• Reklam
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9

    Tartışma Marmara Denizi'nde Denizaltı Savaşları

    MARMARA'DA DENİZ SAVAŞLARI

    Çanakkale Deniz Savaşları denince, hemen akla 18 Mart 1915 tarihinde yaşanan çarpışma gelir ve bu çarpışmada batırılan İtilaf donanması gemileri Bouvet, Irresistable, Ocean; daha sonra Majestic, Triumph ve Goliath’ı hatırlanır… Ancak, bu deniz savaşlarında gemi ve insan kaybeden taraf sadece İtilaf donanması değildir; Osmanlı deniz kuvvetleri de önemli kayıplar yaşamıştır. Donanmanın verdiği kayıpların başında Mesudiye ve Barbaros zırhlıları gelir ama, gerçek toplam sayının, en küçük yelkenlisinden en büyük sivil yolcu gemisine kadar, 150’yi aştığı bilinmektedir. Bu gemilerin birkaç istisna dışında neredeyse tamamı da Marmara denizinde kaybedilmiştir.

    Osmanlı devletinin kendi sınırları dahilinde bulunan bir iç denizde bunca kayıp vermesinin nedeni, yine birkaç istisna dışında, Çanakkale Boğazı’ndaki mayın ve ağ manialarının altından geçerek Marmara’ya girebilen düşman denizatlılarıdır. Bunların ilki olan AE-2 adlı Avustralya denizatlısının 25 Nisan 1915’te yaptığı girişimin başarıya ulaşması, daha önce de deneyip başaramamış diğer İngiliz ve Fransız denizatlılarını da cesaretlendirmiş ve sonunda hemen hepsi Marmara’ya girerek rastladıkları her türden gemiyi batırmaya başlamışlardır. Kısıtlı erzak ve cephaneyle Marmara’ya giren bu denizaltılar, adeta birer korsan gemisi gibi, yakaladıkları küçük erzak teknelerini soyarak cephaneleri bitene kadar Marmara’da kalmayı denemiş ama bazıları aynı yoldan çıkabilmeyi başaramamıştı. Bu gemilerden birkaçı batırılmış, biri de esir edilmiştir.


    İstanbul'dan Gelibolu'ya Şirket-i Hayriye vapuru ile taşınan askerler...

    Birinci Dünya Savaşı başladığında, ilan edilen genel seferberlikle birlikte, muhtemel cephelere birçok bölgeden asker kaydırma işlemi başlamıştı. Özellikle Çanakkale cephesine Batı Anadolu ve İstanbul bölgesinden asker kaydırılıyordu. Çünkü, seferberlik süresi içinde hazırlıklarını vaktinde tamamlayabilen tümenler bu bölgelerdeydi. Batı Anadolu'dan kısmen trenle kısmen de yürüyerek Çanakkale'ye ulaşan birlikler, buradan çeşitli teknelerle Gelibolu Yarımadası'na geçiriliyordu...

    İstanbul’dan Çanakkale cephesine yapılan asker, malzeme ve mühimmat sevki için en uygun güzergâh Marmara deniziydi… Bu işe uygun olan her cins tekne ile taşıma gerçekleştiriliyordu. Ancak, 25 Nisan 1915’e kadar olabildiğince kullanılan bu yol, o tarihten itibaren düşman denizatlılarının Marmara’ya girmeyi başarması üzerine Osmanlı gemileri için büyük ölçüde tehlikeli olmaya başladı. Taşıma, bu denizatlıların korkusundan kısmen İstanbul’dan Şarköy veya Uzunköprü’ye kadar tren, ondan sonra da karayoluna aktarıldı ama, bölgede doğru dürüst yol olmayışı nedeniyle, bu da büyük zaman kaybına neden oluyordu.


    Suhulet araba vapuru, Üsküdar iskelesinde...

    Marmara denizinde askeri amaçla kullanılan teknelerin arasında Gülcemal gibi Atlantik aşan gemilerden balıkçı mavnalarına kadar her cinsten tekne mevcuttu. Bunların arasında İstanbul şehiriçi taşımacılığında hizmet veren Şirket-i Hayriye’nin yolcu ve araba vapurları da vardı. Örneğin; işletmenin ilk araba vapuru olan “Suhulet”, Çanakkale Savaşı sırasında mayın dökme ve asker taşımakta kullanılmıştı. Onun gibi bir vapur, eski yöntemle dört günde bir yakadan diğerine taşınan dört bataryalık bir birliği 2,5 saatte diğer tarafa geçiriyordu.


    Gülcemal vapuru, bir kez Marmara'da yaralanmış, bir kez de New York limanında batmıştı...

    Gülcemal, ünlü İngiliz White Star firması tarafından Atlantik’te yolcu taşımacılığı için yapılmış birkaç benzer gemiden biriydi. 1911’de satın alınmış, 1915’te de Marmara’da asker ve erzak taşımada kullanılmıştı. 1915 yılının Mayıs ayının başlarında, 5000 civarında askeri Gelibolu’ya götürürken İngiliz denizatlısı E-14 tarafından torpillenmiş, ama civardan yetişen başka teknelerce batmaktan kurtarılarak İstanbul’a çekilebilmişti. Gülcemal batmamıştı ama, onun batacağını sanarak yüzme bilmediği halde kendini denize atan birçok asker boğularak ölmüştü. Ölü sayısı hakkında Osmanlı kayıtlarında herhangi ayrıntılı bir bilgi bulunamazken; İngiliz kaynakları, E-14 denizaltısı mürettebatının bu başarılarından dolayı, ‘öldürdükleri 4000 düşman askeri nedeniyle 20.000 Sterlin ödül aldıklarını, ama geminin sivil amaçla kullanıldığının anlaşılması üzerine bu ödülün mürettebattan geri istendiği’ni kaydetmişti. Gülcemal, savaşın sonuna kadar tamirde kaldı ve parçalandığı gün, 75 yıl gibi uzun bir hizmet ömrüyle ‘dünyanın en uzun süre çalışan 2. gemisi’ olarak adını tarihe yazdırdı..

    Öte yandan, Şirket-i Hayriye gemilerinin kaptanları ise, savaş bitene dek, o güne kadar hiç çıkmadıkları İzmit, Çanakkale, Gelibolu, Karamürsel, Şarköy ve Tekirdağ sahillerine asker ve malzeme götürüp, oralardan hasta ve yaralı taşıdılar. Bu görevleri sırasında da her an beklenmedik tehlikelerle yüz yüzeydiler. Çünkü düşman denizaltıları, asker taşıyan tekneleri birer hedef olarak görüyor ve rastladıkları an onları batırmayı bir görev sayıyordu. Bu nedenle, savaşa katılan Şirket-i Hayriye gemilerinin bir kısmına Boğaziçi’ne dönmek kısmet olmadı…

    Savaşa 39 gemiyle giren Şirket-i Hayriye’nin, savaş sonunda elinde 20 gemi kalmıştı. 1909’da Fransa’da yaptırılan “Sultaniye” ve “Hünkar İskelesi” adlı vapurlar da kaybedilenlerden ikisiydi. 1070 kişilik yolcu kapasiteleri ve 10,5 millik süratleriyle Şirket’in en hızlı gemileri olan bu gemiler, İngiliz denizatlıların tarafından batırıldılar.

    Bu denizatlıların elinden kurtulan gemilerin kaptanları da, yolcularıyla birlikte yaşadıkları heyecanlı anları herkese anlatarak ölümsüzleştirdiler..


    AE2 Denizaltısı

    Örneğin bunlardan emektar “38” numaralı “Şükran” vapuru, “Marmara’ya ilk giren denizaltı” olarak tarihe geçen Avustralya denizatlısı AE-2’nin elinden zor kurtulanlardan biriydi…

    27 Nisan 1915 günü “Şükran” Gelibolu’ya asker götürüyordu. Askerler güzel olan havadan yararlanmak amacıyla güverteye çıkmış, davul zurna çalıp oyun oynuyorlardı. AE-2, geminin asker taşıdığını fark edince hemen torpillemek için hazırlandı. Ama “Şükran” yalnız değildi; yanı sıra Ali Rıza Kaptan tarafından yönetilen “Sultanhisar” gambotu seyrediyordu. AE-2’nin attığı torpil, “Sultanhisar" tarafından fark edildi ve “Şükran”ın kaptanı uyarıldı. Hemen başarılı bir manevra yapan kaptan da gemisini kurtardı…


    AE-2'yi Marmara'da yakalayan ve mürettebatını esir eden Sultanhisar gambotu ve kaptanı Ali Rıza Bey..

    AE-2, daha sonraki günler boyunca “Sultanhisar” tarafından görüldüğü bölgede aranıp kovalanacak ve 30 Nisan günü ona yakalanınca da kendi kaptanı tarafından batırılacaktı. Denizaltı kaptanı Stoker, teslim olduğu Ali Rıza Bey’e, “Şükran”ı hedef seçtiğini itiraf edecek; “Sultanhisar”ı kastederek, ”Ancak, üzerimde durmadan tepinen bir bot yüzünden başaramadım” diyecekti..

    “Şükran”ın atlattığı tehlikenin bir benzerini “39” numaralı “Neveser” de yaşamıştı… Şirket-i Hayriye’nin en ünlü kaptanlarından olan Hayri Kaptan, "Neveser"in dümenindeyken yaşadığı bir olayı 1944 yılında kendisiyle görüşen Hikmet Feridun Es’e şöyle anlatmıştı:

    “…. O gün, yine Kadıköy’den vapurlarımıza alabildiğimizce asker yükledik. On vapurluk bir kafileydik. Hareketimizden evvel bir telaşla gelip bütün kaptanlara mühürlü bir zarf verdi ve ‘Bunları hareketinizden sonra açarsınız’ dedi…


    Neveser, İstanbul rıhtımlarında ve kaptanı Hayri Kaptan

    Kalktık… Yolda zarfı yırttım. İçinden bir tezkere çıktı. Bu tezkerede ‘Çanakkale Boğazından içeri bir düşman tahtelbahiri girmiştir. Sizi torpillemeye çalışacaktır. Dikkat ediniz’ deniliyordu…

    Vapurumda 600 asker vardı. Derhal lazım gelen tedbiri aldık. Askere de fişekleri sürerek her an ateşe hazır bulunmalarını bildirdik. Lakin biz kıyıdan gidiyoruz ve gayet tabii olarak deniz tarafını, açığı gözlüyoruz… Bu suretle sabaha kadar yol aldık. Ertesi gün saat dokuzda Gelibolu’ya yaklaştık. Yine gözlerimiz denizde… Gemicilerimizden Pırgıç Kadri de vardiya nöbeti tutuyor.

    İşte bu sırada kara tarafından düşman tahtelbahiri çıkıyor. Yolumuzu tetkik ediyor. Mesafeyi ölçüp bizi torpilliyor. Pırgıç Kadri, 100 metreden bunu görmüş. ‘Bize doğru bir şey geliyor’ diye bağırdı.

    Bir de ne göreyim; torpil….. Hem de böyle 100 metre gibi yakın mesafede, bütün hızı ile üzerimize gelmekte…

    Son derece ümitsiz bir vaziyet… Torpil sancak tarafından geldiği için her şeye rağmen bir sancak alabanda yaptım. Asker de fişek sürmüş, hazır ya… Hepsi ateş etmek için geminin bir tarafına yığıldı. Vapur, muvazenesini bozup bir tarafa doğru alabildiğine yattı. Bu suretle su kesimi tahtelbahircilerin tahmin edemeyecekleri kadar azaldı. Torpil altımızdan geçti gitti. Bu fevkalade bir şeydi, hemen etrafa haber verdik.

    Böyle yüzde yüz batışla nihayetlenecek müthiş bir badireyi atlatıp Gelibolu iskelesine geldiğim zaman uzaktan ağzı köpürmüş bir atın dört nala sahile doğru koştuğunu gördüm. Üzerinde genç bir mülazımısani vardı.

    Süvari, vapurun hizasına gelince durdu ve bağırarak sordu:

    ‘Şimdi gelen vapurun kaptanı kimdir? Çabuk söyleyiniz…’

    Cevap verdim: ‘Benim…’

    Hemen kaputun cebinden bir şişe konyak çıkardı: ‘Öyle ise bunu iç…’ dedi…

    Konyak soğuktu, güzel bir hediyeydi, ama nereden geliyordu?

    Süvari izahat verdi: ‘Kumandanımız Mustafa Kemal Bey sizi tepeden seyrediyordu. Vapurun torpillendiğini gördük. Ha gitti ha batıyor diyorduk. Sonra hayret verici kurtuluşunuzu görünce Kumandan vapurun kaptanını merak etti ve bu şekerlerle konyağı gönderdi…’ dedi… "

    Benzer bir macera da Şirket-i Hayriye’nin “63” numaralı vapuru “Sütlüce”nin başından geçmişti. İstanbul’dan Çanakkale’ye asker ve malzeme taşıyan bu vapur, bir seferinde Akbaş yakınlarında bir İngiliz denizatlısı tarafından durdurulmuş ve Kaptan Sezai Bey, gemiye çıkan üç düşman subayı tarafından denetlenmişti. “Bunlar Çanakkale’deki birliklere giden erzaktır, hastaneye götürülmüyor, batıralım” diyen bir subay, komutan olduğu sanılan diğer rütbeli subay tarafından susturulmuş ve “Sütlüce” serbest bırakılmıştı. Denizaltı kaptanı, Sezai Bey'i “Bu seferlik sizi bırakıyorum, batırmayacağım. Ama bir daha tesadüf edersem batırırım” diyerek uyarmıştı.

    İstanbul’a dönüşünden bir süre sonra bu denizaltının batırıldığını, kaptanının da esir edildiğini öğrenen Sezai Kaptan, bir kutu puro alarak kendisini ziyarete gitmiş, ‘geçmiş olsun’ dileklerini sunmuştu.

    Birinci Dünya Savaşı’nda hizmet veren Şirket-i Hayriye gemilerinin hepsinin şansı yukarıdaki kardeşleri gibi yaver gitmemişti. Örneğin; bunlardan “62” numaralı “Hünkâr İskelesi” isimli vapur bir denizaltının torpillemesi sonucu batmıştı.

    Batmasıyla sonuçlanan bu seferi sırasında “Hünkâr İskelesi”ni Tahsin Kaptan idare ediyor, Çanakkale’ye cephane ve erzak götürüyordu. Gemi Rodosto (Tekirdağ) açıklarına geldiği sıralarda, 5-6 mil uzaklıkta birden bir denizaltı ortaya çıktı. Denizaltı Türk bayrağı çekmişti ama Tahsin Kaptan bunun bir tuzak olduğunu sezmişti. Makine dairesine ‘tamyol’ komutu verirken iki gemi neredeyse borda bordaya gelmişti. Denizaltıdan ‘Kaptan dur..’ diye bağırıyorlardı ama, Tahsin Kaptan bu ikazları dinlemeden tam hızla uzaklaşmaya başladı.

    Tahsin Kaptan, kısa bir süre sonra vapuru, Tekirdağ iskelesinin yakınında baştankara etti ve karaya oturttu. İçindekiler kendilerini karaya attılar ve mürettebat, geminin yükünün bir kısmını dışarı çıkarabildi. Bu arada yetişen denizaltı Türk bayrağını indirip yerine bir İngiliz bayrağı çekerken, aynı anda da “Hünkâr İskelesi”ne bir torpil yolladı. Geminin kazan dairesine isabet eden torpil büyük bir gürültüyle infilak ederken, kaptan köşkünde bulunan ve son ana kadar gemisini terk etmeyen Tahsin Kaptan da kendini denize atmayı başardı. Böylece hem kendi hayatını, hem de gemi mürettebatıyla subay ailelerinden oluşan yolcularını kurtarmış oldu…


    Çanakkale'ye asker ve cephane taşıyan Şirket-i Hayriye vapurları İstanbul'da yüklendikleri iskelede...

    Marmara'daki bu denizaltı savaşlarının bilançosu, Osmanlı devleti için oldukça ağırdır. Savaş boyunca, farklı nitelik ve boyutlarda yüzden fazla deniz taşıtı batmıştır. Denizaltıların batırdığı bu teknelerin en önemlileri ise şunlardır (tarih sırasına göre):

    Mesudiye (eski zırhlı) 9250 ton, 13.12.1914'te, B11 tarafından Sarısığlar'da batırıldı...

    Nur-ül Bahir (gambot) 450 ton, 1.5.1915'te, E14 tarafından...

    Peleng-i Derya (torpido gambot) 900 ton, 23.5.1915, E11 tarafından Bakırköy'de...

    Nağra (vapur) 320 ton, 24.5.1915'te, E11 tarafından Bergos önünde...

    Bitinye (vapur) 1280 ton, 2.6.1915'te E11 tarafından Bergos önünde...

    Biga (vapur) 1500 ton, 11.6.1915'te, E7 tarafından Mudanya'da...

    Halep (transport) 4000 ton, 5.8.1915'te, E11 tarafından Akbaş'ta...

    Seyhun (transport) 1500 ton, 5.8.1915'te, E11 tarafından Akbaş'ta...

    Barbaros (eski zırhlı) 10600 ton, 8.8.1915'te, E11 tarafından Doğan Aslan'da...

    Bahrisefit (vapur) 1500 ton, 19.8.1915'te, E2 tarafından Erdek'te...

    Plevne (nakliye gemisi) 1500 ton, 23.8.1915'te, E11 tarafından Şarköy'de...

    Mahmut Şevket Paşa (transport) 2500 ton, 23.8.1915'te, E11 tarafından Akbaş'ta...

    Şama (transport) 4000 ton, 23.8.1915'te, E11 tarafından Akbaş'ta...

    Bandırma (transport) 450 ton, 23.8.1915'te, E11 tarafından Akbaş'ta...

    Bandırma (şilep) 350 ton, 23.8.1915'te, E2 tarafından Mudanya'da...

    Yarhisar (torpidobot) 310 ton, 3.12.1915'te, E11 tarafından Eskihisar'da...

    9 adet Şirket-i Hayriye vapuru

    sayısız yelkenli, mavna, şalope, balıkçı teknesi...

    Çanakkale Savaşı'nın ardından, Boğaz'ın strateji önemi ve güveliği, önemini aynı derecede muhafaza ettiğinden, 1915 yılı içinde Marmara'da yaşanan denizaltı savaşları da donanma içinde ayrı bir inceleme konusu oldu. Özellikle, Çanakkale Boğazı'nın güvenliği ile ilgili olarak merak edilen ve Alman subayları tarafından verilen raporlar hızla Türkçe'ye çevrilerek yaşanan deneyimlerden yararlanılmak istenmişti.

    Bunlardan biri de, Alman Amirali Lorey'in Çanakkale Boğazı Ağ Maniaları hakkındaki raporunu Türkçeleştiren Deniz Yarbayı Tekirdağlı H. Sami'nin adı geçen rapora yaptığı eklemedir. Yb. Sami, bu ekte, Marmara'da yaşanan denizaltı savaşlarında her iki tarafın kayıplarını değerlendirirken, Boğazı savunmakla yükümlü yetkili mercilerin birçok konuda geç kaldıklarını ve eksiklikleri savaş sonuna kadar tamamlayamadıklarını vurgulamaktadır:

    "Çanakkale boğazında ve Marmara denizinde düşman denizaltı gemilerinin faaliyetine kurban düşen harp gemilerimizin mecmu tonajı 20.951, tüccar gemilerimizin mecmu tonilâtosu da 14.903’tür. Marmara'da düşman denizaltı gemileri tarafından yapılan ve adetleri pek çoklara varan yelkenli merakibimiz de ve müttefiklerimize ait tüccar gemileri de bu rakamlardan hariç bulunmaktadır. Maamafih yalnız sayılan gemilerin tonajını para ile ifade etsek bile yine korkunç bir yekûn karşısında kalırız ki bu vaktiyle hazırlıksız olarak harbe girişimizin ve her türlü ihtimallere karşı hazır bulunmayışımızın tabii bir cezasıdır. Başka bir ifade ile söylemek lazım gelirse tel, demir ve şamandıralara malik olmayışımız yüzünden böyle adetleri çoklara ve kıymetleri pek yükseklere varan ve bizim için kelimenin tam manasıyla pek kıymetli olan gemilerimizi kaybettik demektir.

    Bunlara mukabil Jol (Joule), Maryot (Mariotte), Safir (Saphire), Turkuvaz (Turquoise) denizaltı gemilerini kaybettiler ki, bunlardan 398/500 ton maimahrecinde bulunan Jol, Mayıs’ın 11 inci günü boğazdan içeri girerken mayınlardan birine çarpmak suretiyle battı ve mürettebatından hiç kimse kurtulmadı.

    530/630 tonluk Maryot denizaltı gemisi ise 1915 senesi Temmuzu’nun 25 inci günü Marmara’ya geçmek üzere seyrederken Nağra’da bulunan ağ maniasına pervane taktı. Deniz üstüne çıktığı zaman açılan ateşle de kulesinden isabet aldı. Binnetice, Fransızlar deniz musluklarını açarak gemilerini batırırken, teslim olan mürettebatı da karakol gemimizin filikası tarafından alındı.

    390/400 tonluk Safir de içeriye girerken Nağra koyunda bulunmuştu. Sonradan deniz üstüne çıkmak mecburiyetinde kalan bu gemi, teslim bandırası çekti. Mürettebatı esir edildi, kendisi de battı.

    Safir’in eşi olan Turkuvaz da 1915 senesi Teşrinievvelinin 30 uncu günü Marmara’ya geçmek isterken Akbaş önünde buldurdu. Su yüzüne çıkar çıkmaz sahilden atılan mermi kaptan kulesini deldi; mürettebatı teşkil eden 28 Fransız teslim oldu. Römorkör ve muhriplerimiz bunu oturduğu yerden kurtardı. İstanbul’a getirilerek ilk mermiyi isabet ettiren nişancının ismine izafetle Müstecip Onbaşı namını vererek donanmamız meyanına alındı. Mütarekede İstanbul’a gelen Fransızlar, Turkuvaz’ı alıp götürdüler.

    Fransızların kaybettikleri bu 4 denizaltı gemisine mukabil İngilizler de AE2, E15, E7, E20 ve E14 denizaltı gemilerini kaybettiler ki bunlardan 800 tonluk AE 2 denizaltı gemisi 3 Nisan’da Marmara’da Sultanhisar torpitobotumuz tarafından top ateşiyle batırılmış, beyaz teslim bandırası çeken mürettebatı da esir edilmiştir.

    725/810 tonluk E15 denizaltı gemisi de 17 Nisan 915’te bataryalarımızın ateşi altında Kepez’de hasarzede olarak oturdu. Teslim olan mürettebatı, gemilerini imha etmeğe vakit bulmadan esir edildiler. Gemi, İngilizler tarafından yapılan hususî taarruzlarla tahrip edildi; bu esnada muhacim botlardan biri de top ateşiyle batırıldı.


    E7 Denizaltısı

    726/810 tonluk E7 denizaltı gemisi de 4 Eylül 915’te ikinci defa Marmara’ya geçerken pervanesini ağ maniasına taktırdı; takılı halde bulunduğu bir zamanda atılan su bombası gemiyi deniz üstüne çıkmaya icbar etti ve su üstüne çıkar çıkmaz karakol botlarımız tarafından açılan ateş üzerine teslim olan 31 mürettebatı esir edildi, gemi battı.

    725/810 tonluk E20 denizaltı gemisi de Çanakkale boğazında teslim olan Turkuvaz Fransız denizaltı gemisinde bulunan evrak meyanında, Turkuvaz ile E20’nin Marmara’da bir randevusu olduğu bilgisi elde edildi. 6 Teşrinisani 1915’te bu randevuya gönderilen U-14 Alman denizaltı gemisi tarafından torpidolanarak batırıldı ve mürettebatından 9 kişi esir edildi.


    E14 Denizaltısı

    725/810 tonluk E14 denizaltı gemisi ise Yavuz’un Nağra’da oturmasıyla onun işini becermek üzere Nağra’ya gönderilmişti. Fakat gemi Yavuz’u bulamadı. Gambotlara karşı attığı torpitosu, geminin yakınında bulunan enkaza çarparak infilâk etti. Bundan geminin kendisi zarar görerek dalamayacak hale geldi. Denizin üstünde seyretmek suretiyle boğazdan çıkmağa teşebbüs etti ise de bataryalarımız ve karakol merakibimiz bunu ateşe tuttular; teslim bandırası gösterdi. Ateş kesildi. Düşman yine kaçmağa teşebbüs etti. Düşmanın müteaddit kere yaptığı bu hileye tahammül edemeyen ve düşman denizaltı gemisini takip eden karakol botlarımızla bataryalar son defa düşmanı ateş altına alarak hatırdılar. Düşmandan 7 esir alındı.

    Bu veçhile Fransızlar cem'an 1708 ton maimahrecinde 4, İngilizler de takriben 3700 ton maimahrecinde 5 denizaltı gemisi kaybettiler, isimleri sayılan düşman denizaltı gemilerinden ikisi doğrudan doğruya ağa takılmak suretiyle hayatlarına nihayet vermişlerdir. Bunlardan başka İngilizler’in E 12 denizaltı gemisi de boğazdan çıkmak için Marmara’dan gelirken tam yolla ağı zorladı ve ağın bir parçasını kopararak sürükledi. Bundan kurtulmak için yaptığı manevralar esnasında su yüzüne çıktığı zaman botlarımız tarafından yapılan ateşle rahnedar olduğu halde boğazdan çıkmağa muvaffak oldu. Ağustos nihayetlerine doğru E2 denizaltı gemisi de Marmara’ya geçerken ağa takılmışsa da 10 dakika uğraştıktan sonra kurtulmağa muvaffak olmuştur. Bu esnada düşman neşriyatına nazaran karakol botlarımız tarafından bombalar atılmışsa da bunların küçüklüğü itibariyle düşmana tesiri olmamıştır.

    Düşman denizaltı gemileri gerek Marmara’da ve gerek Çanakkale Boğazı’nda topçu ateşimizle ufak tefek hasarlara da uğramışlardır. Binaenaleyh düşman denizaltı gemilerinin faaliyeti dolayısıyla tarafeynin doğrudan doğruya ve bilvasıta uğradığı ziyanları mukayese edersek bizimkisinin personel ve materyal itibariyle, gayrı kabili mukayese derecede pek büyük olduğunu görürüz. Bu da birinci derecede boğazı iyi kapayamadığımızdan, bu hususta hazırlıklı bulunmadığımızdan, ehemmiyetsiz gibi duran malzemeyi vaktiyle tedarik etmemekliğimizden ileri gelmiştir. Bununla beraber yarım yamalak, çürük çarık vesaitle yapılan bir tek ağ maniasının düşmana verdirdiği zayiat ise bu gibi maniaların, mayın maniaları ve karakol tertibatıyla iyi bir halde alâkalandırılması halinde çok muvaffakiyetli olacağını gösterir.

    Çanakkale Boğazı’nda ağ maniasına takılan denizaltı gemilerinin bundan sonra maruz kaldıkları ahval iki nokta-i nazardan şayan-ı dikkattir. Evvelâ bu hal, ikinci bir ağ maniasının da mevcut, bulundurulmasını icap ettirir ki, maatteessüf bu ikinci manianın şamandıraları, 1915 senesi Kânunuevvelinde ve ağ da 1916 senesi Şubatı nihayetine doğru konmuştur.

    Ağa takılan denizaltı gemilerini imha ve bir parça ağı yüklenmiş olduğu halde yollarına arızalı bir surette devam eden düşman denizaltı gemilerini muvaffakiyetle takip edemeyişimiz de burada kullanılan karakol botlarının esliha da dahil olduğu halde evsaf-ı amil olmuştur..."



    Derleyen: Yetkin İŞCEN

    (Ek denizaltı fotoğraflar: electrica)

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  2. #2
    RoadTripper adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-09-2004
    Mesajlar
    14,166
    Karizma Gücü
    10
    Baştan sona çok bilgilendiri bir çalışma olmuş.. Teşekkür ederim....

  3. #3
    AlpeR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-07-2004
    Mesajlar
    8,269
    Karizma Gücü
    9
    rica ederim.

    Ek olarak; yazıda bahsi geçen AE2 denizaltısı Çanakkale savaşlarında Osmanlı'ya ciddi zararlar vermiştir. Denizcilerimiz için bir kabus haline gelen AE2, kara savaşlarında ciddi kayıplar veren Avustralya'nın denizdeki tesellisi gibiydi.

    Beni övme sözlerini bırakınız. Gelecek için neler yapacağız, onları söyleyiniz !
    MUSTAFA KEMAL



  4. #4
    ortega adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-05-2005
    Mesajlar
    128
    Karizma Gücü
    0
    gerçekten harika bilgilendirici bi yazı cok teşekkürler savaşın gizli kalmış yönlerine ışık tutuyor.

  5. #5
    bbgen adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-12-2004
    Mesajlar
    1,264
    Karizma Gücü
    0
    Çok güzel bir çalışma olmuş,teşekkürler.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. MedTurk denizaltı kablosu koptu
    2005 Konuları bölümünde Dread tarafından açılmış
    Yanıt: 13
    Son Mesaj: 17.01.05, 21:57

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •