Anladım ki yoksun
Sen zaten hiç yoktun
Ve hiç olmadın
Sadece güftesi olan bir şarkımdın
Adını anmak zor şeydi
Kan ağlatıyordu içime ..
Anladım ki yoksun
Sen zaten hiç yoktun
Ve hiç olmadın
Sevebilmek üzerine hiçbir ihtimali anlamadın ..
Sevmeye miladın dolmuş gibi konuşuyordun.Oysa ki bilmiyordun; seni hiç mi hiç sevmiyordum.Yüreğinin çocuk sevdasına vurgundum.Sonraları duruldum.Durgundum...Bu durgunlukta seni doyasıya, hiç tükenmeksizin seviyordum; oysa tükenmez kalemler tükenir cinstendi artık .. Anlamıyordum hayatı ..Hüküm giymek için sevmekten mi suçluydum; yoksa inkarsız bir aşkın mı mağduruydum. Bilmiyordum…
Sevebilmek üzerine hiçbir ihtimali anlamıyor muydun ?..
Şimdi kimbilir bu satırları okurken, “Yazık oldu” diyeceksin bu sevdaya “Yazık !..”
Oysa ki bilmiyordun hep bana giriyordu bu hissiyatı KAZIK !...
Niçin Allah’ım ?.. Niçin?..
Hep tükenir cinsten aşkların mağduruyduk.Oysa ki kekremsi bir aşk’ı tadabilmek için tüm sevda bahanesi malzememiz vardı ve seni sevebilmem için bir tek tebessümün yeterli olacaktı.Bilsen içimdeki ümitler, ne pembe panjurlu evlerin çıkmaz boyası saklıydı.Bir tebessümünle bilsen yüreğim yerli yerinden, taa kökünden oynayacaktı..
Yoktun…
Adın kadar hayali bir sevda sürükleniyordu sol-yan boşluğumda ve adını anmak azizlerin en azizi yapıyordu beni ..
Sevdayı parmaklarından tutabilmek için nedenlerin yoktu.Korkuyordun..Yüreğin titrek bir serçe gibi bitmek bilmez bir gecenin ayazını tadıyordu…
Susuyordun sonraları .. Kendini bilmeden seyri-güzar duyguların seyrini dinliyordun.. Hişt !.. Uyuma ..
Anlattıklarım gerzek pembe dizilerin mutlu sonları değil, hayatın gerçekle yüzleşmesinin beklenmedik sol aparkatı ..
En geyik muhabbetlerde gizli öznem oluyordun, bilmiyordun gizli öznenin ne olduğunu; aşk edebiyatından büt’e kalmıştın.Oysa ki bilsen tafralarınla yüreğimi nasıl da kanatmıştın..
Duymuyordun ve bilmiyordun; sana yaşanılası bir geleceğin en güzel mutluluğunu anlatıyordum.Kafan hala pembe köşkteki Maria’nın uzatmalı sevgilisi Rabırt’ta .Bense anlattığım mutluluğu düşleyerek daldığına hükmediyordum.
Yanılmışım ...
Anlamıyordum ..
Ben mi hayatı yanlış tanımlıyordum aşk’a dair, yoksa hayat mı beni yanlış tanımlıyordu sevdanın tanımlanamayan tanımını yaparken ..
Bilsen ne seviyordum umulası eskitilecek yılları senle beraber ..
Hani adın ne kadar “Cennet” se o kadar mutlu ve huzurlu olacaktı yuvamız .. Ba-ba ile ma-ma lafzı reklam malzemesi olmayacaktı; çocuğumuzun dilinde tatlı bir aguş olarak kalacaktı, kimbilir ..
Her gün tatlı bir telaşla uyandıracaktı bizi; “hangisi altını ıslattı?” “sıra kimde?” çocuğun altını değiştirmekte diye ..
Çocukluğumun pastel boyaları kadar renkli ve ümitkar bir hayat bizlerin olacaktı.
Yıktınn !...
Niçin bilmiyordum ?.. yıkmakla beni mi yıkıyordun yoksa bundan gizli bir acı çektirme zevki mi duyuyordun ?.. Seni anlamıyordum.. Ne dedin ?.
“Sen de mi Seviyordun !?..”
Yazık öyleyse beni aşağı iterken uçurumun kıyısından; bana bağlı ümitlerle, sevgilerle sen de “AŞK ’a DÜŞÜYORDUN” !..
Sevgiyi söylemek için illa ki son nefes mi lazım yoksa hiçbir zaman oluşmayacak şartların oluşmasını beklemek mi ?..
Korkuyordun Leyla gibi aşık olmaktan korkuyordun ancak nasıl da herkese en zor söylenilesi yalanları söylüyordun.Gerçeği bir tek sen biliyordun.
Korkuyordun !.. Zira bir daha dönüşü olmayacak mutlu bir yola giriyordun.İçinde belli belirsiz bir tebessüm parlıyordu oysa yüzün sirke satıyordu.Ancak telaşın her halinden belliydi, sevilmekten değil sevmekten kaçıyordun oysa bilmediğin, götürdüğün bedeninde ne sevda demli bir yürek taşıyordun.. Nereye kaçıyordun ?!.. Bilmiyordum ..
O gece demiştim ya “Meliha” nın doğum günüydü.Pasta değil yüreğim parça parça bölünmüştü.Hiç gözlerinin buğulu sevda yağışlarına denk gelmemiştim, oysa istemeden gözlerinden bir aşk’ın en hüzzam makamlarını dinlemiştim..
Bilsen nasıl sevmiştim !...
20.05.2003/Salı
04 : 52
Şimdi soracak olsaydın içimdekileri, berbat bir durumdayım; bahar nasıl kış’a bir kardelenle sevgisini müjdemsi ifade ederse,.. Berbat’ım.. Değil sesini duymak, ismin bile hafızamı alt-üst etmeye yetiyor.Kelimeler ve heceler birbirine dolanıyor sevdaya yeminli dilimde ..Ellerim ne kadar soğuk bir kış ikindisinde ellerini üşüdüğünden tutmak istediyse öyle üşüyor haziran’a inat ellerimin yürek yanığı teni…
Anlıyorum.. Susuyorsun ve/ya susmak için sebepler buluyorsun kendince ..Öfken ve/ya (nedendir ki “ve/ya” cümleyi bağlıyor duyguların akışkanlığını yazıda ve/ya yüreğimde) söyleyecek, hatalarını kapatacak bir şeyler söylemeye, bir şeyler bulamadığından.. Susuyordun..
Oysa ki ben seviyordum.Hem de gözlerinin toprak ve türk kahvesi rengine baka baka, dilim sitemimi dökerken yüzüne, seviyordum..
Ağlıyordum sonraları,.. öyle hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağlıyordum annemi kaybettiğimde nasıl ağlıyorsam dıştan, öyle içten ipil ipil ağlıyordum.. Yüzümde son kullanma tarihi geçmiş bir umursamazlığın maskesi takılıydı..Mecburdum..Bilsen bu umursamazlıkla dışardan gösterebildiğim kadar, renk vermemeye çalışıyordu içim döktüğüm gözyaşlarını, biliyorsun sen de ağlıyordun ancak gururun vardı ortamızda sadece gözlerini kaçırabiliyordun..Zordu..Yarım saate, bir ömür sevmeye adanmış bir yüreği sığdırabilmek ve bir hayatı paylaşabilmek için yaşanılası mutlulukları dinleyebilmen;.. Zordu..Hislerin dilim lügatçesin de olmayan sevdası terimleri dökerken üstüme, kelimelerdeki ünsüzler, ünlüler kadar ağlıyordu..
Biliyorsun suçluyduk..Duyguları paylaşabilmeyi beceremeyecek kadar çocuktuk..
Acemi bir aşk’ın toyluğunu taşıyamıyordu içimizin sol-yan boşluğu, belki de hayatı böylesi tadılmaz acı-tatlı tadlarla iç içe tatmak bize ağır mı ağır geliyordu ..
24.05.2003/C.tesi/01:15
Bilmiyordum.. Öyle içten ve katıksız seviyordum ki, klişe olamıyordum.Yazısı silik çıkmış gasteler kadar okunaksız ve mürekkebi dağınık bir sevgi bırakıyordum avuçlarına .. Yasaklı adın dilimde belli belirsiz söylediğim ezgilere karışıyordu.. Seni sormam dostlara ağır geliyordu; bense suskun,bense sevdana mülteci .. Bu nasıl devrandı ki sevda vurgunu böylesi azap görüyordu ?..
Bilsen ne zordu.. Sevda beni en beklenmez anlarımda iki göğsüm ortasından mavzer kadar derin vuruyordu .. Dilim özde öznel ismini susmak zorunda kalıyordu. İnci-mercan bir hediye koynumda saklı, sana verilmeyi bekliyordu .. Gözlerim aşina gözlerine değmeden her günüm hasret, yüreğim bin sabır çekiyordu .. Yokluğunda ne tespih tanesi döktüm; belki gözyaşım o kadar
yoktu ..
Zordu ..
Akşam üstlerim çökerken hasretin kadar omuzlarıma, yüreğim yokluğunun ayazlarını tadıyordu;.. dudaklarım heyecan mıdır aşktan mı karşında bir Gölbaşı anısı kadar tir tir titriyordu .. Ağlamak sandığım gözyaşı dökmek olayı, ağlamak değilmiş; bilmezdim, yokluğunda öğrendim insan demek sevince böylesi yürekten, ölüm kadar çıplak
severmiş ..
Gecelerim senli düş kırıkları dolu, yüreğimse damla damla yağıyor, gözlerimde beklenmedik bir nisan yağmuru .. Seni yağmak istemek söyle o kadar zor mu?
Bilmiyorsun !..
Yasaklı ismini dilimde,tükenmez sevdanı şu iç yanımda, yüreğimde taşıyordum; oysa tükenmez kalemler tükenir cinstendi artık ..
Bilsen öyle içten,katıksız ve karşılıksız seviyordum ki; sana tek bir söz söyleyemiyordum. Tüm suçlu tükenmez kalemlerin tükenir cinsten yapılması ve tüketicinin kandırılması olayıydı ..
Ben senin tükenmez sevdanın tükenmez yanlarını seviyordum ..