İNSANLARIN ARAZİSİNE EV KURMA!



Kızdı mı? anlayamadım.

Biraz uzağımdaydı. Konuştuklarını zar zor duyuyordum. Iyice kulak kesildim.



Aslanlar gibi avını kendin avla yabancının yaltaklanmasını da terket, akrabanın yaltaklanmasını da! 2/261

Aşagılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o hizmetçinin hürmeti hatır saymasi gibi bil. Kimsesizlik, adam olmayanların işvesinden iyidir. 2/262



Yaklaştım yanlarına bu kez. Adamı paylamıştı galiba. Hiç sesi çıkmıyordu diğerinin. Sonra ne olduğunu anladım. Adam dert yanıyordu. Güvendiklerinin yarı yolda bıraktığından dem vuruyordu. Arkadaş edinmişti. Varını yoğunu onlara emanet etmişti. Timsah gözyaşları olduğunu hemen anlamış tabi Kılavuzum. Timsah gözyaşı dedim de. Okumuştum. Timsahlar aç kaldıklarında kendi yavrularını yerlermiş ve yerken de oluk oluk gözyaşı dökerlermiş. O yüzden gözyaşının gerçekdışılığını ifade etmek için kullanılırmış bu özdeyiş. Adamın hala kolaycılığı tercih ettiğini görünce Kılavuzum da paylamış onu. Ders almış görünmüyormuş, bunca yaşadıklarına rağmen. Yine de merhametinden Kılavuzum bir hikaye anlatmadan gitmeyelim dedi ve anlatmaya başladı :

Bir sofi seyahate çıktı. Dönüp dolaşırken yolu bir tekkeye uğradı. Gece orada misafir kaldı. Diğerleriyle sohbete daldı. Zikirler yapıldı. Yemekler yendi. Yemek yiyinnce ahıra bağladığı eşeği aklına geldi. Hizmetçiye :

-Ahıra git eşeğime bak. Hayvana arpa saman ver. Aç kalmasın hayvancık. Dedi.

Hizmetçi başını sallayarak :

-Lahavle bunu söylemene ne gerek var ? Bu benim asli görevim. Her zamanki yaptığım iş dedi.

Sofi :

-Önce arpayı ıslat. Çünkü eşek karttır. Dişleri sağlam değil dedi.

Hizmetçi :

-Lahavle bunu bana söylemenize gerek yok. Ben bu işlerin ustasıyım dedi.

Sofi:

-Önce eşeğin semerini indirip sırtına ilaç koy yaraları iyileşsin dedi.

Hizmetçi:

-Lahavle, bu nasıl söz efendi. Elbette en iyi yaptığım iş bu benim sözlerin gereksiz dedi.

Sofi:

-Eşeğin yerini silip süpür, taş toprak kalmasın, eğer yeri ıslaksa kuru toprak ser, dedi.

Hizmetçi buna da Lahavle çekti. Sofi ne dediyse hizmetçi Lahavle dedi. Kalkıp gitti fakat ahıra uğramadı. Arkadaşlarının yanına giderek sofinin dediklerini anlatıp birlikte gülüp alay ettiler. Sofi yatıp uyuyunca gece rüyasında eşeği gördü. Eşeği bazen bir kurt parçalıyor bazen de yolda bir kuyuya yahut da çukura düşüyordu.

Sofi sabaha kadar bu türden kabuslarla bir o yana bir bu yana dönüp durdu.

Bu arada eşek berbat durumdaydı. Zavallı eşeğin palanı ters dönmüş, taş toprak içinde aç sususz yatıp duruyordu.

Sabah olunca hizmetçi geldi. Eşeğe bir kaç sopa vurdu, palanını düzeltti. Zavallı hayvan sopa acısıyla kalkıp ayağa dikildi. Sofi eşeğe bindi ve kervana katıldı. Biraz sonra eşek takatsizlikten yüzüstü düşmeye başladı. Kervandakiler eşeği hasta zannettiler.

-Ey sofi hani sen dün bu eşek şöyle uçar böyle kaçar diyordun. Ne oldu da böyle oldu ? dediler.

Sofi durumu anlamıştı.

-Sormayın dostlar dedi. Sabaha kadar Lahavle yiyen eşeğin hali böyle olur. Sabaha kadar Lahavle tespihi çekince şimdi de habire secde ediyor.

Adam öylece bakakalmış kötü dostun ettiğini kimse etmez deyip dizini vuruyordu. Dizini vurması da az şey değildi. Devinmişti biraz. Eli kolu hareket etmeye başlamıştı ya. Devam etti Kılavuzum:



İnsanların çoğu, insan yiyicidir. Onların selam vermelerine pek emin olma! . 2 /251

Hepsinin de gönlü şeytan evidir. Insan şeytaninin lafina pek kulak asma! 2/252

Şeytanin agzindan çikan la havle�ye kanan kişi, savaşta o eşek gibi tepesi üstüne düşer. 2/253

Dünyada şeytanin şeytanligina uyan; dost yüzlü düşmanin hürmetine, hilesine kanarsan, 2/254

O eşek gibi ayriliktan ve sersemlikten Islam yolunda, Sirat köprüsünün üstünde tepe taklak gelir. 2/255

Kötü dostun işlevine kulak verme; yeryüzünde tuzagi gör, emniyetle yürüme. 2/ 256

Yüz binlerce �la havle� okuyan şeytana bak, ey adem, Iblisi gör bak, nasil yilanda gizlenmiş! 2/257

Dostun postunu yüzmek ister, düşmanlarin afyonunu tadan kişinin vay haline! 2/258



Burasında lafın araya girdim. Bir fıkra da benden olsun dedim. Birisinin eşeği kaybolur feryat eder. Birlikte aramaya başlarlar. Hoca Nasreddin de. Derken Nasreddin Hoca bir yandan da bir türkü söylemeye başlar. Eşeğin sahibi öfkelenir.

-Hocam ben eşeğimi kaybetmişim sen türkü söylüyorsun.

Cevap verir Hoca :

-Eee, el elin eşeğini türkü söyleyerek arar.

Duymamayı tercih etti.

Olan oldu dedi adam. Artık ne elimde var ne avucumda. Zavallıyı oynamaya devam etmekistiyordu anlaşılan. Bu bir tercihti.

Tercihiyle başbaşa bırakmayı tercih etti.

O da ben de biliyorduk ki ; insanın iç kaynakları tercihine uyar. Hipnozla ilgili çalışmalarımdan biliyorum. Katatimi egzersizlerinde danışan gevşedikten sonra ev, orman çimenlik vb hayal etmesi istenir. Danışan tercihlerine göre hayal eder. Bilinçaltı araştırmalarında önemli yer tutar bu egzersizler.

Bir keresinde hipnozitör bir dostum kurs sırasında bizden bir arkadaşı hipnoza almıştı. Bir akarsu düşünmesini istedi. Hayal etti suje. Durgun ve dar dedi. Akarsunun etrafında çiçekler düşünmesini istedi. Rengini sordu. Mor renkte dedi. Hemen anladık ki yaşamı durgunlaşmış, seçenekleri azalmış, depresif bir durum. Hipnozitör hadi dedi. Gidip bakalım kaynağına suyun. Neden durgun akıyor araştıralım. Gitti hayalinde suje. Kar çok az yağmış. Yeterince su yok dedi. Anladık ki : sorunlarının çözümünü iç kaynaklarından değil dışarıdan gelecek yardımlara bağlamış. Dostum onu suyun kaynağını genişletip içerden kaynasın diye teşvik etti. Yaptı hayalinde bunu. Artık kaynak daha güçlüydü. Suyun akışkanlığı artmıştı. Sonra yeniden gelip ilk hayal ettiği yere çiçeklere yeniden bak dedi. Çiçekler rengarenk olmuştu. Kendini daha rahat daha huzurlu daha keyifli hissettiğini söyledi. Basit bir hayali tercih egzersizi bile nörolojik ve ardından fizyolojik halini çok hızlı değiştirmişti.

Adam yapmadı bunu. Akışkanlığını daha da durdurdu.

Ayrıldık yanından. Konuşmaya devam etti Kılavuzum bu kez bana :



İnsanların arazisine ev kurma, kendi işini gör, yabancı kişinin işini değil! 2/263

Yabancı kimdir? Senin toprak bedenin. Senin gama, eleme düşmende onun yüzündendir. 2/264



Donup kaldım. Yine suret ve mana.Hiç düşünmemiştim doğrusu. Yabancının arazisine ev kurma deyince ardından bedenimi kastedeceğini. Doğru ya bedene yapılan yatırım da gecekondu yapmaya benziyordu. Ruhsatsız. Aykırı. Haksız bir inşaat

Yolun kazancı buydu işte. Kılavuzun varlığının anlamı. Görünmeyeni görmek, duyulmayanı duymak. Bedeni besleyen her eylem, haksız yere başkasının arazisine yapılan gecekondu gibi.

Beden bizim yabancımız. Dokundum kendime bir yabancıya dokunur gibi. Iyi de�? Aklıma gelenleri sormaktan vazgeçtim. Şaşkın şaşkın daha söylesin diye bekledim. Söyledi:



Tene yağlı balı şeyleri verdikçe, cevherini, hakikatini semirmiş göremezsin. 2/265

Teni miskler içine yerleştirsen yine ölüm gününde pis kokusu meydana çikar. 2/266

Miski tene sürme, gönüle sür. Misk nedir? Ululuk sahibi Tanrı�nın adı. 2/267



Hatırlamak� Hep ve daima, öğüdü buydu.

Hatırladım.

Miski gönle sürdüm. Unutma dedi. Unutmamak için gönlümü açtım ve dinledim.



Temiz şeyler temizlere aittir; pislere de pis şeyler... kendine gel. 2/272



Dr Faik Özdengül

www.pozitifdegisim.com