Dost...
Bilmelisin...
“Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birdenbire oldu;
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.
Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar...
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire.”
dediği gibi Orhan Veli’nin birdenbire oldu herşey.
Ne yaşanılan bir şey vardı, ne paylaşılan. Tanımıyorduk, tanımadık bile birbirimizi... Belki de benim bulunduğum, önyargılara boğulmuş konumdu sorun. Toplum normlarının dışında, toplumla karışık yaşayan bir anormal. Ki sen kızarsın bunu söylediğime sanırım... Belki de buydu ünlemler ve kaygılar kasırgası o’nun yüreğinde ve beyninde.
Ama söyle bana, bu değil mi zaten hayat? Bu değil mi hayatı yaşanır kılan ve tadını almamızı sağlayan?
Biliyorum, neden aramazsın... gelmezsin... diyeceksin, sahte bir kızgınla. Sen hiç kızmazsın bana... Söz uçar, yazı kalır derler, belki bu...
Dost...
Sana sesleniyorum!
Bilmelisin... Kırmızı alarmda bütün benliğim...
Savaş halindeyim!
Sevginin... aşkın... güzelliklerin savaşını veriyorum. Bütün zorluklarıma karşın, o’nu kazanma savaşı bu!
Sana sesleniyorum dost!
Bu savaşın muhattabı ol sen de... bütün savaşlarımın muhattabı olduğun gibi...
Tabulara... önyargılara... yapayalnızlıklara... böylesi bir dünya görüşüne karşı savaş benimle. Az bulunan çoklar’ız biz unutma.
Muhattabı ol bu savaşın, birlikte yürüyelim kötülüklerin üzerine... yenelim onları... ezelim... zafer türküleri eşliğinde... yürek yüreğe...
Dost... sana sesleniyorum!
Haykıralım o’na...
gel!
yakınım ol...
içime ak...
saf... gürül gürül...
misafir olarak değil
sahibi olarak kalbimin
gel!
kök sal...
filizlen...
bir fidan ol
gece gündüz... mevsimsiz...
mutluluk kokularını dağıt
bana... bize... dünyaya...
Sana sesleniyorum!
Umut ol diyorum dost... umut ki mutluluğun en güzeli... Birlikte çoğaltalım hayatı ve o’nu...
Sen de bilirsin dost...
yüreğimizi cephane
beynimizi silah yapıp
düştük yollara dost
nasır tutmuş ellerimiz
kan bağlasa da
gözyaşlarımızla karışık
aşk
vursa da bizi
yerden yere
sönmez gözümüzdeki ışık
yitirmemektir savaşı çünkü
‘sevgi savaşçısı’nın adı