Suratsız Bir Geceydi...
Suratsız bir geceydi, içimdeki kirliliği kelimelerime gömen.
Bir mezar taşı diktim yenilgilerimin gölgesine.
Üstüne ismimin baş harfini kazıdım.
İsminin baş harfini taç yaptım suratsız gecelerime.
Dönesin diye bekledim hep gidişlerinde.
Ve manalar aradım gülüşlerinde.
Güneşin doğmak bilmediği bu zaman diliminde,
Suratsız insanlar yaşardı,
Çatıları mezar taşlarından evlerinde.
Çatıların altında,
Sıcacık yuvalarında
Yenilgilerinin sıcaklığıyla ısınırken
Ve bir tutam üşümenin hayaliyle birbirlerine sarılmazken,
Ben çatısız bir aşkla donuyordum her gece.
Sarılıyorum şimdi bir tutam yenilginin sıcaklığını umarak
Hazan dolu beline.
Nice selvilerin gölgelerinde,
Filizlenirken uzak, yasak aşklar,
Ben senin çıkıp geldiğin tepeleri izlerim.
Ve güneşin doğacağı rivayet edilen senelerin ismini sıralarım;
Umut, Ümit, Hayal diye.
Zamanla sarmaşıklar üzerini sarıp kapatınca
Özenle kazıdığımız yasak umudun son izlerini,
Yenilgilerimin yeşerdiği bu ağacın kabuklarından...
Sonra çevresinde zararlı otlar türeyince
Ve bakan olmayınca bu ufacık bahçeye,
Bende başka bir mezar taşı diktim, mağlubiyetler kahvesine.
Çayımı yudumlarken çiçekler ördüm,
Taç yaptım otlardan ve
Süsledim bekleyişlerimi.
Yağmurlu gecelerde,
Penceremden izlerken kaçamadığım özlemini,
Manalar ördüm yünlü ve sıcak.
Onlara sarılıp ısındım soğuk, yalnız gecelerde.
Sana sığındım sadece,
Ve üşüdüm hep manasız gülüşlerinle.
Oysa bilmiyorsun sen,
Ben gizli gizli,
Biriktiriyorum bunca zamandır
O manasız gülüşlerini.
Kesip kesip onları, zor yetişen değerli anlardan,
Süssüz, dikkat çekmeyen bir kutuda saklıyordum.
Ve gözyaşlarımdan yalnızlıklar yetiştiriyordum,
Fırsatın olsun doldurasın gecelerimi diye.
Gittiğin vakit, önce onları suluyordum,
Sonra masamın başına oturup çalışmaya başlıyordum.
Her bir gülüşünü kesip, biçip,
Nicedir bir mana yaratmaya çalışıyorum.
Manasızlık yakışmıyordu çünkü aramızdakine...
Ve hiç hoş durmuyordu gülüşünde.
İşte bende
Bile bile tüm yasakları çiğniyorum gittiğin vakitlerde.
Sana “Umut” ismini takıyorum.
“Hayal” aramızdakine.
Ve Kesip bunları takvimime yapıştırıyorum,
Güneşin doğacağı rivayet olunan senelerin isimlerinin yerine.
Aman görmeyesin diye
Onu da gizliyorum
Gülüşümün ardına.
İnanmıyorsun sen ama
Ben seni seviyorum.
Anlamıyorsun sen ama
Ben “Biz” e inanıyorum.
Ama yine de biliyorum ki gideceksin sen.
Buruşturup tüm kesip biçtiğim gülüşlerini atıvereceksin çöpe.
Alıvereceksin ödünç sevdanı ellerimden.
Sileceksin ismini suratsız gecelerimden.
Biliyorum...
Bir mezar taşı dikeceğim şimdi,
Kelimelerimin arasına.
Şifreli bakışlarla süsleyeceğim her harfini.
Takvim yapraklarını yakacağım umudun niyetine.
Isıtır mısın beni?
Umudum olur musun?
Yasağa karşı gelip uzatır mısın elini?
Üşümekten nefret ederim ki,
Donarak ölmek hiç istemiyorum.
Korur musun beni soğuktan?
Bedenini yaslayıp, tenini kalkan eder misin korkulara?
Bir başına kalsanda, bir başıma kalsamda....
Gömüp geçmişi bir mezara,
Yepyeni bir gelecekle örülmüş bir aşkın duvarlarının arasında,
Mezardan bir çatının altında,
Isınır mısın koynumda?
Isıtır mısın özlemeden soğuğu?
Kasım 2003 İstanbul
İbrahim Tolga Özsoy


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


