• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
11 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    selcuktr61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-04-2005
    Mesajlar
    309
    Karizma Gücü
    0

    Arif Nihat Asya

    Naat

    Seccaden kumlardı..
    ................................
    ................................
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip, göklerde buluşan
    Ezanların vardı!.

    Mescit mümin, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden tekbir,
    Dolardı kubbelere “amin”..

    Ve mübarek geceler dualarımız;
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl
    Kandillerin yanardı..

    Kapına gelenler ya muhammed,
    - uzaktan, yakından –
    Mümin döndüler kapından...

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
    İki dünyada aziz ümmet,
    Muhammed ümmetiydi...

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın
    Yoksulların sahibi..
    Nerde kaldın ey resul,
    Nerde kaldın ey nebi!..

    Günler ne günlerdi, ya
    Muhammed!..
    Çağlar ne çağlardı;
    Daha dünyaya gelmeden
    Müminlerin vardı...
    Ve bir gün ki gaflet
    Çöller kadardı,

    Halime’nin kucağında,
    Abdullahın yetimi,
    Amine’nin emaneti ağlardı..

    Hatice’nin goncası
    Aişe’nin gülüydün..
    Ümmetin göz bebeği
    Göklerinresulüydün..
    Elçi geldin, elçiler gönderdin;
    Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke’de bunalırsan;
    Medine’ye göçerdin..
    Biz,
    Bu dünyadan nereye
    Göçelim ya muhammed!
    Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    “ebu leheb öldü” diyorlar;

    Ebu leheb ölmedi ya muhammed!
    Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...

    Neler duydu şu dünyada
    Mevlidine hayran kulaklarımız;
    Ne adlar ezberledi ey nebi!
    Adına alışkın dudaklarımız..
    Artık yolunu bilmiyor,
    Artık yolunu unuttu
    Ayaklarımız
    Kabene siyahlar
    Yakışmamıştır ya muhammed!
    Bugünkü kadar!

    Hased gururla savaşta;
    Gurur; kaf dağında derebeyi..

    Onu da yaralarlar kanadından
    Gelse bir şefkat meleği..
    İyiliğin türbesine,
    Türbedar oldu iyi..
    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan ya muhammed yarına!
    İyilikler getir, güzellikler getir
    Adem oğullarına...

    Şu gördüğün duvarlar ki
    Kimi taiftir, kimi hayberdir...
    Fethedemedik ya muhammed
    Senelerdir...

    Ne doğruluk, ne doğru;
    Ne iyilik, ne iyi;
    Bahçende en güzel dal,
    Unuttu yemiş vermeyi...
    Günahın kursağında
    Haramların peteği..

    Bayram yaptı yabanlar
    Semave’yi boşaltıp;
    Save’yi dolduranlar
    Atını hendeklerden – bir atlayışta –
    Aşırdı aşıranlar..
    Ağlasın yesrib!
    Ağlasın selmanlar...

    Gözleri perdeleyen toprak,
    Yüzlere serptiğin topraktı...
    Yere dökülmeyecekti ey nebi!
    Yabanların gözünde kalacaktı!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Ne oldu ey bulut,
    Gölgelediğin başlar?
    Hatırında mı ey yol,
    Bir aziz yolcuyla
    Aşarak dağlar, taşlar
    Kafile kafile, kervan kervan
    Şimale giden yoldaşlar....

    Uçsuz bucaksız çöllerde
    Yine izler gelenlerin;
    Yollar gideceklerindir....

    Şu tekbir getiren mağara,
    Örümceklerin değil;
    Peygamberlerindir, meleklerindir.

    Örümcek ne havada
    Ne suda, ne yerdeydi
    Hakkı göremeyen
    Gözlerdeydi

    Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
    Şu yuva ki bilinmez;
    Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
    Kumru mu..
    Kuşlarını bir sabah,
    Medine’ye uçurdu mu..

    Ey abva’da yatan ölü,
    Bahçende açtı dünyanın
    En güzel gülü;
    Hatıran uyusun çöllerin,
    Ilık kumlarıyla örtülü..

    Dinleyene hala
    Çöller ses verir....
    Yaleyl, susar,
    Uğultular gelir...
    Mersiye okur uhud,
    Kaside söyler bedir;
    Sen de bir hac günü
    Başta muhammed, yanında
    Ebu bekir,
    Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
    Destan yap ey şehir!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan ya muhammed yarına!
    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
    Adem oğullarına...

    Yüreklerden taşsın
    Yine imanlar!
    Itri, bestelesin tekbirini;
    Evliya okusun kur’anlar..
    Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
    Kayışzade osmanlar...

    Na’tını galib yazsın, mevlidini
    Süleymanlar..
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin sinanlar..
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!

    Gel ey muhammed!
    Bahardır
    Dudaklar ardında saklı
    “amin”lerimiz vardır..
    Hacdan döner gibi gel..........
    Miraçtan iner gibi gel...........
    Bekliyoruz yıllardır!

    Bulutlar kanat, ruzgar kanat;
    Hızır kanat, cibril kanat,
    Nisan kanat, bahar kanat;
    Ayetlerini ezber bilen,
    Yapraklar kanat...

    Açılsın göklerin kapıları
    Açılsın perdeler, kat kat..
    Çöllere dökülsün yıldızlar,
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar..
    Çöl gecelerinden yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilal-i habeşi sustuysa;
    Ezanlarını davud okusun!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...



    Arif Nihat Asya

    www.antoloji.com
    Bu mesaj en son " 20.08.05 " tarihinde saat 12:24 itibariyle selcuktr61 tarafından düzenlenmiştir...
    Asım'ın nesli diyordum ya...Nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

  2. #2
    selcuktr61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-04-2005
    Mesajlar
    309
    Karizma Gücü
    0
    Fetih Marşı

    Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
    Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
    Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

    Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

    Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden....
    Senin de destanını okuyalım ezberden...
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

    Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

    Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
    Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
    Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

    Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

    Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
    Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
    Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

    Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
    Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!

    Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
    Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan....

    Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

    Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
    Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
    Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

    Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

    Arif Nihat Asya
    Asım'ın nesli diyordum ya...Nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

  3. #3
    Kür Şad adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-06-2005
    Mesajlar
    408
    Karizma Gücü
    0
    1975 yılı, Türkçülerin üzerine bir karabulut gibi çöktü desek abartmış olmayız. Türk Irkı çok değerli üç evladını o sene uçmağa uğurladı. Takvimler Ocak ayını gösterirken Türkçü Şair Arif Nihat Asya, Şubat ayında Nejdet Sançar ve Aralık ayında ise Atsız Ata Tanrı katına Türklerin elçisi olarak çıktılar.

    Onlar milli şuurun teminatı, Türklüğün yarınlarını garanti altına alacak nesiller yetiştirme mücadelesinin öncüsüydüler. Üçünün de ortak özelliği edebiyat öğretmenliği mesleğini seçmiş olmalarıdır, yaşamları boyunca binlerce milliyetçi Türk genci yetiştirerek Türklüğe en büyük hizmeti yaptılar. Yerlerinin doldurulması imkansızdır, nitekim doldurulamadı da...

    Bu acizane satırları yazmaktaki amacımız 5 Ocak 1975 tarihinde vefat eden Türkçü Şair Arif Nihal Asya'yı anmaktır.

    Atsız Ata ve Necdet Sançar Beğ gibi Arif Nihat Asya da bir edebiyat öğretmeniydi... Babası vefat ettiğinde yedi günlük bir bebekmiş. Zor şartlar altında yoksullukla mücadele ederek Kastamonu Sultanisi'ni 1923'de, İstanbul Yüksek Muallim Mektebi'ni ise 1927'de bitirdi. Yüksek Muallim'e başlar başlamaz ilk şiir kitabı Heykeltraş'ı yayınladı.

    1928'de Adana'da edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Sonrasında Malatya ve Edirne'deki liselerde görev yaptı.

    14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'den Seyhan (Adana) milletvekili seçildi. Bir dönem milletvekilliği yaptı. Daha sonra Eskişehir, Ankara ve Lefkoşe'de öğretmenlik mesleğine devam etti, 1962'de emekli oldu.

    Öğretmenlik yılları boyunca binlerce milliyetçi Türk gencinin yetişmesini sağladı. O'nun talebeleri, o dönemde Türk Yurdu'na musallat olan komünizm belasının önüne Türklüğün sarsılmaz burçları olarak dikildiler... Öğrencilerinden onyedi tanesi şehittir.

    Arif Nihat Asya, Ankara Numune Hastanesi'nde 5 Ocak 1975 günü hayata gözlerini yumdu. Ölmeden bir gün önce, 4 Ocak günü, eşi emekli kimya öğretmeni Servet Asya'ya "Bu dünyadan göçüp gitmeden önce esir Türk yurtlarının kurtulduğunu görmeyi çok isterdim" demişti... Mezarı, Ankara'da Karşıyaka Mezarlığı'ndadır.

    Türk Milleti'ne miras olarak buram buram vatan sevgisi ve Türklük aşkı kokan şiirlerinden derlenmiş onbir tane kitap ve çeşitli gazete ile dergilerde yayınlanmış birçok makale bıraktı...

    Mekanı Tanrı Dağı olsun...

    Delikanlım, işaret aldığın gün atandan,
    Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan....

    Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
    Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!


    (turkcu.net)



    AĞIT

    Ağlayın parmakları nur
    Sularından kınalı kızlarım.
    Ağlasın Meraga göklerinden
    Meraga'ya bakıp yıldızlarım!

    Yollara Kürşat'lar uzanmış,ölü...
    Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü!

    Yiğitlerin uyur gurbet ellerde...
    Kimi Semerkant'ta bekler beni,
    Kimi Caber'de...

    Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok...
    Ben nasıl varım?
    Ağla, ey Tanrı dağlarından
    İndirilmiş Tanrım!

    Şu yakın suların
    Kolu neden bükülmez?
    Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
    Benden doğar, bana dökülmez?

    Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum,
    İtil'le, Tuna'yla, Nil'le konuşuyordum.
    Sangaryos'u Sakarya yapan,
    İkonyum'u Konya yapan
    Dille konuşurdum.

    ARİF NİHAT ASYA
    ULU KÖK TENGRİ TÜRÜK İLİN BUDUN TUTA BİR EDE



    Türkler Belgeseli mp3 indirmek için tıklayınız
    http://www.turkforum.net/showthread.php?t=127468

  4. #4
    _Aziz_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-08-2005
    Mesajlar
    1,380
    Karizma Gücü
    7
    BAYRAK

    Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
    Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
    Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

    Sana benim gözümle bakmayanın
    mezarını kazacağım.
    Seni selamlamadan uçan kuşun
    yuvasını bozacağım.

    Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
    Gölgende bana da, bana da yer ver !
    Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
    Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
    Kızıllığında ısındık,
    Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
    Gölgene sığındık.

    Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
    Barışın güvercini, savaşın kartalı...
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
    Senin altında doğdum,
    Senin dibinde öleceğim.

    Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
    Yer yüzünde yer beğen !
    Nereye dikilmek istersen,
    Söyle, seni oraya dikeyim !

    ARİF NİHAT ASYA

    üstada saygılar
    Kalpler yalnız Allah'ı anmakla huzur bulur.

  5. #5
    finito adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-06-2005
    Mesajlar
    15,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
    Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
    Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

    paylaşımlarınız için teşekkür ederim.
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° SKYMOON EFE toprağın bol mekanın Cennet olsun °º©


    Türkforum'a bugüne kadar gönderilen her 58 mesajdan birinin Efeler Birliği başlığına gönderildiğini biliyor muydunuz?

  6. #6
    selcuktr61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-04-2005
    Mesajlar
    309
    Karizma Gücü
    0

    annelerimize..

    ANNE..

    İlk kundağın
    Ben oldum, yavrum;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.

    Acı nedir
    Tatlı nedir... bilmezdin
    Dilin damağın
    Ben oldum.
    Elinin ermediği
    Dilinin dönmediği
    Çağlarda, yavrum
    Kolun kanadın
    Ben oldum
    Dilin dudağın
    Ben oldum.

    Belki kıskanırlar diye
    Gördüklerini
    Sakladım gözlerden
    Gülücüklerini...
    Tülün duvağın
    Ben oldum!

    Artık isterlerse adımı
    Söylemesinler bana
    'Onun Annesi' diyorlar...
    Bu yeter sevgilim bu yeter bana!

    Bir dediğini iki
    Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
    Ve seni öyle sevdim sana
    O kadar ısındım ki
    Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
    Gün oldu kırdın...
    İncinmedim;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.. Yavrum
    Son oyuncağın
    Ben oldum...

    Layık değildim
    Layık gördüler
    Annen oldum yavrum
    Annen oldum!

    ARİF NİHAT ASYA
    Asım'ın nesli diyordum ya...Nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

  7. #7
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0
    Bir Bayrak Rüzğar Bekliyor!

    Şehitler tepesi boş değil,
    Biri var bekliyor.
    Ve bir göğüs, nefes almak için;
    Rüzğar bekliyor.
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye?
    Destanını yapmış,kasideye kanmış.
    Bir el ki;ahretten uzanmış,
    Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!
    Öpelim temizse dudaklarımız,
    Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
    Rüzğarını kesmesin gövdeler
    Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,kasideler.
    Geri gitsin alkışlar geri,
    Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
    Ona oğullardan,analardan dilekler yeter,
    Yazın sarı,kışın beyaz çiçekler yeter! Söyledi söyleyenler demin,
    Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
    Şimdi sen söyle söz senin.
    Şehitler tepesi boş değil,
    Toprağını kahramanlar bekliyor! Ve bir bayrak dalgalanmak için;
    Rüzğar bekliyor!
    Destanı öksüz ,sükutu derin meçhul askerin;
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye?...

    Çocuk ve Ağaç

    Çocuk, çok sevdi ağacı...
    Verirdi ona, her kış
    Çiçekleri olaydı!

    Ağaç, çok sevdi çoçuğu...
    Öperdi altın saçlarından
    Dudakları olaydı!

    Ve ona öptürmek için,
    Eğilirdi yerlere kadar;
    Yanakları olaydı!

    Dökerdi önüne hepsini
    Gümüşten, altından, sedeften
    Oyuncakları olaydı!

    Ve çoçuk gittikten sonra,
    Böyle kalır mıydı ağaç?
    Ne olurdu onunda
    Bacakları olaydı,
    Ayakları olaydı!

    Mavi

    Kayıklarla kayıkçılar
    Dalgıçlarla balıkçılar
    Bilirsin:ne ister,deniz!

    Kendini bu isteklerin:
    Yelkenlerin küreklerin
    Altına seriver, deniz!

    Balıkların,kandillerin
    Ne varsa olsun ellerin
    Bana mavini ver deniz

    Yollar

    Varsın biraz da yollar çeksin benim cefamı
    Artık verin çocuklar, artık verin asamı!.
    Bir başka kâinata, bir başka yurda yol var;
    Siz örtünün garipler siz örtünün abamı!
    Yorgun düşüp uzandım altında asumanın;
    Gölgende buldum ey dal bir anne ihtimamı.
    Şahane manzaraydı dünya sınırlarında
    Bir kubbenin rüku’u, bir zirvenin kıyamı.

    Yükseklerinde ömrün dağlar, sular kovuklar:
    Yükseklerin diliyle tekrar edin nidamı!
    Dağlar lisana geldi, gökler lisana geldi;
    Şerh oldu Mesnevi’den yıldız
    Şerh oldu Mesnevi’den yıldızların kelamı.
    Şeffaf mavinizden abdest alıp el açtım
    Artık yakındayım, ey gökler, duyun duamı!

    Kanatlar

    Yaşamaktan mı yorgunum,bilmem
    Seni günlerce beklemekten mi?
    Yine yoldan geyik geyik sekişin
    Gün sönerken mi,ay batarken mi?

    Söyle: Memnun musun uzaklarda
    Yuvan aydın gönülcüğün şen mi?

    Yine kalsın mı, dizlerimde başın
    Yine koynumda can çekişsen mi...
    Kim sorar,ey hayat,kim düşünür
    Ki vakit geç mi yoksa erken mi?

    Söyle: Memnun musun uzaklarda
    Yuvan aydın gönülcüğün şen mi?

    Gökte kanatlar bizimdi...bilmezdik
    Bu hafiflik kanat mı yelken mi;
    Anlamaz,anlamazdık Allahım
    Böyle yekpare can mıyız ten mi?

    Söyle: Memnun musun uzaklarda
    Yuvan aydın gönülcüğün şen mi?

    Bilemem: Gizli gizli'gel'dediğin
    Başka bir aşina mıdır,ben mi;
    Kadehinden mi sarhoşum hala
    Kadahlerinden mi?

    Söyle: Memnun musun uzaklarda
    Yuvan aydın gönülcüğün şen mi?
    Gözlerime bakınca ağlıyorum, insan gözlerine bakınca ağlar mı?..

    Herkes her an herşeyi yapabilir...

  8. #8
    slim adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-07-2005
    Mesajlar
    304
    Karizma Gücü
    0
    Kubbeler

    Dün başlar seferber, eller seferber;
    Kurşun eritildi, mermer çekildi.
    Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
    Akçayla olacak işler değildi.

    Böyle bir gemide yendi suyu NUH.
    Ve bu yelkenlerde kanatlandı RUH.

    Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
    Abide haline koydu sevinci
    Gergefle işleyip bir inci sultan
    Ki çiçek verirdi saksıya koysan,

    Bulabildinse ey yolcu yerini
    Hepsinin alnında altından bir ay.
    Seyret İstanbulun camilerini
    Minare minare, kubbe kubbe say!

    Açılır masmavi burda gökyüzü,
    Gümüşten sütunlar üstünde durur...
    Kimin gölgesi dinlenir yerde,
    Kiminin beyazı sulara vurur.

    Allaha giden yol buralardadır,
    Kapılar açılır şerefelerden,
    Burdan uğurlanır mubarek aylar,
    Bayram burda başlar arifelerden.

    Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
    Sultanı, çerisi, piri, veziri,
    Nesilden nesile götürsün diye
    Kanatlar üstünde şanlı TEKBİRİ.

    Nice başbuğların açtığı yerde:
    Biri yardan geçmiş,öteki serden,
    Yolcular gidiyor yarına doğru,
    Kafile kafile bu köprülerden.

    Kuşun uçuş, gülün açış saati,
    Tanrının fermanı yüce kubbede
    Duyulur uyanık Fatihin 'Uyan!'
    Dediği uzaktan Sultan Ahmede.

    Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
    Şamdanlar şamdanlar, ulu şamdanlar.
    Ki aydınlığıyla, asırlar boyu
    Yolunu bulurdu yolda kalanlar.

    Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
    O kıvrak şekli ki serhadde yaydı;
    Atlas bayrakların dalgalarında
    Rüzgarla öpüşen ince bir aydı.

    Kimi yıkanırdı şadırvanlarda
    Tekbire HU HU katıyor kimi;
    Beyazıt önünden güvercinlerin
    İncidir yemi...

    Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
    Tuna boylarından müjde geldi mi?

    Uzaklarda kırık minarelerden
    Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
    Bir gün açılacak o büyük kapı
    Ve kanatlar yere inmeyecekler.

    Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan
    Açtıkça fetihler tarihi Türkün
    Kubbeler erecek bir gün murada
    Ve minareler dal verecek bir gün.

    Geçerken altından bu loş kemerin
    Menekşe menekşe gül güldür içi..
    Kapanmaz kapısı Allah evinin
    Ki beş vakit gürül gürüldür içi.

    Çinliler çinliler taze çinliler:
    Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
    Ey sanat ' Kuruyan dallarımıza
    Bir yeşil yaprak ver ' demeye geldik.

    Biri hattın; biri mermerin, tuncun,
    Kurşunun sırrını aramış bulmuş;
    Yesari elinde 'Lafza-i Celal'
    Sinan'da kubbeyle minare olmuş.

    İşte bir kubbe ki söyler saati...
    Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
    Mavidir çinisi, yenidir adı;
    Mermerini sisler karartamadı.

    Şahzade, Laleli, Haseki Sultan...
    Hepsinin üstünde Süleymaniye...
    Süleymaniyeden, Ayasofyadan
    Yollar iner dal dal Yenicamiye.

    Yelken yelken, seren seren geiler;
    Yamaçta, kıyıda, yolda Camiler,
    Bu Horasan, mermer kurşun dağları
    Omuzunda taşıdığı çağları.

    Taşıyacak daha çağlar boyunca
    Ve yer çekmeyecek, yere koyunca.
    Yolları arkada bırakan hızla;
    Kanatlarımızla, atlarımızla
    Aşarken toprağı, taşı, denizi
    Bu kurşun memeler emzirdi bizi.

    Böyle bir gemide, yendi suyu NUH...
    Ve bu yelkenlerde, kanatlandı RUH...

    Arif Nihat Asya
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,
    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


    Her zaman keşfetmek için bak!!

    Ne mutlu o kimselere ki hem aydınlanırlar, hem aydınlatırlar!!

  9. #9
    slim adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-07-2005
    Mesajlar
    304
    Karizma Gücü
    0
    Başörtüsü

    Ne demekmiş
    “Yasak! ”
    İşiniz mi kalmadı
    Yapacak?

    Ne diye karışırsınız
    Saçımıza-başımıza,
    Bizi oyuncağınız mı sandınız
    Bakıp yaşımıza?

    Sebebini anlatamayacağınız
    Çocukça bir devrin hevesinden
    Karşınızdaki en güzel portreleri
    Mahrum ettiniz çerçevesinden!

    Kim demiş, ki:
    “Başörtüsüydü o! ”
    Başımızın -renk renk-
    Süsüydü o!

    Altında saçlarımız,
    Arkadan, ne hoş sarkardı;
    Kimimizde -örgü örgü- sarmaşıklaşır...
    Kimimizde, su olup akardı!

    *
    * *

    Şu, bu nâmına “Yasak! ” demiş
    Bulundunuz, tezelden;
    Ne olurdu, anlasaydınız biraz da,
    Güzellikten, güzelden!

    *
    * *
    Siz, bizden değilsiniz,
    Tanımıyoruz hiç birinizi,
    Çekin başımızdan
    Ellerinizi!

    Bir gericilik tutturmuşsunuz;
    Gericilik değil, Türk'ün köy modasıdır bu...
    Üstelik, ninemizin başımızda
    Taşıdığımız hatırasıdır bu!

    Dediniz: “Çıkacak başınızdan
    Başörtünüz! ”
    Alın -öyleyse- onunla
    Yüzünüzü örtünüz!

    Arif Nihat Asya
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,
    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


    Her zaman keşfetmek için bak!!

    Ne mutlu o kimselere ki hem aydınlanırlar, hem aydınlatırlar!!

  10. #10
    HaVaM-SaNa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2006
    Mesajlar
    3,910
    Karizma Gücü
    0

    Arif Nihat Asya Siirleri

    BAYRAK

    Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
    Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
    Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

    Sana benim gözümle bakmayanın
    Mezarını kazacağım.
    Seni selâmlamadan uçan kuşun
    Yuvasını bozacağım.

    Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
    Gölgende bana da, bana da yer ver.
    Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
    Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
    Kızıllığında ısındık;
    Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
    Gölgene sığındık.

    Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
    Barışın güvercini, savaşın kartalı
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
    Senin altında doğdum.
    Senin altında öleceğim.

    Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
    Yer yüzünde yer beğen!
    Nereye dikilmek istersen,
    Söyle, seni oraya dikeyim!


    FETİH MARŞI


    Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
    Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
    Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

    Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın ?
    Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

    Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden....
    Senin de destanını okuyalım ezberden...
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

    Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
    Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

    Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
    Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
    Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

    Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
    Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

    Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
    Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
    Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

    Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
    Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!

    Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
    Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan !
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ....

    Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
    Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

    Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
    Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
    Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

    Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın ?
    Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

    Metin Oktay
    Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba, edenleride affetmeyelim
    SARI PARÇALININ kıymetini kirli çubukluyu giydikten sonra anlayacaksın
    Çünkü seni sırtında taşıyacak bir HAGİ olmayacak !

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Ahmed Arif
    2003 - 2004 Konuları bölümünde İsaaC tarafından açılmış
    Yanıt: 29
    Son Mesaj: 17.12.07, 00:30

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •