• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Bakış Açısı

    Dr. Paul Rusken, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur :
    " Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor.
    Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.
    Zaman, yer ya da kişi kavramı yok.
    Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.
    Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor.
    Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.
    Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor.
    Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde.
    Yürümüyor.
    Uykusu sürekli düzensiz.
    Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor.
    Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor.
    Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor."
    Bu olayı okuduktan sonra, Rusken öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar.
    Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler.Rusken, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar.Daha sonra Rusken hastanın fotoğrafını dolaştırmaya baslar. Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır.
    Dr. Rusken, Amerikan Tip Birliği Dergisindeki makalesinde,(günümüzde çok yaşandığı gibi ) gülünç bir yanlış anlamanın insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını anlatmaktadır.
    Belki de hayatta yaşadığımız birçok şey bize önyargılarımız ve bakış acılarımız tarafından dayanılmaz ve zor gözükebilir...
    Ellen Olein
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    dionysus adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    25-08-2005
    Mesajlar
    239
    Karizma Gücü
    0
    süper.bakış açısı bütün hayatımızı değiştirebiliyor.yeterki bardağın dolu tarafından bakabilelim(buda gerçek bir meziyettir).ellerine sağlık.....

  3. #3
    angel_nili
    Ziyaretçi
    Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler.Rusken, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar.Daha sonra Rusken hastanın fotoğrafını dolaştırmaya baslar. Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır.
    (allahtan o resmi görenlerden biri ben değildim)

  4. #4
    titan#6 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    1,424
    Karizma Gücü
    8
    hepimizin hayata karsı bir durşu vardır ,buna göre belirleriz olaylar karsısındaki davranıslarımızı ,ve cogu aslında bır genelleme gbıdır ,farklılıklar az bulunur...

    biraz once okudugum bır yazıyı eklemk isterim bende bu konuyla alakalı


    Beni ben yapan ben !

    Dervişin biri, yine uzun bir yolculuğa doğru yola
    çıkmış. Yolun onu nereye götürdüğünü bilmeden,
    aradığını bulup bulmadan, günlerce gecelerce yürümüş.
    En nihayetinde bir dağın eteklerinde kurulu bir köye
    varmış.

    Oradaki köylüler o gece dervişi konuk edip,
    ağırlamışlar. Derviş de, bu misafirperverlik
    karşısında onlara borcunu ödemek için bir, iki gün
    orada kalıp onlara işlerinde yardım etmeye karar
    vermiş.

    Ertesi sabah köylülerle beraber hasadı toplamak için
    tarlaya gitmiş. Bütün gün onlarla beraber çalışmış
    durmuş. Akşam vakti olup da eve dönerlerken, derviş
    yol kenarında, bir ağacın dibine oturmuş ağlayan bir
    adam görmüş. Merakla hemen yanına gitmiş.

    “Neden ağlıyorsun orada öyle, ey köylü” diye sormuş.

    Köylü, kafasını kaldırıp şöyle bir dervişe bakmış ve
    yeniden ağlamaya devam etmiş.

    Derviş bir müddet daha bu çaresizce ağlayan genç
    adama baktıktan sonra yanına oturmuş ve “sen anlat
    yinede” demiş.

    Bunun üzerine köylü;

    “hiçbir şeyim yok benim, sahip olduğum hiçbir şey
    yok. Hiçbir şey değilim ben” demiş.

    Derviş onu iyice dinleyip, uzunca bir süre
    düşündükten sonra; “Çok mu bir şeydin ki, böyle hiçbir
    şey oldun” demiş.

    “Nasıl yani? Anlamadım...?” diye yanıtlamış onu
    köylü.

    “Çok mu gurur, kibir sahibiydin de, böylece de iyice
    sendin?”

    “Ben...ben...bilmiyorum. Herkes kadar övündüm
    kendimle.”



    “Herkesten sana ne! Eğer senin yolun başkaysa,
    kimsenin metodu uymaz sana. Onlar övünür övünür büyür
    de, sen övünür övünür küçülürsün.

    İşte o zaman, yaşam sana yardım eder. Kendini
    başkaları gibi sanıp, onlar gibi davranma diye sana
    seni hatırlatır. Herkes kadar övünme diye... Gurur,
    kibir sahibi olma diye... Hepsini terk et de, en
    nihayetinde sen, sen ol diye! Seni, sen yapan seni
    terk etmeden, nasıl sen olacaksın peki?”

    Köylü öylece dikkatle dervişi dinledikten sonra,
    yüzündeki o az anlamış ifadeyle dervişe bakmış. Bunun
    üzerine derviş;

    “İnsanın kendi içinde öyle büyük bir ben’i var ki. Ve
    büyümeyi de öyle çok seviyor ki...

    Tüm o gururu, kibri ondan; en sonunda en büyük ben
    olayım diye... Ama hiç bilmiyor ki, bazen en küçük
    olan en büyüktür. Çünkü o en büyükten, en küçük olana
    dek ne emekler, ne uğraşlar vermiştir. Ne çabalar
    sonunda üzerindeki o fazlalıkları atıp, yalın
    olmuştur.

    Yani benim sana diyeceğim, hani şimdi benim hiçbir
    şeyim yok diye üzülüyorsun ya, sevin! Çünkü ne kadar
    azsan, o kadar çoksundur.

    Sahip oldukların azaldıkça, kendi içindeki gerçek
    değerlere başvurursun sana yardım etsinler diye.
    Onlara başvura başvura da, bir gün sen, sen olursun.
    Ama sahip oldukların arttıkça da, onların gücüyle,
    gururuyla, kibriyle yaşar olursun. Kendi gücünü
    bilmeden.

    Şimdi sen söyle, ey köylü! Hangisi daha kıymetli?
    Azken çoğalmak mı, çokken azalmak mı?

    Yaşam sana bu güzel dersi veriyor, seni o değerde
    görüyorsa, bunun kıymetini bilesin.” demiş ve köylünün
    yanından ayrılmış. Köylü ağlaması kesildikten sonra
    dervişin dediklerini derin derin düşünmeye başlamış.
    Ve böyle bir günde, karşısına dervişi çıkarıp yol
    gösterdiği için Tanrı’sına şükretmiş
    .
    yeraltından yazmak için yerinüstünden kovulmuş olmanız gerekir
    E.B.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •