Ermeni sorununun temelinde, Batı’nın, onaylanmamış ve yürürlüğe girmemiş Sevr Andlaşması ile Ermenilere verdiği “Büyük Ermenistan” sözünün tutulamamış (!) olması yatıyor. Güncel çıkış noktası ise, “Ermenilere karşı soykırım” iddiaları olarak ifade ediliyor.
Konu, aşağıda açıklanacağı üzere, hukuki olmaktan çok politik ve diplomatik ağırlıklı. Bu nedenle de, kişinin bulunduğu politik konuma göre, “soykırım” iddiası temelinde irdelendiği gibi; “Ermeni ayaklanmaları ve buna karşı alınan önlemler” temelinde de irdelenmektedir. Genelde, hayatın ve özellikle de uluslararası ilişkilerin, hukuki ve insani açılardan –deyim yerindeyse- laboratuvar koşullarında cereyan etmediğini görmemezlikten gelecek kadar tarafsız olmayı fazilet sayan bir kısım aydınlar birinci yaklaşımı; konuyu politik, diplomatik, toplumsal, hukuki ve diğer tüm boyutlarıyla birlikte irdelemeyi, resmin bütününü görmeyi ve değerlendirmeyi akılcı bulan aydınlar ise ikinci yaklaşımı benimsemektedirler.
İnsan hakları hukuku çerçevesinde, bireylerin istedikleri gibi düşünme ve bunları açıklama özgürlükleri vardır. Buna karşılık, yargıç görevi ve yetkisi, yahut özel olan bir konuda akademik uzmanlığı olmamasına rağmen, bir kısım düşünürlerin kendilerini yetkili ve uzman kişiler olarak iç ve dış kamuoyuna takdim etmelerini, kesin yargılar belirtmelerini ve –resmî belgelere dayalı olanlar dahil- aksi yoldaki görüş ve değerlendirmeleri yok – hükümsüz (!) saymalarını, tümüyle iyi niyetli çabalar ve tesadüfler olarak kabul etmek de son derecede güçtür.
Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan arasındaki tüm konular, Lozan Barış Andlaşmasından da önce, iki özel uluslararası andlaşma ile çözümlenmiştir: Türkiye ve Rusya arasındaki 16 Mart 1921 tarihli Moskova andlaşması; Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki 13 Ekim 1921 tarihli Kars Andlaşması. Bunlar lex specialis (özel hükümler) içeren andlaşmalardır ve öncelikle bağlayıcıdırlar. Hukuki durum budur ve bunun ötesindeki tüm Ermeni girişimleri ve bunu tamamlayıcı faaliyetler, yeniden politik bir uyuşmazlık ortamı oluşturarak uzun dönemde yeni hukuki kazanımlar elde etmeye yönelik stratejik arayışlar – girişimler olarak değerlendirilmelidir. Bu olgu da yeni değildir. Ermeniler, Lozan Barış sürecinde de aynı mahiyette politik teşebbüslerde bulunmuşlar, ancak başarılı olamamışlardır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
