• Reklam
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0

    Kadın ve erkeklerin sosyal münasebetleriyle ilgili fetvalar !!

    Alıntı tabip tarafından gönderildi.
    kardeş ben konuyu din işleri yüksek kuruluna mail atarak sordum.cevabı şöyle oldu dinen başka bir bayanla chat olsun vs. haram bana verilen cevap bu.yani böyle işler boş işler anlayacağın.
    Size cevap veren kişi kesinlikle ve kesinlikle islam hukukun da ehil olmayan bir insandır.
    Böyle birşey kesinlikle yoktur ve temelsizdir.
    Arkadaşlar size her fırsatta İlahiyatçı olduğumu söyledim.
    Eleştirilen tür ilahiyatçılardan olmadığımı da belirtmek isterim.
    Ayetlere, hadisi şeriflere hürmetim ve bağlılığım sonzudur.
    Akli yorumlar da bunları anlama yöntemimdir.

    Şu anda Diyanet işleri Başkanı olan Prof. Dr.Ali Bardakoğlu tam 3 sene bölüm derslerimize girmiştir. İslam Hukuku Bölümü eski başkanı olan (Hayrettin Karaman) gerek Türkiye de gerekse de Bütün İslam aleminde (sünni) fıkhi görüşleri kabul gören ve zamanımızın müctehidleri arasında gösterilen (müçtehid islami -fıkhi diyelim aslında- konularda hüküm verme selahiyeti bulunan kimse) bir insandır. Değil sadece Türkiye'de hemen hemen bütün islam ülkerinde kabul görmüş değerli bir ilim adamıdır.

    Bu insanın delilleriyle açıklamalarını aşağıda verdiğim siteden bulabilirsiniz.
    verdiğim konu başlıkları dışında da güncel mevzularda bu siteden oldukça faydalanacağınızı düşünüyorum

    Adminlere not : rica ediyorum verdiğim bu adresleri "reklam amacı var" zannedip editlemeyiniz. insanlara dinlerini öğrenmeleri için yol gösterecek ve kesinlikle topik başlığı ile alakalı sayfalardır.

    şu anda emekli olmuş İslam Hukukçusu Prof. Dr. Hayrettin Karamanın web sitesi :

    www.hayrettinkaraman.net

    kadınlarla tokalaşmanın dini hükmü :

    http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00203.htm

    kadınlarla birlikte oturmanın ve konuşmanın hükmü :

    http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00182.htm

    kadın şarkıcıları dinlemenin hükmü :

    http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00211.htm
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    08-04-2005
    Mesajlar
    238
    Karizma Gücü
    0
    teşekkürler verdiğin linklerdeki açıklamalar akla yatkın

  3. #3
    Barracuda1905 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2005
    Mesajlar
    25
    Karizma Gücü
    0
    Linklerden birini okudum digerlerini okumama gerek kalmadı.. Yazan kişinin ne kadar bilgili oldugu anlaşılıyor..
    Umarım yobazlarda anlar bunları..
    "Msnde kızlarla erkeklerin konuşması yasakmıdır " diye topic gördüm bugün ya bi çok kişi de destek verdi..
    Bunlar bizi eglendirmek için mi yapılıyor yoksa gerçekten bu düşüncede olanlar varmı..
    AKLIM ALMIYOR!!!
    Yedek Database =)

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    25-02-2005
    Mesajlar
    354
    Karizma Gücü
    0
    Verilen fetvalar dini yaşanılan duruma uydurma çabasından ibarettir.Diyanetin fetvasına itibar ederim.Bu zamanın içtihadları dünyaya bakıyor uhrevilikten uzak.Gerçi işin ruhsat tarafını göstermeye çalışıyor.Ama günümüze kadar gelen islamla bağdaşmıyor.Bediüzzamanın günümüze bakış açısı ve yaşayışıyla hiç bağdaşmıyor.

    BEŞİNCİSİ
    Üç nokta-i nazar, şu zamanın içtihadâtını arziye yapar, semâvîlikten çıkarıyor. Halbuki, şeriat semâviyedir; ve içtihadât-ı şer'iye dahi, onun ahkâm-ı mesturesini izhar ettiğinden, semâviyedirler.

    Birincisi: Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise, tercihe sebeptir; icaba, icada medar değildir. İllet ise, vücuduna medardır. Meselâ seferde namaz kasredilir, iki rekât kılınır. Şu ruhsat-ı şer'iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünkü illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz. İşte, şu hakikatin aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor. Elbette böyle içtihad arziyedir, semâvî değildir.

    İkincisi: Şu zamanın nazarı, evvelâ ve bizzat saadet-i dünyeviyeye bakıyor ve ahkâmları ona tevcih ediyor. Halbuki, şeriatın nazarı ise, evvelâ ve bizzat saadet-i uhreviyeye bakar; ikinci derecede, âhirete vesile olmak dolayısıyla, dünyanın saadetine nazar eder. Demek, şu zamanın nazarı, ruh-u şeriattan yabanîdir. Öyleyse şeriat namına içtihad edemez.

    Üçüncüsü:........ kaidesi, yani, "Zaruret haramı helâl derecesine getirir." İşte, şu kaide ise, küllî değil. Zaruret, eğer haram yoluyla olmamışsa, haramı helâl etmeye sebebiyet verir. Yoksa, su-i ihtiyarıyla, gayr-ı meşru sebeplerle zaruret olmuşsa, haramı helâl edemez, ruhsatlı ahkâmlara medar olamaz, özür teşkil edemez.

    Meselâ, bir adam, su-i ihtiyarıyla, haram bir tarzda kendini sarhoş etse, tasarrufâtı, ulema-i şeriatçe aleyhinde câridir, mazur sayılmaz. Tatlik etse, talâkı vaki olur. Bir cinayet etse, ceza görür. Fakat su-i ihtiyarıyla olmazsa talâk vaki olmaz, ceza da görmez. Hem meselâ, bir içki müptelâsı, zaruret derecesinde müptelâ olsa da diyemez ki, "Zarurettir, bana helâldir."

    İşte, şu zamanda zaruret derecesine geçen ve insanları müptelâ eden, bir beliyye-i âmme suretine giren çok umurlar vardır ki, su-i ihtiyardan, gayr-ı meşru meyillerden ve haram muamelelerden tevellüt ettiklerinden, ruhsatlı ahkâmlara medar olup haramı helâl etmeye medar olamazlar. Halbuki, şu zamanın ehl-i içtihadı, o zaruratı ahkâm-ı şer'iyeye medar yaptıklarından, içtihadları arziyedir, hevesîdir, felsefîdir; semâvî olamaz, şer'î değil. Halbuki, semâvat ve arzın Hâlıkının ahkâm-ı İlâhiyesinde tasarruf ve ibâdının ibâdâtına müdahale ve o Hâlıkın izn-i mânevîsi olmazsa, o tasarruf, o müdahale merduddur.

    Yirmi Yedinci Söz - s.214
    Rahmet-i İlâhiyeden ümit kesilmez.Cenâb-ı Hak, bin seneden beri Kur'ân'ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların(Türk Milletinin) muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir.

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0
    verdiğim isimleri tanımıyor olabilirsiniz.

    Hayrettin Karaman bu ülkenin diyanetindeki (diyanetişleri başkanı dahil) insanları yetiştiren insandır. ve diyanet ile bu insan arasında aykırı görüş olması ihtimali çok azdır.
    zira diyanet pek çok güncel fetvasını, İslam Hukukçuların senede birkez buluştukları İslam Hukuku Toplantılarında verilen hükümlere göre verir (yani icma'ya göre)
    Hayrettin Karaman bu toplantılarda pek çok sefer ülkemizi temsil etmiştir.

    Ve yaklaşık 30 yıl ilahiyat fakültelerinde İslam Hukukçusu olarak yetiştirdiği öğrencilerden çoğu bugün diyanet işleri başkanı, il,ilçe müftüleri olmuşlardır.

    diyanetteki kişinin ehil olmadığını söylemem de bundandır. zira şu anki başkan Ali Bardakoğlu derslerimize girmiş saygın bir hocamızdır ve Hayrettin Karamanın sitesindeki ddelilleri kullanarak aynı fikri paylaştığını muhtelif yerlerde ifade etmiştir.

    Üstat Bediüzzaman ın ifadeleri de pek tabiki de doğrudur.

    Fıkıh alt çizgiyi belirler, bu çizginin altına inme der.
    Takva ise bu alt çizginin çok üstüne bir çizgi çeker ve "bizim başlangıç noktamız burasıdır der"
    Bu yüzdendir ki helal olan bir çok şey BİLE takva gereği yapılmaz, ondan uzak durulur.
    mesela sofradan doymadan kalkma-hatta yaşayacağı kadar yemek- vs.

    Üstat hz. i takva sınırının şiarımız olması gerektiğini söylemiştir, doğrudur ama bu; bahsedilen hükümlerin dinen yanlış olduğu manasına kesinlikle gelmez.
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Erkeklerin kadın seçimlerinden tüyolar
    KADIN VE YAŞAM bölümünde Dostluk ve barış tarafından açılmış
    Yanıt: 33
    Son Mesaj: 06.10.11, 22:19

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •