Uzaklarda bir yerde, benim hiç bilmediğim, belki de hiç göremeyeceğim bir yerdesin
sonbaharlar, korkular ve ümitsizlikler oraya uğruyor mu bilmiyorum. Ne yaptığını veya
neden yaptığını bilmiyorum... Biliyorum sen de benim gibi bugünün mutsuzluğunu,
yarın yakalayacağını düşlediğin mutluluklarla bastırmaya çalışıyorsun. Ama o yarın
hiç gelmiyor değil mi? Bilmelisin ki ben artık kayıp düşlerimin -aslında yenilmiş
düşlerimin- içinde o yoğun yalnızlığımı yaşıyorum... Hem de sen bunları hiç bilmiyorken,
hem de sana nasıl kanadığımı göstermek isterken. Umutsuzluğum şehir şehir geziyor benimle
nereye gitsem peşimi bırakmıyor... artık içimde ölen o çocuğun, ceset kokusu dolduruyor
içimi, boğuluyorum, kusuyorum.. Burada geceleri sessiz ve sıkıcı caddelerde, geçmişin
yığınla yanılgıları ve beklentileri arasında dolaşıyorum.Hiçbir şeyin anlamının
olmadığına kendimi inandırdığım o anlarda bile, anıların anlamlarını ararken buluyorum
kendimi, içimdeki çürümüş çocuğun gözleri kanıyor, caddeler dar geliyor...
"Yalnızlık Tapınağı" dediğim eve dönüyorum, kimseyi görmek istemediğim için aynaya
da bakmıyorum... Beni anlayabilmeni o kadar çok isterken bile, içimdeki fırtınaların
ve karanlığın seni boğmasından korkuyordum... Ve oldu da sen boğuldun, kuşlar göçüp
gittiler, aniden sonbahar geldi, yapraklar yağdı yollara... Kahverengi, ölümcül...
Sigara bile zehir oldu, uyuksuzluktan yastık sertleşti, şehirler öldü...
Hepsi, hepsi gidişinle oldu... Hüznüm beni, hüznüme köle etti,
dokunduğum herşey donuklaştı, dokunamaz oldum sonra hiçbir şeye... Hiçbir şey sessizliğim
oldu yuttu beni... Şehir sessizliğe gömüldüğünde haykırmak isteği yükseliyor içimde:
"İşte burdayım, hani beni nerede olsam bulacaktın" sanıyordum ki
sessizliğimde beni duyacaksın... Maskelerimden birini takıyorum sonra,
içimdeki öfkeyi, korkuyu bastırmak için arkadaşlara gidiyorum. Ben
bir yalancıyım aslında, onları dinliyor, anlıyor gibi yaparken
sessizlikten korkuyorum, korktukça konuşuyorum ta ki yorulana kadar...
Ve sen beni unuttukça, yeniden doğuyorum karanlıkta.Sen beni hatırladıkça da
ölüyorum hissettiğin acıyla... Zaman siler herşeyi diyorlar, zaman bende acıyı,
özlemi nasırlaştırıyor ve bilirsin acır nasırlar, kesersin daha
da büyür, daha da acıtır. Şimdi hissettiğim tek şey yorgunluk,
bu satırlara yansıyan, kendimi görmemi sağlayan bu satırların yorgunluğu...
İçimdeki herşeyi "yık" diyor ama o yalnızca beni tahrip ediyor...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

