yorumlarim nedeniyle bazen yanlislikla "islam düsmani" olarak algilandigim bir gerçektir. Sahsen din adamlarina da saygim sonsuzdur, devlet islerine karisip devlet kadrolarina sizmadiklari ölçüde... Eger seriat getirme ya da islami siyasallastirma gibi niyetler sezersem, tek basima bile kalsam, o din adamlarini tepelerim! Bunu islam düsmanligi sayanlar, beni de en büyük düsmanlari olarak kabul etmelidirler. Islamiyetin yaygin oldugu bir ülkede yasamamiz ve din kurallarindan (Ramazanda lokantalarin yemek vermemesi nedeniyle aç kalmak, cami çevresindeki içki yasagi, kurban bayraminda sokaklarda kesilen kurbanlarin igrenç görüntüsü ve kan kokusu, ezan gürültüsü, ramazan davulcusu, ramazan topu, dogumdan ölüme dek kapimizda olan din görevlileri ve tabii ki son dönemde basimiza bela edilen zorunlu din dersi...) dolayli olarak etkilenmemiz nedeniyle çogu kereler islami elestiririm. Kutsal bulmadigim din kurallari ve din kitaplarini mantiksal biçimde elestirmem insanlarin incinmesine neden olabilir. Ancak Turan Dursun’un su sözü unutulmamalidir: "Dinsel duygulari incitme göze alinmazsa karanliklarla nasil savasilacak?" Bir takim seyleri göze almak gerektigini düsünüyorum. Toplumun geneline baktigimizda "kutsal" kavrami çok yaygindir, din kutsaldir; bu nedenle elestirilerimizi alenen yapamiyoruz ancak internet sayesinde; chat, forum ve websitelerle yayginlasan islam ve diger dinlerin elestirileri insanlari rasyonel düsünce yapisina kavusturup , kutsal adi verilen safsatalardan uzaklastiracaktir.

    13-) Yani biz simdi maymundan mi geldik?

    CEVAP: Evrim teorisini iyi anlayabilmek için öncelikle "insana en yakin tür olan maymundan" türedigimiz sözünü evirip "maymundan gelme" olayina çevirme takintisindan vaz geçmeliyiz. Bunu söylerken evrimcilere göre "insanin atasinin aslinda maymun oldugunu" ima ederek evrim teorisine karsi çikiyor ve çevrenizdeki insanlari kiskirtmaya çalisiyorsunuz. Ancak sadece maymun degil, insan embryosunun diger tüm hayvanlarin embryosuyla ayni oldugunu biliyor musunuz? Insan 1/5 mm çapinda, diger hayvanlarin yumurtasindan hiçbir bakimdan ayirdedilemeyen bir yumurtadan gelisir. Embryonun kendisi gelisirken diger omurgali hayvanlarin embryolarindan ayrilamaz. Bu basamakta boyun atardamarlari kavis seklindeki dallar halinde, sanki galsamalar gibidir. Yukari omurgali hayvanlarda ise galsamalarin bulunmadigi bilinir.. Bunlarin evrim tamamlanmadan önce varoldugunu embryonun boyun yanlarinda bulunan galsama yariklari gösterir. Bir süre sonra hareket organlari meydana gelmeye baslar. Bu uzantilar hem kertenkelede, hem memelilerde, hem de kuslarin ayak ve kanatlarinda insan embryosuyla aynidir. Neticede insan "yaradilisçilar kabul etse de etmese de" bir hayvan türüdür. Zaten insanin tarifi "düsünebilen hayvan" seklindedir. Önemli olan bu "insan" denen hayvanin dogayi tahrip etmeden, çevreyi kirletmeden, kendini yok etmeden, din ugruna kan dökmeden sakince yasamasini saglayabilmektir. Aksi halde dünyada yasayan en tehlikeli hayvan olma özelligimizi korumus olacagiz.

    14-) Butun bilim adamlari artik islama donuyor, bunu inkar edebilir misiniz?

    CEVAP: Bilim adamlari ve islam baglantisini getirecek bilimsel bir çalisma yapilmamistir. Eldeki verilere göre islamin hristiyanliga karsi yayildigini göstermektedir. Ancak son yüzyilda atheism de tüm dinlere karsi yayilip payini Asya'da ateist ya da bir dine inanmayan kimse bulunmazken, 2000 yilinda bu rakam tam yüzde 19.8'e ulasti. Özellikle Avrupa'da ateizm 100 yil öncesiyle kiyaslandiginda 35 kat artti. Tanriya inanc konusunda yapilan baska bir arastirmada tum ABD toplumunun % 92'si Tanri'ya inandigini soylemesine karsin, bu oran tum bilim insanlari arasinda % 38, matematikciler arasinda % 42, biyologlar arasinda % 28, fizikciler arasinda ise % 18'dir (*). (Ayrica bakiniz: <" target=_newhttp://www.islamiyetgercekleri.org/islbilimadamivetanri.html> <http://www.islamiyetgercekleri.org/islbilimadamivetanri.html>; ) Bilim adamlarinin cok kucuk bir azinligi doga disi olgulara inanmaktadir. Halbuki siradan halk arasinda 1970'li yillara oranla yuzdelerin buyuk kismi neredeyse ikiye katlanmistir. Sonucta inanc ve dusunme bicimi acisindan bilim insanlari ile halk arasinda dev ucurumlar mevcuttur. Bu verilere dayanarak bilim adamlarinin islama döndügünü söylemek güçtür, özellikle bir takim batil inançlari, tabulari barindiran islamiyet için bu çok güçtür. Bilim adamlari bize göre atheisme dönmektedir, yapilan gözlemler de bunu kanitliyor. *) E.J. Larson, " Summer for the Gods: The Scope's Trial and the America's Continuing Debate Over Science and Religion", Basic Books, 1997, N.Y.

    15-) Kaptan Cousteau rahman suresini okuyup musluman olmadi mi?

    CEVAP: Kaptan Cousteau hakkinda böyle bir rivayet vardir, güya 2 denizin birbirine karismadigini konu eden Rahman suresi 19-20 ayetlerini okuyunca musluman olmus. Ancak elimizde Kaptan Cousteau’nun müslüman olmadigini bildiren resmi bir kagit var. Orada söylentileri yalanlayip halen hristiyan oldugunu söylüyor. Dinciler buna da bir kulp takti ve "miras hukuku nedeniyle gizlice müslüman oldugunu ve bunu kiliseye bildiremedigini" söylediler. Zaten dincilere göre herkes gizlice müslüman oluyor ama nedense korkup söyleyemiyorlar!! Kaptan Cousteau’nun müslüman olmadiginin belgesi: <" target=_newhttp://www.answering-islam.org/Hoaxes/cousteau.html> <http://www.answering-islam.org/Hoaxes/cousteau.html>; Fransizca metnin orijinali : <>

    16-) Armstrong ayda ezan sesi duymadi mi?

    CEVAP: Armstrong ayda ezan sesi duymamistir. Duymamasinin pek çok nedeni vardir. Bir defa ayda atmosfer yoktur dolayisiyla sesi iletebilecek ortam bulunmadigindan ezan sesinin duyulmasi imkansizdir. Ayrica ezan sesi çikaracak bir müezzin ve bir cami gibi ayrintilar ayda bulunmadigindan bu sesin olusmasina da imkan yoktur. Zaten Armstrong farkli dinden olan bir kisidir, bu nedenle ezan sesi duymasi son derece abes kaçardi. Armstrongun ayda ezan sesi duyup müslüman oldugu konusundaki söylentileri siddetle kinadigini görüyoruz. Eldeki belgeler bunu ispatlamaktadir: <" target=_newhttp://www.answering-islam.org/Hoaxes/neil.html> <http://www.answering-islam.org/Hoaxes/neil.html>; <>

    17-) Cat Stevens musluman olmadi mi? Sen ondan akilli misin?

    CEVAP: Cat Stevens islamiyeti seçmistir bu onun kendi takdiri, kendi kararidir. Ancak akil konusunda Cat Stevens’in ne kadar akilli oldugu tartisilabilir çünkü kendisi degerli bir sanatçi olmakla birlikte zekasini kullanacak her hangi bir islevde bulunmamistir. Sadece besteleri ve sesiyle meshur olan birinin "akilli" seklinde nitelendirilmesi ilginçtir. Cat Stevens musluman olabilir. Ama, Bob Dylan olmadi, Rod Steawart ve Tom Jones da musluman degil. Dunyanin diger unlu pop ve rock sarkicilari da musluman degildir.

    18-) Kuran mucizesini inkar mi ediyorsunuz?

    CEVAP: Kuran’da herhangi bir mucize yoktur. Mantik ta yoktur. Kuran’daki çeliskiler sürekli yazilmaktadir. Bunun yanisira hiçbir dinci bir Kuran mucizesi getirip ortaya koyamamistir. Simdiye dek önümüze sürülen ve mucize denilen her olayin mantikli bir açiklamasi vardir ki bu da onu mucize olmaktan çikarmaktadir. Kuran’daki çeliskilere örnek vermek gerekirse: Kur'an'a göre önce Dünya sonra Evrenin geri kalani yaratilmis! Fussilet/41:9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratani inkâr edip O'na ortaklar mi kosuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. Fussilet/41:10. O, yeryüzüne sabit daglar yerlestirdi. Orada bereketler yaratti ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gidalar takdir etti. Fussilet/41:12. Böylece onlari, iki günde yedi gök olarak yaratti ve her göge görevini vahyetti. Ve biz, yakin semâyi kandillerle donattik, bozulmaktan da koruduk. Iste bu, azîz, alîm Allah'in takdiridir. Evrenin 6 günde olusmadigi bir gerçektir. Buna ragmen "yevm" sözcügünün "gün" anlaminda degil "devir anlaminda kullanildigini söyleyenlere soracagim tek soru bunun niye 1300 yildir hiçbir müslümanin aklina gelmedigi ancak köseye sikisinca bu yoruma kaçildigi. "Yevm" sözcügünün kullanimindan örnekler: Günlük dilde çok kullandigimiz "yevmiye" sözcügü. Bir günlük is karsiligi verilen ücret / Yevm-i küsad: açilis günü / Yevmun cedid: günü gününe yasa(carpe diem) / Yevm-i adha: Kurban bayrami günü / Yevm-i ahret: Ahiret günü / Yevm-i arefe: Arefe günü / Yevm-i asure: Asure günü / Yevm-ül feth: Mekke'nin alindigi gün / Yevm-i kameri: Ay günü .... vs. Tevrat'taki yaratilis destani haftanin hangi günü neyin yaratildigini açikça anlatir. Ve Islam dünyasinin en güvenilir Hadis kaynagindan bir alinti: Müslim, e's-Sahih, Kitabu Sifati'l- Münafikin/27 2789 nolu hadisinde peygamber'in hangi gün ne yaratildigi hakkindaki izahini söyle aktariyor: "... topragi cumartesi yaratti. Topragin üzerindeki daglari da pazar günü yapti(!). Agaçlari da pazartesi varetti. Kötü olani sali günü yaratti. Nuru da çarsamba. Hayvanlari persembe(agaçlar 2 asama hayvansiz idare ettiler). Adem'i yaratmasi da CUMA GÜNÜ IKINDIDEN SONRA, ikindiyle gece arasinda, cuma günü saatlerinden en son saatte oldu..." Kur'an, yildizlarin seytan taslama üssü oldugunu söylüyor Mulk/ 67/5. And olsun ki, yakin gogu kandillerle donattik, onlarla seytanlarin taslanmasini sagladik ve seytanlara cilgin alev azabini hazirladik. Saffat/ 37/6. suphesiz Biz, yakin gogu bir susle, yildizlarla susledik. 37/7. Onu, inatci her turlu seytandan koruduk. 37/8-9.Onlar yuce alemi asla dinleyemezler. Her yonden kovularak atilirlar. Onlara surekli bir azap vardir. Basta hosgörüyü savunan Islam Mekke'nin fethinden sonra "kafirlerin bulundugu yerde öldürülmesini" emrediyor Kafirun suresi:"(1)Ey nankörler,(2) ben sizin yaptiginiz ibadeti yapmam;(3)siz de benim yaptigim ibadeti yapmazsiniz.(4)Ben asla sizin yapmakta oldugunuz ibadeti yapici degilim.(5)Siz de benim yapmakta oldugum ibadeti yapici degilsiniz.(6)Sizin dininiz size, benim dinim banadir." Kafirun suresi 18. suredir ve Mekke'de inmistir. Yani Muhammed yandas toplamaktayken. Tevbe suresi:(5)Haram aylar çikinca ortak kosanlari nerde bulursaniz öldürün; onlari yakalayin, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onlari bekleyin. Eger tövbe ederler, namazi kilarlar, zekati verirlerse yollarini serbest birakin. Çünkü Allah bagislayandir, esirgeyendir. Tevbe suresi de 113. suredir. Muhammed Medine'deyken inmeye baslamis, Mekke alindiktan sonra tamamlanmistir. Yani Muhammed artik oldukça iktidar kazanmistir. Kur'an'da Ebu Leheb'e niye beddua edilir? Çünkü Ebu Leheb Muhammed'in amcalarindan birisidir. Arap töresine göre Muhammed'in amcalari Muhammed'e inanmasalar da inanmadiklari halde onu korumustur yegenleri oldugu için ve Muhammed uzun süre bu korunmanin altinda propagandasini yapmistir. Ne zaman ki o zamanki din adamlari Muhammed'e artik tahammül edemez olmuslar o zaman Muhammed sehri terketmek zorunda kalmistir. Ve Ebu Leheb Muhammed'in amcasi oldugu halde Muhammed'e destek vermemistir. Karsi safta yer almistir. Muhammed de kendisine Allah adina böyle beddualar savurmustur. Ayrica sormak gerekmez mi Allah neden beddua ediyor diye? Kuran’in tanrisi nedense Kuran’da bol bol beddua eder, yemin eder, and içer. Neden bunu yaptigini da kimse açiklayamaz. Bu da bir çeliskidir. (Not: Yukarida Kuran’daki çeliskiler uzun uzun yazilmistir, daha da uzatilabilir çünkü bir yobazla tartistiginizda öncelikle bu çeliski lafini ortaya atarsaniz , o , üzerinize gelip örnekler vermenizi isteyecektir. Bu örnekler ne kadar çok olursa yobazin sesi o kadar kesilir hatta sonunda hiç çikmayip , güya "bir yere yetismesi gerektiginden" tartismayi terkedebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Kuran’dan verilen örneklerde, kaynak alinan mealdir. Dinciler genelde meallere ragbet etmezler, Diyanet ya da Elmalili meallerini de hiç kabul etmezler, ben uzun arastirmalardan sonra Ali Bulaç mealde karar kilmistim , çünkü Ali Bulaç’a sesleri çikmiyor.)

    19-) Kuranin evrenselligini inkar mi ediyorsunuz?

    CEVAP: Kesinlikle. Kuran evrensel degildir. Buna örnek olarak oruç olayini ve namazi verebiliriz. Tüm ibadet zamanlarini ay ve günesin hareketlerine göre belirleyen islamiyet sadece Arabistan yarimadasina hitap edebilmektedir. Çünkü ayni ibadetler kutuplarda ya da kuzey yarikürenin üst kisimlarinda yapilmaya kalkilsa bir oruç günü 6 ay sürebilecek ve insanlar 6 ay boyunca nasil aç kalabileceklerdir? Bakara suresi: "(187) Oruç gecesi, kadinlariniza yaklasmak size helal kilindi. Onlar sizin elbisenizdir. Siz de onlarin elbisesisiniz. Allah sizin kendinize yazik etmekte oldugunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artik simdi onlara yaklasin ve Allah'in sizin için yaz(ip takdir etmis ol)dugunu arayin; safagin beyaz ipligi siyah iplikten ayirdedilinceye kadar yiyin için; sonra ta gece oluncaya dek orucu tamamlayin; mescidlerde ibadete çekilmis iken kadinlariniza yaklasmayin. Bunlar Allah'in (yasak) sinirlaridir, bunlara yaklasmayin. Allah insanlara ayetlerini böyle açiklar ki korunup sakinsinlar." Oysa arastirdigimizda Arabistan'da ortalama 12 saat süren günün Finlandiya'da 4 saate kadar düstügünü görüyorsunuz. Avustralya'da da 18 saate çikiyor. Diger yandan Kuran’da adi geçen deve , hurma türü seyler ancak Arabistan yarimadasinda yetisen canli türleridir. Sadece çöl bitkileri ve hayvanlarini içeren bir kitap ne kadar evrensel olabilir. Daha da kötüsü Kuran’da deve için bazi yaptirimlar vardir:

    20-) Atheist olduguna gore sen ahlaksiz bir kisisindir , oyle degil mi?

    CEVAP: Aksine.. Ben pek çok dinciye nazaran oldukça ahlakli bir kisiyim. Yalan söylemem, haksizlik etmem, hirsizlik, zina ve cinayetle isim olmaz. Fakirlere yardim ederim, ailemi sayarim , komsularimla iyi geçinirim. Içki, ***** ve uyusturucu gibi bagimlilik yapan maddeleri sevmem, nadiren alkol alirim.Gerçekten erdemli , namuslu ve dürüst bir kisiyim. . Bana bu soruyu sormanizdaki amaç sanirim su : ahlakin dinlerden çiktigini kabul ederek benim de dinsiz olmam nedeniyle direkt olarak ahlaksiz olmamin gerektigi gibi basit bir mantik kuruyorsunuz. Ancak ilk mantik önergeniz yanlis oldugundan sonuç yanlis çikiyor. Ahlak dinlerden çikmamistir. Insanlar göçebelikten ortak ve yerlesik (feodal) yasama geçince toplum kurallari ve dolayisiyla ahlak olusmustur ki bu da semavi dinlerden çok öncelere rastlar. Birlikte yasayan insanlar arasindaki ilk ahlak kurali "baskasinin özgürlügü kadar serbestim" olmustur. Ayrica ensest iliskilerden kaçmak, hirsizlik yapmamak, insan öldürmemek gibi temel kurallarin dinlerden önce de var oldugunu biliyoruz. O halde dinler mevcut ahlak kurallarina bir ekleme yapmadiklari gibi bir mafya gibi ahlak kavramini sahiplenmis ve kendilerine paye çikarmislardir. Bugün için pek çok dindarin son derece ahlaksiz oldugu da ayri bir konudur , isterseniz bunu tartisalim? Neden dinler insanlari ahlakli ve erdemli yapmaya yetmemistir? Ben dinsiz bir kisi oldugum halde neden erdemliyim? Bunlari açiklayabilir misiniz? Demek ki ahlak ve erdeme ulasmak için mutlaka her hangi bir din mensubu olmak gerekmemektedir.

    21-) Atheist olduguna gore sende vicdan da yoktur...

    CEVAP: Aksine atheistlerde vicdan kavrami vardir ve bu kavram benim adalet sistemimde önemli bir yer tutuyor. Beni kötü davranistan alikoyan ne cehennem korkusu ne de cennet ödülüdür, kendime verecegim hesap nedeniyle (=vicdan) davranislarimi kontrol ederim. Vicdan kavraminin dindarlarda az gelismis ya da hiç gelismemis oldugunu tesbit ettim. Cennet ve cehennem (sözde) yaptirimlari nedeniyle din adamlari ve aile vicdani devreye sokmamakta, bunun yerine tanri korkusunu yerlestirmektedirler. Kuran tanrisinin ayni zamanda çok bagislayici olmasi nedeniyle müminler sik sik (tevbe) edip sadakalar vererek günahlarindan arinmakta ve tekrar suç isleyecek duruma kavusmaktadirlar. Günahlardan arinmak için yapilmasi gerekenler Kuran’da açikça yazilmaktadir, mesela diyelim ki bir mümin cinayet isledi Kuran söyle der: "Nisa 92-Bir muminin diger mumini yanlislik disinda oldurmesi asla caiz degildir. Bir mumini yanlislikla oldurenin, bir mumin koleyi azad etmesi ve oldurulenin ailesi bagislamadikca, ona diyet odemesi gerekir. Eger o mumin, size dusman bir topluluktan ise mumin bir koleyi azad etmek gerekir. sayet aranizda anlasma olan bir millettense, ailesine diyet odemek ve mumin bir koleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafindan tevbesinin kabulu icin, ard arda iki ay oruc tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim'dir." Yani köle azad et, ailesine para ver, olmadi oruç tut.. bitti , iste bu kadar! Tabii bu devirde azad edecek köle bulabilirseniz.. Yalan yere yemin mi ettiniz, cezasi hazir: "Maide 89-Allah size rasgele yeminlerinizden dolayi degil, bile bile ettiginiz yeminlerden oturu hesap sorar. Yeminin kefareti, ailenize yedirdiginizin ortalamasindan on duskunu yedirmek yahut giydirmek ya da bir kole azad etmektir. Bulamayan uc gun oruc tutmalidir; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiginizde yeminlerinizi tutun. Sukredesiniz diye Allah size boylece ayetlerini acikliyor." Yine köle azad et, olmadi fakirleri doyur, yine olmadi oruç tut! Yine bitti, vicdana is kalmadi.Oysa bu tür yaptirimlar vicdani köreltir. Kötü davranislarin cezasi hazirdir, bunlarin vicdan kavrami ile bir ilgileri yoktur. Ve hiçbir yaptirim vicdan azabi kadar caydirici olamaz. Bu gerçegi müslüman ülkelerde islenen cinayetler, hirsizliklar, zinalar, söylenen yalanlar, sahtekarlik ve dolandiriciliklar seklinde görmekteyiz. Dindarlarin karakterine adeta sinmistir bu. (Allah) Babadan korkan yaramaz çocuklar gibidirler, hani ailesi görmedigi anda her pisligi yapabilen yaramaz çocuklar...Suç isleyen kisi tövbe ederek güya temizlenmekte ve yeniden suç isleyecek duruma gelmektedir. Çünkü vicdani yoktur. Atheistlere gelince.. belki de atheistler tüm mantik, adalet ve ahlak sistemlerini tanri inanci disinda gelistirdiklerinden onlarda dogal olarak vicdan öne çikmakta ve Allah korkusundan daha çok ise yaramaktadir.

    22-) Atheistler mutsuz kisiler degil midir? Mutlu olmak icin nedenin var mi?

    CEVAP: Atheistlerin mutsuz kisiler olduguna dair yanlis sani nereden geliyor bilmiyorum ancak bu benim kanimca inançsizligi karalamaya yönelik bir eylemdir, asli astari yoktur. Belki inançsiz oldugumuz ve "öte aleme" inanmadigimiz için mutsuz olacagimiz düsünülüyor. Bunun da aslinin olmadigi, kendi sahsimda ve tanidigim onlarca atheistin sahsinda ispatlanmistir. Bizler olmayan tanrinin sahte cennetiyle degil gerçeklerle mutlu olmayi bilen ve adaleti öte aleme ertelemek yerine bu dünyada gerçeklestiren kisileriz. Sadece adalet sistemine bakis açim bile beni bu dünyada mutlu kilmaya yetmektedir. Çünkü bir haksizliga ugradigimda tanri tarafindan sinandigimi düsünmüyorum, bana haksizlik yapani tanriya havale etmiyorum ve onun cehennemde yanacagini düsünmüyorum. Tüm bunlar da benim adalete farkli yaklasmami sagliyor. Genelde bana haksizlik yapanlar cezalarini bulmuslardir ki bu olaylari hatirlamak ta benim için ayri bir mutluluk kaynagidir. Mutlu olmak için bunun haricinde sayisiz nedenim var: bu güzel evrenin bir parçasi olmak, güzellikleri ve sevgiyi paylasmak, yakinlarimi sevmek bunlar arasindadir. Ögrenmek te benim için ayri bir mutluluktur. Cennetin ve cehennemin bu dünyada oldugunu , kafalarimizin içinde sekillendigini bilerek her zaman Hayyam’in su dizelerini hatirlarim: "Cennette huriler varmis, kara gözlü; Içkinin de ordaymis en güzeli. Desene biz çoktan cennetlik olmusuz: Bak bir yanda sarap bir yanda sevgili."

    23-) Ruha inaniyor musun?

    CEVAP: Bir seye inanmak fikri bilimsel degildir. Ispati kesinlikle yapilmis objelere inanmak ya da inanmamak ne kadar komik ve saçmaysa (örnegin "radyo dalgalarina inaniyor musun?" Sorusu) ispati henüz yapilmamis obje ya da olaylara inanip inanmamak ta o kadar saçmadir. Ruh konusu bugüne dek çogunlukla metafizik açisindan ele alinmistir. Spiritizma veya spiritüellik (ruhçuluk) reenkarnasyon, dejavu, telepati, altinci his, bioenerji, trans hali ve astral seyahat gibi -dinsel açidan çogu red edilen- terimleri de içine alan genis bir konudur. Yaklasik on sene kadar ruhçularin arasinda bulundum ve ruhu bilimsel olarak arastirdim. Sunu söylemeliyim ki bu konuda bilimsel olarak yapilmis çok az çalisma vardir, bunlardan sadece Dr.Helen Wambach’in (*) çalismasini kayda deger buluyorum ki o da hipnotizma metodu kullandigindan öncelikle hipnotizmanin ne derece bilimsel oldugu, mekanizmasi ortaya konmalidir. Ruh hakkinda yapilacak çalismalar için öncelikle formül, metod, ortam gibi sabitlerin oturtulmasi gerekmektedir. Ba konuda basit düzenekler haricinde her hangi bir gelisme kaydedilmemistir. Ilginç olan atheismin kural oldugu komunist Rusya’da 1980 li yillarda ruhçulugun ve biyoenerji incelemelerinin altin çagini yasamasi, bu konuda üniversite kürsüleri açilmasidir. Bilimsel açidan yaklasilan her konuyu kabul ederim, yeter ki önyargi ve tabulardan uzak durulsun. Ruh konusu da böyledir, din adamlari ruhu kendilerince tanimlamislardir. Ancak semavi dinler ruhsalligi tam olarak açiklayamaz, örnegin reenkarnasyona karsi çikarlar, dine göre dogum ve ölüm bir defa olur. Dinler keza dejavu, altinci his biyoenerji gibi olaylari da açiklayamazlar ya da "cinler" ile , "cinlere baglayarak" açiklamaya çalisirlar ki yine de eksik olur. Kisacasi semavi dinler ruh açisindan karsimiza çikan pek çok olayi açiklamakta yetersiz kalirlar. Hindu ve uzak dogu dinleri ruhsalliga ve reenkarnasyona daha ilimli, açiklayici yaklasmaktadir . Bu anlamda, dinler tarihinde eskiden yeniye dogru bir ilerleme olacagina din felsefelerinin kisirlastigini, yeni sayilan semavi dinlerin daha tutucu ve kati bir felsefeye sahip oldugunu söylemeliyim. Son olarak ruh konusunun gelisen bilimle çözülecegine dair güçlü inancimi belirtmek isterim. Materyalist felsefe ispatlanmamis her seyi red eder ancak bilim inceler. Ben de incelemek ve arastirmak taraftariyim, inanip inanmamaya sonra karar veririz. (*- Geçmisi yeniden yasadilar -orijinal adi Reliving past lives-- Dr.Helen Wambach Ruh ve Madde Dergisi Yayinlari)

    24-) Madem bu dunyaya oylesine geldiniz (olustunuz) o zaman intihar etsenize...

    CEVAP: Intihar etmek ya da buna tesebbüs etmek psikolojiyi ilgilendiren bir ruhsal anormalidir. Bir insanin intihari düsünmesi için depresyon geçirmesi gerekir. Gördügüm kadariyla depresif kisilerin mutlaka atheist , deist ya da dindar olacagi gibi bir kural yoktur. Pek çok müslümanin da bunalim geçirdigini, intihar ettigini görüyoruz. Bazi bilim adamlarina göre "depresif özellik" genler araciligiyla tasinmaktadir. Daha da agir bir hastalik olan "sizofreni" vakalari incelendiginde durum çok ilginçtir. Sizofreni kalitsal bir ruh hastaligidir, 30 yaslarinda en tehlikeli seviyeye ulasir ve teshisi mümkün olur ancak daha genç yaslarda hastanin sürekli izlenme paranoyasi, cinler ve hayaletlere inanmasi , onlarla konusmasi ve DINE ASIRI BAGLILIK gibi belirtiler ortaya çikar. Hasta bes vakit namaz kilar, oruç tutar, tesbih çeker , zekat verir, kurban keser ve hastaligi biraz daha ilerleyince de intihar eder! Dinler tarafindan öne sürülen cin, seytan, hayalet gibi görünmeyen varlik paranoyasini sizofreni hastalari çok iyi anlayip , ayni "görünmeyen varkliklarca izlenme, taciz edilme..vs" duygularini paylasmaktadirlar. Diger taraftan eger intihar bir ruh hastaligina bagli olmaksizin gelisiyorsa o zaman ortada "ilgi çekme" durumu var demektir. Kisi sevgisiz ve ilgisiz büyümüstür. Hiçbir seyle ilgi çekemeyecegini anlayinca intihara yeltenir. Bu tür olaylarda ölüme rastlanmaz çünkü intihar girisimi bir mesajdir, algilanir,çevre tarafindan önlenir ve ilgi çekmeye çalisan kisi de muradina ermis olur. Diger bir intihar türü "çikar yol kalmama" durumudur ki nadiren olur; agir iflaslar, çok sevdigi birini kaybetme ya da ölümcül bir hastaliga yakalanma durumlarinda görülür. Intihar konusunda bu kadar konustuktan sonra özetle söyliyeyim: sirf atheist oldugum için intihar etmeyecegim. Atheismin bir intihar gerekçesi olamayacagi gayet açiktir.

    25-) Bizi tanri yaratmadiysa bu dunyaya neden geldik? Amacimiz ne?

    CEVAP: Dogada sebep - sonuç iliskileri karisiktir. Tüm canlilarin varligi için ayni kurallar geçerlidir. Bu kurallar her zaman düzgün bir yol izlemez, bir ag gibi birbirine sarilmis, birbirinin içine giren karmasik haldedirler. Örnegin çiçek ile ariyi ele alalim. Ari bal yapmak için çiçege konar ve onun tozlarini diger çiçeklere tasiyarak döllenmesini saglar, çiçekse arinin kendi özsuyundan ve polenlerinden faydalanmasini saglarken ayni zamanda döllenme islemini gerçeklestirmis olur. Simdi bunlardan hangisi amaçtir, hangisi sebep, hangisi sonuçtur? Acaba arinin dünyaya gelme amaci çiçegin döllenmesini saglamak mi yoksa bal yapmak midir? Çiçegin bu dünyadaki amaci acaba ariya polen vermek mi yoksa üreyip yeni çiçekler yapmak midir? Amaçlar ya da amaç diye niteledigimiz olaylar böylesine karmasiktir. Bir olayda sebep olarak gördügümüz aslinda bir baska olayin sonucudur ve bu sarmal sonsuza kadar devam edebilir. Bunlar incelenmesi, üzerinde durulmasi gereken konulardir. Ancak kesinlikle "takdir-i ilahi" olarak bakilamaz. Dünyaya herhangi bir amaç için gelmesek bile amacimizi sonradan belirleyebiliriz. Istegimiz disinda olussak ta bu bizim tüm yasami amaçsiz geçirecegimiz anlamina gelmez.

    26-) Elinden geliyorsa ölüme çare bulsana (ölümü öldürsene!)

    CEVAP: Eger dinlere ragmen bilim ilerlemeseydi hala insan ömrü 40-50 yas ile sinirliydi. Hala cüzzamlilar tecrit edilecek, veba salginlari sürecek, en basit ameliyatlar bile yapilamayacakti. Bilim insan hayatini uzatmistir ve insanlar bu çagda bile bilim yerine din adamlarina sükran duymaktalar. Bunu anlamasi çok güçtür. Kuran incelendiginde görülür ki en eski çaglardan beri insanlar "ölüm" kavrami ile korkutulmuslar. Bu nedenle öte alemler, cennetler, cehennemler uydurulmus. Ve insanlar bunlara "ölüm" korkusu nedeniyle inanmislar. Ama gidenler dönmemis, hiç haber alinamamis. Ölüm halen bir bilinmeyendir ve bu nedenle hala dinciler tarafindan korkutma araci olarak kullanilmaktadir. Sahsi düsüncem: sonsuza dek yasamak son derece ****** olurdu. Önemli olan hayati anlamli geçirebilmektir. Mevlana’nin dedigi gibi "Ölüm gelse ne çikar? Bin tane ömrüm olsa yine hepsini verecegim.."

    27-) Cehennem azabindan korkmuyor musun?

    CEVAP: Olmayan bir seyin azabindan korkmam. (Bu cevabiniza karsilik hemen -ya varsa- sorusu gelecektir.)

    28-) Ben doktorum benden iyi mi bileceksin?!

    CEVAP: Büyük ihtimalle yalan söylüyordur. Yobazlarin sik basvurdugu bir taktiktir bu. Chatte ona kalbin sag karincigi ile sag kulakçiginin latince adini sorunuz. Ya da kontrol edebilecek düzeyde bildiginiz tibbi konular hakkinda sorular yöneltiniz. Büyük ihtimalle bilemeyip kaçacaktir! Eger sorulariniza dogru yanit verirse yani gerçekten doktorsa : " doktor olmadiginiz halde bu konustugunuz konulari arastirdiginizi ve kaynak gösterdiginizi" bildiriniz. Eger sizin tezinizi çürütmek istiyorsa kendi diplomasi yerine dogru dürüst kaynaklara siginmasi gerektigini de sözlerinize eklersiniz...

    29-) Ben biyologum benden iyi mi bileceksin?

    CEVAP: Büyük ihtimalle yalan söylüyordur. Yobazlarin sik basvurdugu bir taktiktir bu. Chatte ona amiplerin mitoz mu mayoz bölünme ile mi çogaldigini ya da insanda kaç tane gen bulundugunu ve anne karnindaki ceninin geçirdigi evreleri, veya çanakli bitkilerdeki üreme organlarinin adini sorunuz. Buna benzer sorularla biyolog oldugunu söyleyen kisiyi sinayiniz. Büyük ihtimalle bilemeyip kaçacaktir! Eger sorulariniza dogru cevap verirse: " biyolog olmadiginiz halde bu konustugunuz konulari arastirdiginizi ve kaynak gösterdiginizi" bildiriniz. Eger sizin tezinizi çürütmek istiyorsa kendi diplomasi yerine dogru dürüst kaynaklara siginmasi gerektigini de sözlerinize eklersiniz...

    30-) Ya varsa? ( Eger yoksa ben hiç bir sey kaybetmem ama varsa sen cok sey kaybedersin)

    CEVAP: Eger varsa sen yandin! Allah sormayacak mi "Benim adima söylenmis bunca yalana nasil inandin. Ben sana akil vermistim, neden aklini kullanmadin?" diye. Ne cevap vereceksin?

    31-) Kolaysa sen de bir Kuran yazsana görelim.

    CEVAP: Kuran’da mucize, kutsallik ya da buna benzer bir sey yoktur. Mantik hatalariyla doludur. Söyle ki: pek çok konu tekrarlanmistir, bu kadar tekrarin mantikli bir açiklamasi yoktur.

    Örnegin hemen her surede tanri tektir, uludur, yücedir gibi ibareler bulunmaktadir. Kuran’in pek çok yerinde cehennem tasvirleri yapilarak kafirlerin oralarda nasil yakilacagi, çekecekleri azaplar anlatilmaktadir. Yine pek çok yerde cennet tasvirleri yapilarak müminlere sunulacak nimetler anlatilmaktadir.

    Kuran’da tanri and içmekte, yemin etmekte, beddua etmektedir. And içtigi ayetler: 68/1-2 "kalem ve onunla yazilanlara and olsun ki,.." , 74/32-7 "Aya, donup gelen geceye, agarmakta olan sabaha and olsun ki,..." , 81/15-6. "Gunduz sinip geceleri gozuken gezegenlere and olsun;.." , 81/17. "Kararmaya baslayan geceye and olsun;..", 81/18. "Agarmaya baslayan sabaha and olsun ki,..", 92/1. "Kararip ortaligi burudugu zaman geceye and olsun...", 92/2. "Acilip aydinlattigi zaman gunduze and olsun...", 92/3. "Erkegi ve disiyi yaratana and olsun ki...", 89/1. "Tanyerinin agarmasina and olsun...", 89/2. "Zilhicce ayinin ilk on gecesine and olsun..." , 89/3. "Herseyin ciftine de, tekine de and olsun...", 89/4-5. "Gelip gecen geceye and olsun ki...", 93/1. "Kusluk vaktine and olsun...", 93/2. "Sukun erdigi zaman geceye and olsun ki,..", 100/1. "And olsun Allah yolunda kostukca kosanlara..", 100/2. "And olsun kivilcimlar sacanlara..", 100/3. "Sabah sabah akina cikanlara...", 100/4. "Ve tozu dumana katanlara...", 100/5. "Dusman toplulugunun icine dalanlara ki:", 100/6. "Insan gercekten Rabbine karsi pek nankordur." (Burada Kuran’in tanrisi insanin nankör olduguna dair yeminler ediyor.. yemin etmese kimse inanmayacak sanki.. koskoca tanriya hiç yakisiyor mu?!) 53/1. "Batmakta olan yildiza and olsun ki,..", 53/2. "Arkadasiniz (Muhammed) sapmamis ve azmamistir." (Burada da Muhammed’in azmadigina ve sapmadigina dair yemin etmektedir, -sahi mi? Azmamis mi?- Diye sorasim geliyor!) 91/1. Gunese ve onun isigina, / 91/2. Ardindan gelmekte olan aya,/91/3. Onu ortaya koyan gunduze,/ 91/4. Onu buruyen geceye, / 91/5. Goge ve onu yapana, 91/6. Yere ve onu yayana,/ 91/7. Kisiye ve onu sekillendirene, / 91/8. Sonra da ona iyilik ve kotuluk kabiliyeti verene and olsun ki..." "85/1. Icinde burclari bulunan goge and olsun; /85/2. Soz verilen kiyamet gunune and olsun; / 85/3. sahitlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar oldukten sonra diriltileceklerdir." "95/1. Incir ve zeytine and olsun,/ 95/2. And olsun Sina dagina, / 95/3. And olsun bu guvenli Mekke sehrine ki.." (incir reçelinin üzerine de yemin eder mi acaba? Çok severim de...) "75/1. Kiyamet gunune yemin ederim./ 75/2. Ve nedamet ceken nefse yemin ederim." "77/1-7. Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir." "50/1. sanli Kuran'a and olsun." "90/1-2. Bu, Mekke sehrine yemin ederim ki ..." , 90/3. "Dogurana ve dogurduna and olsun ki..." "86/1. Goge ve gece ortaya cikana and olsun.", "86/11-2. Yagmurun donusunu saglayan goge ve yarilan yeryuzune and olsun ki..." "38/1-2. Ogut veren Kuran'a and olsun ki..." "36/2-4. Kuran'i Hakim'e and olsun ki..." "56/75-6. Hayir; yildizlarin yerleri uzerine yemin ederim ki bunun ne buyuk yemin oldugunu bir bilseniz!" "44/2-3. Apacik olan Kitap'a and olsun ki..." "51/1-6. Esip savuran ruzgarlara, yagmur yuklu bulutlara, kolayca suzulen gemiler ve isleri yoneten meleklere and olsun ki..." "52/1-7. Tur'a, yayilmis ince deri uzerine satir satir dizilmis Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yukseltilmis tavan gibi goge, kaynayacak denize and olsun ki..." "79/1. Canlari bogarcasina siddetle cekip alanlara and olsun,/ 79/2. Canlari kolaylikla alanlara and olsun,/ 79/3. Yuzup yuzup gidenlere and olsun, / 79/4-5. Yaristikca yarisan ve isleri yoneten meleklere and olsun..." "84/16. Aksamin alaca karanligina and olsun; / 84/17. Geceye ve gecenin icinde olan seylere and olsun; / 84/18. Dolunay halindeki aya and olsun ki.."

