Bir bilebilsem, geceleri kan uykudan, kan terde niçin uyandığımı, çığlıklarımın niçin beni yalnız bırakmadığını ... Ah!... bir anlayabilsem, etrafımda binlercesi varken, eğim az yokuşa döndüğünde niçin uzaklaştıklarını? Bir kabullenebilsem, güneşinde karaya çalacağını, yağmurlarında çamur yağacağını, yemyeşil ormanların durup dururken sararıp solacağını, toprağın mis değil kan kokacağını, günün birinde insanlığımın kuruyacağını, insafsızca unutulacağımı bir kabullenebilsem ...
..........ziyan yıllar takvim yaprağından, bir, bir eksiliyor. Solup düşen gençliğim, eriyip giden bedenim, kocayan yüreğim benden her gün bir adım daha uzaklaşıyorlar. Bazen yalan dostlarım gibiler. Bütün bedenimi sorguluyorum, ruhuma olan düşmanlığınız niçin ?... Hani tek dost sizlerdiniz, ne oldu ?...
Hayat çala kaşık yağmalanmakta, bu serüven nerede biter belli değil, doğayı algılamaya çalışıyorum. Dün gece alaca karanlıkta yarasaları seyrettim, oradan oraya uçup sağa sola çarpıyorlardı, ay ışığında kabus gibiydiler, bir an içim ürpermişti ... Sonra fark ettim, arkalarında daha irice bir kuş onları kovalıyordu ... Zannedersem bir baykuştu ... Ne çare ki gerçekti, can hır aş kaçışları kendilerinden daha irice bir canlının onları yok etmeye çalışmasıydı. Kahretsin !... Böyle olmak zorunda mıydı ... Hayat işte ...
Şimdilerde sadece nefes alıyorum. Geçip giden zamana, pejmürde yaşantıma, soluk benzime, kocayan yüreğime inat yaşıyorum ... Sevgiye, acıya dair ne varsa umurumda değil, biliyorum bir gün kuruyup, unutulup gideceğimi ...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

