Doğuşun değişim zamanının habercisiydi. Sen yepyeni bir mevsimin
ateşli rüzgarı; gelip tamamladın, rahatlattın herşeyi. Korkuyu da
körükledi gelişin, çünkü değişim, yani bilineni terketmek uyandırır
korkuyu. Gelişinde bir hikmet vardı ve bütün ailen hissetti bunu.
Pırıl pırıl bir kız, ya da aslan yeleli bir oğlandın. Gelişin
yanardağın en hassas yerini oynattı yerinden; artık hiç bir şey
eskisi gibi olmayacaktı.
Aklın ermeye başladığında (ki sen iki, hatta bir yaşlarını dahi
hatırlarsın) etrafındaki yaşıtlarından farklı olduğunu çok erken
yaşlarda anladın. Yaşıtların kendi yaşlarındaydılar, sense o küçük
bedende olgun biriydin. Biliyordun, hissediyordun herşeyi.
Büyüklerin sohbetlerini dinlerdin. Onlar şaşardı sana, bilirlerdi
konuşmalarını anladığını.
Çocuk oyunları kesmiyordu seni. Sen hep kendi oyunlarını yarattın.
Liderdin herzaman kızılderili-kovboy oyunlarında, örgütleyip mahalle
çocuklarını büyük oyunlar yaratırdın. Arkadaşlarında biliyorlardı
senin farklı oldugunu. Sana cesaretin, girişkenligin ve
başeğmezliginden dolayı hep saygı duydular.
Problemli bir ailen oldu hep. Ya annen bırakıp gitti seni, ya da
baban. Sevgi görmedin doyasıya. Ya yoksul bir ailedeydin, ekmek
derdine düşmüştü herkes, ya da zengin ama sevginin olmadığı,
kuaförüyle daha iyi iletişimde olan bir anne, ya da işten başka bir
şeyi gözü görmeyen bir baban oldu.
Kavgacıydın. Niye dövüşüyorsun dendiginde tek savunman vardı:
"Beni dinlemediler."
"Peki ama yavrum, herkes seni dinlemek zorundamı? Mahallenin ya da
okulun çocuklarını sen mi yöneteceksin?"
Cevabın kesindi:
"Beni dinlemeliydiler. "
Okul müdürleri ise hakkında hep aynı kanıdaydılar:
"Bu çocuk çok aksi."
Öğretmenlerinle tartışırdın. Dersler istedigin gibi verilmiyordu.
Okulda, ailede, mahallede, yaşamda kurallar ve yasaklar zincirine
karşı bayrak açmış keskin bir baştın. canın çok yandı, üzüldün,
örselendin. anlatamadın derdini, dinleyende anlamadı zaten.
Büyüdün. gençkızlık, ya da delikanlılık çağlarındı. Yüreğini
anlatmaya yetmiyordu bildigin diller. O koca yüreği susturamıyordu
hiç bir şey. Şiire, edebiyata, aşka vurdun kendini. Şarap şişelerine
takıldın, rakı sofralarında arandın bir süre. (Kimileride daha
ileriye gidip uyuşturucuda aradı içinin dinginligini) Ama hiç biri
söndüremedi o dinmeyen ateşi.
Bu karşıt, bu hiçbir sisteme uymayan ruhunla kendini devrim
felsefelerinde, ihtilaci grupların içinde buldun. Dünya değişmeliydi
ve sen bunun bir yolunu mutlaka bulmalıydın. Ve senin gibi bir
çokları kendini heder etti bu yolda.
Ta ki birgün spiritüel bir yolu keşfedinceye kadar. İNDİGO deyimini,
onun ne oldugunu okuduğunda ruhun yüzbinyıllık rüyasından uyandı.
Kendini hatırladın.
Yangın yüreklim; ben yapabilirim, hemde en alasından deyip en çetin
yollara düştün. Kimi zaman elinin altındaki bolluğu atıp bir kenara
en zorlu yolculuklara çıktın. Yoklugu, açlıgı ve açıkta kalmayı göze
alıp deneyimlerin en büyügüne yelken açtın. Kendi yolunu, kendi
yaşamını okula çevirdin. "Yaşamım benim kendi öğretimdir" deyip
düştün yollara.
Şimdi spiritüel alemde çok dengesizlik göreceksin; işin kolay değil
yani.
Birlik, koşulsuz sevgi edebiyatına sığınıp söylediklerinin tam
tersini yapanları göreceksin. Kanallıklara, internetlere sıkışıp
kalmışları, kendi dilini kendi sesini yitirmişlere tanık olacaksın.
Kitapların içinden bir adım öte geçemeyenlere tanik olacak,
felsefecilerle, salon spiritüelleriyle karşılaşacaksın. Senin
(İndigo'nun) varlığını kabul etmeyen "spiritüeller" göreceksin. Ya
da yıllar sonra işine geldigi için bir zahmet bir dereceye kadar (o
da senden yararlanmak için) kabul ettiklerine tanık olacaksın.
Ve en acısına tanık olacaksın ki, bunu kendinin keşfetmeni
istiyorum.
Omuzlarında yeni çağın ağır işçiliği vardır bilirim. Yolun açık,
başın dik olsun. Yüreğin yüreğimin diğer yanıdır, ve bilki hiç bir
zaman yalnız değilsin.
*
Çetin koşullara, zehmerili, kışlı aylara doğdular.
Tuhaftılar "normal" olduklarını söyleyenlere göre. Aksiydiler,
geleneksel, degişmez kısır döngü yaşamlara tıkanıp kalmışlar için.
Her yaşta bir otorite, her çağda gençlik aşısıydılar kısırlaşan
toplumun. Bebeklikleride öyle sıradan bebeklere benzemedi hiç. Ya
hep ağladılar, ya da inadına uyudular yeyip içmeden. Dik başlı,
keskin bakışlı, ne yaptığından emin birer şahindiler. Şairdi kimi,
kimi de yazar, ama ille de yanardağ ağzı ateşinde dinmeyen bir
rüzgardılar ve hep öyle kalacaklardı. ta ki onlar (kristaller)
gelinceye dek.
Poyraz Vurgun
Olumlu Dusunce


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla