aman zaman düşünüyorum da ne kadar �kanıksayarak� yaşadığımızı, zamanımızı harcadığımızı. Her şey sıradan, her şey olması gerektiği gibi, sıkıcı, şaşırtıcı hiçbir şey yok. Günler, geceler birbirinin aynı. Benzer uğraşılar, benzer yaşamlar. Sonuçlara odaklanan yaşamlar, hedefler, sonuçlar, sonra yeni hedefler ve yeni sonuçlar. Alışkanlıklarımızdan, kanıksamaktan, bıkkınlık, yorgunluk ve sıkıntılardan kapanmış gözlerimiz ve yüreğimizle görmez, duymaz olmuşuz.
Sahiden, sahiden öyle mi acaba?
Ne büyük yanılgı, ne büyük haksızlık. En başta kendimize.
Yaşam yolculuğumuz. Her gün geçsek de aynı yolları, hiç bir şey birbirinin aynı değil aslında. Ne yaptığımız değil, nasıl yaptığımız önemli. Yolculuğumuz önemli. �Tarik mühim değil; refik mühim� , yol değil, yol arkadaşımız önemli.
Çocuklarla yaşamak, engellilerle yaşamak. Hadi engeli, engelliyi boş verin, çocuklara bakın, nasılsa onlar her yerde varlar.
Yaşama çocuk gözleriyle, çocuk masumiyetiyle bakmak� Her yeni günü sevinçle coşkuyla tazelikle karşılamak� Bunu yapabilir miyiz?
Her geçen gün, her şeyi, basit, daha basit en basit tarafı ile almaya çalışsak. Yaşadığımız sorunları indirsek basite, çok çok uzaktan bakabilsek. Kendimizle barışsak, kendimizi sevsek, haksızlık etmesek. Yaşam bu; iyisi de olacak kötüsü de, başarı da olacak başarısızlık da, eğer korku, eğer kaygı duyarsak nasıl gerçekten sevebiliriz? Nasıl yüreğimizi açıp, içimizdeki potansiyele ulaşabiliriz?
Carlos Castenada serilerinde vardır ".ölüm insana bir kol mesafesinde dolaşırmış. Böyle bir dünyada, daha fazla vakit geçirmeden, kararlar al ve uygula."
Bhagvad Gita'da Krişna, Arcuna'ya �Çalışmaya hakkınız var ancak meyvelerine değil� der.
Biz insanoğlunun maalesef beklemek için sabrı, görmek için gücü yoktur. O hükmetmeyi ister, o sonuçlara hemen ulaşmak ister. Neden? Çünkü o, insanlar, meyveleri kendileri toplamak ister ve aslında başkalarını umursamaz.
"Görev uğruna görevi" kimse istemez aslında. Sonuçlara bakar.
Çocuk hasta ise anne başarısızdır. Çocuk okumazsa aile başarısızdır. İşyerinde terfi, zam bekleriz. İşletmeler kar etsin isteriz. Bizler hepimiz, çocuklarımız okusun, doktor, avukat vb. olsun deriz. Ünvanlarımız, makam ve rütbelerimiz, rakam ve göstergelerimiz, derece ve kademelerimiz vardır. Sonuçlar önemlidir bizim için, başarımızı sonuçlar belirler.
Hâlbuki sonuçlara bağlanmaya ne gerek var?
Bizim olan görevlerdir;
"Bırakın meyveler kendi başlarının çaresine baksınlar".
En büyük, en derin sadakat insanın kendine, özüne olan sadakatidir.
Korku, endişe, kaygı yaşam sevincimizi gölgeler. Ve kararlarımızı etkiler. Önce - görünen tüm kimliklerinizden sıyrılarak- ruhunuzla özünüzle tanışın, barışın. Sonra onunla, ona danışarak kararlar alın, uygulayın.
Diyebileceğim tek şey bu. İçiniz umutsuzlukla dolduğunda aşağıdaki yazıyı bir okuyup gülümseyin derim.
"Araştırmacı fotoğrafçı Cemal GÜLAS'ın Artvin Maçahel'de bir akşamüzeri rastladığı yaşlı bir kadının mısır tarlasını kazdırmak için şehirdeki çocuklarına göndermek üzere yazdırdığı bir mektup gezginin hayata bakışında yepyeni bir sayfa açmış. Mektubun bir kopyasını tarlasını kazması karşılığı istemiş. Bir hafta boyunca kadının tarlasını kazmış. İş bittiğinde ellerinin acısı bir ay sürmüş. Ancak bu ona yıllar sonra bile hayatında yaptığı tek hayırlı işin o tarlayı kazmak olduğu gibi gelirmiş. Mektup daha sonra kadının çocuklarından başka bir milyondan fazla insana ulaştı, ulaşmaya devam ediyor. Taşıdığı anlam ve evrensel nasihati sayesinde bir banka Almanya'daki işçilerimize gönderilmek üzere mektubu takvim yaptırdı.
Canımın direği,
Bakma bugünkü dağların ak karına, gün gelip güneş daha sıcak doğacak ve eriyecek buzlar. Delecek toprağı otlar, sürgün verecek yine kuru görünen ağaç dalları. Uyanan toprağın yüzünü tırmalayacak umut kazmaları. Yurt dediğin nedir oğul? Doğduğun yer mi? doyduğun yer mi? Bir yere yurt diyebilmen için önce doğmalı sonra doymalısın elbette. İstekleri bitmeyene iki cihanda da huzur yoktur. Böyle bilirim. Asıl olan çok çalışıp, az istemektir bu topraklarda. Her sene bir çift mısırdır hasatta umudum, odur bağlayan beni hayata ve buraya. Önce ekerim tohumları kara toprağa, sonra beklerim ki dönüşsünler ak koçanlara.
Böyle geçti yüzyılım bu topraklarda. Ne kötüden iz gördüm, ne de namertten söz duydum; şükrettim ama beklemedim ki Tanrı göndersin. Bildim ki eğer vermezsem bu sarı tohumu kara toprağa ne umudum kalacak, ne de toprakla bir bağ aramda.
"Dağın arkası dağ olur" derler. Doğrudur. Lakin bakarsan, beklemeyi bilirsen dağın arkası bağ da olur. Onun için ne sabrımı ne umudumu yitirdim yalan dünyada.
Ana rahmi gibidir dünya insana, ana rahminde göbek bağıdır hayat bağımız, dünyada ise umutlarımız. Umudunu yitiren, hayat bağını da yitirir oğul. Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Kalın sağlıcakla...
Ben �yaşamın bütüncül niteliğine� inanıyorum. İyi anne, eş, iş arkadaşı, iyi insan... Hepsi bir bütün. Aslolan kişinin kendini geliştirmesi, kendine içten, eleştirel bir gözle bakabilmesi, gerisi kendiliğinden geliyor. Yaşama, tüm olan bitene, herkese, varolan her şeye, tüm yaradılışa saygı duymak, dinlemek, egoyu dışlamak, kompleksleri gerilerde bırakmak, sevginin yüreğine akmasına izin vermek... Okumak, bakmak, görmek, kabullenmek, korkmamak.
Görünenin ötesine bakabilmek... Ne zaman mı, bugün, bu an...
Evren bu değişim ve dönüşümü her alanda hemen yansıtıyor. Özellikle de çocuklara, onların enerji merkezleri çok açık, bu değişim ve dönüşümü hemen alıyorlar ve yansıtıyorlar.
Varılacak bir yer yok aslında, bu yolculuğun kendisi hedef.
Kalın sağlıcakla.


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla