Sen geldin ve çocukça bir sevinç geldi sevgili. onca inat, onca inkarın ardından birden yelkenler suya indi. Sen geldin ve mevsimler değişti. Onca soğuk, onca üşümenin ardından bahar geldi. Ve sen geldin sevgili!
Karda soğuk oluyordu sevdalar, dilsiz çocukların sessizliği çöküyordu üzerime. Herkes biraz yabaniydi, herkes biraz üşümüş… Kimse bedenini titreten sevda aramıyordu herkes biraz sıcağın peşinde.
Hüzünlerin mevsimiydi gitmemi istediğinde. Sen mi gitmiştin benden? Yoksa beni mi göndermiştin gözünün önünden? Neyse bunu şimdi tartışmayacağım! Ama, gitmemi söylemiştin işte. Hani yıkılır da binalar, taş taş üstünde kalmaz. Toz duman dağıldığında belirir yerde paramparça yatan enkaz. Sonra bir sürü adam toplaşır da başına ellerinde kürekleriyle kazmaları, ortadan kaldırmaya koyulurlar… İşte sen git dediğinde yalnız bir adam enkazını ardına takıp da yok oluyordu ortadan. Yıkılırken tozu dumana katmadı belki ama, geride kalan sevdası peşinden sürüklendi… Ve sürüklenirken çıkan tozlardan ardında bırakıyordu izleri.
Belki de sen gidememiştin ve enkazı bana yüklemiştin. Acımasızdım ya her zaman, ben kaldırabilirdim bu yükü… Belki de sen çoktan enkaz olmuştun da seni ardıma takıp ben sürümüştüm. Neyse bunu da şimdi tartışmayacağım! Ama, gitmemi söylemiştin işte! Hem de zaman vermeden. Sonra demiştin… Ne kadar zaman sonra? Bir hafta mı? Bir ay mı, yoksa bir mevsim sonra mı?
Belki de hemen sonraydı. Hemen oracıkta geri dönmeliydim sana, bilemezdim… Nasılsa git diyebilenim, kalmamı da isteyebilirdi ya da ben her şeyi böyle kabullenmemeliydim. Ama gururluydum ve acımasız. Ardımda yıkıntımla dolaşırken yine de gururluydum. İyi de hal böyleyken ne diye satırlarıma izler bırakıyordum? Bu da kendime yalanım olsa gerek!
Bir sürü sorular sordum kendime… Tek başıma cevaplandıramayacağım sorular! Mesela; neydi seni sevmek? Rüyalarda görmek miydi yoksa tenine dokunuşların yakışı mı? Adını koyamadım belki sensiz gecelerimde… Gülüşünü anımsadığımda bile sığdıramadım titreyen yüreğime… Sana sarılmak mıydı seni sevmek yoksa kokunla sevişmek mi?
Seninleydim bugün. Daha biraz önce saçlarını kokluyordum. Baharda açan çiçekler gibiydi. Ellerime sinen kokunu yollamışsın benimle, özleyip yalnız kalmayayım diye! Neyse şimdi bundan bahsetmeyeceğim! Sorular sordum kendime. Aslında cevaplarını biliyordum da ah o yenilmez gururum var ya; engel oluyordu sana gelmeme! Satırlarıma gizlemişim yüreğimi… Kah açıp sermişim önüne, kah belli belirsiz serpiştirmişim. Büyük laflar etmemiştim belki ama, SENİ SEVDİĞİMİ büyük harflere yüklemişim!
Günler geçiyordu sevgili ve sen dönmüyordun henüz! Verdiğin zaman dolmuyordu… Günler önümden tabutlar içinde geçiyordu. Karlara yakışmıyordu ayak izlerim. Sevdana sımsıkı sarılmışım… Belli etmiyordum ya nafile o kendini belli ettiriyordu. Günler geçiyordu da sevgili, verdiğin zaman bir türlü bitmiyordu! Yüreğim doluyordu da bir türlü sana taşmıyordu!
Beklemek özlemek kadar acıtıyormuş sevgili… Beklemek insanı yoruyormuş. Savaştırıyormuş umutsuzca. Yeni cephelerde yeni bozgunlara karıştırıyormuş. Bir insan seviyorsa eğer, yok sayamıyormuş! Özlüyormuş hatırladıkça… Ve hatırladıkça özlediğini, bir yangından başka bir yangına, düşleri bir türlü küllenmiyormuş. Ben acımasızdım sevgili! Ben bunları haykıramazdım. Bunca itirafı bir solukta karşına koyamazdım. Peki böylesine katıyken nasıl oluyor da bunlar satırlarıma düşüyordu? Bu da kendime yalanım olsa gerek!
Bir sürü sorular sordum kendime… Tek başıma cevaplandıramayacağım sorular. Mesela; neydi seni özlemek? Herhangi bir mekanda görmek miydi yoksa tenine dokunmanın özlemi mi? Sensizken adını koyamadım belki! Gülüşünü hatırladığımda bile engel olamadım yanan yüreğime… Sıkı sıkı sarılmak mıydı özlemek? Yoksa durduk yere seni düşünmek mi?
Sigaralar eşlik etti yokluğunda ve birkaç satır şiir! Birlikte dinlediğimiz şarkılarda, hatıralar düşüyordu önüme bir bir! Hüznüm olmuyordu ilk kez (zaten hüzünden de hiç bahsetmedim). Bazen yakıcı hasretler kapıyordu gözlerimi, durduk yere adın sayıklanıyordu… Yokluğun bir bir ıslatıyordu kirpiklerimi. Bazen de baktığım her şey sen oluyordu! Ve dolmuyordu zaman sevgili, dolmayacak gibi geliyordu! Mevsimler geçiyordu da sevdan bir türlü benden geçmiyordu… Vazgeçilmezim olmuştun gizliden ve ilk kez karşı koymuyordum bunlara, varlığın beklenmedik bir anda çıkıp duruyordu. Yüreğimi alıp koyuyordu işte buralara!
Bir sürü sorular sordum kendime… Yok etmeli miydim seni? Söküp atmalı mıydım? Yoksa zamanla unutmalı mı? Belki de kendi haline bırakmalıydım. Şizofren hayaller gibi peşimde dolanmalıydın… Her yerde sen vardın da benimle bir tek ben görmeliydim! Ve kimsenin göremediğini ben de yok saymalıydım!
Olmuyormuş sevgili… İnsan doyamadığı aşkını yok sayamıyormuş. Özlemek bir yere kadar seninle geliyormuş… Ve bitirmemişsen adını sayıklamayı; o seni yiyip bitiriyormuş. Satırlar bitiyormuş da sana dair anlatacaklarım bitmiyormuş!
Bir mevsim başlarken bittik ikimizde, hüzünlü bir mevsimin yaprak dökümünde… Ellerimizde duran sevdamız yerlere düşerken, ayrılığımız duruyordu bak önümüzde. Neyse artık bundan bahsetmeyeceğim! Ve bir mevsimin başlangıcında kendiliğinden geliyordun, hiç acele etmeden! Ve hiç hesapta yokken geliyordun, çocukça bir sevinç geliyordu sevgili! Onca hasretin, onca bekleyişin ardından sen geliyordun… Aynı aşkı yaşadığımız mevsim bak yine geliyordu. Bahar geldiğinde sen de geliyordun sevgili!
Sen de kalan mutluluğum peşin sıra geliyordu!
Hakan AYYILDIZ


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


