• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 5 12345 SonSon
48 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    20-07-2005
    Mesajlar
    4
    Karizma Gücü
    0

    Hz. Muaviye(!)

    Bircok din alimin daha dogrusu kendini oyle sanan kisinin Hz. sifatiyla andiklari bu zat bircogunuz bildigi uzere HAZRETI Ali ile savasmis bir varliktir simdi duralim ve peygamberimizin ehli beytle ilgili bir sozunu hatirlayalim. " suphesiz ki allah ehl-i beyt imin sevgisini benim mukafatim olarak sizlere farz kilmistir bunu da kiyamet gunu sizlerden soracagim" diye buyurmustur. Yani Hz. Ali ve onun soyunu her "ben muslumanim" diyen insanin tum kalbiyle sevmesi lazim gelir ancak bu Muaviye denen varlik peygamberimizin degerli amcasinin oglu Hz. Ali ile savasmis oglu Yezid ( belki buna da sozde din alimleri hz. derler belli mi olur ) ise Kerbela da Hz. Ali nin cocugunu vahsice oldurmus bir kimsedir. Evet simdi soruyorum siz sozde muslumanlar esasli munafiklar bu adama HAZRET demeye utanmiyor musunuz ?

  2. #2
    keko034 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-02-2005
    Mesajlar
    220
    Karizma Gücü
    0
    elerine saglik ve diline saglik cok guzel yazmisin

    buna vazla cevap veren olmucakdir cunku kimse agzini yakmak istemez


    Saygilarimla

    Piro
    Sözde, Bektasiyi topluluk icinde kücük düsüreceklerdi. Oldukca zengin birisi: "Bektasi Efendi, borcunuz var mi?" diye sordu."Evet, bakkala biraz borcum var." "Canim onu sormuyorum. Namaz borcun var mi?"
    Bektasi kizdi:"Namaz borcunu bana ancaki ALLAH sorabilir. Size düsen bakkal borcunu sormaktir!"

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0
    Muaviyeyi Hz. Ali karşısındaki isyankar tavrından, oğlunu ise yaptığı pek çok suç ve günahtan dolayı suçlu bulduğumu ifade etmek isterim.

    Muaviye ne yazık ki Müslüman toplumun bugün paramparça olması konusunda tarihte -belki de geleceği tahmin edemeden- rol oynamıştır.

    İnsanların hatasız olmadığını kabul etmemiz lazım. Muaviye nin yaptığı hata "çok büyük" olabilir. -ki kanaatimce öyledir-. Ancak bu Peygamberimizin dizinin dibine oturmuş, onun sohbetleriyle olgunlaşmış, en azından Peygamberimizin " Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz" anlamına gelebilecek hadisinde kendisine de "ashabtan olması hasebiyle" yer bulmuş bir insan için "Muaviye denen varlık" şeklindeki bir hitabı kesinlikle gerektirmiyor diye düşünüyorum.

    Nefsine yenilmiş olabilir, sahabi "günahtan masum olan kişi değildir".
    Şu anda müslümanların bölük porçük oluşunu ne yazık ki Muaviye'ye hakaret ederek ortadan kaldıramayız. O halde niçin ona hz. denir mi buna bilmem ne denir mi tartışmasına girelim ki. gereksiz değil mi sizce de?

    yezid hakkında ise bir şey yazmayı bile gerekli görmüyorum. Peygamberin sevgili kız torunlarını kendisine cariye edinmiş, öpüp kokladığı güzel torununu öldürmüş biri için söylenecek bir şey yoktur. Günahıyla sevabıyla artık yaratanın elindedir. O herşeyin hakkını verecektir.

    Ayrıca bu olaylardan hüzünlenmek için, gözleri dolup ağlamak için Alevi olmaya gerek yoktur. (gereksiz bi not oldu son cümle, hissiyatımı ifade ediyor)
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  4. #4
    alternick adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-09-2005
    Mesajlar
    115
    Karizma Gücü
    0
    HAKEM OLAYI



    Hz. Ali ve Hz. Muaviye taraftarlari arasinda meydana gelen Siffin savasinda daha fazla müslüman kaninin akitilmamasi amaciyla düsünülen, Hz. Ali'nin Ebû Musa el-Es'âriyi Hz. Muaviye'nin ise Amr b. el-Âs hakem olarak tayin ettikleri ve adi geçenlerin H. Ramazan 37/M. Subat 657 tarihinde ortak bir karara varmak amaciyla biraraya gelip bu konuda hüküm vermek üzere anlastiklari olayin adi.

    Hz. Osman'in sehid edilmesiyle ortaya çikan karisikligin, Hz. Ali'nin halife tayin edilmesiyle nisbeten hafifledigi görülmüs ve müslümanlar çogunlukla Hz. Ali'ye bey'at etmislerdi. Hz. Aise, Zübeyr, Tâlha ve Sam valisi Muaviye, Hz. Ali'ye bey'at etmeyenlerin basinda geliyorlardi. Bunlarin Hz. Ali'ye bey'at etmemelerinde Osman'in öldürülmesi olayinin Hz. Ali taraftarlarinca gerçeklestirildigi görüsü rol oynuyordu. Ancak Hz. Ali bu olaylarla uzaktan yakindan bir iliskisinin olmadigini, hatta zorla, istemedigi halde tahdit sonucu halife seçilmis oldugunu ileri sürülerek kendisine bey'at etmeyenlerin müslümanlar arasina nifak soktuklarini ifade etti. Hattâ daha sonra meydana gelecek olan Cemel vak'asinda dahi savastan eser yokken, gece vakti nifakçilarin Hz. Aise tarafina saldirmalari neticesi savas çikmis, Hz. Ali bu savasta sehid olan Hz. Zübeyr'e; "Ey Zübeyr, hatirlamiyor musun bir gün Ganemogullari mahallesinde beraberken Hz. Peygamber (s.a.s)'le karsilasmistik. Bize söyle demisti; "Ey Zübeyr bir gün Ali b. Ebî Talib'le savasacaksin ve o savasta sen ona karsi haksiz durumda bulunacaksin". Bunun üzerine Hz. Zübeyr, 'Vallahi hatirladim, seninle savasmayacagim' diyerek savastan vaz geçmeyi düsünmüs, ancak oglu Abdullah Onu zorlamisti (Ibnül-Esîr, el-Kâmil Fit-Tarih, terc. Ahmed Agrakça, III, 284, 349; Ebu'l-Fidâ, el-Muhtasar fî ahbâri'l-Beser, I, 173). Bundan da Hz. Ali'nin bu olayda hakli oldugu ve kendisine beyat edilmesinin gerektigi sonucu çikmaktadir. Nitekim Hz. Aise de bu savastan sonra gerçegi anlayarak Medine'ye evine dönmüstür.

    Cemel Vak'asindan sonra Hz. Ali, Cerir b. Abdullah el-Becili'yi, kendisine bey'at etmeyen Muaviye'ye beyat almak amaciyla göndermis ve müslümanlarin Cemel vak'asindaki durumundan örnekler vererek kan dökülmemesini istemistir. Muaviye, Cerir'i bir süre oyalayarak Sam halkinin görüslerine basvurdu. Samlilar Hz. Osman'in kanini dökenlerle savasincaya kadar uyumayacaklarina ve intikam almaya dair yemin etmis olduklarini söylediler. Diger taraftan Muaviye Hz. Osman'in kanli gömlegini Dimask'ta mescide asarak halka teshir etti. Muâviye, danismani Amr b. el-Ass ve Sam ileri gelenleriyle görüserek Hz. Ali'ye beyat etmeyecegini söylemis ve Cerir b. Abdullah'i geri göndermisti (Ibn Kesîr, el-Bidâye, VII, 254).

    Cerir, Hz. Ali'ye gelerek olanlari anlatti. Muaviye'nin kendisi aleyhine hazirlik yaptigini hatirlatarak Hz. Ali'yi bu konuda uyardi. Bunun üzerine Hz. Ali Medine'deki müslümanlari ve onlara tabi olanlari toplayarak Muaviye üzerine hareket etti. Iki ordu Siffin ovasinda karsilastilar. Hz. Ali, Besir b. Amr el-Ensârî, Saîd b. Kâys el-Hemdâni ve Sebes b. Rabî' et-Temimi'yi göndererek itaat etmesini bildirmelerini söyledi. Ancak Muaviye, itaate yanasmayarak diretti. Hicri 36 yili zilhicce ayina kadar savas öncü birlikler ve mübarezeler seklinde devam etti (Ibnü'l-Esîr, a.g.e, III, 285; Ebu'l Fida, el-Muhtasar, I,175). Haftalarca karsilikli elçi gönderme seklinde geçen olaylar Hz. Ali'nin Muaviye'nin beyat etmeyecegine kanaat getirerek muharrem ayindan sonra hakka su ilani yaptirmasiyla son buldu: "Mü'minlerin emiri der ki: Hakk'a dönmeniz ve ona yönelmeniz için sizi tesvik etmek istedim. Size, Allah'in kitabiyla delil getirdim ve ona davet ettim. Siz ise taskinliktan, azginliktan vazgeçmediniz. Hakk'a icabet etmediniz. Ben de size ayni sekilde ahdimi bozdum. Zira Allah hâinleri sevmez" (Ibnu'l-Esir, a.g.e, III, 298). Bu ilan sonunda Sam halki emir ve reislerine sigindilar.

    kaaba3.jpg (28263 Byte)Yüzon gün boyunca devam eden bu bekleyis, safer ayinin dördüncü günü baslayan savasla son bularak Hz. Ali taraftarlarinin saldirisiyla alevlenmisti. Ester en-Nehâî'nin basarisi Hz. Ati taraftarlarinin Muaviye'nin karargâhina kadar varmalarini saglamis ve beyat edenleri üstün bir duruma geçirmisti. Bu sirada Ammâr b. Yâsir Sehid düsmüs, bunu Veysel el-Karanî izlemisti. Bunlarin sehid oldugunu duyan Muaviye'nin bas komutani Amr b. el-Ass, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "Ammâr âsîler tarafindan öldürülecek" (Buhârî, Salât 63; Müslim, Fiten 70, 72, 73; Tirmizî, Menâkib 34) hadisini hatirlayarak savastan vazgeçmeyi düsündü. Ancak Muaviye'nin baskisiyla vazgeçti ve Muaviye ona sonlarinin kötüye gittigini, Hz. Ali'nin kendilerini öldürecegini söyleyerek derhal bir seyler yapip Ali safindaki müslümanlari durdurmasini söyledi: "Haydi bakalim maharetini göster ey Ibnü'l-Ass, yoksa mahvolduk demektir" diyerek Amr'i önledi. Bunun üzerine Amr da Muaviye askerlerine "Ey nâs! Kimin yaninda Mushaf varsa mizraginin ucuna takarak havaya kaldirsin" diye hitab etti (Hasan Ibrahim Hasan, Târih'ul-Islâmü's-Siyâsî, I, 400). Amr, bu hareketinin Hz. Ali taraftarlari üzerinde büyük bir etki gösterecegini biliyordu ve nitekim öyle oldu. Müslümanlar Kur'ân'a karsi gelemezlerdi. Basra kurrâsindan Mis'ar b. Fedeki ile el-Esas b. Kays'in baskanliginda bir grubun baskisiyla Hz. Ali de savasi birakmak zorunda kalmisti. Hatta tehdit edilerek kendisine söyle denildi: "Allah'in kitabina çagrildiginda ona uy, yoksa seni kalabaliga birakiriz veya Osman'a yaptigimiz gibi yapariz!..."

    Bunun üzerine Hz. Ali "Ey Allah'in kullari: Hakkinizi almaya ve dogru olan isinizi yapmaya devam edin. Zirâ Mu'âviye, Amr bin-Ass, Ibni Ebi Muaye, Habib b. Mesleme, ibni Ebi Seher ve Dahak b. Kays dine ve Kur'ân'a sahip ciddi ve samimi insanlar degillerdir. Ben onlari sizden daha iyi bilirim..." Fakat bu tür konusmalari bir fayda vermedi. Askerler: "Biz Kur'ân'a karsi kendimizi ortaya atip meydan okuyamayiz, Hz. Ali'nin sözlerini kabul edemeyiz" diyerek savasmaktan vazgeçtiler (Ibnu'l-Esîr a.g.e. 321, 322, Dogustan günümüze büyük Islâm tarihi, II, s. 244; Irfan Abdulhamit, Islâm'da itikâdî mezhepler ve Akaid esaslari, tic. M. Saim Yeprem s., 82).

    Böylece sulhun akdedilmesi konusunda, Kurrâ ehlinin büyük tesiri olmustur. Kurrâ ehli, müslümanlarin arasindaki sorunun çözümünde Kur'ân'i hakem olarak kabul ve tavsiye ediyorlar, herkesi de bu görüse göre yönlendirerek Hz. Ali'nin de bu görüsü benimsemesi için ona baski yapiyorlardi. Sonunda Hz. Ali, Muâviye'ye elçi olarak gönderdigi komutani Ester'i geri çagirarak; "yaziklar olsun! Ester'e söyleyin geri gelsin. Zira fitne çikti: Artik harbi birakmaktan baska çare yok" diyerek sulhe ister istemez razi oldu... Sonra Muaviye'ye Es'as b. Kays'i göndererek ne istedigini ögrenmesini söyledi. Hz. Muâviye gelen elçiye; "Siz ve biz Allah'in kitabinda emrettigi seye dönecegiz. Sizden, razi oldugunuz bir kisiyi gönderiniz, biz de bir kisi göndeririz ve bu kisilerin Allah'in Kitabinda olan hükümle karar vermelerine, Kitaptan sasmamalarina dair onlardan söz aliriz. daha sonra da anlastiklari seye uyariz (Ibnü'l-Esîr a.g.e; 323), diyerek planini açikladi. Es'as bu teklifi alarak disariya çikti ve bazen bizzat kendisi okumak suretiyle bazen de halka verip okutmak suretiyle ilân etmeye basladi. Nihayet Temim ogullarindan bir gruba götürdü. Aralarinda Urve b. Üdeyye'nin de bulundugu bu grup, sözkonusu mektubu okuyunca Urve b. Üdeyye "Allah'in emri dururken tutup ta baska sahislari mi hakem tayin ediyorsunuz? Oysa Allah'tan baska hiç kimsenin hüküm verme yetkisi yoktur" (La hükme illa lillah) dedi.

    Hakemlerin seçimi konusunda Muâviyenin tayin edecegi kisi belli idi ki bu Amr b. el-Âs'dan baskasi olamazdi. Ancak Hz. Ali taraftarlarindan Es'as ve ona tabi olanlar da "biz Ebû Musa el-Esâri'ye raziyiz" dediler. Bunun üzerine Hz. Ali "siz daha isin basinda bana isyan ettiniz, su an bana karsi gelmeyiniz" diyerek Ebû Musa hakkindaki endisesini açikladi ve onlara ihtarda bulundu. Hz. Ali'ye göre Ebû Mûsa el-Es'ârî insanlari Muâviye tarafina yönlendirerek kendi sirlarini onlara anlatiyordu Ancak taraftarlari Ebû Musa üzerinde direttiler. Hz. Ali de bunlarin görüslerine istemeyerek de olsa uymak zorunda kaldi. Hz. Ali'nin bu kanaati ise Hâricilerin ortaya çikmasi neticesinde dogrulanmis oluyordu. Onlarin da yanlis davranislari hem yeni bir sapik firkanin dogmasina hem de bir çok kimsenin itikadinin bozulmasina yol açti (Taberî III; Ibnü'l-Esir a.g.e 330-331). Iki taraf, arasinda hakem tayini ile ilgili sözlesmeyi yazarak bunun kabul ve tasdikini garanti altina aldilar. Sözlesmenin özeti söyle idi: "Bismillahirrahmanirrahim". Bu, üzerinde Ali b. Ebi Talib ve Muâviye b. Ebi Süfyan'in anlastigi bir metindir, Allah'in hükmüne ve Kitabina göre hareket edecegiz. Bizi Allah'in kitabindan baskasi birlestiremez. Allah'in Kitabi bastan sona kadar elimizde oldugundan, onun dirilttigini bir de diriltir; terkettigini biz de terkederiz. Her türlü hükmünü kabul ederiz. Iki hakem; Ebû Musa Abdullah b. Kays el-Es'ârî ve Amr b. el-Âs el-Kureysî, Allah'in kitabinda ne bulurlarsa onunla amel edeceklerdir. Allah'in kitabinda bulamadiklarini, bir araya getirici âdil sünnette arayacaklardir. Ali ve Muâviye, Allah'a karsi ahid ve misak içindedirler. Her biri derler ki: "Ben bu sahifedeki seye raziyim." Abdullah b. Kays el-Es'arî ve Amr b. el-Âs, Allah adina yemin etmislerdir. Karâri Ramazan ayina ertelemislerdi. Sonra ikisi, bu sayfada olan sey üzerine: bu husuta zulüm ve saptirmak isteyen ve bu sahifede olan seyi terkeden kimseye karsi sâhitlerin yardimci olacaklarina dair sehadetlerini yazarlar. Onbes safer, hicrî 37."

    Iki hakem yetkilerini gösteren sahifeleri alarak Ramazan 37 H. (M. 657)'de bir araya geldiler. Erzuh'ta Dumetü'l-Cendel'de her iki taraftan dörtyüzer kisilik birer grup hakem kararini almak üzere toplantiya katildi. Iki hakem önce niçin toplandiklarini konusarak karara vardilar. Bunun amaci halkin arasindaki gerginligi azaltmakti. Önce Amr söz aldi. "Hz. Osman'in haksiz olarak öldürdügü fikrine katiliyor musun?". Ebû Musa "evet" diyen Amr, el-Isrâ suresi 33. âyette haksiz yere insan öldürülemeyecegini gösteren delilini ileri südü. O halde ey Ebû Musa! Seni Hz. Osman'in velisi Muâviye'ye karsi çikaran nedir? O Kureystendir deyince Amr da Hz. Ali'nin Peygamber (s.a.s.)'in soyundan oldugunu ve damadi olarak Muâviyeden önce geldigine isaret etti. Bu türkalig007.gif (2043 Byte) çekismeler uzun bir süre daha devam etti. Onlar sulhün böyle devam edemeyecegini, hem Hz. Ali hem de Muâviye'ye bey'at edilmemesi gerektigine inanarak fikir birligine vardilar. O halde yeni halife müslümanlar tarafindan seçilmeliydi. Simdi yapilacak is bu kararlarini müslümanlara bildirmeye gelmisti. Bu karari cemaate açiklamak üzere Ebû Musa minbere çikti ve Allah'a hamd ve senadan sonra "Ey nas! Biz ümmetin durumunu düsünüp bir formül bulmakta epey zorlandik. Hem benim, hem de Amr'in görüsü sudur: Hz. Ali ve Muâviye'yi hilâfetten uzaklastirmak ve ümmetin kendisinin istedigi birisini hafife tayin etmelerini saglamak gerekir. Bundan dolayi ben, Hz. Ali ve Muâviyeyi hilâfet görevinden aliyorum" dedi. Sira Amr'a gelince O da minbere çikti ve söyle konustu; "Süphesiz Ebû Musa'nin söylediklerini duydunuz. O Ali'yi görevden almistir. Ben de onun yerine Muâviye'yi halife tayin ettim" deyince herkes saskinliktan ne yapacagini, ne diyecegini bilemedi. Bu karara Ebû Musa derhal itiraz ederek " Sana ne oluyor ki anlasmaya ihanet ediyorsun, sen facir oldun. Allah seni basariya ulastirmasin" diyerek orayi terketti. (Ibnü'l-Esîr a.g.e 340).

    Ebû Musa bu olaydan duydugu utanç ve üzüntü üzerine insanlardan uzaklasmak amaciyla Mekke'ye giderek orada yalniz basina yasamayi tercih etti. Bu olay üzerine müslümanlar dagilmis, Muâviye kendisini mesrü halife ilan ederek Islâm tarihinde çift halife dönemi baslamistir. Bu durum Hz. Hasan'in elinden halifeligin alinmasina kadar devam etmistir. Ancak Hz. Ali hiç bir zaman Muâviye'yi mesru halife olarak tanimamis, sehîd edilinceye kadar Sam hariç bütün müslümanlarca halife olarak kabul edilmistir.

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    35
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı aslanbash tarafından gönderildi.
    İnsanların hatasız olmadığını kabul etmemiz lazım. Muaviye nin yaptığı hata "çok büyük" olabilir. -ki kanaatimce öyledir-. Ancak bu Peygamberimizin dizinin dibine oturmuş, onun sohbetleriyle olgunlaşmış, en azından Peygamberimizin " Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz" anlamına gelebilecek hadisinde kendisine de "ashabtan olması hasebiyle" yer bulmuş bir insan için "Muaviye denen varlık" şeklindeki bir hitabı kesinlikle gerektirmiyor diye düşünüyorum.
    Gerektiriyor, Muaviye ve onun gibi sozde muslumanlar Islamiyete en buyuk zarari veren insanlardir. Islamiyete yakismayan her turlu hareketi yapip sonra da ben muslumanim demek bence kafirlikten bile daha asagilik bir sifati hakeder. Muaviye ye Hz. demek Islam peygamberinin sozunu hice saymaktir dolayisiyla ben ona hz. diyen insanlarin muslumanligindan suphe ederim. Ayrica Peygamberimiz doneminde inanan gibi gorunen bircok insan vardi simdi oldugu gibi. Bakara suresinde bu insanlarin basit bir deyisle "kotu" olduklari acikca dile getirilmistir. Ashabtan olmasi bir insani nasil daha kiymetli hale getirir sorarim ? Muaviye bence basarili bir komutandi Emviler zamaninda cok yer fethedildi ama Muaviye asla Islami bir sifati , yani Hz.ligi hakedemez ona Hz. diyen insanlar da cahil ve tarihten bihaber kisilerdir. Bu da benim en iyimser tespitimdir, oyle olduklarini umuyorum.En azindan cahil olmak munafik olmaktan daha iyidir, degil mi ?

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    22-12-2004
    Mesajlar
    47
    Karizma Gücü
    0
    Slm.Dostlarım gördüğüm kadarıyla gine boyunuzdan büyük işlere kalkışmışsınız.Boşu boşuna kendinizi günaha sokuyorsunuz.Hep söylüyoruz naltıyoruz ama kimse anlamak istemiyor.Akıl bu yolda çamura saplanmış merkep gibidir.Yani bu işler sadece akılla anlaşılmaz.Sahabeleri Allah övmüş peygamber efendimiz övmüş.Sizler üç kuruşluk aklınızla peygamber efendimizin sahabesini eleştiriyorsunuz.Allah rezil eder.''Zerre kadar hayır zerre kadar şer kaybolmaz'' ayeti kerimesine göre Allah hesabı görecektir.Biz sahabeyi ancak kendimiz kadar anlıyoruz.Oysa onlar herşeyini Allah yolunda feda eden mübarek insanlardı.Hiç kimse onların mertebesine erişemez.
    Sui zanda bulunup kendinizi pis etmeyin.''Allah de gersini bırak bırak sapıklar sapıklalarıyla kalsın.Sanki kendi işimizi halletmişiz.Hepimiz dört dörtlüğüz.Hatta bazılarımız cennetle müzdelenmiş ki sahabeyi eleştirme cürretinde bulunuyor.Allah rezil eder.İnsanı ters döndürür.Aklınızı başınıza toplayın.
    Siz önce Allah a ve resulüne iman edin!Resul kimdir?Mürşidi kamiller Allahın yeryüzündeki temsilcileridir.Önce onları kabul edip onlarla beraber olmak lazım.Yoksa gerisi hikaye.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    35
    Karizma Gücü
    0
    "allah carpar, allah ters cevirir, yamulursunuz..." yahu bu turden cahil laflari size kim ogretti ? Allah yarattigina sevgi ve merhamet disinda hic bir sey yapmaz sevgili cok bilmis. Allah i peygamberi ve dogal olarak da Ali yi yurekten seviyorum. Ona karsi Muaviye yi savunanlardan degilim cok sukur. Emeviler i seven sayan herkes benim uzagimda dursun. Benim sahabeye laf dedigim yok sadece sizin sahabe anlayisiniza istinaden nedir onlari degerli kilan dedim. Bu acidan bakarsak en buyuk sahabelerden biri yine Hz. Ali dir zaten. Muaviye ve Yezid degildir. Ha madem Muaviye yi filan bu kadar takdir ediyorsunuz cocuklariniza Yezid ismini versenize. Bu gercekler bilinecek dogrulari soyleyenler cogunlukca ezilse de. ( Bazi soru isaretleri icin belirtmem lazim ki Alevi degilim )

  8. #8
    BIÇAK adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2005
    Mesajlar
    149
    Karizma Gücü
    0
    Her ne olursa olsun Hz. Muaviye peygamber efendimizin eshabındandır. Ona dil uzatmak hatta kafirlikle suçlamak ne bize ne de başka bir müslümana düşer.
    Ayrıca müslümanların parçalanmışlığını ona dayandırmak ağır bir ifade hatta iftarıdır. Lütfen eshab-ı kiramdan bahsederken "varlık" gibi çirkin ifadelerden uzak duralım. Bakınız bizler peygamber efendimizin mübarek dayısı Hz. Hamza'yı şehit eden Vahşi 'ye de HZ. diyoruz. Çünkü o da İslamı seçmiş ve eshaptan olmuştur. Ayrıca eğer mesele savaş ise unutmayalım ki aşere-i mübeşşereden Hz. Talha ve Hz. Zübeyr de Hz. Ali'ye karşı bir ordu toplamıştır ve Hz. Ayşe de bu orduyu desteklemiştir ( cemel vak'ası).Şimdi hangi müslüman bu nezih eshaba dil uzatabilir. Siz müslümanları böldünüz diyebilir. Eğer bir suçlu arayacaksak Abdullah ibn-i Sebe'yi araştıralım .Kısaca eshap hakkında yorum yapmak bize düşmez. Önerim Ömer Nasuhi Bilmen'den " Eshab-ı Kiramın Nezih İtikadları" adlı eseri okumanızdır. Pek çok meselede aydınlatıcı açıklamalar vardır.
    SAĞLIK EN DEĞERLİ HAZİNEDİR


    Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    35
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı BIÇAK tarafından gönderildi.
    Her ne olursa olsun Hz. Muaviye peygamber efendimizin eshabındandır. Ona dil uzatmak hatta kafirlikle suçlamak ne bize ne de başka bir müslümana düşer.
    Ayrıca müslümanların parçalanmışlığını ona dayandırmak ağır bir ifade hatta iftarıdır. Lütfen eshab-ı kiramdan bahsederken "varlık" gibi çirkin ifadelerden uzak duralım. Bakınız bizler peygamber efendimizin mübarek dayısı Hz. Hamza'yı şehit eden Vahşi 'ye de HZ. diyoruz. Çünkü o da İslamı seçmiş ve eshaptan olmuştur. Ayrıca eğer mesele savaş ise unutmayalım ki aşere-i mübeşşereden Hz. Talha ve Hz. Zübeyr de Hz. Ali'ye karşı bir ordu toplamıştır ve Hz. Ayşe de bu orduyu desteklemiştir ( cemel vak'ası).Şimdi hangi müslüman bu nezih eshaba dil uzatabilir. Siz müslümanları böldünüz diyebilir. Eğer bir suçlu arayacaksak Abdullah ibn-i Sebe'yi araştıralım .Kısaca eshap hakkında yorum yapmak bize düşmez. Önerim Ömer Nasuhi Bilmen'den " Eshab-ı Kiramın Nezih İtikadları" adlı eseri okumanızdır. Pek çok meselede aydınlatıcı açıklamalar vardır.
    Hem Hamza ya Hz. diyorsun ( ben de Hz. diyorum ) hem de onu sehid eden Vahsi ye ( ben Hz. demiyorum cok sukur ) Hz. diyorsunuz yani ? O zaman bu raddeden sonra benim size soyleycek sozum yoktur. Talha ve Zubeyr i ise geciyorum gercekten tamamen farkli dusuncelerdeyim. Bakin bazi konularda cok sabit fikirlisiniz. Tarihi gercekleri gorun. Muaviye ve ardillari Islamiyet icin buyuk bir yikim oldu onlarin doneminde Islamiyet bolundu Hz. Ali ve cocuklari Ebu sufyan soyu tarafindan sehid edildi camilerde Hz. Ali ye lanetler okundu butun bunlari bir musluman olarak nasil dogal karsilarsiniz ?

  10. #10
    Aboca adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-03-2005
    Mesajlar
    1,099
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı _lavinya_ tarafından gönderildi.
    Hem Hamza ya Hz. diyorsun ( ben de Hz. diyorum ) hem de onu sehid eden Vahsi ye ( ben Hz. demiyorum cok sukur ) Hz. diyorsunuz yani ? O zaman bu raddeden sonra benim size soyleycek sozum yoktur. Talha ve Zubeyr i ise geciyorum gercekten tamamen farkli dusuncelerdeyim. Bakin bazi konularda cok sabit fikirlisiniz. Tarihi gercekleri gorun. Muaviye ve ardillari Islamiyet icin buyuk bir yikim oldu onlarin doneminde Islamiyet bolundu Hz. Ali ve cocuklari Ebu sufyan soyu tarafindan sehid edildi camilerde Hz. Ali ye lanetler okundu butun bunlari bir musluman olarak nasil dogal karsilarsiniz ?
    Müaslüman olarak doğal karşılayamadığımız daha birçok şey varken sen bu olaylar üzerinde nasıl kesin delillerin yokken durursun?
    Mongol, Yuan, Türk,Kazak, Çekez, Gücü,Ermeni, Rum, Arap,İngiliz, Yahudi, Fransız ne dersen de anlamı "bir"dir.Anlamı Türk'dür.Anlamı İnsandır.

    Yalan söylüyorlar, iiki doğru yanında bir yanlışıda götürüyorlarsa durumun korkmadan Bu yalancı cihana karşı.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •