• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    AŞIK Nizam'ül-Mülk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-08-2005
    Mesajlar
    34
    Karizma Gücü
    0

    Halid bin Velid(radıyallahu anh)

    Bilirsiniz Resulullah Efendimiz emirlere meliklere elçiler gönderir, onları İslama çağırırlar. Hâris bin Umeyr’i de (radıyallahu anh) Busra Emiri Surahbil bin Amr el-Gassânî’ye yollarlar. Genç sahabe davet mektubunu zarafetle sunar ancak gözünü kan bürüyen küstahlar “elçiye zeval olmaz” hükmünü umursamaz, ellerini kana bularlar.
    Efendimiz müminlerden birinin ayağına diken batmasına dayanamaz, katl haberi gelince evladını kaybetmişcesine üzülür ve derhal bir ordu toplar. Veda Tepesine kadar gelip, mücahidleri uğurlar ve “Kumandanınız Zeyd bin Hârise’dir” buyururlar “Eğer o şehîd olursa, yerine Ca’fer bin Ebî Tâlib geçsin. O da şehîd olursa, yerine Abdullah bin Revâha geçsin. Eğer o da şehid olursa, aranızdan münâsip gördüğünüz birini seçer ve tâbi olursunuz.”
    Plana göre 3 bin mücahid baskınlar yapacak, esirler alacak Gassanileri korkutacaktırlar. Ancak iş beklenmedik bir mecraya girer, Bizanslılar 100 bin kişilik güçlü bir orduyla gelip Surahbil bin Amr’a destek olurlar. Üstelik bunlar disiplinlidirler, yürüyen duvarlar gibi ilerler, gök renkli zırhlar kullanırlar. Sahabeler Mute köyünde durup bir durum değerlendirmesi yaparlar. İstişare toplantısında savaş kararı çıkar, “yenilirsek yenilir, ölürsek ölürüz” der meydandan kaçmazlar.


    Sancak ehline
    Mute civarı ağaçlık çalılıktır, Bizanslılar Müslümanların sayısını tespite muvaffak olamazlar. Nitekim cenk başlar ve buyrulduğu gibi Zeyd, Ca’fer ve Abdullah (Radıyallahü anhüm) şehîd olurlar. Sancağı eline geçiren Sâbit bin Akrem “şimdi yeni bir komutan seçmenin vakti” der ve arkadaşlarına fikirlerini sorar. Birçokları “sen ol” deseler de “işi ehline vermek gerek” deyip sancağı Halid bin Velid’e sunar.
    O gece müminler sabaha kadar, gider gelir, ortalığı nal sesleriyle deve böğürtüleriyle çınlatırlar. Gün aydınlandığında İslam mevzileri bayrak ormanına dönmüştür, bir telaş bir koşuşturmaca... Hazret-i Halid sağdakileri sola kaydırır, soldakileri sağa. Arkadakileri öne getirir, öndekileri arkaya. Yeni yeni simalarla karşılaşan Rumlar Medine’den takviye geldiğini sanırlar.
    Usta komutan fırsatı kaçırmaz, kuvve-i mâneviyeleri sarsılan Rumları bunaltır, hücum üstüne hücum yapar ve Cenab-ı hakkın izni keremiyle muhteşem bir zafere imza atar.


    Mürtedlerin kâbusu
    Mekke’nin fethinden sonra; Evtas, Sakîf ve Hevâzîn kabîleleri birleşerek müminlere saldırırlar ama Hazreti Hâlid’i aşamazlar. Huneyn, Tâif , Tebük seferine de katılan Halid bin Velid sadece kuru bir cengaver değil, zarif bir tebliğcidir. Nitekim Efendimizin emriyle Benî Huzeyme kabîlesini İslama çağırır ve gönüllerini almasını bilir. Ardından Hâris bin Kâ’b oğullarına gönderilir. Elini kılıcına atmadan anlaşma sağlar ve onlara da dinimizi öğretir.
    Hazret-i Halid Efendimizin vefâtlarından sonra, ortaya çıkan yalancı peygamberlere fırsat tanımaz, Tuleyha ve avânesini dağıttıktan sonra, fitnecileri tek tek yakalar, derdest edip Medine’ye yollar. Nitekim Müseylemet-ül-Kezzab’ın ordusunu da (Yemâme’de) yener ve Arabistan yarımadasında huzur ve sükunu sağlarlar.


    Cepheden cepheye
    Ve sıra gelir İslam’ın ülkeler ötesine yayılmasına... Hazret-i Ebû Bekir tarafından, Irak cihetine gönderilen Hâlid bin Velid’in karşısına 30 bin İran askeri çıkar. Bunları Muzar muharebesiyle nehre döker, çoğu boğulurlar. Ünlü Sasani komutanı Hürmüz o kadar çaresiz kalır ki öfkesinden saçını başını yolar. Henüz hadisenin şaşkınlığı yaşanırken Kesker’deki İran garnizonuna bir gece baskını yapar, Mecusilerin hezimeti öyle nettir ki İranlı komutan dert sahibi olur, kederinden yüreği çatlar. Elis’te de benzer şeyler yaşanır ve artık Acemler Müslümanların karşısına çıkamaz olurlar.
    Mücahidler Hîre Kale’sini kuşatınca Vali görüşme talebinde bulunur ve kendilerinden “ne istenildiğini” sorar. Hazret-i Hâlid açık konuşur “Sizi İslâma dâvet ediyoruz. Eğer kabul ederseniz kardeş bilir bağrımıza basarız, bizimle aynı haklara sahip olursunuz. Yok Müslüman olmazsanız cizyenizi verir, bayrağımız altında yaşarsınız. Ama bunu da kabul etmezseniz, bilin ki bu ordunun şehadete olan aşkı sizin yaşamaya olan hırsınızdan kat be kat fazladır.”
    Heyetin içinde bulunan Abdülmesih adlı bir lider “tamam” der, “sizinle Milletimin arzûlarına uygun olan bir anlaşma yapabileceğimizi sanıyorum.” Bu arada cebinden küçük bir şişe çıkarıp ilave eder. “Aksi halde bu zehiri içerek hayatıma son vermekten kaçınmam!”
    Hâlid bin Velid zehiri Abdülmesih’in elinden alır ve “Bismillâhillezî lâ yedurru.....” duasını okuyarak yudumlar.


    Rehavet yasak
    Hireliler tutulur kalır, Hâlid bin Velid’in niye ölmediğine şaşarlar. Bakarlar büyük sahabede hiçbir değişiklik yok onların Allahü teala tarafından korunduğuna inanırlar. Neticeyi merakla bekleyen ahaliye “bedenlerine zehir tesir etmeyen bir kavmin yanından geliyoruz” der, anlaşmaktan başka çareleri kalmadığını anlatırlar. Anbar Kalesi de sulhu arzular, ancak Mehran’lılar çözümü kanda arar ve Aynüttemr’de ve Dûmet-ül Cendel’de derslerini alırlar.
    İran, Arap ve Bizans ordularını perişan edip, zaferden zafere koşan Halid Bin Velid muharebeyi başlamadan bitirmeye bakar. Bir kere ünü kendisinden evvel savaş mahalline varır, düşmanın kalbine korku salar. Dövüşe önce kendisi girer, mücahidler tutulmaz olurlar.
    Gün gelir İslam askeri “başımızda Halid bin Velid olduktan sonra kaybedecek değiliz ya” demeye başlarlar. Hazret-i Ömer(radıyallahu anh)rehavetten hiç hoşlanmaz, kimsenin aklına gelmeyecek bir şey yapar. Anlı şanlı Halid’i komutanlıktan alır ve bir erin emrine koyar.
    Ahmet Sırrı Arvas
    Türkiye Gazetesi

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    25-02-2005
    Mesajlar
    354
    Karizma Gücü
    0
    Allah cc onlardan razı olsun.İslam için her şeyi göze alanlardı.Bizede böyle fedakarlık ihsan eylesin.Amin.

    Paylaşım için teşekkürler.
    Rahmet-i İlâhiyeden ümit kesilmez.Cenâb-ı Hak, bin seneden beri Kur'ân'ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların(Türk Milletinin) muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir.

  3. #3
    AŞIK Nizam'ül-Mülk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-08-2005
    Mesajlar
    34
    Karizma Gücü
    0
    Halid Bin Velid (radıyallahu anh) 'ın menkıbelerine devam edelim...
    O yıllarda Fırat sahilleri asker sevkiyatı için çok önemlidir. Hazret-i Halid komutasındaki mücahidler, Rumlar ve İranlıların müşterek ordusu ile çetin bir muharebe yapar ve yöreye kesinkes hakim olurlar. Ardından Busralılarla (cizye ve haraç almak şartıyla) anlaşır, halkın can ve mal emniyetini sağlarlar. Bizans imparatoru panik içindedir, kardeşini 80 bin kişilik bir orduyla bölgeye yollar. Halid bin Velid bunları Ecnadeyn Savaşı’nda rezil rüsva eder, Müslümanlara Suriye ile Filistin’in kapılarının açar.
    Ve sıra gelir Şam’a. O günlerde güçlü bir Hristiyan merkezi olan Şam çok iyi korunmaktadır. Müslümanlar aylar süren kuşatmadan bir netice alamazlar. Halid bin Velid saldırıları seyrekleştirir, havayı soğutmaya bakar. Olacak bu ya o günlerde Patriğin oğlu olur ve büyük bir şenlik yaparlar. Kazanlar kurulur, fıçılar çıkar. Hazret-i Halid fırsat bu fırsat der, gece yarısı şehre sızar. Rumlar neden sonra uyanırlar ama meğer ki geçmiş ola.

    Zor savaş
    Papazlar Şam’ın elden çıkmasını hazmedemez, Diyar-ı Ruma (Anadolu’ya) geçer, kapı kapı dolanırlar. Tam 240 bin asker ve gönüllüyle Yermük’te toplanır “Medine’ye Medine”ye” diye çığlıklanırlar.
    Vaziyet gerçekten naziktir, Halid bin Velid bugüne kadar komuta ettiği en büyük ordunun önüne geçer lakin yine de 6 Hristiyan’a bir Müslüman düşer. Kadınlar bile silah kuşanır ama bu oranı bozamazlar. Sayı dengesini kuramadıklarına göre yapılacak tek şey vardır, daha iyi savaşmalıdırlar...
    Muharebe öncesi Rumlar bir bedeviyi İslam ordusu içine sokarlar. Geri dönen casus “Bunlar” der, “gündüz talim yapıyor, geceleri ibadet ediyorlar. Uykudan filan haberleri yok, fevkalbeşer olmalılar.”
    Saflar dizilirken Bizans ordusunun komutanlarından General Cerece (Yorgi) öne çıkar, Halid bin Velid’in yanına yaklaşıp sorar: “Ey Halid! Allah’ın, Peygamberiniz’e bir kılıç indirdiği, onun da bu kılıcı sana verdiği doğru mu?”
    - Hayır öyle bir kılıç yok.
    - Peki bu Seyfullah (Allahın kılıcı) adı nereden geliyor?
    - Bu bir lakaptır o kadar ama şu var ki Allah’ın resulü bize dua buyurdular.
    - Peki sizin Peygamberiniz insanları neye davet ediyor?
    Hazret-i Halid ona kısaca Efendimizi ve tebliğ ettiği dini anlatırlar. General çok hislenir ve “öyleyse” der, “benim de sizin saflarınızda bulunmam gerekiyor!”
    General bir çadırda gusledip iki rekat namaz kılar ve ak sarıkla meydana çıkar.
    Hâlid bin Velid ordusunu biner biner ayırır, her bölüğe bir kumandan tâyin edip onları yetkilerle donatır. Çarpışma o kadar sert ve kanlıdır ki öğle ve ikindi namazlarını îmâ ile kılarlar. Bu arada Bizanslılar Yorgi’ye çok kızar, sayıp söverek üstüne çullanırlar. Nitekim onu sıkıştırmaya muvaffak olur ve hiç acımazlar.
    Kısmete bakın. Böyle bir orduda şehadete kavuşmak herkese nasip olmaz.
    Halid bin Velid 240 bin kişiyi karşısına almaz, usta manevralarla merkeze yüklenip komuta kademesini dağıtmaya bakar. Düzensiz kalabalıklar ipi kopmuş gerdanlık gibi dağılırlar.
    Bu savaşta 100 binden ziyade Haçlı öldürülür, 3 bin Müslüman şehadet şerbetini yudumlar...
    Hâlid bin Velid, 642 yılında Humus’ta hastalanır. Mübarek bakar bu yatışın kalkışı yok, arkadaşlarını çağırıp helalleşir. Kılıcının kabzasını şefkatle okşar ve “elimde nice kılıçlar paralandı” buyururlar, “ama bu ölümüme şahit olacak. Şu işe bakın yatak yüzü görmeyen vücudum yatakta eriyor. Ah Hâlid ! Şehîd olamayan Hâlid! Vücûdumda bir karış yer yok ki, kılıç, ok, mızrak değmesin. Ölümü daima meydanda ve atımın üzerinde bekledim, ama harp, benim etimi çiğneyemedi. Elde etmediğim makam kalmadı şehîdlik hariç.”
    Hazreti Hâlid’in bir ara gözleri dalar, Yermük Savaşını hatırlarlar.
    Ah Yermük! İnsan kanlarının sel gibi aktığı Yermük! O ne soğuktu, gökten boşanan yağmura karşı, kalkanımın altında sabahladığım geceyi unutamam. Ah Yermük! Senin şiddetin Mûte’yi bile hafızamdan sildi. Ey yakınlarım! Cihâda sarılın! Bu topraklar ancak cihâdla korunabilir. Yermük’te Rumları yendik ama bu iş bitmedi, daha nice savaşlar olacak, çok kan akacak. Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında, Allah Allah nidâlarıyla insanlara dar gelen Yermük Vâdisi’nde hissediyorum. Vallahi Rabbimden, beni her gazâda diriltmesini ve savaşın hakkını vermeyi dilerim...”

    Mezarımı kılıcımla...
    Hazret-i Hâlid biraz sustuktan sonra, “Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın!” buyururlar, “Bugüne kadar ben onu taşıdım şimdi o beni taşısın” diyerek kılıçlarına dayanır, Azrail aleyhisselamı ayakta karşılar...
    “Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip değilim. Atımı, gözü kara bir yiğide verin! Kılıcımı da mezarımı kazmakta kullanın, zira cengaverler kılıç şakırtısından zevk alırlar” der ve yığılırlar. Son sözleri Kelime-i şehadet olur yüzlerini manalı bir tebessüm ve derin bir sürur kaplar.
    Hazret-i Hâlid’in kabri, Humus şehrinde, kendi adını taşıyan camidedir. II. Abdülhamîd Han külliyenin tâmir ve tezyini için hiçbir masraftan kaçmaz.

    Asker ne yiyor?

    Suriye taraflarında yapılan bir savaşta ordu istirahate çekilir, sofralar kurulur. Sofra dediysek ılık su, kuru ekmek ve üç beş hurma...
    Halid bin Velid’in önüne yumuşak ekmek ve soğuk su konulunca sorar “nerden geldi bunlar?”
    -Bunlar derin bir çukurda saklandı. Bu yüzden ekmekler kurumadı, su soğuk kaldı.
    -Askerlerim de bunlardan mı yiyor?
    -Hayır!
    -Bana da onların yediklerinden getirin. Bunları erlerime dağıtın!
    Ahmet Sırrı Arvas
    Türkiye Gazetesi

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •