Cicero'nun mektuplaştığı Pomponius Atticus hastalığında, damadı Agrippa'yı ve iki üç dostunu çağırmış, demiş ki onlara: İyileşmeye çalışmaktan hiçbir kazancım olmadığı kanısına vardım. Hayatımı uzatmak için her yaptığım şey acılarımı da uzatıp artırıyor. Onun için hayatıma da hastalığıma da son vermeye kararlıyım. Bu kararımı hoşgörmenizi ve herhangi bir durumda beni vazgeçirmeye çalışmamanızı dilerim.
Kendini açlıkla öldürme yolunu seçen Pomponius nasılsa birden iyileşivermiş: Ölmek için bulduğu yol sağlık getirmiş ona. Hekimler ve dostları bu mutlu olayı kutlayıp onun rahatlamasına sevinirlerken aldanıyorlarmış meğer; çünkü iyileşen hastayı kararından vazgeçirememişler ne yaptıysalar.
Diyormuş ki Pomponius: O türlü, bu türlü nasıl olsa bir gün bu adımı atmak zorunda kalacağım; bu kadar ileriye gitmişken ne diye bırakıp bir daha yeni baştan zora sokayım kendimi. Adam ölüme öyle alıştırmış ki kendini, korkmak şöyle dursun can atar olmuş ona. Giriştiği savaşın doğruluğuna inandığı için onu bir an önce bitirme çabasına düşmüş. Ölümü böylesine tadarak, içine sindirerek beklemek, ölümden korkmaktan çok ötede bir şey.
Filozof Cleanthes'in serüveni de pek benzer buna: Diş etleri şişmiş, çürümüş ve hekimler çok sıkı bir perhiz vermişler ona. İki gün ağzına bir şey koymayınca öyle iyileşmiş ki hekimler artık eskisi gibi yiyip içebileceğini söylemişler. Ama o, perhizin verdiği baygınlığa benzer durumun tadına vararak geri dönmemeye karar vermiş ve bir hayli yaklaştığı yere adımını atmış.
Romalı delikanlı Tullius Marcellinus çektiği bir hastalığın acılarına katlanamaz olmuş. Hekimleri hemen değilse de mutlaka iyileşeceğini söylemişler ama delikanlı hayatına son vermek istemiş ve dostlarını çağırıp ne düşündüklerini sormuş. Kimi, diyor Seneca, kendi korkaklıklarına uygun öğütler vermiş; kimi, dalkavukça, delikanlının hoşuna gideceğini sandıklarını söylemiş; ama bir Stoalı şöyle demiş ona: Uğraşma Marcellinus, önemli şeyler üstüne kafa yorarmış gibi. Büyük bir şey değildir yaşamak: Uşaklar da, hayvanlar da yaşıyor ama dürüstçe, akıllıca ve sağlam yürekle ölmek büyük bir şeydir. Düşün nedir kaç zamandır yaptığın, hep aynı şey: Yemek, içmek, uyumak; içmek, uyumak ve yemek. Hep bu çember içinde dönüp durmaktayız gerçekten. Yalnız başa gelen dertler, dayanılmaz acılar değil, yaşamaya doymak da ölümü istetir insana. Marcellinus kendisine öğüt verecek olanı değil, yardım edecek olanı arıyordu. Hizmetçiler bu işe karışmaktan korkuyorlardı. Ama o filozof anlattı ki onlara, yalnız efendilerinin kendi isteğiyle ölüp ölmediği bilinmediği zaman hizmetçilerden kuşkulanır herkes; onun dışında, efendisinin ölmesine engel olmak onu öldürmek kadar kötüdür çünkü:
Invitum qui servat idem facit occidenti (Horatius)
Ölmek isteyeni kurtarmak öldürmekle birdir.
Sonra Marcellinus'a şunu da anlatır ki, nasıl yemek bitince soframızdan arta kalanı seyircilere dağıtırsak, hayat bitince de işlerimizi yönetenlere bir şeyler dağıtmak yerinde olur. Marcellinus açık ve cömert yürekli bir insanmış: Hizmetçilerine paralar dağıtmış ve avutucu sözler etmiş hepsine. Sonra da bıçaklara, kanlara başvurmamış. Bu dünyadan kaçmak değil, kalkıp gitmek istemiş sadece; ölüme sırt çevirmemiş göğüs germiş.
Sen mi güçlüsün ben mi, diyerek yemeyi içmeyi kesmiş; üç gün sonra üstüne ılık sular döktürerek yavaş yavaş kendinden geçmiş, geçerken de bir çeşit keyif duyduğunu söylemiş. Gerçekten de bitkinlikten yürekleri durur gibi olanlar hiçbir acı çekmediklerini, tersine, bir uykuya dalma, rahatlama duygusu içinde olduklarını söylerler. (Kitap 2, bölüm 13)
Montaigne


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

ANS'I,DİMİTRİ'Yİ,PİEERİ,JOHN'U SEVEBİLİYORUM"