Aslında çok zor anlatması. Ve bir o kadar da kolay. Öldün. Hepsi bu. Sadece öldün. Ama bir mezarın yok. Dün bunu konuştuk saatlerce. Anlattım onca insana bu sevgiyi. Ne utandım ne sıkıldım. Ne varsa yalan yanlış, gerçek doğru hepsini anlattım. O sadece saniyelerle sınırlı ilk sarılmamızda tükettiğimiz 1000 lerce asırdan bahsettim. Sanırım onlarda anlamadı. Göyaşlarımın mezarına döküldüğünde daha anlamlı olacağını anlattım. Yine anlamadılar.
Ne seni anlatabiliyorum ne sensizliği. Çaresizlikten de beter benim ki. Yok yok ölmedin. Ölseydin bulurlardı kemiklerini asırlar evvel. Yaşıyorsun ama nerede. Hangi denizde? Hangi okyanusun mavisinde... Hangi gemilere yol gösteriyorsun kim bilir... Hangi karanlıkları aydınlatıyorsun kim bilir...
Ne kadar aptalca tüm bunlar. Tüm bu yaşananlar. Düşün bir, sonsuza kadar, varolduğumuzu hissettiğimiz heran mutlu olabilirdik. Bir de kahrolmak vardı işte böyle karanlıklarda yapayalnız. Bir de beraber çürümek, yem olmak vardı böceklere 9 tahta altında. Ama beraber... Sen gözlerime bakıyorsun, ellerim ellerinde, kulağına seni sevdiğimi fısıldıyorum. Fısıldıyorum çünkü korkuyorum Tanrı'dan. Sevmek en büyük günah bu dünyada. Tanrı'nın günahlarından biri sevmek. Yaşamda keyif aldığın herşey günah. İlişkiler, alkol, uyuşturucu, *****... Tüm bunlar günah...
Oysa bizim dünyamızda yasaklara yer olmayacaktı. Bir Tanrı bile olmayacaktı dua edeceğimiz. O kalpsiz peygamberler, sevmek nedir bilmeden gelip göçen peygamberler olmayacaktı bizim dünyamızda. Bizim dünyamız... Böyle bir yer yok. Hiç olmadı, olmayacak. Bu dünya var. Hani "Şimdi" yaşanan. Hani senin beni bıraktığın bu cehennemden daha soğuk dünya var bende tek kalan. Şarkıda şöyle diyor, herşeyi alıp gitmişsin, ama bir şeyi unutmuşsun... Neydi unuttuğun sevgili? Ben miydim? Yoksa fail-i meçhul oğlumuzmuydu.
Bir ağustos akşamı saat gece 11'i 5 geçe sokağın ortasında ölmüştü oğlumuz. Doğum günümden bir gün evveldi. Saatler sonra 21 yaşımı kutlayacaktım. Karanlığın arkasında saklanıp, dönüp ardına bakmaktan korktuğun bir anda ölmüştü oğlumuz. Fail-i belliydi aslında. Ya sen ya da bendim. Ama meçhul kaldı. Üstelik gazeteler yazmadılar onu 3 ncü sayfalarında. Çünkü 3 ncü sayfalarda AŞK'a yer yok. AŞK'a bu dünyada, bu Tanrı'nın kurallarında yer yok. Öyle ki yarattığı varlıklarla dalga geçen Tanrı'mız! Öyle ki sana olan sevgimin arttığı her saniye ona büyüyen nefretim! Öyle ki, öyle biri yok, hiç olmadı...
Cehennemde sönmüş ateşler, bir soğuk ki sorma. Ne bir cellat var nede bir ışık. Karanlık bir cehennem düşle sevgili. Ve soğuk. Erzurumdan daha soğuk... Öyle bir cehennemde yanıyorum sensiz. Nerde senin kanınla yazdığın "Sevda Sözlerin" ... Nerde hani yeminlerin? Sen öyle Tanrı'nın böyle kulusun işte. Ne senin yeminin yemin, nede onun cehennemleri cehennem.
Kader dediler. Değil abi değil! Yok öyle bir tekerlek. Yok öyle bir alınyazısı. Sordum onlara, diyeim ki evlendik biz. Sen ve ben "BİZ" olduk. O yalan dünyamızı kurduk diyelim. Ve sen ansızın çekip gittin tanrının kutsal topraklarına. Peki o zaman ne? Bu ne? Bumudur kader? Bumudur AŞK? Hani sevda dolu yürekli Tanrı? Söylemişlerdi büyük şairler, O peygamberler hiç mi sevmediler?
Artık ne güneş, güneş gibi doğuyordu ne AY, AY gibi kayboluyordu gözlerde. Hiç birşeyim yoktu işte kolumdaki saatten başka. O ki zaman dı. Ama çıkartıp atıyordum kenara, durmuyordu. Ben yaşlanmaya devam ediyorum. Hemde öylesine... Öylesine yaşamaktı işte benim ki...
Sonra çok üzün süre yürüdüm o aydınlık sokakta. Cemal'in dediği gibi yıldızları eze eze... Nefes alıyorsun, ve ben birgün bir yerde içime çekiyorum senin soluklarını... İşte o an duruyor zaman. Ne kolumdaki saat karşı koyabiliyor buna, ne yalancı yıldızlar. Kaldırımlar sokak lambalarının sönmesini bekliyorlar yeniden insanların ayakları altında ezilmek için. Ve sokak lambaları güneşi bekliyorlar uyumak için. Ve ben seni bekliyorum, yeniden, binlerce kez daha ölmek için.
Son bir kez sevgili, yemin ederim son bu, son bir kez daha öldür beni... Yalvarırım kurtar beni bu cennetten, al cehennemine... O ateşlerde yanmağa hazırım sevgili... Hadi yak, ateş ol, bir kez daha yak beni... Cehennemleri yak... Aydınlat bu dünyayı. Çıkar okyanusun dibinde yatan gemileri. Yeniden yak deniz fenerlerini... Hadi yak, ateş ol, bir kez daha yak... Cehennemleri yeniden yak sevgili...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
