Prof. Oral: "Dişlerimizi her geçen gün daha fazla sıkıyoruz, çünkü düşünce gevişi getiriyoruz"


Yoksa siz de hep bir yerlere yetişme telaşı içinde misiniz?
Sabah kahvaltısında bile zeytini, o gün yapacağınız toplantıda muhatabınızı ısırır gibi mi ısırıyorsunuz?
Sık sık kendinizi dişlerinizi sıkarken yakaladığınız oluyor mu?
Son dönemde yüz bölgenizde ödem ya da boyun, omuz, baş ağrısı gibi şikâyetleriniz var mı?
Sevdiğiniz bir yemeği, aynı kişi pişirdiği halde kimi zaman daha lezzetsiz bulduğunuz oluyor mu?
Çapa Tıp Fakültesi Diş Hekimliği Bölümü öğretim üyelerinden, sevgili doktorum Prof. Dr. Cüneyt Korhan Oral'la bir ufuk turuna çıkaracağım bugün sizleri. Geçenlerde dişim şiştiği için çalmıştım kapısını. Diş sorunuyla kendisine başvuran hastalarda, son yıllarda gözlemlediği farklılığı öyle güzel anlattı ki, mutlaka sizlerle paylaşmalıyım:

Gençler diş sıkıyor
Gençlerde diş sıkma olayı son yıllarda çok arttı. Bu olay sadece dişsel bozukluklara bağlı değil. Toplumsal bir olayın kişisel yansımaları. Zaten ağza ait, dişle ilgili sorunları çözsek dahi, çoğu kez kişi dişini sıkmaktan vazgeçmiyor. Aslında sadece gençler de değil, her yaş grubunda gün be gün artış var. Sorun, giderek ağırlaşan ekonomik koşullar da değil; hatta tam tersine refah arttıkça risk de yükseliyor. Her türlü imkâna sahip olan varlıklı kesimde de diş sıkma olayı süratle artıyor.

Düşünce gevişi getirmek
Pekiyi sorun ne?
Prof. Dr. Oral'a göre sorun düşüncelerimiz: "Düşünce hastalıkları yoğunlaştı. Vücudumuzun belli bir tolerans süresi var. Kişi, tolerans süresini aştığında düşünce gevişi getiriyor. Çözümsüzlük uzadıkça kişilerde diş sıkma hadisesi daha yoğun hale geliyor. Düşüncenin kendisi, kafasına taktığı bir konuyu, düşman olarak algılıyor.
Düşünce, eğer uzun süre belli bir konuya takılı kalırsa, bir süre sonra yüzünüzde kas ağrıları başlıyor. Çünkü kaslar bir türlü relaks hale geçemiyor. Günlük çiğneme kapasitemiz yaklaşık 7 ton civarındaysa, dişlerimizi sıktığımızda yaklaşık 3 kat artıyor. Stres anında kandaki adrenalin oranı, normalin en az 40 katına çıkıyor..."
Anlayacağınız kafanıza fena halde taktığınız bir konu var; ama siz kalkıp önce diş hekimine ya da kulak burun boğaz doktoruna gidiyorsunuz. Doğru teşhis konamadığı zaman da doktor doktor dolaşıyor, hatta yanlış tedavi görüyorsunuz. Zaten Prof. Oral da, diş problemi nedeniyle kendisine başvuran hastalardan bir bölümünü psikiyatriste gönderir olmuş. Hastalarla yaptığı uzun sohbetler sonucu Oral'ın vardığı nokta şu:
Biz teknolojiye kendimizi çok fazla kaptırdık, ancak kişisel olgunlaşmamızı aynı ölçüde sağlayamadık. Aradaki bu mesafe de, kişinin özgüveninde problemler yaratmaya başladı. Teknolojinin elbette sayısız nimetleri var ve bizler de yararlanıyoruz. Ancak herşeyi daha iyi yapıyoruz derken, insanların yüzlerindeki ışığın yok olmaya başladığını da dikkatlerden kaçırmamalıyız.

Lezzet düşüncede saklı
Nedendir bilinmez, herkes çok yüksek tempoyla yaşar oldu. Sabah kahvaltıda zeytini bile, akşam yapacağı toplantıda adamı ısırır gibi ısırıyor. O anı yaşamıyor, hep yarının sorunun çözmek istiyor. O anı yaşayamadığı için de hem o andan mahrum oluyor, hem de yarına dönük kaygı karşısına çıkıyor. Bu tür kişilerde ani tat alma bozuklukları başlıyor. Dilin bütün hücrelerinde hiçbir fonksiyon bozukluğu gözükmese, dil bütün tatları her zaman aynı şekilde alsa da, lezzet alma duygusu yok oluyor. Çünkü lezzet düşüncede saklı. Konuştuğum hastalarda genel olarak bu tabloyla karşılaşıyorum."