    Kuran’daki beddualar: "Yahudiler "allahin eli sikidir"dediler. Dediklerinden dolayi elleri baglansin, lanet olsun." (Maide 64), "Inananlara yardim etmez diye allaha kötü zanda bulunan iki yüzlü erkek ve kadinlara , putperest erkek ve kadinlara allah azap etsin. Kötü zanlari kendi baslarina gelsin "(Feth 6) , "Bos zanda bulunan cahillige saplanip kalan o koyu yalancilar kahrolsun." (Zariyat 10-11), Onlari gördügün zaman vücutlari hosuna gider. Konusurlarsa sözlerini dinlersin. Halbuki onlar siralanmis, elbise giymis kütükler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerinde zannederler. Onlar düsmandir. Onlardan sakin. Onlari allah gebertsin. Nasil da nelere kapiliyorlar. (Münafikun 4) , "Kahrolasica insan ! Ne de nankördür." Abese (17), "Ebu Leheb’in iki eli kurusun..."(Mesed 1) Ben bir kutsal kitap yazsaydim bu kadar çok yemin etmez, karizmami düsürmezdim. Ayrica kitabin hiçbir yerinde beddua etmezdim. Insanlara korku degil sevgi asilamaya çalisirdim. Insanlarin bana kulluk etmeleri için dayatmazdim, "kahhar" (azap verici) olmazdim. Baslarina gelen felaketleri gönderen korkunç bir tanri görünümü vermezdim. Bir sürü lafi tekrar edip laf salatasina dönüstürmezdim. Kisacasi bu Kuran’i ben yazsaydim çok daha güzel yazardim!

    32-) Bana aklini göstersene, önüme koysana? (Burada dinci atheistlerin görmedigi seylere inanmadigini sanarak güya parlak bir fikirle sizi köseye sikistiracagini düsünmektedir...Aklimiz gözle görülememekte, ama var; tanri da gözle görülememekte o halde o da var!! Mantigini kurmaktadir)

    CEVAP: Bana ses dalgalarini göstersene! Ortaya koysana görelim!!
    Bu mesaj en son " 05.08.05 " tarihinde saat 20:49 itibariyle ESHQUIA tarafından düzenlenmiştir... Neden: smiley ler kapatıldı

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    01-08-2005
    Mesajlar
    20
    Karizma Gücü
    0

    Tartışmalar

    TARTIŞMALAR
    TARTIŞMALAR

    SORULAR TARTISMALAR







    1- Madem bütün canlılar insanın hizmetine yaratıldı da, neden sizin de kabul ettiğiniz 500 milyon yıl önceki abuk subuk canlılar yaratıldı, bunlar kime hizmet ettiler, ya dinozorlar kime hizmet etti, hele insanoğlunun yaşamadığı yerlerde yaşayan canlılar kime hizmet ediyor.



    2- Neden tek gezegen yaratılmamış da 9 tane yaratılmıştır.



    3- Tanrı ademi yarattı, daha ortada kadın yaratma fikri yok. ademin yalnız kaldıgını görünce kadın yaratıyor.(hoş, tanrının bunu önceden bilip ikisini beraber yaratması gerekirdi ama neyse). Peki kadın fikri yoksa ademe neden cinsel organ veriyor. Bunu nerde kullanacak. (sadece işemek için mi, evetse taşaklarını vermesin o zaman, çünkü taşakların işemede hiçbir görevi yoktur).Hadi diyelim ki adam ilk yaratıldıgında cinsel organı yoktu da sonra takıldı. Şimdi havva yaratıldı, peki havvanını göğüsleri varmıydı. Eğer bir çocuk emzirmeyecekse neden bu göğüsler vardı. Aynı şekilde cinlsel organı(rahim ve dölyatağını kapsayan tüm cinsel organ) varmıydı. Varsa neden. Yoksa ademle havva birbrilerinden nasıl etkilendiler de yasak bir iş yaptılar. (seviştiler yani). Sevişmek için birbrilerinden elektrik almaları lazım, içlerinde cinsellik olması lazım, cinsel organlar ve cinsel dürtüler olmadan bu ilişki olmaz.



    4- DİNCİ: Yerçekimi, güneşe uzaklık, ozon, dönme hızı, manyetik alan, ..... bunlardan birisi uygun ayarlanamasaydı hayat olmazdı. Bunların hepsini birden yaratan ise Allah’tır.

    CEVAP: Evet olmazdı, ama hepsi olduğu için hayat var. Venüste bunlardan birçoğu olmadığı için hayat yok, burada hayat olması yalnızca bir tesadüftür, ayrıca bir sürü yıldız sistemindeki diğer gezegenlerde hayat olmadığını da henüz bilmiyoruz. Ama en azından Mars’ta bakteri olduğunu biliyoruz.



    5- DİNCİ: İnsan üreme sisteminde, spermlerin yumurtayla karşılaştığı ortam asidiktir, tanrı bu yüzden spermi özel bir zırhla yaratmıştır.

    CEVAP: E güzelim, tanrın neden bu kadar işi zorlaştırıyor ki, ortamı asidik yapmasaydı da spermi de zırhsız yapsaydı, boşuna hücreciğe bir de zırh taşıttırıyor, alla alla ya. Yani gereksiz bir problem yaratıyor, ve bu gereksiz problem için bir de çözüm yaratıyor, ne kadar ilginç.



    6- DİNCİ: Hareket eden şeylere, yani canlılara Allah ruh vermiştir, ruhları sayesinde bu hareketlerini yaparlar, her şeyi ruhları sayesinde yaparlar

    CEVAP: Amiplerin de mi ruhu var, ya virüslere ne demeli, canlı vücudu dışında ölü olan bu yaratıkları bana açıklayacak bir dinci var mı acaba.



    7- Dincilerin en çok kullandığı ifade şudur:

    ..................Bu ise .....’nın yaratılmış olduğunu gösterir.

    Ör: Dinciler, çıngıraklı yılanın özelliklerini nerden bulduysa açıklıyor, zehir sisteminden, algılama sisteminden bahsediyor ve bu yılanın kesinlikle yaratılmış olması gerektiğine inanıyor. Ve bunun gerçeklik olduğundan bahsediyor.

    CEVAP: Bir kere bilimsel gerçeklik bu değildir, bilimsel yöntemin izlediği yol bu değildir ki aslında.

    < FONT>Öncelikle bilimsel yöntem adımlarına bir bakın ve sonra devam edin.

    Yani, elde ettiğin bulguları test edip denemediğin sürece bilimsellikten bahsedemezsin, dolayısıyla bir dinci hiçbir zaman bilimsellikten bahsedemez ve edemeyecektir de çünkü onun savunduğu şeyler inançlardır ve inançlar test edilemez, deneye tabi tutulamaz.



    8- Bir diğer çok kullanılan ifade de, “bu, tesadüflerle oluşmadığına göre, kesinlikle yaratılmış olmalıdır” şeklindeki ifade olup az öncekine benzemektedir. Burada bir varsayım üzerine, insanları ikili olasılık kıskacına alıp, ona birini dayatma taktiği kuallnılmıştır. Yani 3. bir alternatif olan “bunun cevabını henüz veremiyoruz” denmiyor da hemen bu bir yaratıcıya bağlanıyor. Üstelik bu bilinçli varlığın, yaratıcının da kesinlikle Allah olduğu belirtiliyor. Varsayalım ki UFO’lar var, bu bilinçli yaratıcılar neden UFO’lar olmasın.



    9- DİNCİ: Allah tüm canlıları ayrı ayrı yaratmıştır, insan da bunların en üstündür .

    EVRİMCİ: Peki neden bu farklı canlıların yapı taşlarını farklı yaratmamış, hele insan gibi üstün olduğunu söylediğin bir yaratığınkini. Yani insanın yapıtaşıyla basit bir böceğin yapı taşı aynı olur mu hiç, yakışır mı bu insanın üstünlüğüne he, seni gidi dinci.

    Ayrıca insan en mükemmel canlı falan da değildir. en azından mükemmel değildir. biyolojik olarak pek çok kusuru, verimsiz çalışan sistemleri, kısır döngüye girmeye yönelik biyolojik hataları vardır. insanın pek de sanıldığı kadar kusursuz olmaması, onun her şeye muktedir bir tanrı tarafından yaratılmadığının bir göstergesi olsa gerektir.

    Ancak, insanı doğaya ve çevreye hakim kılan beş temel unsuru vardır.

    i) Frontal lobunun ve neo-korteksinin diğer primatlara oranla daha gelişmiş olması. Türkçe’si, beyninin daha gelişmiş olması.

    ii) Gırtlak yapısının farklı sesleri çıkaracak yapıda olması ve geliştirebildiği dil yeteneği .

    iii) İkinci beyni olan elini çok sofistike kullanabilmesi .

    iv) Ayakta durabilmesi ve tüylerini kaybetmiş olması sonucu soğuk iklimlere adaptasyon sağlayabilmek için alet yapabilmesi

    Hayvanların kürklerini kullanabilmesi, ateşi kullanabilmesi .

    v) Diğer primatlar gibi gruplar içinde yaşaması, yardımlaşması, sosyal bir varlık oluşu .



    Evrimci: Eğer çok mükemmelsek

    neden arkamızda gözümüz yok, böylece arkadan gelen tehlikeden haberimiz olmuyor

    neden ufacık mikroplara hemen teslim oluyoruz

    neden bir çita kadar hızlı koşamıyor, bir kartal kadar keskin gözlerimiz yok.



    Bunları bizden daha iyi yapan canlılar olduguna göre, biz mükemmel değiliz.



    10- Bu dinci amcamların en çok sevdiği hayvan da deve, devenin bir sürü özelliğinden bahsediyor, hatta Kuran’ın da deveyle ilgili ayetler içerdiğini söylüyorlar.

    CEVAP: Yav kardeşim, Muhammed’in etrafında deveden başka hayvan mı vardı, tabi ki deveden bahsedecek, bukalemundan veya tarantuladan değil.



    11- DİNCİ: Vücuttaki organlardan biri olmasa canlılar yaşayamazdı, hepsinin önemli görevleri var.

    CEVAP: Hiç de bile. Apandisit, eskiden insanların (ve atalarının) besinlerin farklıyken işe yarıyor oalbilir ama şuan yaramıyor, hatta enfeksiyon kaparsa ölebilrisin.

    Kulak kası: İnsanların bazıları kulak kaslarını oynatabilmekle beraber bu bir işe yarmamaktadır, eskiden ne işe yarardı onu bilmiyom ama heralde düşmanın veya avın yaklaştıgını anlamak için hassas duymayı sağlıyor oalbilridi.

    Yirmi yaş dişi: Çiğnemede herhangi bir görevi yoktur.

    Vücut kılları: Bir zamanlar ısıyı korumaya yardımdıydılar: şimdi herhangi bir görevleri yoktur.

    Kuyruk: Nadiren 10-15 cm boyunda kuyruklu insanlar dogmaktadır. bunun dışında bir de kuyruk sokumumz bulunmaktadır. bu da eskiden sahip oldugumzu bir kuyrugun kalıntısıdır. zaten kuyruklu doganlarda ise kuyrugu yok eden gen devreye girmedigi için kuyruklu doğarlar. aslına insanların hepsi embriyonik gelişim içinde kuyrukludurlar, daha sonra diğer genlerin etkisiyle bu yok olur.



    12- Dinozorlar neden yaratıldılar, hadi yaratıldı, neden meteor yağmuruna tutuldular(şimdilik öyle biliniyor) da öldüler. Aynı şekilde diğer soyu tükenen canlılar neden yaratıldılar da sonra soyları tükendi. Bu soruyu daha önce de sormuştum ama çok seviyorum bu soruyu bir daha sorayım dedim.



    13- Biz diyoruz ki, fosil tabakalarında belli bir sıra olması, evrim teorsini destekler.

    DİNCİ: Bu yaratılışla da açılanabilir. Allah, canlıları yaratırken belli bir sıra izlemiştir. Önce deniz canlılarını sonra sürüngenleri, sonra kuşları ve memelileri yaratmış, dünyayı böylece düzenledikten sonra da insanı yaratmıştır.

    EVRİMCİ: Peki, siz hep bir zincirden bahsediyorsunuz. Bir canlı diğerini yer, onu başkası yer, onu da başkası .... bu yüzden hepsinin bir anda yaratılması gerekmez miydi. Yeni eklenen bir tür veya soyu tükenen bir tür zinciri bozmaz mı. ayrıca hani tüm canlılar insanın hizmetine yaratılmıştı(bu soruyu da önceden sordum). Bu, işte sizin çelişkiniz,seni gidi dinci seniii.



    14- DİNCİ: Kompleks parçalar nasıl olur da birleşir. Kalp, böbrek, ciğer v.s nasıl olur da birleşip bir insanı oluşturur. Demek ki insan yaratılmıştır.

    EVRİMCİ: Yav kardeşim, biz demiyoruz ki bunlar bir anda oluştu da sonra birleşti. Bunlar uzun bir süre içinde koloni sistemiyle oluşmuştur. Tek hücreli canlılar birleşip koloniler oluşturmuşlar, bunlardan bir kısmı solunumu, bir kısmı sindirimi v.s üstlenmişlerdir daha sonra organlaşmışlar ve diğer organlar da bu şekilde oluşmuşlardır. Mesela hayvan hücresindeki mitokondrinin daha önceleri oksijenli solunum yapan bir bakteri olduğu daha sonra insan vücuduna girerek onla simbiyoz bir yaşam sürdüğü anlaşılmıştır. Zaten kendine ait bir DNA’sı olduğundan belli.



    15- DİNCİ: Gözdeki kompleksliği görmüyor musun, böyle karmaşık bir yapı kesinlikle yaratılışın bir göstergesidir. Birdenbire ve eksiksiz olarak yaratılmıştır.

    EVRİMCİ:

    1-peki, kullanamadıkları halde neden yarasalara ve termitlere(karınca benzeri bir böcek) göz vermiş

    2-neden yılana da az kullandığı gözü vermiş, ayrıca sonra pişman olup da “dur sana bir de kızılötesi algılama sistemi vereyim” mi demiş.

    3-madem bu kadar kusursuz bir yaratıcı var da, erkeklik organının niye sünnetli yaratmamış, yoksa sonradan hatalı imalat yaptığını anlayıp da sünneti mi göndermiş insanlara.



    16- DİNCİ: Bir zigot (insan embriyosunun ilk hali), bölünüyor ve 2 hücre oluyor, sonra 4, sonra 8 ve daha sonra hücreler farklılaşmaya başlıyor. Hücreler bunu nereden biliyor.

    EVRİMCİ: Bunu ben de tam olarak bilemiyorum, ama genetikteki olağanüstü gelişmeyle bunu cevabı da çok yakında verilecektir. Zaten birkaç teori var, ama tam detayıyla bilmediğim için burada değinmiyorum.



    SORU: Peki bunlara gerek var mı, yani spermler yumurtaya değdiği anda, ufak bir insan oluşsun orda, bu zamanla büyüsün, ne gerek var öle bölünmelere falan. Tanrı bunu neden seçmemiş de böyle bölünmelerle falan uğraşmış.



    17- Tanrı ozon tabakasını neden yaratmış, güneşi zararsız yapsaydı ya.



    18- Dincilere göre, tanrı, tek insan olan Adem’in yalnızlığına üzülür ve o uykudayken kaburgasından bir parça alıp Havva’yı yaratır. Ama ikisine de cinselliği yasaklar ve onun sembolü olan yasak meyve ağacından meyve yemeği yasaklar. Halbuki onların vücuduna cinsel organları da, temel içgüdü olan üreme güdüsünü de koyan odur. Soruyorum size, çıplak bir kadınla çıplak bir erkek bir odada dursalar ve birbirlerini beğenseler bunlar rahat durabilirler mi.

    Ayrıca şunu söylemek gerekiyor ki, eşeyli üreme yaklaşış 1-1,25 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır. Bu da genetik çeşitliliği artırmıştır. Ve dişinin özü erkek değil, erkeğin özü dişidir, çünkü insan embriyolojik gelişimi sırasında önce dişidir, testosteron hormonu devreye girerek insanı erkek yapar.



    19- DİNCİ: En ünlü bilim adamları evrim teorisini reddetmektedirler.

    EVRİMCİ: Yalaaaaan yalan. Bilimadamları evrimi bir gerçek olarak kabul etmektedirler, sadece mekanizmalar tartışılmakta ve bazı boşluklar olduğuna bunların ileride doldurulacağına inanmaktalar. Eskiden çok olan boşluklar gittikçe doldurulmaktadır.



    20- DİNCİ: Yaşam deneylerle oluşturulamamıştır.

    EVRİMCİ: Evet belki bir hücre henüz oluşturulamamıştır ancak hücrenin yapı taşları olan aa’lar, nükleik asitler, yağ asitleri oluşturulmuştur. Eğer 2 milyar yıl beklersen hücrede oluştururuz sana, ayıp ettin yani.

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    01-08-2005
    Mesajlar
    20
    Karizma Gücü
    0
    Güzel Sözler Buyrun Bakalım



    "Olaganustu iddialar, olaganustu kanit gerektirir."

    Carl Sagan

    "Aptal bir seyi 50 milyon kisi de soylese, o hala aptal bir seydir."

    Anatole France

    "Bazi insanlar vardir, eger birseyi zaten bilmiyorlarsa, onlara anlatamazsiniz."

    Louis Armstrong

    "Gozler sadece zihnin algilamaya hazir oldugu seyleri gorur."

    Henry Bergson

    "Aptalca sorular sorun. Eger sormazsaniz, aptal kalmaya devam edersiniz."

    Alvan R. Feinstein

    "Gunumuzde, dunyadaki temel sorun, aptallarin kendilerinden son derece emin, akillilarin ise devamli suphe icinde olmalaridir."

    Bertrand Russell

    "Insan kolay inanan bir canlidir. Birseylere inanmak zorundadir. Inanmak icin iyi bir sebep bulamadiginda, elindeki kotu sebeplerle yetinir."

    Bertrand Russell

    "Insanlar dunyanin duz olduguna inandiklari zamanlarda haksizdilar. Dunyanin kure seklinde oldugunu dusunduklerinde de haksizdilar. Fakat eger dunyanin kure seklinde olduguna inanmanin, duz olduguna inanmak kadar yanlis oldugunu dusunuyorsaniz, sizin bakis aciniz, bu ikisinin toplamindan daha yanlistir."

    Isaac Asimov

    "Bilimde, bilim adamlarinin sikca 'Biliyor musunuz, bu iyi bir arguman; benim fikrim sanirim yanlis' dedigini duyarsiniz. Ve sonra fikirlerini degistirirler ve onlardan artik eski bakis acisini bir daha duymazsiniz. Bunu gercekten yaparlar. Olmasi gerektigi kadar sik yapmazlar, cunku bilim adamlari da insandir ve degisiklik cogu kez zordur. Fakat bilimde her gun olur bu tur birsey. Politika'da veya Din'de ise boyle birseyin en son ne zaman oldugunu hatirlamiyorum bile."

    Carl Sagan

    "Kesin bilgi ancak cok az bildigimiz zaman mumkundur. Bilgi miktarimiz arttiginda suphemiz de artar."

    Goethe

    "Tum gercekler uc asamadan gecer. Once alaya alinirlar; sonra kendilerine siddetle karsi cikilir; ve son olarak ise dogruluklarinin cok acik oldugu ilan edilir."

    Arthur Schopenhauer

    "Eger bir insan kesin bilgiden yola cikarsa, suphelere ulasir. Supheden baslamayi becerebildiginde ise, kesin bilgiye ulasir."

    Sir Francis Bacon

    "Inancli bir insanin supheci bir insandan daha mutlu olmasi, sarhos bir insanin ayik birinden daha mutlu olmasindan farkli degildir."

    George Bernard Shaw

    "Suphe ve belirsizlik icinde, bilgiden yoksun olarak yasayabilirim. Bence bu sekilde yasamak, yanlis olabilecek cevaplarla yasamaktan daha ilginctir."

    Richard Feynman

    "Toplum icin tehlikeli olan, inancsizlik degil, inanctir.”

    George Bernard Shaw

    "Asiri suphe, asiri kolay inanmadan daha iyidir."

    Robert G. Ingersoll

    Beynim, ruhuma bir agac yada bir ev duyumsadıgını telkin ettiginde, yerini, boyutlarını ve baska ozelliklerini bildigim bir agacın yada bir evin gercekten benim dısımda var oldugunu hic duraksamadan soylerim. Aynı sekilde hicbir insan yada hayvan bu gercekligi sorgulamaz. Ornegin bu kusku bir koylunun aklına duser ve karsısında duran kahyasının var olmadıgını soylerse, cok gecerli nedenlerle adama 'deli' derler; oysa bir felsefeci boyle duygular gelistirdiginde, sıradan insanlarınkini kat kat geride bırakan bilgisine ve engin kavrayısına hayran olmamızı bekler."

    (Euler'in Bir Alman Prensesine Mektupları, Mektup 97, 1761)

    "Bilim dunyasi disindakilerin, bilim hakkinda en fazla canlarini sikan sey, buyuk ihtimalle dogaotesi iddialarin bilim adamlari tarafindan dogmatik bir sekilde reddidir. Fakat bilimin reddettigi, o iddialar degil, o iddialari desteklemek uzere ileri surulmus kanitlardir. Bilimsel kanit, tanimi geregi, herkesin hemfikir olacagi kadar guclu olmalidir. Bilim adamlari, sihirbazlar gibi, gosterinin en onemli yerinde ellerini ortemezler. Bunu yaparlarsa seyirciler yuhalar ve domates atar... Bilim, bilim adaminin bir fikre nasil ulastigini umursamaz. Fakat fikrini desteklemek icin kullandigi delili umursar. Delil, iddiaya inanmayanlari dahi ikna edecek gucte olmalidir. Sadece inananlari degil."

    Alan Cromer

    "Bana oyle geliyor ki, ucan daire gozlemlerinin, dunyasal zekanin irrasyonel karakteristiklerinden kaynaklaniyor olmasi, dunya disi zekanin rasyonel karakterlerinden kaynaklaniyor olmasindan cok daha olasidir."

    Richard Feynman

    "Kotu bir argumani cevaplamanin en iyi yolu, devam ettirmektir."

    Sydney Smith

    "Pek cok insan, dusunmektense olmeyi tercih eder. Aslinda, olurler de."

    Bertrand Russell

    "Pek cok kisi, kafalarindaki onyargilari baska bir sekilde duzenlerken dusunduklerini zannetmektedir."

    William James

    "Eger insanlari, dusunduklerine inandirirsaniz, sizi severler. Gercekten dusundururseniz ise, sizden nefret ederler."

    Don Marquis

    "Zihin, kaldirabileceginden daha fazla bilgiyle karsi karsiya kalirsa, anlamli (ve genellikle onaylayici) fikirler arar. Sonuc olarak, beklentilerimizle uyusmayan delilleri minimize ederek, baskin dunya gorusunun kendi kendini onaylamasini saglamaya calisiriz."

    Frank J. Sulloway

    "Yanlis bir argumanin ilaci, daha iyi bir agrumandir. Fikirlerin bastirilmasi degil."

    Carl Sagan

    "Hayat, rastlantisal olarak degisen kopyalayicilarin, rastlantisal olmayan hayatta kalislarinin urunudur. Surasi cok aciktir ki, eger Darwinizm, zannedildigi gibi sadece sansa dayali bir teori olsaydi, ise yaramazdi."

    Richard Dawkins

    "Yaratiliscilik yanlistir. Tumuyle, acikca ve kesinlikle yanlistir. Daha da gidebilirim. Yanlisligin dereceleri vardir. Yaratiliscilar olcegin en dibindedir. Kendi pozisyonlarinin dogrulugunu iddia edebilmek icin, bilinen tum entrikalari kullanirlar. Hatta pek cok kez, acikca, durustlukten uzaklasirlar. Bilimsel yaratiliscilik sadece yanlis degildir, aptalca bir sekilde imkansizdir. Insan dusuncesinin grotesk bir parodisi, ve insan zekasinin acik bir yanlis kullanimidir. Kisacasi, inancli biri icin, yaratiliscilik teorisi Tanri'ya hakarettir."

    Michael Ruse

  9. #9
    Xtreme-Power adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2004
    Mesajlar
    1,585
    Karizma Gücü
    0
    ATEİZM



    Hiçbir ilâh kabul etmeyen, Tanrıtanımaz felsefi doktrinlerin ortak adı.

    Sistemleştirilmiş bir ekol oluşturulmaksızın filozoflardan bir bölümünce benimsenmiş olan bu anlayış, doğrudan doğruya tanrının varlığını inkâr üzerine kuruludur. Bu özelliğiyle de benzer yanlar taşıyor olsa da- tanrının varlığını ya da mahiyetini tartışan doktrinlerden ayrılır; tanrının yokluğunu kesin bir biçimde öne sürer.

    Hemen hemen tüm felsefe ekolleri ve öğretileri gibi ateizm'in kökleri de Eski Yunan'a uzanır. Maddeci yapı belirten çeşitli felsefe okullarının bağlıları, ontolojik yorumları sonucunda ateist bir inanç sergilemişlerdir. "Gölge etme başka ihsan istemem" sözüyle yaygın bir ünü bulunan Diyojen bunlardan biri ve felsefe tarihinde kâfir diye nitelenen ilk kimsedir. Atom kuramcısı Demokrit, onun izleyicisi Leocippus, Sofist'lerden Gorgias ve Protegoras, kendi adıyla anılan ekolün kurucusu Epikür, öne sürdükleri materyalist görüşler bağlamında birer ateist olarak göze çarparlar.

    Rönesans'tan sonra Batı'da varlığını hissettiren din-dışı eğilimler ve özellikle de evrenin, doğanın ve insanın, insan toplumunun dinden bütünüyle soyutlanarak yorumlanması sonucu ortaya çıkan görüşler, ateist tutumlara büyük katkılarda bulunmuş, onlara bolca kullanabilecekleri veriler sağlamıştır.

    Nitekim, dinden ve törelerden bağımsız bir siyasetin oluşturulması savını öne süren Makyavel, ateizm'i bu alana sokarken; birer ateist olmadıkları hâlde Dekart, David Hume ve Kant gibi kimselerin akılı dinden bağımsız kılma çabaları ve bu doğrultuda öne sürdükleri düşünceler çağdaş ateizm'e tutanaklar hazırlamış oldu. Pozitivist yorumlarla oluşturulan bilimsel kuramlar ve evrene yönelik rasyonalist bakış açılarının oluşturduğu ortam, Feuerbach'ın öne süreceği düşünceler için çok elverişliydi. XIX. Yüzyılın en önemli ve sonraki dönemler bakımından da en etkili ateisti olan bu düşünür, Tanrı'nın insana özgü ülkülerin bir yansıması olduğunu, insanın özgürlüğünün Tanrı'yı inkârla gerçekleşebileceğini öne sürmüş; dini insanın etkinlik alanına indiren bu görüşten yola çıkan Marks ise, ezilenlerin egemenliğiyle birlikte dinin de yok olacağı varsayımıyla ateizm'i doruk noktasına çıkarmıştır. Bu çizgiyi kemâline ulaştıran Nietzsche ise, "Tanrı'nın Ölümü" adlı kitabında, insanın kendisini bütünlemesi ve özünü bulması için göstermesi gereken en insanca tepkinin ateizm olduğunu söylemiştir.

    Darwin, geliştirdiği kuramla Yaratıcı-Tanrı kavramını dışlarken; Freud, Tanrı inancının çaresizlik içindeki insanın çocukluk durumuna dönerek koruyucu bir babaya sığınma ihtiyacından doğduğunu öne sürerek, psikolojik çerçevedeki inkârı gündeme getirmek yoluyla ateizm'e bir başka boyut kazandırmıştır.

    Yüzyılımızdaysa, ateizm'i Jean Paul Sartre, Albert Camus gibi varoluşçular temsil ettiler. Bunlar, insanın evrende bir başına olduğu ve kendi değerlerini belirlemek özgürlüğüne sahip bulunduğu düşüncesinden yola çıkarak, bu özgürlüğü kabulün kaçınılmaz sonucu olarak Tanrı'nın inkârına gitmektedirler.

    Agnostizm (bilinmezcilik) ve Pozitivizm (olguculuk) gibi ateizm'i andıran görüşler, açıkça "tanrı yoktur" demeyip de "bilinemez" "tartışılması bilimsel değildir" türünden ifadeler kullandıklarından konumuzun dışında kalmaktadır.

    İslâm literatüründe, dehriyye* diye adlandırılan ateizm, kronolojik bakımdan iki ayrı safha halinde irdelenebilir. Cahiliyye Dönemi Dehriliği ve İslâm sonrasındaki Dehriyyun...

    Kur'an-ı Kerîm'de: "Dediler ki: o (hayat dedikleri) şey, dünya hayatımızdan başkası değildir; ölürüz, diriliriz, Ve bizi ancak dehr (zaman) helâk etmektedir.' Halbuki onların bu sözlerinde hiçbir ilimleri yoktur. Onlar ancak zanda bulunuyorlar. " (el-Casiye, 45/24) haberiyle bildirilen cahiliyye dehriliği, yaratılmayı inkârla zaman ve maddenin ebediliğini öne süren bir inançtır.

    Felsefî anlamdaki İslâm sonrası dehrilik ise, muhtemelen, Sâsânîler döneminde yaygın bir inanç olarak gözlenen "herşeyi değiştiren ve herşeyden kuvvetli olan, tüm olayları oluşturan ve yönlendiren büyük güç, ilâhî zat olan Hürmüz değil, yalnızca sınırsız zamandır" temel inancı üzerine oturtulmuş bulunan zurvanig'in karşılığı ve uzantısıdır. Bu inancın sahipleri Allah'ı inkâr ederek, bütün oluşları zaman, dehr ya da felek adını verdikleri akışa bağlamaktaydılar.

    Öte yandan, kısmî inkâr diyebileceğimiz bir tutum içinde bulunan maddiyun, tabiiyun (maddecilik, tabiatçılık) gibi düşüncelerle dehriliği karıştırmamak gerekir. Çünkü, dehrilikde, ateizm'de olduğu gibi kesin bir inkâr, Yüce Allah'ı açık bir biçimde yok sayma sözkonusudur. Yüce Allah'ın kimi esma ve sıfatlarını değil de, gerek yaratıcılık, gerek ilâhlık ve gerekse rablık plânında küllî bir inkâr vardır. Ateizm, gerçek anlamıyla, işte böylesine bir küllî inkârdır.

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    01-08-2005
    Mesajlar
    20
    Karizma Gücü
    0
    Inanclinin Mantigi ve Bilimsel Dusunce

    Teist'teki mentalite oyle terstir ki, bir cumleden ne anlasilacagi, ve cumlenin dogru olup olmadigi, cumleyi soyleyen kisiye baglidir. Yoksa mantiga, akla, bilime, sagduyuya degil. Neyin dogru olduguna bastan karar verilmistir. Cumle bu karara gore test edilir. Karar cumlenin test edilmesinden sonra, bu testin sonucuna gore verilmez. Yoksa, olur ya, mazallah, dogmalariyla celisen birseyleri kabul etmek zorunda kalabilirler. Oyle bir riske girilir mi hic?

    Dogrunun ne olduguna testten once karar verirler.

    Ondan sonra da kalkip dinin ne bilgilerinin, ne de yonteminin bilimle celismedigini soylerler.

    Kuran'a gore evren 6 gunde yaratilmistir dersin. Oradaki gun bizim bildigimiz gun degil derler.

    Allah yeryuzunu yaygi gibi yayip uzatmis, daglari da destek olsun diye direk gibi dikmis kurana gore dersin. Bunlar mecazi anlatimlar, oyle degil o is derler.

    Yakin gogu insanlar gece yon bulabilsinler diye yildizlarla kandil gibi suslemis ve bu gok boslugunda kuslar ucar kurana gore dersin. Yildizlar icin, yeryuzunden bakan insanin bakis acisindan bir anlatim bu derler, mantiksiz bir yon bulmazlar, kuslarin uctugu gokten ise uzayin degil, yakin atmosferin kastedildigi yorumunu yapip, yine kendilerini rahatlatirlar.

    Omuzdaki melekler konusunda, bunlarin varolmadiklari dogrudan, kolayca gosterilemeyecegi icin, simdilik ilk anda anlasilan anlamina sadik kalir, bilim boyle birseyin olmadigini gosterene kadar (eger gosterebilirse) cumleye oldugu gibi inanirlar.

    Cinler konusunda da oyle. Cinlerin atesten yapilmis olmasi konusunda polemik yapmaya kalkar, "Yahu atesten yapilmissa, niye goremiyoruz ki?" diye sorarsan, her nedense kendi akillarina gelmeyen bu sorudan rahatsiz olmaz, "Allah'in hikmetinden sual olunmaz" deyip gecistirirler.

    Adem-Havva hikayesine bakip, Evrimsel gercekleri eger bilmiyorlarsa, veya dini onderleri "Evrim yanlistir" demisse, bu hikayeyi oldugu gibi alir, yorumlamadan , ilk anlamiyla, oldugu gibi inanirlar ve bilimi reddederler. Yok eger, o kadar kati bir tutumlari yoksa ve/veya bu konudaki bilimsel bilgilerden biraz haberdarlarsa, o zaman ortaya evrim'in kuranda da oldugunu soyleyen evrimci islamcilar cikar. Adem ve Havva hikayesini bu sefer sembolik, simgesel ve duz anlamiyla alinmamasi gereken birsey olarak yorumlarlar.

    Neyi duz anlamiyla alip, neyi yorumlayacaklarina itiraz edilecek gercegin ne derece acik olduguna gore karar verirler. Bilim birseyi artik supheye yer birakmayacak kadar acik bir bicimde gostermisse, o konuda bilimle celisen dini anlatimlari yorumlayip mecazlandirirlar. Eger henuz bilimsel olarak o konuda kesinlik yoksa, baglayici bilgi yoksa, o zaman dini anlatimi dogrudan alir, ilk anlaminda diretirler.

    Bu zihniyet, oyle bir zihniyettir ki, "Ay beyaz peynirden yapilmistir" diye bir cumle soylerseniz kendisine, bu cumleden ne anlayacagina cumlenin nereden alindigina gore karar verecektir:

    -Eger bu cumlenin bir cocuk masalindan aliindigini soylerseniz, dogaldir, sacma zaten, masaldir deyip gececek.

    -Eger cumlenin bir insanin iddiasi oldugunnu soylerseniz, bu kisinin bilgisizliginden ve anti bilimselliginden dem vuracak.

    -Eger cumlenin incil'de gectigini soylerseeniz, dogaldir, zaten tahrif edilmis kitap diyecek.

    -Eger cumlenin kuran'da gectigini soylerseeniz, bu sefer "Acaba bu cumlede ne demis olabilir?", "Bu cumleyi nasil anlamaliyim ki bilimle celismesin" diyecek. Ona gore de yorumlar yapacak. "Efendim, burada ayin rengi ile ilgili sembolik bir anlatim yapilmakta, vs" tarzinda.

    Iste teist mantigi boyle ters bir mantiktir. Bu kadar sartlanmis, ve bu kadar antibilimseldir.

    Bu yuzden musluman ulkelerden hicbir bilimsel bulus cikmaz. Hristiyanlarin fundamentalist kesiminden de.

    Bilim adamlari arasinda yapilan anketlere baktiginizda, uzman bilim adamlarinin ezici cogunlugunun ya ateist, ya agnostik, ya da panteist veya deist oldugunu gorursunuz.

    Bu durumun sebebini anlamak zor degil. Cunku teist mentalitenin anti bilimselligi cok acik.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •