• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor

Konu: Jules Verne

  1. #1
    finito adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-06-2005
    Mesajlar
    15,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10

    Jules Verne

    Jules Verne

    Aya Seyahat



    Geçit vermez dağlardan balta girmemiş ormanlara, okyanusların diplerinden uzayın derinliklerine kadar geniş bir coğrafyada geçen romanlarıyla çok uzun yıllar boyunca serüven denildiğinde ilk akla gelen isimdi Jules Verne. Macera, seyahat ve bilim-kurguyu birleştirerek dünya edebiyatında ayrıcalıklı bir yer edinen Jules Verne, edebi anlamda büyük bir eser vermemişti belki de, ama hiç kuşkusuz yaşadığı çağın ruhunu en iyi yansıtan yazarlardan birisiydi. Sinema ve televizyonun henüz icat edilmediği zamanlarda yarattığı heyecan ve şaşkınlık bir yana, onun romanlarından uyarlanan filmler bugün bile izleyicilerin ilgisini çekmeyi sürdürüyorlar.

    Her ne kadar geminin uğradığı ilk limanda karaya çıkarılıp babası tarafından eve getirildiyse de macera tutkusunu daha on bir yaşında iken, Karayip Adaları’na giden büyük bir yelkenli gemiye kamarot olarak girmesiyle kanıtlamıştı Jules Verne. Bu tutkusu hiç dinmemekle kalmayacak 19. yüzyılın bilim ve teknoloji alanındaki büyük atılımları ile daha da kamçılanacaktı. Ama hayatının akışı Felix Nadar ile karşılaştığı günlerde değişti. Nadar, 1860’da, bir kaç odalık bir gondolu havaya kaldıracak kadar dev bir balon yapmağa başlamış, Jules Verne ise balonların ve hava trafiğinin tarihi hakkında bir yazı hazırlamayı üstlenmişti. Yazıyı götürdüğü yayıncı bu ciddi makaleyi bir hikaye formuna dökmesini önerdi. Öneriyi değerlendiren Jules Verne, bir grup kaşifin Zanzibar’dan Senegal’a, tüyleri diken diken edici maceralarla nasıl gittiklerini anlatan “Bir Balonda Beş Hafta” romanını kaleme aldığında kendisini ölümsüzlük katına ulaştıracak yazma formülünü yakalayacaktı; fantastik bir plan hazırla, bir sürü gerçek olay ve sayısal hesaplamalarla bunun mümkün olabileceğini göster..!

    Bilim-kurgu edebiyatının temellerini de atacak olan bu formüle göre kurgulanan roman okuyucular tarafından büyük bir ilgiyle karşılaşınca yayımcısı Jules Verne’e yirmi yıllık bir sözleşme imzalattı. Sözleşmeye sadık kalan Verne, yaşadığı süre içerisinde her yıl bir veya iki tane olmak üzere altmış beş romanlık bir dizi yarattı. O kadar çok yazmıştı ki, romanlarının yayımı onun ölümünden sonraki altı sene boyunca sürmüş, hatta kimileri Jules Verne diye birinin hiç yaşamadığını, onun bir sürü anonim yazar tarafından kullanılan takma bir isim olduğunu bile iddia etmişlerdi.

    Bilim-Kurgu Edebiyatı
    Bilimkurgu kelimesi ilk kez 1927’de kullanılmış ve bu edebiyat türü teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak değerlendirilmiştir. Aslında bu edebiyatın kökenleri İ.S. II. yüzyılın ortalarında yaşayan Lukianos’un bir hikayesine kadar uzanır. Herodotos ve Homeros gibi mübalağlı anlatılarıyla ünlenmiş yazarları hicvetmek için yazdığı hikayesinde, fırtınaya tutulup aya fırlayan, aylılar ve güneşliler arasındaki savaşlara tanık olup farklı gezegenlerde yaşayanlar canlılarla tanışan bir adamın maceralarını anlatmıştı Lukianos. Astronomi ve matematiğe yaptığı katkılarıyla tanıdığımız Kepler, İngiliz papaz Baldwin ve ünlü şair Cyrano de Bergerac da aya yolculuk üzerine eğilmişlerdi.

    Bilimkurguyu türleştiren en önemli isim, hiç kuşkusuz 19.yüzyılın ikinci yarısında ard arda yazdığı romanlarıyla Jules Verne’dir ve 1865 yılında yayımlanan ”Aya Seyahat”, gerçek anlamda ilk uzay romanıdır. Bir süre sonra H.G.Wells de ona katılmış ve aya yolculuk fikri insanlığın ufkuna yerleşmiştir. Lukianos, Verne ve Wells’in gerçekleşmesi imkansız gibi görünen hayallerinin çoktan aşıldığı günümüzde onların izinden giden çağdaş bilimkurgu yazarları yeni yolculuk hayalleri ile çıkıyorlar karşımıza ve insanoğlunun evreni keşfetme tutkusunun bitimsiz olduğunu kanıtlıyorlar.

    İnsanoğlunun evreni keşfetme, anlamlandırma tutkusu henüz yazının keşfedilmediği ilk çağlara kadar uzanır. Anlamlandıramadıkları ya da korktukları olaylara ise doğa-üstü, fantastik yorumlar getiren atalarımız için her hikayenin gerçeklikle bir ilişkisi, her hikayenin iki yüzü vardı; hikayeler hem en ürkütücü nesne, olay ve düşüncelerin açığa çıkmasını sağlıyor, hem de dinleyiciye/okuyucuya bu korkularla yüzleşme ve böylelikle bir arınma fırsatı veriyordu. Sonrasında efsane, mitoloji ve masallar, hatta kutsal kitaplar yüzlerce yıldır bir kültürden ötekine, bir coğrafyadan diğerine taşınırken, evrensel diyebileceğimiz bir genişlikte ortak bir fantastik bellek yarattı. Dünyanın hemen her köşesinden fışkırdığına göre insanoğlunun zihniyet dünyasının o karmaşık yapısının sırlarını çözmemiz için sağlam ipuçları barındıran bu fantastik anlatılar modern romanlar için de ilham vericiydi. Ancak yine de, geçmişteki tek tük örneklerini saymazsak eğer, Bilimkurgu edebiyatının Aydınlanma çağının ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Bilim ve teknoloji alanında elde edilen gelişmelerin; elektriğin, buharlı makinelerin, dokuma tezgahlarının, otomobillerin gündelik hayata katıldığı ve o zamana dek sürüp giden maddi manevi bütün ilişkileri alt üst ettiği Aydınlanma çağı, felsefeyi, sanat ve edebiyatı da derinden etkilemişti. Doğrusunu söylemek gerekirse, ne olup bittiğini tam anlamıyla kavrayamayan insanoğlu bir yandan bilimin üstünlüğüne ve yüceliğine boyun eğip ona “iman” ederken, bir yandan da bilime ve onun uygulamalarına yabancılaştı; “bilime ilkel bir korku içinde kavranması güç mucizeler yaratan bir araç gözüyle bakmaya başladı”. İşte Jules Verne’e “Aya Seyahat” romanını yazma düşüncesini veren tam da bu imandır.

    Peki nedir “bilimkurgu” edebiyatı? Aslında pek çok kavram gibi “bilimkurgu”nun tanımı üzerinde de kesin bir uzlaşma yok. Kimileri için edebilik, kimileri için kurgusallık, kimileri içinse içerdiği bilimsel öngörüler öne çıkıyor. Dar bir kalıba tıkılmak zorunda değiliz elbette, ama yine de bir tanım denemesini örnek seçebilir, bilimkurguyu “geniş anlamda bilimsel -veya olası bilimsel- varsayımlara dayanan ya da var olmayan doğaüstü bir konumda yer alan olayları anlatan” bir edebi tür olarak tanımlayabiliriz. Belki de pratik örneklerinden yola çıkmak ve bilimkurguyu tanımlamak için türün sık tekrarlanan konuları üzerinde durmak daha anlamlı olacak; bu durumda, zamanda veya uzayda yolculuklar, başka dünyalardan gelen canlı türleriyle girilen ilişkiler, gelecek bir zaman dilimindeki yaşantı biçimleri, gelecek bir zamandan bugüne uzanan hayali tarih yazımları en sıkça rastlanan bilimkurgusal temalar gibi görünüyorlar.

    “Bilim-kurgu yazarı, ya bugünün çağdaş bilim ve teknik gelişmelerini ya da bunların kısa sürede gerçekleştirecekleri sanılan etkilerini dikkate alır, bunlar olmazsa gelecekte var olacağını öne sürdüğü bir bilimsel gelişmeye dayandırır öyküsünü. Bu bilimsel gelişme ya da teknik buluş salt uydurma da olabilir, çağımızdaki bir varsayımın uzantısı da olabilir, örneğin Jules Verne, çağdaş bilim verilerine saygılıdır ve onların dışına çıkmaz pek. Öyküleri öğretici nitelikte bilimsel tanımlar ve kuramlarla doludur. Verne, aya adam gönderirken, füzenin itme gücünü, yer çekiminden kurtulması için gereken zamanı ve başka güçlükleri hesap eder”...

    Jules Verne’in Seyahatleri
    Dünyanın Merkezine Seyahat(1864), Aya Seyahat (1865), Denizler Altında 20 bin Fersah (1870), Seksen Günde Devri Alem (1873), Begüm’ün Serveti (1879) ve Bulutların Kaptanı (1886) gibi romanlarıyla tanınan Jules Verne, çocuklardan yetişkinlere kadar geniş bir okuyucu kitlesine seslenebilmiş, ancak kullandığı basit dili ve inandırıcılıktan uzak hikayeleri nedeniyle edebiyat çevreleri tarafından uzun yıllar boyunca pek de dikkate alınmamıştır.

    Yılda birden fazla roman üretmenin zaaflarıydı belki de Verne’nin dilini ve hikayelerini basitleştiren. Yaratmaktan çok üretmeyi önüne koymuştu o..! Bilim ve teknolojinin yardımıyla insanoğlunun neler yapabileceğini düşünmüş, yapılabilir ya da okuyucu ilgisi çekebilir gördüğü olaylar hakkında inandırıcılık duygusu yaratmak için hikayeleri arasına kimi zaman biyolojik, kimi zaman fiziksel, kimi zaman da matematiksel açıklamalar serpiştirmiş, ama roman kahramanları üzerinde hiç durmamıştır. Böylelikle bir roman kahramanı hem bir entelektüelin hem de mitolojilerdeki savaşçıların kişilik özelliklerini barındıracak şekilde canlandırılmıştır. Jules Verne’in dünyanın Merkezine, aya, denizler altına ya da balonla dünyanın dört bir yanına keşfe çıkan roman kişileri Homeros destanlarındaki kahramanlardan farksızdırlar. Aslında bu türden kahramanlara günümüz sinemasında da sıklıkla rastlıyoruz. Mesela “Indian Jones” dizisi çağdaş bir Jules Verne yorumu olarak düşünülmelidir.

    Bilimsel kehanetlerde bulunmuştu Jules Verne. İnsanoğlunun ayı da, okyanusun derinliklerini de keşfedecek araçlar icat edebileceğini çok önceden kestirebilmişti. Bugün Verne’in öngörülerinin pek çoğuü hatta fazlası gerçekleştirilmiş durumda. Ama onun bilimadamlarını cesaretlendiren romanları saygıyla anılıyorlar. İşte bu saygı nedeniyledir ki, ilk atom denizaltısına da “Denizler Altında 20 bin Fersah” romanındaki denizaltının, yani “Nautilus”un adı verilmiştir.

    Jules Verne’in edebiyat hayatının son yılları ilk yıllarındaki kadar başarılı değildi. Belki hayal gücünün zayıflaması, belki de bilimin hızına ayak uyduramaması nedeniyle okuyucusunun ilgisini giderek yitirdi. Ancak bu ilgi yitimi onun değerinde bir eksiklik yaratmıyor. Çünkü “biz bugün Verne’i, tarihi perspektifte, kendi çağının bir ürünü olarak görüyoruz; Conan Doyle ve H.G. Wells gibi daha sonraki yazarlar, onun ötesine geçtiler. Fakat bilim çağdışı olsa dahi, macera hiç bir zaman çağdışı olmaz. Genç bir okuyucu veya hikayenin çağa uygun olup olmadığını bilmeyecek kadar saf olan veya bunun üzerinde durmayan ve kendini genç hisseden erişkinler için Verne’nin romanları, dün olduğu kadar bugün de zevkle okunacak kitaplardır”.

    kaynak:
    A. Ömer Türkeş

    panmdorra.com.tr
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° SKYMOON EFE toprağın bol mekanın Cennet olsun °º©


    Türkforum'a bugüne kadar gönderilen her 58 mesajdan birinin Efeler Birliği başlığına gönderildiğini biliyor muydunuz?

  2. #2
    finito adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-06-2005
    Mesajlar
    15,172
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    ( information in english for foreigners. )

    Jules Verne (1828-1905)


    Enormously popular French author, the founding father of science fiction with H.G. Wells. Verne's stories, written for adolescents as well as adults, caught the enterprising spirit of the 19th century, its uncritical fascination about scientific progress and inventions. His works were often written in the form of a travel book, which took the readers on a voyage to the moon in From the Earth to the Moon (1865) or to another direction as in A Journey to the Center of the Earth (1864). Many of Verne's ideas have been hailed as prophetic. Among his best-known books is the classic adventure story Around the World in Eighty Days (1873).

    "Ah - what a journey - what a marvelous and extraordinary journey! Here we had entered the earth by one volcano, and we had come out by another. And this other was situated more than twelve hundred leagues from Sneffels, from that drear country of Iceland cast away on the confines of the earth... We had abandoned the region of eternal snows for that infinite verdure, and had left over our heads the gray fog of the icy regions to come back to the azure sky of Sicily!" (from A Journey to the Center of the Earth, 1864)
    Jules Verne was born and raised in the port of Nantes. His father was a prosperous lawyer. To continue the practice, Verne moved to Paris, where he studied law. His uncle introduced him into literary circles and he started to published plays under the influence of such writers as Victor Hugo and Alexandre Dumas (fils), whom Verne also knew personally. Verne's one-act comedy The Broken Straws was performed in Paris when he was 22. In spite of busy writing, Verne managed to pass his law degree. During this period Verne suffered from digestive problems which then recurred at intervals through his life.

    In 1854 Charles Baudelaire translated Edgar Allan Poe's works into French. Verne became one of the most devoted admirers of the American author, and wrote his first science fiction tale, 'An voyage in Balloon' (1851), under the influence of Poe. Later Verne would write a sequel to Poe's unfinished novel, Narrative of a Gordon Pym, entitled The Sphinz of the Ice-Fileds (1897). When his career as an author progressed slowly, Verne turned to stockbroking, an occupation which he held until his successful tale Five Weeks in a Balloon (1863) in the series VOYAGES EXTRAORDINAIRES. Verne had met in 1862 Pierre Jules Hetzel, a publisher and writer for children, who started to publish Verne's 'Extraordinary Journeys'. This cooperation lasted until the end of Verne's career. Hetzel had also worked with Balzac and George Sand. He read Verne's manuscripts carefully and did not hesitate to suggest corrections. One of Verne's early works, Paris in the Twentieth Century, was turned down by the publisher, and it did not appear until 1997 in English.

    Verne's novels gained soon a huge popularity throughout the world. Without the education of a scientist or experiences as a traveler, Verne spent much of his time in research for his books. In the contrast of fantasy literature, exemplified by Lewis Carroll's Alice in Wonderland (1865), Verne tried to be realistic and practical in details. Arthur B. Evans has noted in Jules Verne Rediscovered (1988) that Verne's novels contain little of what the general reading public nowadays considers typical for science fiction - for example E.T.s and bug-eyed monsters.

    When H.G. Well's invented in The First Men in the Moon 'cavourite,' a substance impervious to gravity, Verne was not satisfied: "I sent my characters to the moon with gunpowder, a thing one may see every day. Where does M. Wells find his cavourite? Let him show it to me!" However, when the logic of the story contradicted contemporary scientific knowledge, Verne did not keep to the facts and probabilities too slavishly. Around the World in Eighty Days was about Philèas Fogg's daring but realistic travel feat on a wager, based on a real journey by the US traveller George Francis Train (1829-1904). A Journey to the Centre of the Earth is vulnerable to criticism on geological grounds. The story depicted an expedition that enters in the hollow heart of the Earth. In Hector Servadac (1877) a comet takes Hector and his servant on a trip around the Solar System. In a tongue-in-cheek episode they discover a fragment of the Rock of Gibraltar, occupied by two Englishmen playing chess.

    In Twenty Thousand Leagues under the Sea, Verne introduced one of the forefathers of modern superheroes, the misanthropic Captain Nemo and his elaborate submarine, Nautilus, named after Robert Fulton's steam-powered submarine. The Mysterious Island was about industrial exploits of men stranded on an island (see: Robinsonade Daniel Defoe). In these works, filmed several times, Verne combined science and invention with fast-paced adventure. Some of Verne's fiction has also become a fact: his submarine Nautilus predated the first successful power submarine by a quarter century, and his spaceship predicted the development a century later. The first all-electric submarine, built in 1886 by two Englishmen, was named Nautilus in honor of Verne's vessel. The first nuclear-powered submarine, launched in 1955, was named Nautilus, too.

    The film version of Twenty Thousand Leagues under the Sea (1954), produced by Walt Disney and directed by Richard Fleischer, won an Oscar for its special effects, which included Bob Mattey's mechanically operated giant squid. It fought with the actors in a special studio tank. Interior sets were built as closely as possible to Verne's own descriptions of Nautilus. James Mason played Captain Nemo and Kirk Douglas was Ned Land, a lusty salor. Mike Todd's film Around The World in 80 Days (1957) won an Academy Award as the Best Picture but it failed to gain any acting honors with its 44 cameo stars. Almost 70,000 extras was employed and the film used 8,552 animals, most of which were Rocky Mountain sheep, buffalos, and donkeys. Also four ostriches appeared.

    In the first part of his career Verne expressed his technophile optimism about progress and Europe's central role in the social and technical development of the world. What becomes of technical inventions, Verne's imagination sometimes contradicted facts. In From Earth to the Moon a giant cannon shoots the protagonist into orbit. Any contemporary scientist could have told Verne, that the passengers would be killed by the initial acceleration. However, the idea of the space gun first appeared in print in the 18th-century. And before it, Cyrano de Bergerac wrote Voyages to the Moon and Sun (1655), and applied in one of his stories the rocket to space travel.

    "It is difficult to say how seriously Verne took the idea of this mammoth cannon, because so much of the story is facetiously written... Probably he believed that if such a gun could be built, it might be capable of sending a projectile to the Moon, but it seems unlikely that he seriously imagined that any of the occupants would have survived the shock of takeoff." (Arthur C. Clarke in Greetings, Carbon-Based Bipeds!, 1999)
    Verne's major works were written by 1880. In later novels the author's pessimism about the future of human civilization reflected the doom-ladden fin-de-siècle atmosphere. In his tale 'The Eternal Adam' a far-future historian discovers the 20th-century civilization was overthrown by geological catalysms, and the legend of Adam and Eve becomes both true and cyclical. In Robur the Conqueror (1886) Verne predicted the birth of heavier-than-air craft, but in the sequel, Master of the World (1904), the great inventor Robur suffers from megalomania, and plays cat-and-mouse game with authorities.

    Verne spent an uneventful, bourgeois life from the 1860s. He traveled with his brother Paul in 1867 to the United States, visiting the Niagara falls. When he made a boat trip around the Mediterranean, he was celebrated in Gibraltar, North Africa, and in Rome Pope Leo XIII blessed his books. In 1871 he settled in Amiens and was elected councilor in 1888. Verne survived there in 1886 a murder attempt. His paranoid nephew, Gaston, shot him in the leg and the authors was disabled for the rest of his life. Gaston never recovered his sanity.

    Verne had married at age 28 Honorine de Viane, a young widow, acquiring two step-children. He lived with his family in a large provincial house and yachted occasionally. To the horror of his family, he started to admire Prince Pyotr Kropotkin (1842-1921), who devoted himself to a life as a revolutionary, and whose character possibly influenced the noble anarchist of NAUFRAGÉS DE JONATHAN (1909). Kropotkin wrote of an anarchy based on mutual support and trust. Verne's interest in socialistic theories was already seen in MATHIAS SANDORF (1885).

    For over 40 years Verne published at least one book per year on a wide range subjects. Although Verne wrote about exotic places, he traveled relatively little - his only balloon flight lasted twenty-four minutes. In a letter to Hetzel he confessed: "I must be slightly off my head. I get caught up in all the extraordinary adventures of my heroes. I regret only one thing, not being able to accompany them pedibus cum jambis." Verne's oeuvre include 65 novels, some twenty short stories and essays, thirty plays, some geographical works, and also opera librettos. Verne died in Amiens on March 24, 1905. Verne's works have inspired a number of film makers from Georges Méliès (A Trip to the Moon, 1902) and Walt Disney (20,000 Leagues Under the Sea, 1954) to such Hollywood directors as Henry Levin (Journey to the Center of the Earth, 1959) and Irwin Allen (Five Weeks in a Balloon, 1962). Also the Italian painter Giorgio de Chiroco was interested in Verne and wrote on him in the essay 'On Metaphysical Art': "But who was more gifted than he in capturing the metaphysical element of a city like London, with its houses, streets, clubs, squares and open spaces; the ghostliness of a Sunday afternoon in London, the melancholy of a man, a real walking phantom, as Phineas Fogg appears in Around the World in Eighty Days? The work of Jules Verne is full of these joyous and most consoling moments; I still remember the description of the departure of a steamship from Liverpool in his novel The Floating City."



    quoted from : www.kirjasto.sci.fi
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu
    ©º° SKYMOON EFE toprağın bol mekanın Cennet olsun °º©


    Türkforum'a bugüne kadar gönderilen her 58 mesajdan birinin Efeler Birliği başlığına gönderildiğini biliyor muydunuz?

  3. #3
    syhgndlf adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-04-2005
    Mesajlar
    1,628
    Karizma Gücü
    0
    Denizler Altında 20 bin Fersah

    okuduğum ilk cin ali dışı kitaplardan biri idi. çok etkilenmiştim çok güzeldi hala bazı yerlerini hatrlarm...
    MEHMEDİM

    Gayrı anlatılmaz bu savaş bence
    Dağ taş konuşmuştu kendi dilince
    Hücum diye bir ses duydum ilk önce
    Sonra allah allah dedi mehmedim

    Ne ana ne sıla ne yar hayali
    Bir gör mehmetteki kükremiş hali
    Kırpmadı gözünü yağmur misali
    Mermi yedi havan yedi mehmedim
    Can askerim

    Öyle bir iman öyle ihlaski
    Secde eder cümle can ve bitki
    Bir temmuz akşamı allah şahitki
    Şaha kalkmış vatan idi mehmedim

    Bu akşam yıldızlar saramış gibi
    Tepeler titreşir hava kış gibi
    Bir dağın sırtında dağ varmış gibi
    Omuzlamış bir mehmedi mehmedim
    Can askerim



    Mesaj SAYIM =1903

  4. #4
    empottoman adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-04-2005
    Mesajlar
    183
    Karizma Gücü
    0

    İnatçı Kahraman Ağa:

    Jules Verne'nin 1800'lerin sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nda geçen bir romanı vardır. İnatçı Kahraman Ağa veya Muhteşem Kahraman Ağa. Olay Karaköy'den Üsküdar'a geçmeye çalışan bir inatçı adamın hikayesi.

    Deniz Fili Seyahat Acentası Jules Verne’nin romanlarından İnatçı Kahraman Ağa’dan [Keraban-le-Tetu, 1883] yola çıkılarak tasarlanmış bir proje. Roman İstanbul’da başlıyor; daha sonra bütün Karadeniz kıyısını dolaşıyor ve yine İstanbul’da sona eriyor. Verne’in az bilinen bir romanı ama son derece ilgi
    çekici. Bütün hikayeyi anlatmaya gerek yok ama, kısaca Hollanda’dan patronunu ziyaret etmeye gelen birinin başına gelenler anlatılıyor kitapta. Patron Türk bir tütün tüccarı; Hollanda’dan gelen misafiri de onun acentalığını üstlenmiş. Patron misafirini, kentin öbür yakasındaki Üskadar’da bir
    lokantaya akşam yemeğine götürmek istiyor. Kayık kiralamak için sahile indiklerinde öğreniyorlar ki, Boğaz’ın öte yakasına geçmek vergiye bağlanmış. Kahraman Ağa, çileden çıkıyor bu adaletsizlik karşısında; inatçı da tabii. Diğer
    yakada akşam yemeği için söz vermiş misafirine; hem sözünde durmasının hem de haksızlığa karşı çıkmasının bir yolu var; o da bütün Karadeniz kıyısını dolaşıp Boğaz’ın diğer yakasına geçmek. Yalnız yolculuğun iki hafta içinde tamamlanması gerekiyor, çünkü Kahraman’ın Avrupa yakasında düzenlenecek bir düğüne katılması lazım.

    Ama kitabın sonu nasıl bitiyor. Onu da okuyup öğrenmek gerekiyor...
    BYE BYE TÜRKÇE BİRLİĞİ ** Kitap Kurtları Dayanışma Cemiyeti
    Bir mıh bir nal kurtarır,
    Bir nal bir at kutarır,
    Bir at bir atlı kurtarır,
    Bir atlı bir savaş kurtarır,
    Bir savaş bir Vatan kurtarır.

  5. #5
    argan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-11-2004
    Mesajlar
    221
    Karizma Gücü
    0
    Çocukluğumun ve ilkgençliğimin kahramanıdır Jules Verne...
    Onun sayesinde -ki Robenson Cruso ve Tom Sawyer'den sonra Okuduğum 3.romandı "İki Yıl Okul Tatili"- hayalgücünün sınırsızlığını keşfetmiş,romanları sayesinde dünyayı dolaşmıştım... Okuduğum romanların 100 sene önce yazıldığı halde bu kadar ileri görüşlü,bu kadar çağdaş olması çarpmıştı beni...Denizaltı,Aya seyahat etmek gibi konuları O dönemde hem de belli bir mantığa bağlayarak yazması ise şaşırtmıştı..Fantastik Edebiyat diyebileceğimiz bir türün öncüllerinden olan Bu "Edebiyatın Edison'u" sayesinde okumak denen o tarifsiz zevki keşfetmiştim..

    Şimdilerde daha önce Türkçeye çevrilmemiş romanlarının basıldığını gördüm,heyecanlandım...İlk vakit bulduğumda alıp okumayı,Eski dostumla tekrar buluşmayı çok istiyorum..
    Keşke şimdilerde de çocuklar tanıştırılabilse Verne'in dünyasıyla..Okumanın zevki,alışkanlığı bu tür yazarlarla kazandırılabilir kanısındayım...
    Bana kazandırdıkların için teşekkür ederim Jules Usta....
    (konu başlğı için ayrıca teşekkür ederim)
    Ölümcüldür ılımlılık...Sıradan bir yemek kadar kötüdür yeterlilik; ama bir şölen kadar güzeldir aşırılık....
    Oscar Wilde

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    26-01-2005
    Mesajlar
    262
    Karizma Gücü
    0
    'Okul Tatili' lafının geçmesi 10-11 yaşında zaten cezbeder. Birde gemi yolculuğu, ormanlar, doğal hayat kitabı güzelleştiriyor. Kitabın içine çekiyor bunlar.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •