• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    finito adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-06-2005
    Mesajlar
    15,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10

    Emile Zola (1840-1902)

    Emile Zola (1840-1902)


    Adı Natüralizm ile birlikte anılan Fransız yazar Emile Zola 1840 yılında Paris’te doğdu. Babası İtalyan asıllıydı ve mühendisti. Ancak babasını küçük yaşında kaybetti Zola ve bundan sonraki hayatı zorluklarla geçti. Lise tahsilini bile yarım bırakarak çalışmak zorunda kaldı. 22 yaşına kadar Paris’teki sefaleti yakından tetkik etti diyebiliriz. 1862’de Haşet kitapevinde işe başlayınca şansı döndü Zola’nın. 1864’de ilk hikayeleri basıldı, Figaro gazetesine makale vermeye başladı ve “Les Mysteres de Marseille” adlı romanı Marsilya’da tefrika edildi. Yazarlığına duyduğu güvenle, kendisini bütünüyle edebiyata vermek amacıyla Zola, 1866’da Haşet’den ayrıldı ve 1867’de kısa sürede tanınmasını sağlayan “Therese Raquin”i tamamladı.

    Emile Zola, Balzac’ın “İnsanlık Komedyası”na benzer bir kurguyla hazırladığı “Rugen Macquart’lar” ya da açık ismiyle “İkinci İmparatorluk idaresi altında bir ailenin doğal ve toplumsal tarihi” dizisiyle 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransa toplumunun derinlemesine bir çözümlemesine girişti. Toplam 21 kitaptan oluşan “Rugen Macquart’lar”, onun en tanınmış romanları “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane”yi de kapsar.

    1871 tarihinde başlayan bu dizisi ile birlikte, Fransa’da Natüralizm akımının da öncüsü oldu Zola. Gerçekçiliğin sıradanlaştığı ve etkisini yitirdiği bir dönemde, kendi yöntemleriyle diğerleri arasındaki ayrımı belirtmek için kullanmıştı Natüralizm vurgusunu ve romanı bilimselleştirmeyi amaçlıyordu. Natüralizmin o dönem Fransa’sında ve ardından başka ülkelerde -özellikle Türkiye’de- büyük yankılar uyandırdığını ve yazarlar arasında benimsendiğini söyleyebiliriz. Ancak Natüralizmin karşıtları da çoktu ve Fransız edebiyatındaki ilk gerici akım Natüralizme bir tepki olarak gelişti.

    Zola’nın edebiyat dışındaki şöhreti, “Dreyfus Davası”nda gösterdiği aydın tavrından kaynaklanmıştır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden Yüzbaşı Dreyfus’u -hükümetin bütün baskılarına rağmen- savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, bir süre Londra’da yaşamak zorunda kaldı. Ancak davanın yeniden görülmesini de sağlamıştı. Sonuçta adalet yerini bulunca ülkesine dönen Zola, 1902 sonbaharında -yatak odasında- duman zehirlenmesinden öldü.

    Therese Raquin
    Zola’nın en tanınmış romanı değildir “Therese Raquin”, ama bir cinayet çevresinde insan psikolojisini derinlemesine işleyişi, zengin mekan tasvirleri ve orta sınıfın sürüp giden hayat karşısındaki mutsuzluğunu konu edişiyle, belki de yazarın tarzını yansıtan en iyi örneklerden biridir.

    Hikaye basittir aslında. Kendisine duygusal ve cinsel anlamda heyecan vermeyen halasının oğlu Camille ile evlidir Therese. Bir gün Camille, uzaktan akrabaları Laurent’le karşılaşır ve onu eve davet eder. Parasız bir ressam olan Laurent, kısa bir süre içerisinde Therese’yi baştan çıkartır. Laurent bütünüyle kişisel çıkarlarını düşünerek atılmıştır ilişkiye. Ancak uzun zaman boyunca duyguları bastırılan Therese, kendisini dizginleyemez. Sonuçta, aşıklar daha rahat birlikte olmak düşüncesiyle Camille’i ortadan kaldırmaya karar verirler ve gezintiye çıktıkları bir gün sandaldan suya atarak boğulmasına neden olurlar(Natüralizmin Amerikan Edebiyatı’ndaki temsilcisi Theodore Dreiser, yıllar sonra “Bir Amerikan Trajedisi” romanında bu kez iki kadın bir erkek arasında benzer bir kurguyu tekrarlamış ve cinayet yine bir gölde kayık üzerinde işlenmiştir).

    Romanın cinayetten sonraki bölümü Dostoyevski’nin “Suç ve Cezası” tarzında bir iç muhasebe serüvenidir. Camille ortadan kalkmış, ama mutluluk yakalanamamıştır, yatakta ortalarındadır sanki öldürülen eş! Laurent, tıpkı Lady Macbeth’in kocasının kanını ellerinde hissedişi gibi, öldürdüğü Camille’in dişlerinin etinde bıraktığı acıyı taşır hikaye boyunca. Camille’in annesi de bu ölüm üzerine felç geçirir. İki aşık, yaşlı kadının suçlayıcı bakışları altında eski tutkulu ilişkilerinden çok uzak, suçluluk hezeyanları ile yaşarken giderek birbirlerinden nefret eder bir hale gelirler. Tek kurtuluşları ölümdür artık...

    Therese Raquin’de Zola’nın eleştirisi çok yönlüdür. Küçük tüccar düşüncesinin hayatı çekilmez kılmasını ve aile kurumunun bir iş akdine dönüşmesini sergilerken, evli kadının tensel arzularla atıldığı maceraya da arka çıkmaz. Dahası, bu tür bir aşkın getirdiği yıkımı işlerken katı bir ahlakçı tutum içerisindedir. Ancak Zola’nın aşka susamış kadına verdiği ceza, o dönemin sevilen klişelerine; popüler türlerdeki tutkulu aşklara yüklenen abartılı duygulara yönelik bir eleştiri olarak da düşünülmelidir.

    Mekan, eşya ve insan ilişkileri
    Roman uzun bir mekan tasviri ile başlar; “Rıhtım tarafından gelince Guenegaud sokağının nihayetinde Mazarine’den Seine sokağına giden koridorumsu, dar ve karanlık Pont-Neuf geçidi görülür. Bu geçit otuz adım uzunluğunda, ancak iki adım genişliğindedir. Rengi sararmış, yerinden oynamış, mütemadiyen fena bir rutubet sızdıran eski Malta taşları ile kaplıdır. Üstünü örten üç köşe kesilmiş camekan kirden kapkara bir haldedir”. Roman boyunca bu tarz anlatımlara sıklıkla yer verir yazar. Çünkü olayların geçtiği coğrafi, toplumsal, tarihsel ya da psikolojik yer anlamında mekan, Zola’nın ve doğalcı yazarın yapıtlarında, kişilerden ya da olaylardan daha önemlidir; Doğalcılığa göre kişiliği belirleyen asıl etken, toplumsal ve biyolojik koşullardır. Karakter ve olay, bunların edilgen bir sonucudur.

    Edebiyatta Natüralizmi tarif ederken, Zola, “sanatın bilimsel olduğuna, kişisel olmadığına inanıyorum... Ne sevgi, ne nefret, ne acıma, ne de öfke istiyorum” demişti. Romanlarında belki sevgi ve acıma yoktur, ama eşyaya olan tutkuları, küçük hesaplarla sürdürdükleri hayatları ve donup kalmışlıkları ile onun bütün bir burjuva toplumuna karşı duyduğu öfke ve nefret hemen hissedilir. Therese Raquin’in bütün zamanını geçirdiği tuhafiyeci dükkanını; “bir tarafta birkaç çamaşır: tanesi iki üç franklık fitilli türlerden boneler, müslimden kolluklar, yakalıklar, trikolar, kadın erkek çorapları, pantolon askıları. Bütün bu sararmış, bumburuşuk eşya tel çengellere acınacak bir biçimde asılıdır” biçiminde tasvir ettikten sonra, kahramanına “bu kuytu dükkana beni diri diri gömdüler” çığlığını attırır Zola. Therese’in böyle bir maceraya neden atıldığını ise şöyle anlatır; “İnanmazsın, beni ne kadar fenalaştırdılar... Beni riyakar, yalancı yaptılar. Kendi bayağı mülayimlikleri içinde beni boğdular; anlayamıyorum, nasıl oluyor da damarlarımda hala kan dolaşıyor... Gözlerimi kapadım, onlar gibi donuk ve ahmak bir çehre takındım, onların ölü hayatlarını sürdüm. Sen beni gördüğün zaman hayvan gibiydim değil mi? Ağır duruyordum, ezilmiş ve aptallaşmıştım.”

    Emile Zola romanları yaşadığı çağın egemen ideolojisine, ahlakına ve toplumsal hayatına karşı radikal bir saldırıdır; sistemin vaaz ettiğinin tersine, ne ordunun şerefi, ne ruhban sınıfın dindarlığı, ne ailenin kutsallığı, ne köylülerin çalışkanlığı ne de imparatorluğun haşmeti vardır ona göre. Bu anlamda Natüralizme yöneltilen “gerçekleri olduğu gibi yansıtmanın yetersizliği” meselesini konu seçimi ile aşar Zola. Ama bütün kızgınlığına rağmen edebiyatı bir propaganda aracına indirgememiş, özellikle anlatım zenginliği içerisinde çözmüştür “bağlanma” sorununu.

    kaynak:
    A. Ömer Türkeş

    pandorra.com.tr
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° SKYMOON EFE toprağın bol mekanın Cennet olsun °º©


    Türkforum'a bugüne kadar gönderilen her 58 mesajdan birinin Efeler Birliği başlığına gönderildiğini biliyor muydunuz?

  2. #2
    finito adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-06-2005
    Mesajlar
    15,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    ( informations about emile zola in english for foreigners )


    Emile Zola (1840-1902)

    French novelist and critic, the founder of the Naturalist movement in literature. Zola redefined Naturalism as "Nature seen through a temperament." Among Zola's most important works is his famous Rougon-Macquart cycle (1871-1893), which included such novels as L'ASSOMMOIR (1877), about the suffering of the Parisian working-class, NANA (1880), dealing with prostitution, and GERMINAL (1885), depicting the mining industry. Zola's open letter J'ACCUSE on January 13, 1898, reopened the case of the Jewish Captain, Alfred Dreyfus, sentenced to Devil's Island.

    "I am little concerned with beauty or perfection. I don't care for the great centuries. All I care about is life, struggle, intensity. I am at ease in my generation." (from My Hates, 1866)
    Emile Zola was born in Paris. His father, François Zola, was an Italian engineer, who acquired French citizenship. Zola spent his childhood in Aix-en-Provence, southeast France, where the family moved in 1843. When Zola was seven, his father died, leaving the family with money problems - Emilie Aubert, his mother, was largely dependent on a tiny pension. In 1858 Zola moved with her to Paris. In his youth he became friends with the painter Paul Cézanne and started to write under the influence of the romantics. Zola's widowed mother had planned a career in law for him. Zola, however, failed his baccalaureate examination - as later did the writer Anatole France, who failed several times but finally passed. According to one story, Zola was sometimes so broke that he ate sparrows that he trapped on his window sill.

    Before his breakthrough as a writer, Zola worked as a clerk in a shipping firm and then in the sales department of the publishing house of Louis-Christophe-Francois-Hachette. He also wrote literary columns and art reviews for the Cartier de Villemessant's newspapers. As a political journalist Zola did not hide his antipathy toward the French Emperor Napoleon III, who used the Second Republic as a springboard to become Emperor.

    During his formative years Zola wrote several short stories and essays, 4 plays and 3 novels. Among his early books was CONTES Á NINON, which was published in 1864. When his sordid autobiographical novel LA CONFESSION DE CLAUDE (1865) was published and attracted the attention of the police, Zola was fired from Hachette.

    After his first major novel, THÉRÈSE RAQUIN (1867), Zola started the long series called Les Rougon Macquart, the natural and social history of a family under the Second Empire. "I want to portray, at the outset of a century of liberty and truth, a family that cannot restrain itself in its rush to possess all the good things that progress is making available and is derailed by its own momentum, the fatal convulsions that accompany the birth of a new world." The family had two branches - the Rougons were small shopkeepers and petty bourgeois, and the Marquarts were poachers and smugglers who had problems with alcohol. Some members of the family would rise during the story to the highest levels of the society, some would fall as victims of social evils and heredity. Zola presented the idea to his publisher in 1868. "The Rougon-Macquart - the group, the family, whom I propose to study - has as its prime characteristic the overflow of appetite, the broad upthrust of our age, which flings itself into enjoyments. Physiologically the members of this family are the slow working-out of accidents to the blood and nervous system which occur in a race after a first organic lesion, according to the environment determining in each of the individuals of this race sentiments, desires, passions, all the natural and instinctive human manifestations whose products take on the conventional names of virtues and vices."

    At first the plan was limited to 10 books, but ultimately the series comprised 20 volumes, ranging in subject from the world of peasants and workers to the imperial court. Zola prepared his novels carefully. The result was a combination of precise documentation, dramatic imagination and accurate portrayals. Zola interviewed experts, wrote thick dossiers based on his research, made thoughtful portraits of his protagonists, and outlined the action of each chapter. He rode in the cab of a locomotive when he was preparing LA BÊTE HUMAINE (1890, The Beast in Man), and for Germinal he visited coal mines. This was something very different from Balzac's volcanic creative writing process, which produced La Comédie humaine, a social saga of nearly 100 novels. The Beast in Man was adapted for screen for the first time in 1938. The director, Jean Renoir wrote the screenplay with Zola's daughter, Denise Leblond-Zola. In the film Séverine (Simone Simon) wants her lover, the locomotive engineer Lantier (Jean Gabin), to kill her stationmaster husband. Lentier, an honest and proud man, cannot do it, but in a fit of anger and frustration he strangles his beloved instead and commits suicide by throwing himself off a fast moving train.

    The appearance of L'ASSOMMOIR (Drunkard, 1877), a depiction of alcoholism, made Zola the best-known writer in France. He bought an estate at Médan and attracted imitators and disciples. Inspired by Claude Bernard's Introduction à la médecine expérimentale (1865) Zola tried to adjust scientific principles in the process of observing society and interpreting it in fiction. Thus a novelist, who gathers and analyzes documents and other material, becomes a part of the scientific research. He did not much believe in the possibility of individual freedom but emphasized the importance of external influences on human development. His treatise, LE ROMAN EXPÉRIMENTAL (1880), manifested the author's faith in science and acceptance of scientific determinism.

    In 1885 Zola published one of his finest works, GERMINAL. It was the first major work on a strike, based on his research notes on labor conditions in the coal mines. The book was attacked by right-wing political groups as a call to revolution. NANA (1880), another famous work of the author, took the reader to the world of sexual exploitation. Zola's tetralogy, LES QUATRE EVANGILES, which started with FÉCONDITÉ (1899), was left unfinished.

    Also notable in Zola's career was his involvement in the Dreyfus affair with his open letter J'ACCUSE. "In making these accusations, I am fully aware that my action comes under Articles 30 and 31 of the law of 29 July 1881 on the press, which makes libel a punishable offence," Zola wrote challenging. Alfred Dreyfus (1859-1935) was a French Jewish army officer, who was falsely charged with giving military secrets to the Germans. He was transported to Devil's Island in French Guiana. The case was tried again in 1899 and he was found first guilty and pardoned, but later the verdict was reversed. "The truth is on the march, and nothing shall stop it," Zola announced, but during the process he was sentenced in 1898 to imprisonment and removed from the roll of the Legion of Honor. He escaped to England, and returned after Dreyfus had been cleared.

    Zola died on September 28, in 1902, under mysterious circumstances, overcome by carbon monoxide fumes in his sleep. According to some speculations, Zola's enemies blocked the chimney of his apartment, causing poisonous fumes to build up and kill him. At Zola's funeral Anatole France declared, "He was a moment of the human conscience." In 1908 Zola's remains were transported to the Panthéon. Naturalism as a literary movement fell out of favor after Zola's death, but his integrity had a profound influence on such writers as Theodore Dreiser, August Strindberg and Emilia Pardo-Bazan.


    quoted from : www.kirjasto.sci.fi
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° SKYMOON EFE toprağın bol mekanın Cennet olsun °º©


    Türkforum'a bugüne kadar gönderilen her 58 mesajdan birinin Efeler Birliği başlığına gönderildiğini biliyor muydunuz?

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    28-03-2010
    Mesajlar
    335
    Karizma Gücü
    3
    , onun en tanınmış romanları “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane”yi de kapsar.

    nana'yı okurken fark ettim,birbirleriyle bağlantılılar.
    güncel politikadan olbildiğince uzak

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    03-01-2010
    Mesajlar
    183
    Karizma Gücü
    3
    onun en tanınmış romanları “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane”yi de kapsar.

    germinal bunların en iyisi bence.gerçek ve emek görevlerini üstlenen eserler.gerçek bir hoca vardı onu çok severim.dreyfus davası onun cinayetinin sebebidir.faili meçhul yanılmıyorsam.bir aşk sayfası'nı okuyorum en son.

    'zola olmayan her şey zola'nın kitaplarındadır.'

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •