• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    king_ramses
    Ziyaretçi

    Felsefeye Giriş ... Felsefe Nedir ?

    FELSEFE SÖZCÜGÜNÜN ANLAMI Felsefe sözcügü ilk kez Antik Ege’de Samos’lu matematikçi düsünür, Pythagoras ( Pisagor IÖ 6.yy ) tarafindan kullanilmistir. Pythagoras; dost ve bilgi anlamlarindaki filos ve sofia sözcüklerini yan yana getirerek kendisini ifade etmistir. Çünkü ona göre eksiksiz bilgelik (sofia-sophia) ancak tanrilara yakisir. Insan ise sofia’nin yalnizca dostu olabilir. Yani felsefe bilginin dostu anlami tasimaktadir. IÖ 4. yüzyilda Atina’li düsünür Platon bilgiyi doxa ve sofia olarak ikiye ayirdiktan sonra; bu bilgilerin ardina düsen farkli iki anlayista insan tanimi yapar. Bu dünyanin aldatici bilgileri pesinde kosan filodox ve gerçek bilgiyi arayan filozof. Platon’un bu tanimi yaygin kabul görür. Ortaçaga ögrencisi Aristoteles ile birlikte damgasini vuran Platonun görüsleri; Islam kültüründe de en az batidaki kadar etkilidir. Hatta Platon o kadar kabul görür ki; adi EFLATUN’a bile çikar. Sufi, sofu ve feylesof sözcükleri Filosofia sözcügüne karsilik gelmektedir. Islamiyet’in kabulünden sonra Türkçe’ye de bu sözcükler girerek günümüzde kullandigimiz biçimi almislardir. Platon’nun adi bile dilimizde çogu kere Eflatun olarak kullanilir.

  2. #2
    king_ramses
    Ziyaretçi

    Felsefenin Dogusu

    Insan bu günkü biyolojik yapisina iki milyon yil süren evrim sürecinin sonunda elli bin yil önce ulasmistir. O günden bu yana yasmis oldugumuz süreç toplumsal degisim sürecidir. Bunun ilk bölümünde önemli bir degisimde yoktur. Bugüne gelindikçe degisim giderek hizlanir. Günümüzde ise toplumsal degisim bas döndürücü bir hal almistir. Insan ilk dönemde tipki diger hayvanlar gibi dogada hazir bulduklarini toplayarak ya da avlanarak yasamini sürdürür. Bir farkla ki; bunu yaparken alet yapar ve kullanir. Bu özelligi ile dogaya her gün biraz daha çok egemen olurken; kendisini de her defasinda yeniden yaratmistir. Ilkel Kominal dönemde yaptigi aletlerle dogayi hizla tüketen insan her defasinda yeni bir dogal bölgeye göç ederek yasamini sürdürmeye çalismistir. Ancak bu süreç zaman içinde doganin yeniden üretilmesi ile sonuçlanmistir. Insan artik dogayi dogrudan tüketmenin yani sira dogayi sayisal olarak üreterek yeni bir yasam biçimi olusturmustur. Doganin sayisal olarak üretilmesi iki farkli alanda uzmanlasmis farkli toplum yaratmistir. Bunlarda biri bitki tarimi yapan ve bu nedenle de topraga bagli yasayan köyler yani uygar toplumlardir. Ikincisi hayvanlari evcillestirip üreterek yasamini sürdüren topraktan belli ölçüde bagimsiz göçer barbar toplumlardir. Ilkel Kominal dönemde toplumlarin üretim ve tüketim etkinlikleri ve bunun sonucu olusturduklari kültür de birbirine çok benzemektedir. Oysa doganin sayisal olarak üretilmesindeki iki farkli etkinlik birbirine benzemeyen iki ayri toplum biçimi yaratmistir. Toplumlar arasindaki; dogal kaynaklarin , topraklarin veya ürünlerin paylasilmasi konusunda çikan anlasmazliklarin güç kullanilarak çözümlenmesinde; barbarlar genellikle uygarlardan daha kazançli çikmislardir. Bu nedenledir ki barbar sözcügü kaba kuvvetle es anlamda kullanilagelmistir. Iki farkli kültür günümüzden bes bin yil önce Mezopotamya’da ortak bir üretim süreci olusturmuslardir. Hayvan gücü kullanilarak yapilan tarim; baska bir deyisle KARASABAN devrimi; insanin tükettiginden fazla üretmesine neden olmustur. Bu durum toplumun yeniden organizasyonu ile sonuçlanmis ve DEVLET kurumu dogmustur. Devletle birlikte toplumsal düzeni saglayan yaygin yaptirim güçleri; gelenek, örf , adet ve töre yerini, devletin koydugu daha net ve kesin yaptirim gücü olan hukuga birakmistir. Hukuk; devletin toplumsal düzeni belirleyerek denetledigi, yazili kurallar sistemidir. Yani artik insan yazmaktadir. Insanin ilk yazilarinda yalnizca yasalar degil ayni zamanda mitolojik öyküleri de vardir. Bu dönemin yazilarinin en genel özelligi imzasiz yani anonim olmalaridir. Bu dönemde doga olaylari ve gök cisimleri siki bir gözlemle bilinebilir hale gelmistir. Ancak bu tür bilgiler rahipler sinifinin disina hiçbir sekilde sizdirilmamistir. I.Ö. 1000 yillarinda bu kez Ege ulasmis oldugu gelismislik düzeyi ile insanlik için yeni bir kilometre tasi olusturmustur. Gelisen tarimsal üretim pazari büyütürken yeni bir degisim aracinin dogmasina neden olmustur: PARA. Para bir yandan degisimi kolaylastirirken diger yandan da zenginligin yayginlasmasina neden olmustur. Ege kentlerinde yeni varlikli sinifin dogmasina neden olmustur. Bu varlikli sinif, ekonomik güçlerini toplumsal yönetime ortak olma dogrultusunda kullanarak, tarihte ilk kez daha yaygin bir egemenligin yasanmasina, yani sinifsal özellik de tasisa ilk demokrasinin dogmasina neden olmustur. Demokrasi yetismis insana gereksinim duydugundan; bu dönemde bilgi deger kazanarak yayginlasmistir. Bilim ruhban sinifin tekelinden kurtulmus ve yayginlasmistir. Örgütlü olmasa da egitim yayginlasarak; akil inaklarin yerini almaya baslamistir. Çok tanrili dinlerin de etkisi ile dini bir hos görü yayginlasmistir. I.Ö 8 yy.la gelindiginde; yazi geliserek bireysellesmis; hukuk ve mitlerin disinda bireysel duygular ve bilim yazinin konulari içine girmistir. Hatta ilk kez kisisel hukuk denemeleri ve kralligin dayattiginin ötesinde tarih yazilmistir. I.Ö. 6 yy.da ise MILET’li THALES insan aklini binlerce yildir kurcalayan “Evren nedir ?” sorusuna ilk kez dinlerin disinda bir yanit aramistir. Iste bu Felsefe’nin baslangicidir. Bu baslangiçta 1) gelisen ekonomik kosullarla zenginlesen toplum 2) yayginlasan yönetim erki yani demokrasi ve 3) dogmalirin kosullanmalarini asacak ölçüde hosgörülü laik anlayis etkili olmustur. Thales’in felsefe tarihindeki önemi; evrenin nasil olustuguna ait görüsleri degil, ama bu konuyu ele alis biçimidir. Çünkü o ve dönemin Anadolulu filozoflarinin hareket noktalari; “ hiçten bir sey olmaz” düsüncesidir. Bu dine karsi maddeci bir yaklasimin ifadesidir. Anadolu düsünürleri evrenin bir ilk olandan ( arkhé ) degiserek olustugu düsüncesindedirler. Her biri ayri arkhéler öne sürmüslerdir. Ancak ortak yanlari evrenin yaratilmamis oldugu düsüncesidir. Ege’nin öbür tarafinda ATINA’da ise farkli bir dünya görüsü agir ve emin adimlarla gelmektedir. Sokrates, Platon ve Aristoteles everenin olusumunun temelinde düsünceyi esas almaktadirlar. Her ne kadar Atina tanrilari ile aralari hos degilse de; çok daha farkli ve soyut bir tanri fikrinin dogmasina katkida bulunmaktaydilar. Aralarinda ögrenci ögretmen bagi olan bu üç düsünür idealizmin ilk kaleleridir. Ege’nin iki yakasinda farkli yaklasimlar geliserek taraftar toplarken adali düsünürler bu iki kampa ayni mesafede uzak kalmislar ve kuskucu bir yaklasimin ilk temsilcileri olmuslardir. Bu üç farkli -ve hemen hemen uzlasmaz görünen- yaklasim; günümüz felsefe akimlarinin da bir biçimde içinde yer aldiklari; idealizm-materyalizm-septisizm’den baskasi degildir. ORTAÇAGDA FELSEFE Antik Ege uygarliginin ardindan felsefe, yeni dünya dini Hiristiyanligin etkisi altina girmistir. Bu dönemde felsefenin islevi, dinin dogmalarini temellendirmek ve savunmak olmustur. Antik Çagin iki ünlü düsünürü Platon ve Aristoteles’in düsünceleri bir yandan resmi ideolojiye dönüsürken, diger yandan da kitaplari yasaklanmistir. Ayni ilgiyi Islam Ortaçaginda da görürüz. Bu iki düsünür Islam düsüncesinde de önemlidirler. Kölelerin esitlik ve insanca yasama mücadelesi ile dogan Hiristiyanlik bir süre sonra; din adamlari elinde bir baski ve zulüm aracina dönüstürülmüstür. Hiristiyan hukuk sistemi olan Engizisyon artik bir iskence aleti gibidir. 14 – 15 . yy. da yine kilise çevresinde baslayan yenilikçi hareket, bir yandan Hiristiyanligin baslangicindaki insani özüne geri dönmeye çalisirken, diger yandan da laik bir yasam biçimi temellendirme arayisina girer. (Reform-Rönesans) Iste tam da bu noktada, tipki IÖ 6 yy. da oldugu gibi insanligin yardimina felsefe yetisir ve 17. yy. da Descartes; dini felsefelerin dokunulmaz düsünürü Aristoteles’i elestirirken; kuskuyu dogruyu bulmanin yöntemi haline getirir. Yeni biçimi ile septisizm yalnizca felsefenin degil bilimlerin de önünü açar. Aydinlanma ve onu izleyen burjuva devrimleri insanligi 20. yy. tasir. Reform, Rönesans, aydinlanma ve Burjuva Devrimleri “INSAN”i temel alirlar. Ancak sanayi devrimi ve dünya savaslari ile savrulan insanlik; 19 ve 20. yy. da bir yandan kapitalizmin elestirisi olan sosyalist akimlarin, diger yandan da yasanan karamsarligin yeni metafizik yaklasimlarla asilmasi olan varolusçuluk gibi akimlarin dogmasina neden olur. Gelisen kapitalizm, insan düsüncesinin renklerini pragmatizm ve liberalizme; bilim ise deneycilik ve olguculuk akimlarina tasir. Ancak tüm akimlar daha önce sözünü ettigimiz üç temel anlayisin; surasinda yada burasinda ama içinde yer alirlar. Yani insan akli hala antikitenin idealist, maddeci veya septik akimlarinin degisik bin bir rengine bürünerek varligini sürdürür.

  3. #3
    ferraone adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-10-2003
    Mesajlar
    381
    Karizma Gücü
    9
    Sağolasın dostum hoş bir özet olmuş
    Saygılar..

  4. #4
    king_ramses
    Ziyaretçi

    felsefenin tarihi

    Felsefe düsüncedir; felsefe, içeriginde genel olan geneldir. Öyleyse, felsefesel düsüncenin içerigi, yalnizca öznel degildir, ayni zamanda tüm varligi da kapsar. Gerçekten de, genelin belirlenmemis oldugunu düsünebiliriz ilkin; [ama] genelin belirlenmis olmasi gerekir ya daha çok, kendini, kendisi tarafindan belirlemesi gerekir; ve felsefe tarihi, belirlenimlerin, soyut genelde adim adim nasil ortaya çiktigini; bu genelligin, kendini, gittikçe daha fazla ve daha derinlemesine, kendinde nasil belirledigini gösterecektir. Bu belirlenim ilkin, atomcularda görüldügü gibi, dünyanin özünün, Mutlagin, ilkselin [ilkbastakinin], bir olarak ortaya konmasindan [ileri sürülmesinden] baska sey olmayacaktir. Daha sonra da genel, yalnizca belirlenmis olarak degil, kendini belirleyen olarak düsünülür (- yalnizca belirlenmis olarak degil, bir olarak degil). Ve genelin bu somut kavrami, bu somut belirlenimi, genelin yüksek ve daha dogru [hakiki] belirlenimidir ya da en azindan onun baslangicidir. Felsefesinin içerigi [maddesi] ve biçimi [formu], geneldir öyleyse. Simdilik, bu kavramla yetinebiliriz. Bundan sonra üzerinde durmamiz gereken, su sorudur: Felsefe ve tarihi nerede baslar? Felsefeyle iliskili [ona benzer] her seyi bir yana ayirdiktan ve felsefenin kavramini tanimladiktan sonra simdi saptayacagimiz budur.

    I. FELSEFE TARIHININ BASLANGICI Bundan sonraki sorumuz su: felsefe tarihi nereden baslamalidir? Bunun karsiligi, daha önce söylenenlerde dolaysiz olarak kapsanmis bulunuyor. Felsefe tarihi, içine batmis [gömülmüs, saplanmis] oldugu dogadan, dogayla birliginden kurtuldugu [siyrildigi] zaman, özgürlügü içindeki düsüncenin varolustugu [varolus edindigi] yerde baslar; düsünce o zaman, kendini kendisi için kurar; düsünce kendine döner [gider] ve kendi yaninda [yuvasinda, yurdunda] (bei sich) yerlesir [kalir, oturur]. Daha önce söylenenler uyarinca verilecek genel karsilik sudur: felsefe, düsüncenin, her seyi kapsayan genel olarak, varolan olarak kendisi için kavrandigi [düsünüldügü] ya da varolanin (das Seiende) genel biçim [form] içinde kavrandigi; düsüncenin düsüncesinin, kendisini gerçek varlik olarak düsünen genelin ortaya çiktigi ya da dünyanin, tümelligin biçimi içinde [tümellik içinde] tasarimlandigi [düsünüldügü, kavrandigi] yerde baslar. Gerçek anlamiyla felsefenin baslangici, Mutlagin artik tasarim [imge, görüntü] olarak var olmadigi, ama özgür düsüncenin - ki yalnizca Mutlagi düsünür -, Mutlagin Ide’sini kavradigi; yani, seylerin özü olarak, her seyin mutlak bütünselligi ve içkin özü olarak Varlik'i (ki düsüncenin kendisi olabilir) kavradigi - ve bu bir dis varlik olsa da, düsünce olarak kavradigi yere yerlestirilmelidir. Bundan ötürü, Musevilerin tanri olarak düsündükleri - her din düsünmedir - yalin ve duyumlanabilir olmayan varlik, felsefenin bir nesnesi [ele aldigi, irdeledigi konusu] degildir; örnegin su önermeler: seylerin özü ya da ilkesi sudur, ya da atestir, ya da düsüncedir [felsefenin nesnesidir].

    Ortaya çikan ilk soru sudur: felsefe tarihine nereden baslamamiz gerekir?

    Felsefe tarihi, düsüncenin katiksizligi içinde ortaya çiktigi, genel oldugu; bu katisiksizligin, bu tümelligin özsel, dogru [hakiki], Mutlak oldugu, her seyin özü oldugu yerde baslar; nesnesi, katisiksiz, genel düsünce olan bilim, mantiktir. Mantikta, öznel düsünceden, bilinçli düsünme biçimi içindeki düsünceden baska sey görmemek, yaygin bir aliskanliktir kuskusuz; düsünmenin, ancak, özneyle iliskili olusu bakimindan deger tasidigi sanilir. Felsefede, düsünce de nesne olarak [inceleme konusu olarak] ele alinir kuskusuz; ama düsünce, yalnizca özne1 bir sey olarak, bir iç etkinlik olarak degil, tam tersine, nesnel ve genel olmasi bakimindan ele alinir; böylece düsünce ve tümellik, ayni seydir. Bir seyin nasil kurulmus oldugunu [dogasini, yapisini], gerçekte nasil oldugunu bilmek istersek, o seyi düsünürüz [o sey üzerinde düsünürüz], bu konuda düsünceler üretiriz, onun özünü, bir genel seyi görüp taniriz [kavrariz]. Düsünceyi üretmek, özü tanimaktir [kavramaktir]. Eregi öz olan [özü bulmak olan] bir genel-düsünsel içbakistir bu. Felsefede, düsünceler kendileri, öz yerine geçerler [öz yerini tutarlar]; mitos biçimine bürünmüs, özün duyumlanabilir tasarimi biçimini edinmis dogru [hakikat] bir yana atilir [elenir]. Nitekim din de, katisiksiz düsünce biçimi içindeki dogruyu [hakikati] degil, tasarimdaki [tasarim olarak] dogruyu kapsar. Öyleyse felsefe, seylerin özünün, katisiksiz düsünce biçiminde bilince geldigi [ulastigi] yerde baslar; Grek dünyasinda, iste bu durum söz konusudur. Tinin [Geist'in] bu ortaya çikisi, tarihsel bakimdan, siyasal özgürlügün çiçeklenme dönemine baglanir; ve siyasal özgürlük, devlette özgürlük, bireyin kendini birey olarak duydugu [algiladigi]; öznenin, kendini özne olarak genellik içinde duydugu ya da dahasi, kisiligin [kisi-olmanin] bilincinin, kendinde bir sonsuz deger bulundugu bilincinin ortaya çiktigi yerde, - kendimi, yalnizca kendim için deger tasiyan olarak koydugum [gördügüm] zaman baslar. Nesneyi, mutlak nesneyi, geneli ve özseli özgürlük içinde düsünmek de, ancak burada söz konusudur. Düsünmek, genellestirmektir; öyleyse kendini düsünmek de, kendini genel bir tarzda [biçimde] belirlemek, bir genel sey olarak bilmek - kendimin, bir tümel, bir sonsuz sey oldugunu bilmek - ya da dahasi, kendini, kendine denk düsen bir özgür varlik olarak düsünmektir. Siyasal özgürlük, pratik özgürlük ugrasi da buradadir [özgürlüge de burada rastlanir]. Felsefesel düsünce de, tümel nesnenin düsüncesi olmasi bakimindan hemen ona baglanir [onunla ilinti kurar]; düsünce, genel olarak belirler kendini, yani: a) geneli, nesnesi haline getirir ya da nesne olani genellestirir. Düsünce, duyusal [duyumlanabilir] bilinçte olduklari durumlariyla doganin seylerinin tikel karakterini genel olarak, bir düsünce olarak, bir nesnel düsünce olarak belirler. Nesnel olan, ama bir düsünce olarak nesnel olan iste budur. b) Ikinci belirlenim de, bu genel ögeyi görüp-tanimamdir, düsüncenin bilmesidir, bunun gerçeklesmesidir. Genele yönelik bu bilen,taniyan siki iliski, bu sey benim için nesnel olarak var oldugu ölçüde, ben kendimi, kendim için var kildigim, sürdürdügüm ölçüde ortaya çikar. Ben onu düsünürüm ve o, bu ölçüde benimdir; bu, benim düsüncem olmasina ragmen, benim için yine de mutlak tümeldir; bunun nesnel olarak ortada bulunmakligi dolayisiyla, kendimi onda düsünmüsümdür, bu sonsuzun içindeyimdir ve ayni zamanda bunun bilincindeyimdir. Böylece, bilgi'nin bakis açisina oldugu gibi nesnelligin bakis açisina da yerlestiririm kendimi, ve bu bakis açisini benimserim. Siyasal özgürlügü, düsüncenin özgürlügünün ortaya çikisina baglayan [onunla birlestiren] genel bag iste buradadir. Bu genel belirlenim (Bestimmung), felsefenin baslangicinin soyut belirlenmisligidir (Bestimmtheit), ama bu ikincisi ayni zamanda tarihseldir; ilkesi bu belirlenimi içinde tasiyan [içeren] ve dolayisiyla ilkesi, özgürlük bilincini kuran bir halkin somut biçimidir.

    Böyle bir halk, somut varligini bu ilke üzerinde kurar. Bir halkin anayasasinin, yasalarinin, tüm durumunun temeli, tinin kendisini kavrayis tarzindadir, kendini bilisini [bilmekligini] saglayan kategorilerindedir ancak. Öyleyse, felsefenin ortaya çikisi, özgürlügün bilincini gerekli kilar dedigimizde, bundan, felsefenin, varolusunu bu ilke üzerinde temellendiren bir halkin bulunmakligini gerekli kildigi sonucu çikiyor; ve bu açidan, düsüncenin, kendi yaninda [yuvasinda, yurdunda] bulunmasi, yani düsüncenin dogal ortamdan siyrilmis olmasi; maddenin, sezginin [duyumlarin] ve istegin içine, yani doganin içine batmislik [gömülmüslük] durumunda bulunmamasi zorunludur diyoruz. Demek ki, bu dereceden [düzeyden] önceki biçim, yukarida söylediklerimize göre, tin ile doganin birligidir. Bu birlik, ilksel olmasi ve baslangiçta bulunmasi dolayisiyla gerçek [hakiki] birlik degildir. Tin ile doganin birligini bilincin en iyi durumu olarak görenlerin tümü de yanilmaktadir. Bu düzey [derece], en asagida yer alan, en az gerçek [hakiki] olan düzeydir. Genellikle Dogu' nun durumudur bu. Ne var ki, özgür, tinsel (geistig) kendibilincin ilk biçimi ve dolayisiyla felsefenin baslangici [da], Greklerde bulunmaktadir. Simdi, genellikle ilksel biçim üzerine birkaç açiklama yapacagiz. Demek ki felsefe, tarih içinde, özgür kurumlarin bulundugu yerde ortaya çikar. Önce, Dogu'ya deginecegiz. Dogu dünyasinda, tam anlamiyla felsefe söz konusu olamaz; çünkü, bu dünyanin ayirt edici özelligine [karakterine] kisaca deginmek gerekirse, diyebiliriz ki, tin Dogu'da ortaya çikar, ama Dogu'da durum öyledir ki, özne, bireysellik, kisi [kisilik] degildir; nesne içinde kaybolup gitmeye yargilidir. Dogu'da egemen olasi, tözsel iliskidir.Töz, Dogu'da, ya duyuüstü olarak, düsünce olarak ya da daha maddesel bir tarzda tasarimlanir [kavranir]. Bireyin, tikelin durumu, tözsele oranla [ona iliskisinde], yalnizca olumsuz olmaktir [olumsuzluktur]. Bu tür bir bireyin ulasabilecegi en yüksek nokta, bireyin, tözde kaybolup gitmesinden, bilincin silinmesinden ve dolayisiyla öznenin yok olmasindan ve töz ile özne arasindaki farkin da ortadan kalkmasindan baska sey olmayan öncesiz-sonrasiz mutluluktur. Demek ki, en yüksek durum, bilinçsizlik [duyarsizlik] durumudur [burada].

    Öyleyse, bireyler bu mutluluga ulasmadikça ve dünyasal bir varolus içinde bulundukça, tözsel ile bireyseligin bu birliginin disindadirlar; tinden yoksunluk durumu olan durumdadirlar, belirlenimdedirler; tözden yoksundurlar; ve siyasal özgürlük bakimindan da haklardan yoksundurlar. Irade burada, hiç mi hiç tözsel degildir, ama doganin keyfiligi ve olumsalligi ile belirlenmistir [sinirlanmistir] (örnegin, kastlarla belirlenmistir); - bilinçten içsel olarak yoksun (bewusstlos) bir durumdur [yoksunluk durumudur] bu. Dogu karakterinin temel kosulu da iste buradadir. Olumlu yalnizca tözdür; bireysel ise tözsüz olandir,ilineksizdir; siyasal özgürlük, hukuk, özgür ahlaklilik, katisiksiz bilinç, düsünce yoktur burada; bütün bunlarin ortaya çikmasi için öznenin, töz karsisinda kendini bilinç olarak koymasi ve bilinç olarak taninip-kabullenilmesi gerekir. Kendiiçin bilgi, Dogu karakterinde söz konusu degildir. Öznenin, kendiiçin varolusu yoktur ve özne, kendi bilincinde, kendisi için hiçbir deger tasimaz. Dogulu özne, ulu, soylu, yüce olabilir kuskusuz; ama önemli olan nokta, bireyin, hak diye bir seye sahip olmamasidir ve kendisini su ya da bu yapmasinin [haline getirmesini], doganin ya da keyfiligin bir belirlenimi [belirlemesi] olmasidir. Gönül yüceligi, ruh ululugu ve en büyük yatkinliktir, Doguluda, karakter keyfiliginden ve dolayisiyla rastlantidan baska sey degildir. Belirlenimleri nesnel ve somut olan; herkesin saygi duymasi gereken, herkes için geçerli olan ve herkesin [bir birey, bir insan olarak] tanilip-kabullenilmesinin zeminini olusturan hukuk ve ahlaklilik yoktur Dogu'da.

    Hiçbir sey saptanmis ve belirlenmis olmadigi için Dogulu, davranislarda bulunurken [eylerken] yetkin bir bagimsizliktan yararlanir. Tözü ne kadar özgür ve belirlenmemisse, o da, keyfilik ve bagimsizliktan o kadar çok yararlanir. Bu özgür töz, genellikle herkes için geçerli olan nesnellik karakterine [nesnellige], özgürlügünün sahip oldugu ölçüde az sahiptir.. Bizim gözümüzde, hukugu, toplumsal ahlaki, devleti olusturan seyler; Dogu'da, tözsel, dogal, babaerkil bir biçimde, yani öznel özgürlükten yoksun olarak vardir. Vicdan dedigimiz sey, [yani] ahlaklilik da yoktur [orada]. Bu durum, kötünün-kötüsünün tin yani sira, en yüksek soylulugu da içinde barindiran [kabullenen] donmus [taslasmis] bir dogal düzendir.

    En yüksek yere geçip oturmustur [orada]. Ilkin tin ile doganin birligi görülüyor, demistik. Bu, daha kesin anlamiyla ne demektir? Tin, kendibilincidir ve böyle olmasi dolayisiyla nesnelerin, ereklerin, vs., bilincidir; yani, tasarimlayan, isteyen ve dileyen bilinçtir. [Oysa bu ilk] derecede [düzeyde] bulundugu sürece, isteminin icerigi kadar tasariminin alani [sphére'i] da sonludur bilincin; öyleyse [bilincin] kendi de sonludur. Doga içine batmis durumdaki tin, zekanin ve iradenin sonlulugunu dolayimsiz olarak kendinde tasir. Dogunun belirlenimi de buradadir iste; bu birligi en yetkin durum olarak görmemek için bilmek gerekir bunu; bu durum, en yüksek [en katmerli] sonluluk durumudur. Gerçekten de, bu tür bir bilinç, ne gibi erekler benimseyebilir ki? Dogu'da, bu ereklerde, kendiiçin genel hiçbir sey bulunmaz henüz. Hukugu, toplumsal ahlakliligi, iyiyi istedigim zaman, genel bir sey istemis olurum; çünkü hukuk, toplumsal ahlaklilik, vs., genel seylerdir, dogal tikellikler olmaktan çikmis [kurtulmus] seylerdir. Iradenin, [dayanacagi] temel olarak bu genellik karakterine [niteligine] sahip olmasi gerekir. Bir halkin, hukuk üzerinde temellenmis yasalari varsa, bu durumda genel nesne haline girmistir; bu da, düsüncenin pekismis olmasi olasiligini dile getirir. Böyle bir halk, genel seyler ister ve düsünür. Irade geneli isterse, halk, o zaman özgür olmaya baslar; çünkü genel irade, düsüncenin (yani genelin) genele iliskililigini içinde tasir. Düsünce, [yani], kendi yaninda [evinde, yurdunda] bulunan tin, özgürdür bu durumda. Yasa isteyen, özgürlügüne sahip olmayi ister.

    Özgür olmak isteyen bir halk, isteklerini, tikel ereklerini, çikarlarini, genel iradeye, yani yasaya bagimli kilar. Bunun tersine, iradenin nesnesi genel olmadigi zaman, özgürlügün görüs açisi da henüz yok demektir; istenen sey tikel bir nesneyse, irade sonludur; ve iradenin bu sonlulugu, Dogulunun karakterinde bulunan [içerilmis olan] bir seydir. Iradenin özgürlügü düsüncenin, kendisi için özgür hale geldigi, genel-olanin ortaya çiktigi yerde baslar ancak. Dogaya batmis [gömülmüs] tin olan Dogulu karakteri, irade bakimindan ele alindiginda, sonluluga boyun eymis durumdadir öyleyse. Irade, sonlu olmaya yönelmektedir; kendini, bir genel olarak kavrayamamistir henüz. Bu durumda da, efendilerin kasti ve kölelerin [kullarin] kasti vardir yalnizca [ve] despotlugun alanidir bu; duygu terimleriyle [duygular, heyecanlar açisindan, bakimindan] dile getirildiginde, bu durum, korku’ nun egemen kategori olmasi [hüküm sürmesi] demektir.Dogal ortama batmis tin, henüz kendiiçin özgür degilken ve tikel ile birlik halindeyken, henüz sonlunun lekesini tasirken; bu tikel tarafindan, bu sonlu tarafindan ele geçirebiceginin [yakalabileceginin, kapilabileceginin] ve sonlunun yikima ugratilabilir bir sey oldugunun, kendini olumsuzlanma olarak koyabileceginin bilincindedir. Insandaki bir seyin- ve dolayisiyla insanin kendisinin- süregidemiyebilecegine [varligini koruyamabilegine] iliskin bu olumsuzlanma duygusu, genellikle korkudur. Özgürlük ise, bunun tersine, sonluda olmamaktir; ama bir kendinde sonsuz varlikta, kendiiçin bulunmaktir; bu, kendisine saldirilamayan bir seydir. –Demek ki, korku ve despotluk egemendir Dogu’da. Insan korkmakta ve çekinmekte ya da korku salarak hüküm sürmektedir; öyleyse köledir [kuldur] ya da efendidir; bunlarin her ikisi de ayni düzeyde yer alir; aralarinda yalnizca biçimsel bir fark vardir ve bu fark yalnizca, iradenin gücünün, enerjisinin az ya da çok olmasidir. Efendinin iradesi [gözettigi] tikel çikarina baglidir; sonlu olan her seyi, tikel çikari için [ugruna] harcamayi isteyebilir. Amaci sonlu oldugundan, iradesi olumsaldir; demek ki efendinin iradesi keyfidir; çünkü sonlu amaçlarda içerilmis oldugundan korku araciligiyla is görür [etki gösterir, eyler] ancak. Öyleyse korku, Dogu’da hükümsüren [yöneten] kategoridir genellikle. Dogu'da din de, zorunlu olarak ayni karakteri tasir; bu dinin, ana ugragi, Tanri'dan [Mevla'dan = Efendi'den] korkudur; ama din, kökenini bu korkuda bulmakla kalmaz yalnizca, bu korkudan da disari çikmaz [siyrilmaz] üstelik; bu korkuyu bir yana birakmaz. Kutsal Kitap, “Tanri'dan korkmak, bilgeligin baslangicidir", diyor (Mezmurlar,CXI,10); bu dogrudur ve insanoglunun, korkuyu bilmesi, duymasi, yasamasi gereklidir. Benimsedigi sonluluk ereklerini, sonlunun belirleniminde, olumsuzlanmanin belirleniminde bilip-tanimasi insanoglunun kendisi için gerekli olmustur; ama, onlarin ötesine geçmesi, onlari anlamasi da gereklidir. En son erekler olarak onlara baglanmaktan vazgeçerse, olumsuzlanmaya bagli olmaktan çikar, korkudan siyrilir; kendisine saldirilabilmesine araçlik edecek [olanak verecek] hiçbir sey benliginde bulunmaz artik. Ne var ki, korku, yalnizca baslangiç degil de, ayni zamanda son sa [bitimse], egemen kategoriyse, o zaman, despotluk biçimi, kölelik biçimi kurulup yerlesmis olur.

    Öyleyse, dinde de bu ayni karakter kendini gösterecektir. Doyum saglamasi bakimindan, bu düzeyde, dinin kendisi de sonlu olacaktir; yani, dogal ortamda içerilmis [dogalliga batmis, saplanmis] olacaktir. Dogu halklarinda, doganin güçleri ve kudretleri, bir yandan kisilestirilir ve yüceltilir, öte yandan, eger bilinç bir Sonsuz'a dogru yükselirse, bu kudret karsisinda duyulan korku, ana belirlenimdir ve böylece birey, bu Sonsuz karsisinda bir ilinekten baska sey olmadigini bilir. Sonluya bagimli olmaktan, sonluda kalmaktan, sonluya batmisliktan baska sey olmayan bu durum, iki biçimde ortaya çikabilir ve bir asiri uçtan ötekine gitmek zorundadir. Nitekim, bilinç için var olan sonlu, sonlu-olarak-sonlu biçimini edinebilir; ama öte yandan, sonsuz biçimine de bürünenebilir ve bu yüzden, sonluya benzeyen bir soyutlamadan (soyut sonsuz) baska sey olmaz ve hatta zarzor bir sonludur ancak. Pratikte, edilgin iradeden (kölelikten), bunun en karsit ucuna, en büyük irade enerjisine, katisiksiz bir keyfilikten baska sey olmayan despotlugun en büyük kudretine geçildigi gibi; dinde de, en derin, en kaba ve hatta tapinma biçimini alan ten zevklerine düskünlüge kendini kapip koyvermeyi ve öte yandan, en yüksek ve bos soyutlamaya ve dolayisiyla katisiksiz olumsuzlamaya, hiçlige - somut olan her seyden vazgeçmek demek olan Yüce'ye kaçisi görüyoruz.
    Dogulular ve özellikle Hintliler, çogu zaman, bu soyutlamayi en asiri ucuna vardirirlar; örnegin, kendini azaba sokmanin beyhude tadini sürekli olarak duymaktan baska bir manevi kazanim söz konusu olmaksizin çile doldurarak, kendilerini her aciya duyarliksiz hale getirmek için ugrasarak on yil geçirirler; ya da burunlarinin ucunu yillarca seyrederek, hiçbir sey düsünmeden, hiçbir seye ilgi duymadan, kendilerinden geçerek olduklari yerde öylece oturup, bu en yakin [en içten] soyutlamada, bu yetkin boslukta, bu ölüm sessizliginde kalirlar; ve o zaman, bir bombos içsel sezgiden, tepeden tirnaga soyut tasarimdan, soyutlamanin katisiksiz bilgisinden baska yerde degildirler; ama bu soyutlama, katisiksiz olarak olumsuz oldugundan, tamitamina da sonludur; ve bundan ötürü, yüce olarak görülen [kavranan] bu yan da, sonluluk ilkesine baglidir [ilkesinin kapsami içindedir). Burasi, özgürlügün, özgür düsüncenin kesinlikle alani degildir; ama karsisinda en derinlemesine edilgin olan iradeyi bulan despotça iradenin, olumsal ve keyfi iradenin alanidir - sonlu olmalari bakimindan öteki sonlu ereklere boyun egen ereklerin sonlulugunun bilgisi [söz konusudur burada]. Despot, aklina gelen [esen] düsünceleri uygular, - kimi zaman iyilik yapar, ama bunu yasa olarak degil, keyfine uyarak yapar.
    Özgürlük, yalnizca Bati'da ortaya çikar: düsünce, orada, kendi yanina döner, tümel düsünce haline gelir ve daha sonra tümel de özsel (das Wessentliche) olur. Bundan ötürü, Dogu'da felsefesel bilgi olamaz; çünkü bu bilgi; bilinci, tözün bilgisini, yani tümeli gerektirir; kendisini düsünmem, kendimde gelistirmem, öz belirlenimlerime tözde sahip olmami ve kendimi öznel ya da olumlanmis olarak onda bulmami saglayacak biçimde kendisini belirlemem olarak tümeli gerektirir. Belirlenimler, yalnizca öznel ve dolayisiyla kani degillerdir, ama salt düsüncelerim olmalarindan ötürü nesnel ve tözseldirler. Öyleyse, dogusal olanin felsefe tarihi disinda kalmasi gerekir; ama, konuyu topluca ele alirken, özellikde Hindistan ve Çin'e iliskin bazi deginilerde bulunacagim. Bunlari bir yana birakiyordum aslinda; ama az bir zamandir bir yargi getirmek durumunda bulunuyoruz. Bir zamanlar, Hint bilgeligine övgüler yagdirilmisti, bu konuda büyük gürültü koparilmisti; hem de, bu bilgeligin ne oldugu pek bilinmeden yapilmisti bu. Bugün daha fazla bilgimiz var ve bu bilgi, [saptadigimiz] genel karaktere uygun düsüyor. Ama, bu sisirilmis övgülerin karsisina genel kavrami dikmek yetmez; olanakliysa, konuyu tarihsel açidan ele almak gereklidir. Tam anlamiyla felsefe, yalnizca Bati’da baslar; tin kendine döner, kendisine gömülür [dalar], kendini özgür olarak koyar, kendiiçin özgürdür; demek ki felsefe ancak Bati'da var olabilir, nitekim özgür kurumlari da yalnizca Bati'da buluyoruz; bireyin batisal mutlulugu ve sonsuzlugu, tözselde varligini korumasi [kaybolup gitmemesini], alçalmamasini, kölelesmemesini, töze bagimli olmamasini, ortadan kalkmaya yargili olmamasini saglayacak biçimde belirlenmistir. Eski Yunanistan’da, kendibilincinin özgürlügü ortaya çikar; Bati'da, Tin kendine iner. Dogu'nun göz kamastiriciliginda, birey silinip gider; tözün bir yansisindan baska sey degildir. Bu isik, Bati'da, düsüncenin yildirimi haline gelir, kendi üzerine düser, oradan yayilir ve kendi öz evrenini, içerden [kurarak] kendisi için yaratir. Tarihsel olusumun ve felsefenin, bir benzesik genel ilkede, birbirine en siki bagla baglanmis [birlestirilmis] oldugunu gördük. Öyleyse, felsefeyi gerçeklige baglayan bagi olusturan belirlenimleri, ugraklari kisaca gözden geçirmek gerekir. Özgürlügün dünyasi, eski Yunanistan'da baslar, diyorduk.

    Özgürlügün temeli, tinin kendini düsünmesidir; bireyin, kendi tikelliginde, bir tümel olarak kendi varliginin sezgisini edinmesidir; her bir insanin, bireyselligi içinde, kendini tümel bilmesidir [tümel oldugunu kavramasidir]; varliginin tümelde, tümel olmasidir. Varligi, onun tümelligidir ve tümelligi varligidir. Tümellik öyle bir kendine iliskidir [orandir] ki, onda bir baska [öteki], bir yabanci seyde olmamak [bulunmamak]; özüne, bir baska seyde sahip olmamak, ama kendi yaninda olmak [bulunmak], - kendi yaninda bulunan tümel olarak tümele sahip olmak söz konusudur. Bu kendi yaninda olma durumu Ben'in sonsuzlugudur _ kisiliktir; özgürlügün bu belirlenimi, kendini kavrayan tin-için-varligi kurar; bu böyledir ve baska türlü olamaz. Kendini özgür bilme, bir halkin varligidir da; bu bilgiye dayanarak [göre] halk, kendi dünyasini, hukuk yasalarini, toplumsal ahlaklilik yasalarini, yasamin tüm öteki yanlarini, kendisi için kurar.

    Böylece, kendini özsel olarak tümel bilir. Kendisini özgür bilmenin bir halkin varligi (Sein) oldugunun ne anlama geldigini açiklamak için bir basit örnek vermek yeter. Bireyin özgür oldugunu, kisi olarak özgür oldugunu biliyoruz; varligimizi, su biricik açidan, yani temel kosulun, kisisel özgürlük olmasi; ona gadredebilecek ve onu taniyip-kabullenmeyecek herhangi bir seyin varliginin söz konusu olmamasi açisindan bilip-taniyoruz; bu bilgi, bizim varligimizdir, varolusumuzdur. Avrupa'da, keyfince davranan ve uyruklarinin yarisini köle durumuna sokmayi düsünen bir hükümdar bulundugunu varsayalim. Bilincimiz, bu hükümdar en büyük gücü bile kullansa, böyle bir seyin olamayacagini [gerçeklesemeyecegini] söyleyecektir bize. Her bir kimse, köle olamayacagini bilir ve varliginin özsel yaninin bunda oldugunu da bilir. Evet, su ya da bu yastayiz, Silezya' liyiz, yasiyoruz, memuruz; [ama] bunlarin geçici oldugunu, özsel varligimizin bunlarda olmadigini; özsel varligimizin, köle olmamak oldugunu biliyoruz. Varligimizin temeli olarak yalnizca özgürlügü taniyoruz. Bu belirlenim geçici degildir; varligimizin bütün öteki belirlenimleri, yas, meslek, vs., geçip giden ve degisime ugrayan seylerdir; yalnizca özgürlük kalir [kalicidir]; en iç [derin] varligim, özüm, kategorim, köle olamamamdadir; bilincim, kölelige, karsi çikar. Tinin edindigi bu kendisine iliskin bilgi, iste bu anlamda onun varligidir [varligini kurar]; öyle ki, tin, bu bilgiden, durumunun bütünselligini edinir ve onu iyice isleyip gelistirir.

    Daha kesin söylemek gerekirse, bu ard arda gelis, bilincin tümelliginin, özgürlügü kurmasindan baska sey degildir. Kendimi tümel biliyorsam, özgür bilirim; bir içgüdüye ya da bir egilime bagimliysam, bir baska seyin yanindayim [baska seydeyim] demektir ve bu benim içgüdüm, benim egilimim oldugu andan itibaren, ben tikel bir seyimdir, genel hiçbir yani olmayan bir seyimdir. O zaman, kendimi bir tikellikte bulurum, varligimi bir tikellige koyarim [yerlestiririm] ve kendimi, onunla baglanmis durumda bulurum. [Yani] kendimi, kendime esit olmayan [kendimle örtüsmeyen] durumda bulurum; çünkü ben a) Ben'im, yani tamitamina tümel olanim, ama [ayni zamanda] b) bir tikellikte var olmaktayim, bir tikel içerikle belirlenmekteyim ve bu içerik, benden baska bir seydir. Tikel olarak var oldugumda, kendim için artik tümeI bir sey degilim ve keyfilik dedigimiz sey de iste buradadir. Bu keyfilik biçimsel [formel] özgürlüktür, içerik ya da nesne olarak tikel içgüdüleri, amaçlari, vs., alir [benimser]. Simdi, özgür olarak irade, içeriginin tümel olmasindan baska sey degildir; özüme, özsel varligima bu tümelde sahibimdir; orada kendimle özdeslik halindeyimdir. Benim gibi tümel olduklari için baskalarinin da benimle esit olmakligi, buna baglanir. Baskalarinin özgürlügünü ilkece koyarsam ve baskalari tarafindan özgür bilinip-kabullenilirsem özgürümdür ancak.

    Gerçek özgürlük, birçok özgür insani gerekli kilar; ancak belli çoklukta insan arasinda bir gerçek, bir var olan özgürlük bulunur [vardir]. Özgür insanlarin insanlara iliskisi böyle kurulur ve toplumsal ahlaklilik ile hukukun yasalari gerçeklesir. Özgür irade, genel iradede bulunan belirlenimleri ister yalnizca. Genel iradenin bu belirlenimlerinin sonucu olarak yurttaslarin özgürlügü, akilsal [rasyonel] hukuk, hukuga dayanan anayasa ortaya konur. Özgürlükle tümel düsüncesini birlestiren bag, buradadir; bu düsünce, tam anlamiyla, kendi benliginin bilincinin özgürlügüdür. Bu özgürlük kavramini ilk olarak Grek halkinda buluyoruz ve bu nedenden ötürü, felsefe de orada basliyor. Öte yandan, eski Yunanistan'da, gerçek özgürlük kisitlanmamis degildir, çünkü orada, köleligin hala var oldugunu biliyoruz; özgür Grek devletlerinin sivil yasami, kölesiz sürdürülemiyordu. Bundan ötürü, özgürlük kosulluydu, sinirlanmisti; onu Cermen özgürlügünden ayirt eden de budur; Dogu'nun özgürlügü, eski Yunanistan'in özgürlügü ve Cermen dünyasinin özgürlügü arasindaki farki söyle tanimlayabiliriz: Dogu'da tek kisi (despot) özgürdür, eski Yunanistan'da birçok kisi özgürdür, Cermen yasaminda herkes özgürdür, yani insan, insan olarak özgürdür; bu, Greklerinkinden üstün bir özgürlüktür. Bu farki, ilerde, daha yakindan inceleyecegiz; simdilik yalnizca sunu ekliyoruz: Dogu'da tek bir insan özgür olmak durumundaysa, bu insan yine de özgür degildir, çünkü, bunun için, ötekilerin de onun karsisinda ayni biçimde özgür olmalari gerekir.

    Bundan ötürü Dogu'da ancak, istek, keyfilik bulunur ve bu da sonludur, hiçbir biçimde özgür degildir; bir biçimsel özgürlüktür bu, kendibilincin bir soyut esitligidir (Ben = Ben). Eski Yunanistan'da bazilarinin özgür olmasi gibi bir tikel önerme söz konusu olduguna göre, Atinalilar, Ispartalilar özgürdür, ama Mesina'lilar, Ispartalilarin köleleri özgür degildirler demektir. Demek ki, özgürlük ilkesi, eski Yunanistan'da bir sinirla karsilasiyor. Grek düsüncesinin, sezgisinin burada yalnizca amacimiza, [yani] felsefe tarihine iliskisi bakimindan incelememiz gereken bir tikel degisime-ugrayisidir [kip edinisidir] bu. O zaman, bu soyut önermenin somut anlami ortaya çikacaktir. Bu farklari incelemek, felsefe tarihinin bölünümüne geçmekten baska sey degildir. Felsefe kavrami, [üzerinde durdugumuz] ilk noktaydi, felsefe tarihi kavrami ise ikinci noktaydi; simdi yapmaya çalisacagimiz ise, felsefe tarihinin bölümlenmesidir; ama bilimsel bir yol izlememiz gerekir, çünkü felsefe tarihi, felsefenin gelisiminin kendisinden baska sey degildir. Öyleyse her seyden önce söz konusu olan, bu gelisimin, kavram uyarinca [açisindan] zorunlu biçimde nasil kavranmasi gerektigini göstermektir.


    Felsefe Yayinlari, 4. Kitap Sayfa: 149-160 Yazko Yayinlari, 1982

  5. #5
    H.P.BaXXTeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-09-2004
    Mesajlar
    2,412
    Karizma Gücü
    0
    ya bişey sorucam narsist tam oplarak ne demek yeterli bi açıklama bulamıyorum yardımcı olursanız sevinirim
    Switch off the lights, and close your eyes..
    Feel the energy inside..
    Chillibow, chillibow, chillibow...
    Fire !!!

    -- H.P.BaXXTeR KiMDiR ? --

    ...Kırmızının Dayanılmaz Çekiciliğine Bırakın Kendinizi, Çünkü KAN Hayattır...
    Vampir Birliği


    ...::: {Super**68TuRKFoRuM KaMPüS {Super**68 :::...
    Anadolu Üniversitesi

    ..:: Es-Es ::..

  6. #6
    ferraone adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-10-2003
    Mesajlar
    381
    Karizma Gücü
    9
    sıfat Fransızca narcissist (mitolojideki Narkissos adından)
    Kendi benliğini seven, özsever. ---------->TDK karşılığı

    Kelime dilimize Fransızca'dan gelmiş. Fransız diline ise Antik Yunan mitolojisinden gelmiş. Mitolojik hikaye şöyle:
    Kendini çok güzel bulan Narkissos (Batı kaynaklarında Narcissus) diye geçer; kendi güzelliği ile büyülenmiştir. Kendi dış görünüşüne tutkuyla bağlı olan Narkissos bir gün bir ırmağın kenarında suda kendi aksini görmüş. Ve hayran hayran seyretmeye dalmış. Görüntü kendisini o kadar büyülemiş ki kendi aksine daha çok yaklaşmak, ayrıntıları görebilmek için suya eğilmiş. Hikaye burada iki farklı yorumla sonlanıyor. Birinci yoruma göre Tanrılar Narkissos'un kendisine olan hayranlığına kızmışlar ve onu suya itip boğulmasına neden olmuşlar. İkinci anlatıma göreyse Narkissos'un kendine olan hayranlığı nedeniyle talihsiz bir kaza sonucu suya düşmesi üzerinedir. Her iki hikayenin sonu aynıdır. Narkissos'un ardından Tanrılar ırmağın kenarında çok güzel çiçekler var etmişler. Ve bu çiçekler Narkissos'un adıyla anılır olmuş. Günümüzde Nergis olarak anılan çiçekler...

    Bu mitolojik hikaye bize Narsist (ve Narsizm) üzerine kabaca bir bilgi veriyor. Tabi kelimenin bugünkü kullanımı ben merkezci bir evren algısı ve bireyin kendi özünün mükemmel olduğuna dair yaşadığı yanılsamayı betimlemektir.
    Batı felsefe tarihinde Narsizm ile (bildiğim kadarıyla) iki alman filozofu Nietzsche ve Heidegger özellikle ilgilenmişlerdir. Nietzsche'nin irade ve güç ile insanın mükemmelleşmesi üzerine olan düşüncesi (üstinsan) ve Heidegger'in Varlık ve Hiçlik'te insanın bu dünyaya fırlatılmışlığının farkında olmayışı üzerinden narsizme kayışı irdelenmiştir.
    Narsizm günümüzde -özellikle kişilik bozuklukları incelemelerinde- psikoloji ve psikiyatri alanlarında da kullanılan bir terimdir. Narsis kompleksi kendisini evrenin merkezine yerleştirme ve mükemmelliğini sınırsız yüceltme hastalığıdır.

    Umarım yardımcı olabilmişimdir.
    Saygılar..

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    07-10-2003
    Mesajlar
    1
    Karizma Gücü
    0
    çok geniş içerikli bir site oldu
    nereyi okuyacağımı şaşırıyorum.
    elinize sağlık.

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    05-10-2003
    Mesajlar
    3
    Karizma Gücü
    0
    eyvallah. derin ve anlama dair herşey.

  9. #9
    H.P.BaXXTeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-09-2004
    Mesajlar
    2,412
    Karizma Gücü
    0
    ferraone çok teşekkürler mükemmel açıklamışssın
    Switch off the lights, and close your eyes..
    Feel the energy inside..
    Chillibow, chillibow, chillibow...
    Fire !!!

    -- H.P.BaXXTeR KiMDiR ? --

    ...Kırmızının Dayanılmaz Çekiciliğine Bırakın Kendinizi, Çünkü KAN Hayattır...
    Vampir Birliği


    ...::: {Super**68TuRKFoRuM KaMPüS {Super**68 :::...
    Anadolu Üniversitesi

    ..:: Es-Es ::..

  10. #10
    .:: AhraS ::. byzahmet adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-11-2004
    Mesajlar
    1,566
    Karizma Gücü
    0

    *felsefe nedir?*

    Felsefe Nedir?

    Yunanca 'seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum' anlamına gelen phileo ve 'bilgi, bilgelik' anlamına gelen sophia sözcüklerinden türeyen terimin işaret ettiği entelektüel faaliyet ve disiplin.

    Buna göre, felsefe Yunanlılar için, 'bilgelik sevgisi' ya da 'hikmet arayışı' anlamına gelmiştir. Başlangıçtaki bu özgün anlama göre, her türden bilimsel araştırmacıya filozof adı verilmiştir. İlk zamanlarda, tüm bilim ve disiplinleri içeren felsefe, daha sonra kendisinden ayrılan tüm diğer bilim ve disiplinlerden, konusu ve yöntemiyle ayrılır. Buna göre, felsefenin konusu 'nihai ve en yüksek şeyler', genel olarak varlık, bir bütün olarak evrenin kendisini ya da insanın eylemlerini, yaşamını ve yazgısını en temelli bir biçimde etkileyen şeylerdir. Varlığı bir yönüyle ya da belli bir bakımdan ele alan bilimlerden farklı olarak, felsefe, varlığı bir bütün olarak ele aldığı, varlığı varlık olmak bakımından incelediği, olanı betimleyen bilimlerden farklı olarak olması gerekene yöneldiği için, konularına uygun düşen yöntem ya da yöntemleri kullanır.

    Buna göre, felsefenin konuları arasında yer alan şeyler, duyuların ya da duyusal kavrayışın çok ötesinde kaldığı için, felsefe duyuları kullanmaktan özenle kaçınır. Felsefe saf düşünceye, refleksiyona dayanır ve a priori bir araştırmadır. Buna göre, felsefe bir kavram analizinden oluşur ya da kavramsal analiz temeli üzerinde yükselir. Öte yandan, felsefe ulaştığı sonuçları kanıtlamak için, belirli ve kesin birtakım işlem ya da yöntemler kullanmaz.

    Öte yandan, bilim dünyada yer alan şeyleri betimlerken, felsefe onları sınıflar. Bilim bilgi verirken, felsefe bilginin ne olduğunu, neyi ve nasıl bilebileceğimizi araştırır. Öyleyse, felsefe varolan şeylerle ilgili olarak akla dayalı bir açıklama sağlar; bilimlerin ayrı ayrı ele aldığı olgu sınıflarının tümünü birden açıklayacak en genel ilkelere ulaşmaya çalışır. Bu anlamda felsefe, varlığın ilk ilkelerinin bilimidir. Özel bilimlerden kazanılan tüm bilgilerin eleştirisini ve sistematizasyonunu gerçekleştiren en genel bilim, bilimlerin bilimidir. Ve nihayet, felsefe insanın yaşamını, değerlerini ve amaçlarını sorgulayan, bu alanda insan yaşamının ve eylemlerinin kendilerine dayanacağı genel ilkelerin bilgisidir.

    Felsefe bir faaliyet, bir düşünce faaliyetidir. İnsanın soru sorabilme yeteneğine dayanır ve bu bağlamda, o belirli türden sorular hakkında belirli bir türden düşünme faaliyetidir. Felsefeyi tüm diğer disiplinlerden ayıran en önemli özelliği, felsefenin bu türden sorular üzerine düşünürken, mantıksal argüman ya da akılyürütmeye dayanmasıdır. Buna göre, filozoflar, bu mantıksal akılyürütmeleri ya kendileri yaratırlar ya da başkalarının akılyürütmelerini eleştirirler. Filozoflar, aynı zamanda bu akılyürütmelerin temelinde bulunan kavramları analiz eder ve açıklığa kavuştururlar.

    Filozoflar, insan yaşamını ilgilendiren herşey hakkında akıl yürütebilir, herşeyi felsefi bir problem konusu yapabilirler. Filozoflar, örneğin bizim apaçık ve doğru olduklarına inandığımız inançlarımızı sorguya çekerler. Yaşamın anlamını meydana getirdiğini söylediğimiz temel sorular üzerinde dururlar. Dinle, Tanrı'nın varoluşuyla, doğru ve yanlışla, dışdünyanın varoluşuyla, bilginin kaynağı ve sınırlarıyla, bilimle, sanatla ve daha birçok konuyla ilgili sorular üzerinde akıl yürütüp, bu sorulara genel geçer ve nesnel yanıtlar getirmeye çalışırlar.

    İnsanların çoğu, temel inançlarını sorgulamaz. Örneğin, insan öldürmenin niçin yanlış olduğu, insanların niçin vergi vermeleri gerektiği, ortalama insan tarafından üzerinde pek fazla düşünülmemiş olan sorulardır. Kim ve ne kadar vergi ödemelidir? Vergi ödemenin amacı nedir? Bunlardan her biri felsefi bir sorudur ve bizi hemen adaletin ne olduğu konusuna götürür. Aynı şekilde, 'İnsan öldürmek niçin yanlıştır?', 'İnsan öldürmek her durumda ve her koşul altında yanlış mıdır?' soruları da, felsefi sorulardır. Felsefe, işte bu türden sorular üzerinde düşünmenin sonucu olan bilgelik ya da disiplindir.


    peki sizce felsefe nedir?

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •