Bitti işte. Diğerlerinden farklı, içinde biraz daha benim olduğum, biraz daha alkollü, bakır rengi bu aşk da bitti. Vedaların en külçelisi ve ben başbaşayız. En sert yağmurla son kez ıslanıp üşüyoruz. Bir daha hiç ıslanmamak üzere yeminler edip, yine aynı şarkıyla, üstüne biraz içip unutmaya uğraşıyoruz. Kendimizi de azıcık unutup, kanıyoruz. ‘’
Yangın... Biliyorum nasıldır... Daha dün gibi , eski bir yangının, bugünkü kül hali... Şöyle adamakıllı bir kez yandı mı insan, öğreniyor küçük ateşlerle ısınmayı... Bilmek lazım sıcaklığı belirlemeyi ve o kadar ısınmalı. Başına buyruk biraz daha ısınırsa, orada bir yağmur çiseler üstüne ve biter. Yüzümü rüzgara werip, hemen kururum. Güneş açar yüzüme...
Bir kıvılcımdı; dışında kaldığım alewler arasından sıçrayan. Azıcık yağmurla sona erebilecek sıradan, basit bir kıvılcım. Diğerlerinden biraz daha ben gibi sadece. İzin verdim biraz çoğalması için. İstediğim küçük bir ateşti, azıcık daha ısınacağım, birkaç şarkı söyleyeceğim ve yanına uzanacağım... Sonra yağmur çiseleyecek ve bitecekti. Hepi buydu, bu kadardı.
Isınıyordum yanında, sıcacık oluyordum. Şarkılar da söylüyordum, üstelik birkaç tane değil onlarca. Sanki uzanıyordum göğsüne, en derin uykumu uyuyordum, en güzel rüyalarla uyanıyordum... Bugünü yarına, yarını, sonraki güne, taşıyor, zaman hızla geçiyordu. Tam kararındaydı sıcaklık, kıwılcım kıwamında. Oysa bilmiyordu bundan ibaret olduğunu. Fark ettiğinde ise, yangın çıkartmak istedi tüm kıwılcımlar gibi. Ve aklımdaki küller uçuştu gökyüzüne...
Her yere yayılmış, her yerde vardı. Nefes alırken, uyurken, konuşurken, düşünürken... Öyle coşkuluydu ki, buz gibi yanıyordum. Hala küçük bir ateşten fazla, ama yangın değildi. O kadar akıllı bir fetihti ki bu, anlayamadım. Aydığımda, ortalık alew alew tutuşmuş, ateşler içinde yürüyor, acı içine gömülüyordum. Durdurmak istedim, durmadı. Unutmuştu kıwılcım olduğunu, alew almış, yangın çıkartmıştı.
Galibiyetin şatafatına teslim olmuş, yanıyordu we beni de iyiden iyiye yakıyordu. Sonsuza kadar kor gibi kalacaktı kendine, bilmiyordu. İyice kör olmuş, hiç görmüyordu. Aklımda ki o büyük teoriler bir bir alıp başlarını gitmişlerdi uzaklara... Güçsüzdüm. Elbet yağmurum yağardı ve her şey biterdi ansızın. Yeter ki yağacak gücü bulsun. Beni içine çektiği yangından kaçacaktım bir gün, anlamıyordu, anlamadı da...
Bugün, yağmurumun yağdığı gün. Belki uzun sürmeyen ama yıllardır sewiyor gibi hissettiğin yangın bitti. O an gözlerime bakıyordu ordan biliyorum,pişmanlık içinde. Keşke tanımasaydım diyordu belki..Yüzünde acı veren bir aşkın izleri ve şaşkınlık... Bana emanet ettiği gözyaşlarını geri verdim. Öyle zorduki bittiğini söyleyebilmek.. Hayatımın en zor anı gibiydi..İçim yanıyordu.. Avucuna yazdığım son sözlerimdi ona ; artık yalnızsın alevlerin içinde, öyle çok sevmiştim ki seni, yangın çıkmadan önce.
Şimdi gitmek zamanı artık. Aklımda gözlerin yanımda vedalarım. Ara ara bana wazgeç bu inattan diyen kalbim, yağmurumla yürüyorum, kalbim rüzgara doğru. Kulağımda Murathan konuşuyor, dönüyor başım, içimde acı, gözlerimden dışarı taşıyor, akıyor. Yankılanıyor kelimeler;
Gecenin göğsümüzde unuttuğu
Bir avuç ay ışığı,
Senin göğsünde bıraktığım,
En derin uykumdu.
Orada kaldım,
Orada kaldı.
Göz yaşlarım, yağmuruma karışıyor, sel oluyor üstüme... Ayılıyorum. Yine konuşuyor;
Karanlık sularda kalır soğuğum.
Beni kar gecelerinde oku,
Kör duvarlar, ölü aşklar boyunca...
Üşüyorum... Bir elimde sigaram, öbür elimde kalbin... Yanımda sarhoş vedalarımla, gidiyorum...
Ağzımda bakır tadı, gözlerimin içi kan...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

