• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    SweetStar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-03-2005
    Mesajlar
    3,058
    Karizma Gücü
    0

    Yaşamimiz Ve Yeni Nesil Hakkinda...

    Ümidini kaybetmiş kişiler için yaşamak; sadece vakit geçirmekten
    ibarettir.


    Sevgiler,

    SweetStar




    Almanya da ilk düzenli şehir içi ulaşım seferleri ile başlangıçta orta ve
    alt sımıftan insanlar kenti bir ucundan bir ucuna gezme imkanına
    kavuştuklarında, Alman sosyolog Georg Simmel o korkunç teşhisi koymuştu;
    "İnsanlık tarihinde ilk kez iki insan yan yana bu kadar yakın oturup,
    bedenlerine dokundukları halde saatlerce birbirleriyle konuşmadan yolculuk
    yapıyorlar" Bir iletişimci olarak beni ilgilendiren, düşündüren, kaygılandıran bir
    saptama bu.


    "X KUŞAĞI". Bu yalnızlığa nicedir aşinayız. Çocuklarımız bir süredir, uyku
    öncesi masallarını yataklarının başucuna konan bir teypten dinliyorlar.


    Oyunlarını bilgisayarda oynuyorlar. Derslerini videodan izliyorlar,
    kahramanlarını televizyondan seçiyor, sevgilileriyle internette
    buluşuyorlar. Bütün bunlar olup biterken bir odanın içinde yapayalnızlar.


    Yüzyılın bizi getirip bıraktığı nokta burası.....


    Onlara "Biberon kuşağı" demek geliyor içimden.


    80 lerin ekonomik özgürlüğünü kazanmış, "yuppie" annelerinin "memelerim
    sarkar" endişesiyle emzirmeden yetiştirdiği bebekler, büyüyüp yüzyılın
    sonunda ergen oldular.


    Daha cinsellikle tanışamadan, AIDS ile karşılaştılar. Doğum Kontrol
    haplarının yaygınlaşması sayesinde özgür seksin kapısını aralayan
    ebeveynlerinin aksine, tanımadıkları bir virüs yüzüden özgür seksin
    kapısını çektiler.


    Bu korkunun zoruyla, giderek yalnızlığın güvenli ıssızlığını keşfettiler.


    Şimdi "dokunmadan yaşamanın" tadını çıkarıyorlar. Markete gitmeden,
    internetten sipariş verip, bilgisayar aracılığıyla alışveriş yapıyor,
    doktorlarına röntgen filmlerini "mail"leyip, uzaktan muayene oluyorlar.


    Onlara "X kuşağı" da deniliyor ; "ölü kuşak" ya da "ne idiğü belirsiz nesil" anlamında...


    En belirleyici özellikleri yalnızlıkları...


    Danstan, "bir bele sarılmanın hazzı"nı anlayan büyüklerinin aksine,
    kulaklarında walkmanle "techno" ritminde tek başına dans etmekten haz
    alıyorlar. Sofra başında aileyle birlikte değil, odalarında ekran
    karşısında veya burgercide ayaküstü, ama mutlaka yalnız "atıştırmayı" tercih
    ediyorlar.


    Gazete okumuyor, "göz atıyor"lar. DVD deki filmi zıplayarak izliyor, kitabı
    sayfa atlayarak okuyorlar.


    Internette gezinirken, aynı anda telefonla konuşabiliyor, yemek
    yiyebiliyor, televizyon izleyebiliyor ve dergilere göz atabiliyorlar.


    Uzun sevişmeler yerine üstünkörü "dokunuş"ları, uzun konuşmalar yerine,
    kısa "sunuş"ları seviyorlar.


    "Internette gevezelik" sitelerinden birine girip, yarattıkları yeni dili
    görmelisiniz. Hep bir yere yetişme telaşındaymış gibi düşünen, konuşan,
    yazan bir neslin kendine özgü dilini kuruyorlar;


    "Hi" ile başlayıp "Bye" ile biten "N aber" sorusunun "N olsun" diye
    yanıtlandığı garip bir geyik muhabbeti.....


    En çok, kitapçılarda "ünlü Roman özetleri" türünden kitaplar görünce onları
    anımsıyorum.


    Yüzyılın başındakilerin hayata bakışlarımı değiştiren kitaplarin sadece
    konularıyla ilgileniyorlar.


    Sağlıklı yaşıyor, iyi kazanıyor, kolay harcıyorlar....hem parayı hem
    dostlarını.....


    Markalarını, okullarını, kariyerlerini, ailelerinden, arkadaşlarından,
    fikirlerinden daha çok önemsiyorlar.


    Hayatı "zap" layarak yaşıyorlar.


    Bilgisayarlarında olduğu gibi özel hayatlarında da "sörf" yapmayı, derine
    dalmadan yüzeysel ilişkiler kurmayı, kök salmadan dolaşmayı yeğliyorlar.


    Bu "kök salamama" meselesi, Türkiye açısından özellikle önemli....


    Geçenlerde bir arkadaşım "Farkında mısın ? "dedi, "hiçbirimiz dedemizin
    mezarının olduğu kentte oturmuyoruz artık" .


    Hrant Drink in televizyonda anlattığı öykü daha da dramatikti. Her gittiği
    yeri çiçeklerle bezeyen bir dostunun, son yerleştiği evinin bahçesini
    çırılçıplak bulunca nedenini sormuş.


    Hrant şu yanıtı almış;


    "Ne zaman bir ağac ektim de meyvesini yiyebildim ki...."


    Öylesine köksüz, öylesine göçebe, öylesine gezgin bir toplumuz ki
    hala...Yerleşemedik gitti..... Dedelerimizin mezarlarının olduğu yerleri
    terk ettikten sonra, ilkin evimizi, derken işimizi, aşımızı ve nihayet
    bütün yaşamımızı değiştirdik.



    Bütün bunlar yarım asır içinde olup bitti ve hepimizde öyle bir travma
    yaratti ki, hala altından kalkamıyoruz.



    Can Dündar

  2. #2
    NECRONOMİCON adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-08-2005
    Mesajlar
    19
    Karizma Gücü
    0
    tesekkürler dostum
    "Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir."

  3. #3
    cylmz35
    Ziyaretçi
    Çok güzül ve anlamlı bir yazı.. Paylaşımın için teşekkürler..


    "Geçenlerde bir arkadaşım "Farkında mısın ? "dedi, "hiçbirimiz dedemizin
    mezarının olduğu kentte oturmuyoruz artık" .


    Cok doğru, hakikaten durumumuzu güzel özetlemiş......

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •