SÖZCÜKLERE ANLAM YÜKLEMEK
"Bilen kişi, bilinen bir ufkun ötesine geçmez." Demiş Georges Bataille. Wittgenstein ise: "Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır."
Bir sohbette bilgi ile özgürlük arasında doğrudan bir ilişki olduğu söylenmişti; kişi ne kadar bilgiliyse o kadar özgürdür.
Bence özgürlük şüphe etmekle alakalı: kişi şüphe ettiği oranda özgürdür. Ama...
Bir de aması var işin: şüphe edebilmek için de bilgi sahibi olmak gereklidir. Herhangi bir konuda bilgimiz var ise o konunun yansımalarından, o konu üzerine söylenmiş olanlardan, o konunun bize dayattıklarından şüphe edebiliriz.
Bu bağlamda şüphe bilginin üzerindeyse de bilgi kuşkunun temelindedir.
Bilgi kuşkunun temelidir dedim ama...
"gerçek"
bilginin yolu şüphe etmekten geçer: Hepimiz bir "dil"in içinde doğarız ve bu "dil" bizlere "bilgi" yükler (dayatır).
Şüphe etmek için ve şüphe ederken kendimizi farklı açılardan bakmaya, incelemeye, görmeye zorlarız. "Verili" olan "bilgi"ye farklı perspektiflerden bakmak (şüphe etmek) bizim, bize empoze edilmiş bu "bilgi"nin boyunduruğundan kurtulmamızı sağlar;
ve ancak bu yolla dogmatizmden kaçabiliriz;
ve ancak bu yolla özgür olabiliriz.
Bu bağlamda da şüphe etmek "gerçek" bilginin temelidir.
Bilgiye dayanmayan şüphe (ya da inanç) cehalettir - hatta cehaletten de kötüdür.
Çünkü cahil olan bilgisizliğinin farkındadır, ama bilgisizliğinin farkında bile olmadan şüphe eden (ya da inanan) kişi bildiğini varsaymaktadır ya da bilginin şüphe (inanç) için gerekli olduğunun farkında bile değildir veya bunu umursamamaktadır.
"Kolera Günlerinde Aşk"ta Marquez Doktor Urbino'ya şöyle dedirtir:
"Yaşamda gereksinim duyduğum tek şey beni anlayan birisi." Bu satırı ilk okuduğumda öfkelenmiştim. Öfkelenmiştim çünkü birisini tamamen anlayabilecek bir diğeri olabileceğine ihtimal vermemiştim. Ama bu ihtimal vermememde kilit nokta ilk okuyuşumda "anlama"nın "kabul etmek"le eş değer olduğunu düşünmemdi.
Biraz önce tekrar okuduğumda fark ettim ki anlamak, kabul etmek değildir; anlamak kabul etmekten daha ötededir. Kabul etmediğimiz halde anlarız (en azından bazen); ama anlamadığımız halde kabul etmek...
İşte bu boyunduruk altına girmektir.
Bir başka deyişle kabul etmek anlamanın bir parçası bile değilken anlamak kabul etmenin zorunluluğu.
Ş. Meral Altuntaşlar'dan alıntıdır...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
ANS'I,DİMİTRİ'Yİ,PİEERİ,JOHN'U SEVEBİLİYORUM"
® DJ_CASH ® 