Kaygısı azalmış, hayatımın içinde , dünya asfaltı altımda geziyorum birkac
gündür. İnsanlara bakıyorum. Trafikde önümde yavaşlayan arabanın şoförü,
kısacık göz temasımızda omuzlarını yeniden şekillendirip "kendinden başka
biri" gibi gözükmeye çalışıyor. Adamın gayreti, düşünce kanalımı genişletip
akıyor içimden...
O zaten biri değil mi? Omuzlarına aldığı entersan da kim ? Ağır değil mi
yüklendiği?
Biri olmaya çalışmak. "Kişi" olmaya çalışırken uzaklaşmak aslında.
Kaybolmak. Kayıp olurken var olmaya çalışmak. Ama, yalan iyi gelmiyor ne
olmadığımıza. Ve biz bu yüzden en çok her şartda, her ortamda kendi gibi
olanlara hayran oluyoruz. Ne olmadığımızı bilmeyi, bilmek gerek önce. Ne
acınası çelişki bu böyle. Coğu zaman hepimizle de üstelik.
Önümüzdeki en ciddi ve büyük engel kendimiziz.
Göstermelik cümlelerimiz öyle gözükmesinler diye süslü ya da derin gibi
duran seçmeceleri kopyalayıp yapıştırıyoruz sesimize. Tüm gün, tüm ay, tüm
yıl. Kaç kez kendimiz oluyoruz? Kaç kez bırakıyoruz komik olma, sevilme,
beğenilme gayretlerini. Sesimizde, gittigimiz yerlerde, giydiklerimizde,
bakışlarımızda, durduğumuzda, kalktığımızda başkaları yok mu ? Hiç olmuyor
mu? Anne babamızı taşımakla kalmıyoruz, yoldan geçenlere, dostlara
arkadaşlara, komşulara göre bile defalarca şekilleniyoruz ama oturmuyor
üstümüze işte.
O an öyle gerekti , öyle yaptım" Hadi canım ya! Sen o an ne yapmak
istiyordun, katiliyor muydun, ilgileniyor muydun, üzülüyor muydun mesela?
Üzülmek zorunda mıydın aslında. Düşünüyorum da değil. Orada sadece bize
ait, bir "ben" in konuşabileceği, isteyebileceği, tercih edebileceği fikri
bile inandırıcı gelmiyor değil mi?
Yalın, bağımsız. Başkalarının beklentilerini mutlu etmek ya da vefa adına
üstlenmeden.. Niye? Niye olmasın ki? Bensem. Varsam. Ve gideceksem. Neden
binlerce kişi olurken ya da bu kadar olamazken, bir ben olmayayım ki.
Anlamıyorum şu güne kadar üstlendiklerimi ve uğurda yitirdiklerimi. Belki
de ben bu kadar çok şey istemiyorum. Belki de benim küçücük ideallerim var.
Belki de ben ayaklarımı suya sokup, kitabımın sayfalarını çevirip,
köpegimle kayıkların arasından geçip, günbatımında toprak yolu takip etsem
evime dogru yetecek dünya bana. Kariyersiz, bebeksiz, kocasız, servetsiz.
Suçluluk mu duymalıyım bunu ifade ettiğimde? Hiç sanmıyorum.
Kaderimizi belirlemedeki sessizliğimizi, kalabalıklara kuru gürültüler
olarak taşıyoruz. Her iki durumda da ne kendimiz ne de başkaları oluyoruz.
Oturmuyor üstümüze işte! Kendimize ihanetimiz oluyor sırf bu yüzden
yaşamlarımız, biz sadece fark etmiyoruz.
Ben çoğu kez ne dediğimizi bile duyduğumuzu sanmıyorum. Duysak, hemen
susarız. Ve dinler ardından konuşmaya başlarız. Sorumluluk böyle alınır.