• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    destina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-11-2004
    Mesajlar
    1,740
    Karizma Gücü
    0

    Philip Sidney (1554-1586)

    Hayatı

    Sidney , 30 kasım 1554 yılında , İngiltere'nin Kent şehrinin Penhurst kasabasında , aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu.Babası , sir Henry Sidney ; annesi ise , Northumberland dükünün kızı Mary Dudley idi.Sidney , Kraliçe Elizabeth'in gözdesi olan Earl of Leicester'in de yeğeniydiAilenin en büyük oğlu olan Sidney , aynı zamanda , İspanya Kralı II. Felipe'nin de vaftiz oğluydu.

    I. Elizabeth tahta çıkınca , babası ; önce Galler'de mahkeme başkanı , daha sonra ise , 3 kez İrlanda Kral vekili olarak görev aldı.Sidney , 10 yaşında Shrewsbury okuluna , 1568 yılında ise , Oxford'daki Christ Church'e gitti.Burada 3 yıl kaldıktan sonra , mayıs 1572 ile haziran 1575 yılları arasında Avrupa'yı dolaştı.Fransa'dayken 24 Ağustos 1572'deki , Protestanların toplu kıyıma uğradıkları Barthelemy katliamına tanık oldu.Sidney , Avrupa'daki gezileri sırasında ; Latince , İtalyanca ve Fransızcayı öğrendi.Avrupadan dönüşte , Kraliçe Elizabeth onun için , "Tacımdaki mücevherlerden biri" demiştir.

    1576 yılında , bir törende , Kraliçenin kadehini taşıyan babasının yerini alarak , ilk kez saraya girdi ve Kraliçenin sempatisini bir kez daha kazandı.22 yaşındayken Avrupa'nın en olgun devlet adamı olarak anılıyordu.Şubat 1577'de , Alman prenslerin , Avrupa'da kurululacak bir Protestan birliğine nasıl baktıklarını öğrenmek amacıyla Almanya'ya gönderildi.1581 yılında , Kent şehrinin temsilcisi olarak parlementoda görev aldı.1583 yılında , şövalyelik ünvanı aldı.Bu arada , yabancı devlet adamlarıyla yazıştı.Ayrıca ; Alman prens Kasimir , Portekiz'li Dom Antonio ve İskoç lordlarıyla görüşmeler yaptı.

    Sidney , Amerika kıtasının keşfine ilgi gösteriyordu.Denizci , sir Martin Frobisher'in gezilerine destek sağladı.İngiliz kaşif Richard Hakluyt , yazdığı keşif öyküleri kitabını ona adadı.Kraliçenin kendisine önemli bir görev vermeyeceğini anlayınca tüm çabasını edebiyata yöneltti.1578'de "Mayıs Kraliçesi" 'ni , 1580'de "Arcadia" 'yı yazdı.Halası olan Huntington kontesi , vasiliğini üstlendiği Penelope Devereux'yü 1581 yılının başlarında saraya getirdi ve aynı yıl lord Rich'le evlendirdi.Ancak Sidney , Penelope'a aşıktı.Onun için , 1582'de "Astrophel ve Stella" 'yı yazdı.Aynı yıl şiirin savunmasını da yazdı.1584 yılında , "Arcadia" 'yı yeniden yazmaya girişti.Daha sonra ise , Eski Ahit'in "Mezmurlar Kitabı" üzerine bir yorum yazdı.

    Sidney , Temmuz 1585'te Warwick kontu olan amcasıyla birlikte , Kraliyet Ordusu Gereçler Kurumu'nun başına getirildi.Sidney , daha sonra , İspanya egemenliğine karşı başlayan ayaklanmaya , destek vermek için , I. Elizabeth'in Hollanda'ya yolladığı birliklere katıldı.Orada Leicester kontu'nun komutasında çarpıştı.Ardından Flushine kentinin yöneticisi ve bir süvari bölüğünün komutanı oldu Eylül 1586'da İspanyolların Zutphen kentine malzeme göndermesini engellemek amacıyla düzenlenen bir harekata gönüllü olarak katıldı.Düşman hatlarına karşı 3 kez saldırıya geçti 22 eylül 1586'da bacağından bir yara aldı.Bir söylentiye göre ; yaralandığı zaman , yanında can çekişen bir erin "su , su" diye inlediğini görmüş ve matarasındaki son suyu , o ere vermiştir.Daha sonra atını sürerek , savaş alanından çıkmayı başaran Sidney , tedavi için Arnhem'e getirilmiş ancak , 17 kasım 1586'da yarası mikrop kaptığı için ölmüştür.


    Eserleri

    1) Mayıs Kraliçesi 1558

    Sidney'in Kraliçe I. Elizabeth için yazdığı , kısa bir pastoral oyun.

    2) Arcadia 1580

    Bu eser , karmaşık bir olay örgüsü içeren 180.000 sözcükten oluşmaktadır.

    Sidney , içinde şiirler de bulunan "Arcadia" 'yı ; başka bir soylu gençle tartışarak Kraliçeyi kızdırdığı ve saraydan bir süre uzaklaşmak zorunda kaldığı sırada yazmaya başlamıştır.Sidney , 1580 yılında , eserini yazmaya başladığında , hem kız kontes Pembroke'un hoş zaman geçirmesini , hem de ahlaki öğütler vermeyi amaçlamıştır.

    Eserde ; Arcadia Kralının iki kızına aşık olan iki prensin , saraya giysi değiştirerek girmeleri ve bunlardan birine kız zannederek Kralın , diğerine de erkek olduğunu anlayarak , Kraliçenin aşık olması ve sonunda gerçeğin açığa çıkmasıyla , iki prensin , prenslerine kavuşmaları anlatılır.

    Sidney , bu eserini beğenmez ve ölümünden sonra yok edilmesini istermiş.Eserini ; yüzeysel bir biçimde ele alınmış olan , yüzeysel bir eser olarak nitelendirmiştir.Sidney , 1584 yılında , eseri tekrar düzenleyerek yazmaya başladı.Eserin , tek yönde gelişen kurgusunu tümüyle değiştirecek , iç içe geçmiş olaylar zincirine dönüştürdü."Arcadia" 'nın gözden geçirilmiş metni , tamamlanmamış biçimiyle , 1590 yılında , kız kardeşi kontes Pembroke tarafından yayınlanmış ; bu yüzden , "Kontes Pembroke'un Arcadia'sı " olarak anılmıştır.1593 yılında ise , ilk bölümden alınan bölümlerle , tamamlanarak yayınlanmıştır.Tamamlanmamış olmasına rağmen , bu eser , 16. yüzyılın en önemli düzyazılarından biridir.

    3) Astrophel ve Stella 1582

    Sidney'in , Penelope Devereux'ye olan aşkını anlattığı eseri.Astrophel ,"Yıldız seven" ; Stella ise , "Yıldız" anlamına gelmektedir.

    Sidney , Penelope'a , gençliğinde Stella adını takmıştı.Ancak onu çocukluğundan beri tanıdığı halde , ona tutkun olduğunun farkında değildir.Babası Penelope'u , Sidney'e vermek ister.Ancak Penelope , 18 yaşındayken , zorla lord Rich'le evlendirilince ; Sidney , büyük üzüntüye kapılır ve onu sevdiğini anlar.

    Astrophel ve Stella , 108 soneden oluşur.İnce zekanın ürünü olan bu tutkulu soneler , Elizabeth dönemi şiirinde bir dönüm noktasıdır.Bu şiirlerin , diğer aşk şiirleri gibi , yapay izlenim yerine , içtenlikle yazılmış izlenimini vermeleri ; Shakepeare'in sonelerinden sonra , çağın en güzel aşk şiirleri olmalarını sağlamıştır.

    4) Şiirin Savunması 1582

    Sidney'in , en önemli düzyazısı.Eser ; dar kafalı bir Püriten yazar olan Stephen Gosson'un , 1579 tarihli , "Aldatma Okulu" adlı eserini , Sidney'e adaması üzerine yazılmıştır.Gosson , bu eserinde ; şairleri , tiyatrocuları ve müzisyenleri kıyasıya eleştirmiş ve onları toplumun en zararlı insanları saymıştır.Ona göre ; şairler , "Yalancıların babası" 'dırlar ve şiir , bir ülkenin bütün gücünü yok eder.Sidney , bu sataşma üzerine bu savunmayı kaleme almıştır.

    Sidney'in yazısının yapısı ve konuşma tonu , üstünkörü savları yıkmak istemediğini gösteriyor.Gosson'un yanlışları , onu daha çok düşünmeye itmiş , şiirin kökeni ile varlığını soruşturmuş ve İngiliz şiirinin evrensel edebiyattaki geleneksel yerini araştırmıştır.Eski edebi örnekler , ona , ölçüt hizmeti sunmuştur.Eser , gerçekten polemikçi bir karakter taşımasına rağmen ; toplumda , şairin görevlerine yapılan yüceltimlerin izlerini taşır.

    Sidney'in eseri , kendi çağındaki İngiliz şiirinin durumu üstüne eleştirel bir tartışma konusu olarak değerlendirilebilir.Bu tartışma , belgesel bir nitelik taşımaktadır.Eser ; şiirsel nitelikleri yanında , kendi tezini de geliştirmektedir.Bu deneme , klasik kuralları izleyen , İtalyan incelemecilerinin düşüncelerini paylaşmaktadır.Aristo'yu iyi bilen Sidney ; bu yazısı ile , o zamana kadar pek tanınmayan düşünürü , İngiltere'ye tanıtır.Sidney klasik bir savunmayla , eserini özenle tasarlamıştır.Yazılarında , uygar ancak düzenlemesi katı olan bir yapı vardır.Özellikle tekrarlardan kaçınır.Tartıştığı konu , şiirin üstün öğretme gücünden öte ; verdiği esinle , onun ilgilenmek. zorunda olduğu ve kaynağını Eflatun'dan olan bir doktrindir.İşte bu güç , şairlerin ; topluma ve ahlaka olan sunumlarıyla , filozoflardan ve tarihçilerden üstün olmalarını sağlar.

    Sidney , şiirin sahip olduğu gücü betimlerken , "Evren , bronzdan yapıldıysa eğer ; şiirler de , doğadan altın yapabilirler" der.Sidney için şiir , her türlü bilimin kaynağıdır.Şairler ; yasaları yapanlardan da , filozoflardan da , tarihçilerden de üstündür.Her ülkede uygarlık , onunla başlar.Şairler , geleceği gören kahinlerdir.Onlar bize , bir yandan haz verirken , diğer yandan da eğitirler.Şairler sayesinde daha erdemli oluruz.Sidney'e göre ; filozoflar , ancak bilgili olanlar tarafından anlaşılacak biçimde , bilgiler öğretirler.Oysa , şairleri herkes anlar.Sidney , eserinde Chaucer'dan başlayarak , belli başlı şairleri ve onun yazarlarını incelemiş ; şiiri iyi değerlendirirken , tiyatro için yanılgıya düşmüştür.Ölümünden on yıl sonra , İngiliz tiyatrosunun en parlak döneminin başlayacağının farkında değildi.

    Sidney , komedyanın , günlük kusurları taklit ettiğini ve onlarla alay ederek , kişiyi bu kusurlara karşı uyardığını ; trajedinin ise , aynı uyarıyı üstü kabuk bağlamış yarayı deşerek yaptığını ileri sürer.

    Sidney , eski Yunan ve Roma tiyatrosunun klasik kurallarına bağlıydı.Yani komedi ile trajedinin birbirinden kesinlikle ayrılmasını ve 3 birlik kuralına uyulmasını savunuyordu. Oysa , Elizabeth çağı tiyatrosu , komedi ve trajediyi birleştirmişti.Sidney , kendi çağının tiyatrosunun ; klasik kurallara uymadığı halde , ilerde , özgün ve büyük bir tiyatro olabileceğini sezemedi.

    Sanatı

    Sidney , Rönesans eleştirel düşüncesinin , İngiltere de tanınmasını sağlamıştır.Şiirlerini zevk için ve sarayı memnun etmek için yazıyordu.

    Sidney , bilim ve sanata büyük ilgi duyuyordu.Ressam Nicholas Hilliard ile güzel sanatlar ; bilim adamı John Dee ile de kimya üzerine tartışmalar yapar , bilginleri ve edebiyatçıları korurdu.İngiliz ya da Avrupalı yazarlara ait 40'ı aşkın eser , Sidney'e adanmıştı.Edmund Spenser , Thomas Watson , Abraham Fraunce ve Thomas Lodge , Sidney'in koruması altına giren edebiyatçılardan bazılarıdır.

    Sidney , çağının en sevilen , en beğenilen insanlarından biriydi.Bir yandan yiğit bir asker , diğer yandan bilgiç bir yazar ve şair oluşu sayesinde ; ortaçağın Şövalyelik kavramıyla , Rönesans'ın ideal saray adamı kavramını , kendi kişiliğinde birleştiren kusursuz bir centilmendi.

    Kaynakça :

    * Ana Britannica

    Ana Yayıncılık 1986

    * Büyük Larousse

    Gelişim Yayınları 1986

    * Türk Ansiklopedisi

    Milli Eğitim Yayınları 1946

    * Le Nouveau Dictionnarie Des Oeuvres (Cilt 2)

    Laffont-Bompiani 1994

    * Kindler Neues Lexikon (Cilt 15)

    1991

    * İngiliz Edebiyatı Tarihi / Mina Urgan (Cilt 1)

    Altın Kitaplar Yayınevi 1986

    * Dünya Tiyatrosu Tarihi / Özdemir Nutku (Cilt 1)

    Remzi Kitabevi 1985

    * Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi / Sevda Şener

    Anadolu Üniversitesi Yayınları 1991
    Eklenmiş Resimler Eklenmiş Resimler
    Her vazgeçişin; bir içhesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
    Öğrendik ki; Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."

  2. #2
    destina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-11-2004
    Mesajlar
    1,740
    Karizma Gücü
    0

    Yazardan Seçmeler

    Şiirin Savunması

    Esas objesini doğadan almayan hiçbir sanat yoktur.İnsanlar , onsuz yapamazlar.İnsanlar onunla aktör veya oyuncu olurlar.Bir astronom yıldızlara baktığında , doğanın düzenini görür.Geometrici ve aritmetikçi de , bir çok özelliğini yakalar.Bir müzisyen , doğanın neyi onaylayıp neyi onaylamadığını anlatır.Filozof ismini ondan alır.Ahlak felsefecisi de , onun doğal erdemlerine , kötülüklerine ve tutkularına dayanır ve "doğayı izleyin" der ; "ancak onun sayesinde hata yapmazsınız.".Avukat , kişinin ne düşündüğünü ; tarihçi , ne yaptığını söyler.Gramerci , sadece konuşma kurallarını anlatır.Bir retorikçi ve mantıkçı , doğanın neyi kanıtlamaya çalıştığını düşünür ve bunun üzerine sözü edilen konuyla ilgili hala sorgulanan kurallar hazırlar.Fizikçi , insan vücudunun doğasını inceleyerek , onu nelerin incitebileceğini ve yardımcı olabileceğini anlamaya çalışır.Ve bir metafizikçi , ikincil ve soyut olduğu ve doğa üstü sayıldığı halde , kaynağını kesinlikle doğanın derinliklerinden alır.

    Sadece şair , bu tarz yargıların altına girmeye gerek duymadan , icadının gücüyle yüceltilir ve etkisi başka bir doğa içinde genişler.Herşeyi , doğanın getirdiklerinden daha güzel yapar.Veya hemen hemen , daha yeni bir biçimle ortaya koyar ; doğada , asla olamayacağı bir şekilde biçimlendirir.Örneğin ; kahramanlar , yarı-Tanrı'lar , tek gözlü canavarlar , cadılar gibi..Dolayısıyla , onun armağanlarıyla yetinmeyip , aklın sınırlarında özgürce öfkelenerek , doğayla elele gitmelisiniz.

    Bir çok şairin yaptığı gibi , doğa , dünyayı işlemelerle süslemeseydi ; ne neşeyle akıp giden nehirler , meyva dolu ağaçlar , güzel kokan çiçekler , ne de sevdiğimiz dünyayı , daha sevecen yapabilecek bir şey olurdu.Pirinçten yapılmış dünyaya , şairler altın sunmuşlardır.Fakat herşeyi bir kenara bırakalım ve insana dönelim.Onun için , diğer herşeyin son derece sinsice beliren ; Theogenes gibi gerçek bir aşığı , Pylades gibi gerçek bir arkadaşı , Orlando gibi bir yiğidi , Cyrus gibi bir prensi , Vergilius'un Aeneas'ı gibi birini , doğa ona zaten sunar.Bu anlaşılabilir bir şeydir.Çünkü , biri gerçek bir yapıt , diğeri de öykünmedir.

    Hangi anlayışla yazılmış olursa olsun , bir ustanın sanatı ; o düşünceyle ayakta durur , yapıtla değil.Şair hayal ettiklerini yetkin bir şekilde sunarak , düşüncesini açıkça ortaya koyar.Söz ettiği şeyler , tamamen hayal ürünü olmayabilir.Havada kaleler kurmayabilir.Ancak , yetkinliğin neden olduğunu ve nasıl meydana geldiğini öğrenmek isterlerse ; sadece bir Cyrus yaratmak için değil de , zaten doğanın oluşturacağı , birçok Cyrus yaratmak için , dünyaya bir Cyrus bağışlamış olur.Doğanın başarısıyla , insan aklını en üst seviyede dengelemek için ; ya , bu çok süslü karşılaştırmalara inanacağız ya da insanı , kendine benzer yapan , onu , her işin ve ikincil doğanın üstüne koyan bu yaratıcıya , hakettiği onuru vereceğiz.Yaratıcı , hiçbir şeyde kendini , şiirdeki kadar göstermez.İlahi nefesinin gücüyle doğanın işlerinden üstün gelen şeyler getirir ve kuşkucu kişilerle hiç bir tartışmaya girmez.İlk günahkar olan Adem'i , yapılanmış zekamızla anlamamızı sağlar ve hastalıklı isteklerimiz , onu aşmamızı engeller.

    Filozoflar ve tarihçiler , kural ve örneklerle amaçlarına ulaşırlar.Filozof için , zorlu bir tartışmayı ortaya koymak , en başlıca kuraldır.Bunu tanımlamak çok zordur , kişinin başka bir lideri yoktur.Bilgisi tuhaf ve genel olan şeyler üzerine dayanır.Onu anlayabilen kişi mutlu olur.Öte yandan , tarihçi kurallara çok bağlıdır ; olması gerekene değil , ne olduğuna bakar.Herşeyin ayrıntılı gerçeğiyle ilgilenir ; genel nedenleriyle değil.Örneklerinde hiçbir geçerli sonuç bulunmaz ; dolayısıyla , daha az meyva veren bir doktrinle uğraşır.

    Benzersiz bir şair şunların ikisini de yapabilir.Filozof ne söylerse söylesin , yapılmak zorunda olduğu gibi , önceden birinin yaptığını varsaydığı , yetkin bir resmi sunar.Sonra da , genel bir kavramı belli bir örnekle birleştirir.Yetkin bir resim diyorum.Aklın gücüne boyun eğdiği için , filozof , kendine bağışlanan imgeyi sözcüklere dökülmüş bir betimlemeyle anlatır ; ne vuran , ne delen , ne de ruhun özüne diğerlerinden daha fazla sahip olan bir yapısı vardır.

    Dışarıdan bakıldığında , yabancı şeyler için , hiç fil görmemiş bir insana ; şeklini , büyüklüğünü , rengini , üzerindeki belli işaretleri veya görkemli bir sarayın mimarisini kim tam olarak anlatabilir? Dinleyicinin , duyduğu güzellikleri tekrar edebilmesi sağlanarak , sanki duydukları bu yöndeymiş gibi ; hiçbir zaman , kendini de doğrulayan gerçek bir bilgiyle , düşünceleri doyurulmuş olmaz.Fakat aynı kişi , iyi resmedilmiş iki canavar veya model olarak iyi bir ev gördüğünde , hiç bir betimlemeye gerek duymadan tarafsız bir anlayışa sahip olur.Kuşkusuz ki , filozof , öğrendiği tanımla ; belleğini , aklın sarsılmaz temeline dayayarak , aslında karanlığa gider.Tabii ki , eğer , şiirin konuşan resimleri aydınlanmış veya figüratif değil ise.

    Sonuç olarak , bir filozof öğretir , fakat bu öğreti puslu bir öğretidir.Çünkü , zaten bir şeyler bilen kişiler anlayabilir.Yani zaten öğrenmiş kişilere birşeyler anlatılabilir.Ancak , bir , en duyarlı midelerin ilacıdır.Şair , kesinlikle daha iyi bir filozoftur.Aisopos'un öyküleri , bunu çok iyi bir şekilde kanıtlar.Hoş alegorilerde , sıradan öykülerdeki canavarları alıp , canavardan daha canavar yapar ; aptal konuşmacılardan bile , erdemin sesi duyulmaya başlanır.

    Adamın biri şöyle der ; şairin varolduğu evrensel doktrinde , bir tarihçinin neler olduğunu söylemesi , kişiye , neyi izleyeceğinden emin olmasını sağlar.Cevap açıktır ; eğer olmuş olanların üzerinde durursa , yani dün yağmur yağdı , öyleyse bugünde yağacak gibi bir mantık kurarsa , nükteli bir fikir edinmek için avantaj elde etmiş olur.Ancak , bir örnek , sadece benzer durumlar için geçerliyse , bir şair de vereceği örneği en mantıklı yolla çerçeveleyip ; savaş , politika veya özel konularda kullanmalıdır.Tarihçi ise , kuru geçmişle iyiliği yönetmek için , bizim kader dediğimiz şeyi anlatıp durur.Çoğu zaman da , nedenini bulamadığı olayları anlatmaya çalışır.Nedenini bulsa bile bunu şiirsel olarak anlatmalıdır.

    Dolayısıyla tarih , zihnimizi salt bilgiyle doldurmakla kalmayıp , aynı zamanda , iyiyi de anlatmaya çalışır.Defne tacını şaire , zaferinin bir ünvanı olarak takar.Hem tarihçinin , hem de filozofun üzerinde tutar.Ve öğretisi sorgulanabilir.Filozofun bazı yöntemlere dayanması , şaire göre daha fazla öğretme yetisine sahip olmasını sağlar.Ancak , ben yine de , hiç kimsenin bir filozofla , kişiyi harekete geçiren şairi kıyaslarken , daha fazla filozof-sever olduğunu zannetmiyorum.Kişiyi harekete geçirmek , öğretmekten daha yücedir.Bu yönüyle öğretisinde hem nedeni , hem de sonucu verebilir.Öğrenmek , beraberinde ne gibi güzellikler getirir?Hala ahlaki doktrinlerden söz ediyorum.Aristo'nun dediği gibi ; meyva , derin bilgi değil , eylem olmalıdır.Eylem , kullanılmadan nasıl hareketlenebilir? Filozof size bunun yolunu gösterecektir.Ayrıntılarla sizi bilgilendirir , en can sıkıcı yollarını bile gösterir.Yolculuğunuz bittiğinde hissetiğiniz huzuru , keskin dönüşlerle yoldan çıkabileceğinizi anlatır.Ancak , tüm bunları kendinden başka kimse okumayacaktır.İçinde sürekli bir tutkuyla , zorlu yolun yarısını bitirecek ; yolun diğer yarısı ise , filozofu sarmalayacaktır.Okumuş kişiler , gerçekten düşünmeyi öğrenmiş olanlardır.Mantık , bir kere tutku üzerine egemenlik kurdu mu ; akıl da , özgür idaresiyle daha iyiye doğru gider.Aklımızın ışığı , en az bir filozofun kitabı kadar iyidir.İyi olmanın iyilik getireceğini doğadan biliyoruz ve neyin iyi , neyin kötü olduğunu ; filozoflar , sanatın söylediklerini kapatmaya çalıştıkları halde biliyoruz. Filozoflar , bunu doğal olmayan yollar veya tutkuyla hareketlendirmek olarak algılarlar.Bu bir görevdir , bir çalışmadır.

    Şiir , insan öğretileri içinde en eskisi olduğu için , diğer öğretiler , kaynağını ondan almıştır ; evrensel olduğu için de , kendini yetiştirmiş hiç bir ulus , onu yadsıyamaz.Barbar uluslar bile , şiirsiz yapamazlar.Romalılar ve Yunanlılar şiire ilahi isimler vermişlerdir.Biri , "gaipten haber veren" ; diğeri de , "yaratıcı" olarak adlandırmıştır."Yaratıcı" , kesinlikle şaire uyar.Diğer sanat dalları , kendi kolları içinde sınırlı kalırlar ; her şeyi olduğu gibi alırlar.Öte yandan , şair , sadece kendi gereçlerini getirir.Bir olaydan fikir edinmez ; ancak fikir edinmek için bir olay yaratır.Ne betimlemeleri , ne de , sonuçları kötülük içerir.Anlatılan şey , kötü olamaz ; çünkü , etkileri okuyucuya iyilik ve zevk vermelidir.Ahlaki doktrinlerde , tüm bilgilerin başı ; sadece tarihçiyle değil , öğretisi açısından , felsefeciyle de hemen hemen kıyaslanabilir.Ve okuyucuyu harekete geçirmesi açısından , felsefe onun gerisinde kalır.

    İncil'de ; belirsizliğin hiç olmadığı , bütünüyle şiirsel bir anlatım kullanılan bölümler vardır.Koruyucumuz İsa bile , onun çiçeklerinden payımızı çıkarmamızı öğütler.Bölümlerinin tamamı , birleşik şekillerde değildir.Tamamı yorumlanabilen , sert çözümler verir.Düşünüyorum ve doğru düşündüğümü sanıyorum ki ; zafer kazanmış kaptanlara verilen defne tacı , diğer tüm öğretilerden çok , şairin zaferini onurlandırır.Dilimiz olduğu gibi , kulaklarımız da olduğu için ; en küçük nedenler bile , büyük gibi görünebilir.Karşılığında , yerine koyacak hiçbir şeyimiz olmasa bile ; şöyle bir düşünüp , teslim olmaya veya yanıt vermeye değer olan karşıtlıklara karşı , kendimizi savunalım.Özellikle tarihçiler , birçok şeyi doğrularlar.İnsanoğlu puslu bilgisiyle , birçok yalandan zorlukla korunur.Ancak şair , daha önce de söylediğim gibi ; hiçbir zaman , körü körüne hiçbir şeyi doğrulamaz.Şair , yazdığının doğru olduğuna , sizi inandırmak için yalvarmaz ya da hokkabazlık yapmaz.Hiçbir zaman hayal dünyanızda daireler çizmez.Diğer tarih otoritelerini tanık olarak göstermez.Şair ; güzel esin perilerini çağırır , onlardan esin alıp , yeni şeyler yaratır.Gerçekte , neyin ne olduğunu veya olmadığını size bir iş olarak anlatmaz.Ancak , ne olması veya olmaması gerektiğini anlatır.Bu nedenle gerçek olmayan şeyleri tekrar sıralar.Çünkü bunları gerçek olmadığı için söylemez ; yalanı ise , asla söylemez.

    Oyun izlemeye gelen bir çocuk , eski bir kapının üzerine büyük harflerle yazılmış olan Thebe yazısını görünce , bunun Thebe olduğuna inanır mı?Peki , ya onun yerine bir adam gelip te ; şairlerin , olması gerekenleri resmeden insanlar olduklarını ve olmuş bitmiş bazı öykülerle ilgilenmediklerini söylerse ! Dolayısıyla , tarihte de olduğu gibi ; gerçeği ararken , yanlışlılardan korkup kaçarlar.Şiir ; uygun bir buluşun , yaratıcı alt yapısında , kurguya dayanılarak hazırlanır.Burada, şairler şöyle yanıt verirler : Şiirlerini yazdıkları insanlara , çeşitli adlar veren şairler ; dürüst olmayarak , o kişilerin yanlışlıklarını da ortaya koyarlar.

    Şiir ; yalan sanatı değildir , gerçek bir doktrindir.Kadınsı bir yumuşaklığı da yoktur.Cesareti , çarpıcı bir şekilde sunar.Aklı taciz etmez ; tersine , insanın aklını kuvvetlendirir.Uzaklaştırılmamalı , onurlandırılmalıdır.Yanlış konuşanların , şiirin duru kaynaklarına üfledikleri hastalıklı nefesleriyle acı çekmek yerine ; şairlerimizin başlarına takmak için , daha fazla defne yetiştirelim!



    *** Eklenen resimde Şiirin savunması eserinin 1595 baskısı vardır.
    Eklenmiş Resimler Eklenmiş Resimler
    Her vazgeçişin; bir içhesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
    Öğrendik ki; Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •