Güneş; dağın ardından çoktan doğdu ve caddeye ışıklarını saldı. Sabahın henüz açılmamış gözlerine dimdik bakıyor sırıtarak... Sivrilmiş oklar gibi ışıklarını batırdıkça, insanlar gözlerini güneşten kaçırıyor. Yüzlerinde uyku mahmurluğunu taşıyan insanların, yarı ölüm halinde yürümelerinden caddeye çelişkili ve tuhaf bir canlılık akıyor.
/bir yanım uçurum çiçeği
öte yanım avare düş/
Yine de bu insanlar; herhangi bir toplu taşıma aracına kendilerini atar atmaz, kaldıkları yerden devam edecekler geceden kalan uykularına... Ya da yarım bıraktıkları düşlerini bir başka zamana erteleyerek, bir geçiş anı yaşayıp küçük kız, delikanlı hallerinden yetişkinliğe bürünecekler aniden... Minicik damlalar halinde buluşup, git gide artan kalabalık insan seline dönüştükçe, sürüklenip gidecek yaşam kendi halinde...
/bir güz yağmuru sonrasındayız
gülerek yanımızdan geçip
giderken hayat
güzdür şimdi yaşamak…/
Oysa gece boyunca ne de sessiz ve dingindi caddeler... Ayak seslerine uyanan kaldırım taşlarının canı acıyor şimdi ezilip durmaktan... Aslında gün boyu üzerinden binlerce yüz geçiyor. Bu yürümelerden en çok yalnız, acılı, kırgın ve hüzünlü olanlar ezdi caddenin yüzünü topuklarıyla... Delik deşik ve tanınmaz halde şimdi... Eskiden edindiği bazı yüzleri tutardı aklında... Gözlerini alamaz, her birinin günde kaç kez geçtiğini hesaplar, telaşlı mutluluklarına ortak olurdu. Sabah ve akşam geçişi arasındaki duygusal sarsıntılarını dahi bilirdi. Bir zamanlar ne çok yüz biriktirmişti yaşlı yüreğinde...
/kaç kez izim kaldı
yüzünüzdeki hüzünde?
Baktı ki; bu kadar hüznü bir arada tutmak zor... Bu kadar acıyı anlamak ve anlatmak hiç te kolay değilmiş. Ve sevinçler yetmiyor artık hüznü törpülemeye... İstiyor ki; geçenlerin gözlerinde mutluluk ışıldasın. Günışığı caddeyi yıkadığı gibi yıkasın, yüzlerdeki hüznü de temizlesin. Olmuyor... Olmuyor... Beklentiyle baktığı her yeni yüzdeki bitimsiz yalnızlık bitsin istiyor. Çekip alarak bir türlü huzura dönüştüremediği her hüzün onu yoruyor.
/düş esrikliğindeki anlam
dalgın bir beyazlık gibi sarındığımız
yalnızlıkta/
Günden güne dalgınlığı da artıp, unutur oldu yüzlere bakmayı... Egzozla karışan çiçek kokularının içinden yasemin kokusunu seçmeyi bile unuttu zamanla... Öyle arttı ki dalgınlığı; ancak saçları kurdeleli bir kız çocuğunun ya da bir yaşlının caddeden geçişi sırasında yükselen bir korna sesiyle dalgınlığından uyanabiliyor.
Birden farketti ki; dalgınlıkları ve hüznü biriktirerek geçirdiği zaman, kendi yüzünden de parçalar silmiş durmadan... Silinip, eksile eksile kendi yüzünü de yitirmiş. Yapraklar kapladı her yanını...Yüzünün olmaması yarı ölüm...
Bu yüzden yüzü yok caddelerin... Yaşam ve ölüm koyun koyuna...
Sevgi ULUKUS


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

