GIDISIN
Iki yaramaz cocuk gibiydik seninle bu ask oyununda. Sevdadan baska herseyin
konusuldugu, sevdanin ise suskunlukta dile getirildigi bir bilmece gibiydi
butun kurgu.
Ben basit bir dille seni istedigimi soylerken sana, sen; butunumdeki herseyi
isterken, butunumdeki herseyi elde etmenin korkusunu yasiyordun. Biraz da
senin korkunun yol gostericiliginde yuruyordu bu seruven. Belki bu yuzden
bunca col issizligina dususumuz, bunca corak dag yucelerinde dizlerimizin
kanamasi . . .
Sana her dokunusumda gozlerini kapatiyor, bu dokunusumun yara sagaltici
sevdasini yasarken , bir yandan da buna alismaktan korkup, gormeyecegin
seyin olmadigi yalanina yaratmaya calisiyordun. Gozlerini kapatip olani yok
varsaydigin her anda benim ismim, cismim, hissedislerim yok oluyor; sana
dokunan iki bilinmedik ele donusuyordu varligim. Olan her ne ise senin
reddedislerinde yokmus gibi geliyordu, ya da sen oyle saniyordun. Dedim ya
yaramaz iki kucuk cocugun oyunu gibiydi bizim dillenmemis sevdamiz. Ama sen
beni yok saydigin her an bana neler yaptigini bilmiyordun.
Sen belki oldugun yerde kaliyordun, giden ben oluyordum. Ama, ben hep seni
bulmak icin gidiyorken, sen; benim seni bulmalarim icin bekliyordun. Ustelik
sekil verilen olmaktan kacip, yasama sekil vermek istedigini soyledigin anda
yapiyordun bu eylemsiz sevda oyununu. Ben susuyor, ama suskunlugumda herseyi
sana veriyordum ve sevdamiza sekil verecegin ani bekliyordum.
Ama gidiyordun sen. Ustelik icindeki butun tutkuyu benim gelislerime dua
gibi serpistirirken gidiyordun. Ve sen gidisinle bana ne yaptigini
bilmiyordun. Hangi denizlerin iz yok, yol yok, nefes yok, kara yok
enginlerinde ulu orta biraktigini dusunmeden gidiyordun. Ustelik sadece
korktugun icin gidiyordun. Ve gidisin bana neler yapiyordu bilmiyordun.
Adi yoktu belki bu sevdanin. Sevda olmadigi icin degil, ama bu tanima giren
bir baska sevda olmadigi icindi tanimsizligi. Belki boylesi senin isine daha
cok geliyordu. Hic bir itirafa gerek kalmadan olabilecek olani korkunnu
yendigin ana saklayabiliyordun. Seninki basit bir umut oyunuydu sadece. Bu
oyunun tek bir oyuncagi vardi: Korku denen kirik bir cisimdi elindeki.
Ve sen geliyordun ara ara; her gelisinde soyleyebileceklerini benden
dinleyebilmek, kendinden emin olmak icin. Merakla tutku arasinda, hala seni
kesfedis sehvetinin surup surmedigini kontrol ediyordun. Bu senin oyununun
adina sevisme dedigin bolumuydu belki de. Varligini ve olmak istedigin
kimligi benim bu arayislarimda bulunca rahatliyordun belki de. Seni mutlu
edecek ne varsa duyuyor ve sonra yine gidiyordun. Ama gidisin bana neler
yapiyordu bilmiyordun.
Gidiyordun ya, gidisinin anlamini hic anlatmiyordum sana. Kendi ruhumun
kayit defterine isliyordum gidisinin anlamlarini. Ve sen gidisinle bana
neler yaptigini bilmiyordun.
Yine de dinlemek istiyorsan anlatayim, dinle guzel kadin: Dortnala giden
kisragin tokezleyip ayagini kirmasidir gidisin. Issiz bir toprak parcasinda
kisragi bekleyen tek sey olumdur artik. Yoklugun olumun baska bir anlamidir.
Ustelik hersey yasanmamisligin ustune kuruluyken ve ask, umut denen
renklerin icinde yasanirken henuz gidisini izliyor bu bakislarim. Tipki
ruyasinda sevilmenin o muhtesem sevismelerini goren ruhu ac birinin
uyandiginda gordugu bu ruyanin yasanan yoklukla kabusa donusmesi gibidir
senin sevdan. Tenimde tek bir dokunus olmadan yuregimi ele geciren kasirga
misali; hayalinin cennetinden, yoklugunun cehhenemine tutku ve huznun
bulastigi bir yolculuktur gidisin.. . . Ve sen; gidisinle bana ne yaptigini
bilmiyordun....
Gassan Satar


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


