• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 7 1234567 SonSon
66 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor

Konu: Rıfat Ilgaz

  1. #1
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0

    Rıfat Ilgaz

    Rıfat ILGAZ



    Rıfat ILGAZ 1940'ların toplumcu-gerçekçi şairlerinin başta gelenlerindendir.


    1911 yılında Cide'de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27.07.1927'de, günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle buradan ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi'nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 'de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı.

    1939'da İstanbul Karagümrük Ortaokulu'nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz'ın, yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940 'da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi. Hasan TANRIKURT, Sabahattin KUDRET AKSAL, Salah BİRSEL'le tanıştı.

    Ömer FARUK TOPRAK ile 9 Eylül 1942'de Yürüyüş Dergisi'ni çıkardılar. Bu dergide Orhan KEMAL, Sait FAİK, Cahit IRGAT, A.Kadir, Nâzım HİKMET (İbrahim SABRİ) ile birlikte çalıştılar.

    1943'te ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944'de "Sınıf"adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. Pertev Naili Boratav "Sınıf" için : "Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat ILGAZ'ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten başka yapılacak birşey yoktur" diye yazdı.

    1945'te Gün Dergisi çıktı. Ilgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz NESİN'in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı.1946'da Esat ADİL, Sabahattin ALİ ve Aziz NESİN ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisini'ni Esat Adil MÜSTEÇAPLIOĞLU ve Adil YAĞCI ile birlikte çıkardılar.
    Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat'a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı.

    Şubat 1947'de Sabahattin ALİ, Aziz NESİN ve Mim UYKUSUZ'un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. İmzasız yazılar yazdı. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu.

    1950'li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960'da Tan Gazetesi'nde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı.

    Turhan SELÇUK ve İlhan SELÇUK'un çıkardığı Dolmuş Dergisi'ne "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul'da bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı'nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne"(Yedek Lastik) takma adıyla yazdı.

    Ocak 1953'te "Devam" adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.

    1958 de Semih Balcıoğlu'nun çıkardığı "Taş" dergisinde Rıfat Ilgaz (!) imzasıyla yazılar yazdı.

    1959 "Büyük Gazete" adında çıkan yeni bir dergiye yönetici oldu. Aynı yıl arkadaşı Suavi ile birlikte "Gar Yayınları"nı kurdu.

    1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne kavuşan Rıfat Ilgaz, Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf Yayınları'nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970'te Basın Şeref Kartı'nı aldı.

    1974'te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide'ye (Kastomonu) yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve 1 aydan fazla gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul'da, oğlu Aydın ILGAZ ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı. Bu olaylar "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır. Birlikte Çınar Yayınları'nı kurdular.

    1982 yılında Yıldız Karayel romanıyla "Orhan Kemal Roman Armağanı"nı ve "Madaralı Roman Ödülü"nü" aldı. 6 Aralık 1982 de İstanbul Şan Müzikholü'nde "55. Sanat ve70. Yaş Günü" çok sayıda sanatçı ve sevenlerinin katıdığı görkemli bir törenle kutlandı.

    1987 de Ocak Katırı Alagöz kitabıyla" Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü'nü aldı.


    Onu hepimiz Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği önerir.

    1993 yılında Tüyap Onur Yazarı ödülününe layık görüldü. Ne yazık ödülünü alamadan öldü.


    Yıllarca bizden kendisini uzaklaştırmaya çalışan yönetimlerden sonra, demokrasi yolunda ülkemizdeki gelişmeler Rıfat ILGAZ adını yeniden yücelttiyse de, Sivas Olaylarının acısına dayanamayan duyarlılığı 7 Temmuz 1993 günü aramızdan ayrılmasına neden oldu.



    SON ŞİİRİM

    Elim birine değsin,
    Isıtayım üşüdüyse
    Boşagitmesin son sıcaklığım!

  2. #2
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    ALİŞİM
    Kasnağından fırlayan kayışa
    kaptırdın mı kolunu Alişim!
    Daha dün öğle paydosundan önce
    Zilelinin gitti ayakları,
    Yazıldı onun da raporu:
    "ihmalden!"
    Gidenler gitti Alişim,
    Boş kaldı ceketin sağ kolu...
    Hadi köyüne döndün diyelim,
    tek elle sabanı kavrasan bile
    Sarı öküz gün görmüştür,
    Anlar işin iç yüzünü!
    üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün
    Ağanın davarlarına geçer...
    Kim görecek kepenek altında eksiğini
    kapılanırsın boğaz tokluğuna.
    Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman
    beklesin mızrabını.
    Sağ yanın yastık ister Alişim
    sol yanın sevdiğini.
    Kızlarda emektar sazın gibi
    Çifte kol ister saracak!

    Rıfat ILGAZ

  3. #3
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    BİLMEYECEKLER

    Geride kalanlara ne bırakacağım,
    Çocuklarıma,
    Onların da çocuklarına?

    Olsa olsa
    Karadeniz'den payıma düşeni…
    Beş on evlek yer gökyüzünden.

    Ne vermek istedimse sağlığımda,
    Ne veremedimse,
    Gizlenip kaçışlardan.

    Biliyorum bu yüzden
    Yokluğumu çekmeyecekler,
    Hep yaşıyormuşum gibi gelecek onlara
    Biraz ötelerde, uzaklarda.

    Babamız diyecekler, dedemiz,
    Dur durak bilmezdi,
    Dert nedir, tasa nedir bilmezdi…

    Neyi bildiğimi bilmeyecekler.


    Kulağımız Kirişte adlı şiir kitabından 1983


    Rıfat ILGAZ

  4. #4
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    BİR KOZADA

    Geç kalmadık tam zamanı
    İş başlamaktaydı başladık
    Örüyoruz kozamızı birlikte
    Zaman da bir kozadır ipek böceğim
    Her solukta örülen
    Bir dışındayız bir içinde

    Bir gün bizim de dokunacak
    Atlasımız çalışkan ellerde
    Gül yaprağı inceliğinde duru
    Sabahların eridiği mavilikte
    Mekikler söyleyecek türkümüzü
    En güzeli bu değil mi övgünün
    En sürüp gideni ipekte

    İlk yağışla başladı diriliş
    Özsuyla buğulandı dalların ucu
    Yaprağa durdu dipten doruğa
    Bahçedeki dut ağacı


    (1970)
    Uzak Değil adlı şiir kitabından 1970




    Rıfat ILGAZ

  5. #5
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    BİR SINAVSA EĞER

    Girdiğim çıktığım yerler tanığımdır
    Kapımı çalanlar gece yarılarında
    Okunan kararlar yüzüme karşı
    Korkmuyorum duygusal bitişlerden
    Tükenen kurşun kalemler tanığımdır

    Ölümle burun buruna bir gençlik boyu
    Sıtmasında vereminde Anadolu'nun
    Dönülmez bekleme kamplarında
    Suçsa suç, sorguysa sorgu, hapisse hapis
    Yaşamak gezin gözün arpacığın ucunda
    Elimde hep böyle tükenen bardak

    Yaşamak bir yürek işçiliği günümüzde
    Ölümün anlamı değişti birden
    Eskiden yataklarda beklerdik
    Ders mi sınav mı görev mi belli değil
    Gelecekse ayakta bulsun dimdik
    Açılan bir sorumsuz yaylım ateş
    Bir top karanfildir göğsümüzde


    (1971)
    Güvercinim Uyur mu adlı şiir kitabından 1971


    Rıfat ILGAZ

  6. #6
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    BİRAZ DAHA SABIR

    Gözünü yıldırmasın karakış,
    Altında sağlama yatağın,
    Hastanede sıran var.
    Ne kaldı ki şurada,
    Ekim, Kasım, derken Aralık
    Sabrın tükenmezse eğer,
    Heybelide'sin bahara doğru.
    Bilirsin can boğazdan gelir,
    Senin neyine şu bakır mangal,
    Çıksın çadırcılara...
    Bilmem işine yarar mı artık,
    Şu duvardaki palto,
    Yok işte çalışmaya dermanın!
    Hele otursun şu barış yerine,
    Sık dişini!
    Her şey düzelecek yakında,
    Her şey yoluna girecek;
    Doktor kapına gelecek,
    İlaçlar ayağına.
    Bakma kesildiğine terkosun
    Şerbet akacak çeşmelerden!
    Bu sıcağa kar mı dayanır,
    Dirilirsin bayrama varmadan,
    Kalkarsın ayağa.
    Sıtmalı kızının
    Doya doya öpersin yanaklarını.
    Biraz daha sabır, aslanım,
    Biraz daha sabır!



    Rıfat ILGAZ

  7. #7
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    BİZ DAR GEÇİT BEKÇİLERİ

    Yaşam durur mu biz yerimizde saysak bile
    Hele bunalımlı bir döneme girdik mi
    Oluşturur çocuklarımızı mevsiminden önce

    Kapatır gerekirse arayı yaşamdır o
    Durmuş oturmuş adam çıkarır bir çocuktan
    Ya da bir delikanlı başında kavak yelleri

    Yaşam mı yapar bilemezsin yoksa biz mi
    Biz dar boğaz bekçileri yaşlılar
    Dalından koparır da sarsak ellerimizle
    Sıyırır kabuğundan cascavlak bırakırız
    İsteriz ki ezilmesinler ayak altında
    Çetin ceviz olsun evlatlarımız

    Süreriz önlerine tekel kitaplarını
    Sayfaları kırmızı kalemlerle çizilmiş
    Ders isteriz çalışsınlar ha babam ha
    Bir tıkaç kulaklarına öğütlerimizden
    Büyüsünler dizlerimizin dibinde
    Burun kemerlerimizde emekli gözlüğü
    Bir mandıra düşlerken yeni tasarılarda
    Geçip karşılarına azşekerlimizi içeriz

    Bir bakarız uyumuşlar büyümüşler
    Başlarına buyruk çetin ceviz olmuşlar
    Kara kara düşünür kaşırız ensemizi
    Düşünen bir babayızdır bir babahindi

    Ne beklemiştik önce ahlâk değil mi
    Biraz da saygı kendimiz için
    Erdemli olmalarını istemedik mi
    Mutlulukları değil miydi tek dileğimiz
    Hani şu ömür boyu beklediğimiz mutluluk
    Bekleyip de erişemediğimiz
    Bir ömür boyu da siz bekleyin demedik mi


    (1972)
    Güvercinim Uyur mu adlı şiir kitabından 1970



    Rıfat ILGAZ

  8. #8
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    BİZ TAŞRA MEMURLARI

    Kamyondan indiğim gün,
    Tanıttılar kahve arkadaşlarımı,
    İlk çayı kaymakamdan içtim
    İlk sigarayı tapucudan
    Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın diye,
    O akşam oynadık ilk prafayı,
    Kapıgı beş kuruştan
    Yemekten sonra çalındı
    En güzel plak şerefime!
    Dert yanarken gazetelerden
    Dört günlük diye en yenisi,
    Almaz oluverdik elimize.
    Bir kasabanın da bulunur kendine göre
    Taze havadisi;
    Akşama doğru,
    Selami Efendiyi dinle yetişir!
    Çok geçmeden bizim de karıştı
    Dedikoduya adımız
    Benim de merhabasını kolladıklarım oluyor
    Yer gösterip kahve ısmarladıklarım.
    Bile bile yenildiğim de oluyor
    Bizim muhasebeciye;
    Maaşımız vilayet bütçesinden,
    Pamuk ipliğine bağlı mesken bedelimiz
    Geçinmeye geldik !
    Girince İhsan Efendi,
    Şöyle bir doğrulacaksın ister istemez
    Biz seçmezsek de mutemedizdir.
    Defter açmışız dükkânında
    O bilir tutarını maaşımızın,
    Başkandır yüzde yüz bu seçimde
    Arkası dağ gibi kaymakama dayalı.
    Kapı bir komşumuzdur,
    Kurtarır bizim sokağı çamurdan
    Hiç olmazsa köşe başına
    İki fener olsun astırır
    Kaymakam hoş sohbet adam
    İyi bektaşi fıkraları bilir.
    Hoşlanmasak da güldürür bizi,
    Karışmaz girdisine çıktısına kimsenin,
    Bayılır horoz dövüşüne
    Cami avlusunda kazanılmış
    Ne ünlü dövüşler biliriz!
    Kendi havasında Burhan Bey
    Dayanamaz peynirli pideye;
    Kimin yoğurdu kaymaklı
    Kimin yağı kekik kokar,
    Ona sor!
    İşinin ehli adamdır severiz
    Esnafa yıkım olmadan,
    Ayırır akla karayı...
    Şunun şurasında kaç kişiyiz ki,
    İste geldik gidiyoruz,
    Ne çıkar kötülükten!
    Gördün mü sorgu hakimini,
    Dünya umurunda değil,
    Nesine gerek elin beş keçisi.
    Piket tam meslek oyunu
    Kim demiş dut yemiş bülbül diye
    İste çözüldü dilinin bağı,
    Yüzlük kağıt var elinde...
    Bu kahvede geldi Bekir Efendi'nin
    Emeklilik emri...
    Çok iş var daha onda.
    Kim ne derse desin, aznifte yok üstüne
    Bayılır dört koluna bu oyunun.
    Nargilenin marpuçu bir elinde,
    İşte öbüründe domino taşları
    Sor, eliyle koymuş gibi bilir,
    Düşeş kimdedir...
    Hele bak, bir domuzluğu var,
    Hem dübeşe yirmi beş yazdıracak.
    Hem bağlayacak dört başı
    Kolayına mı usta oldu
    Tavlada ormancımız;
    Altınla ödedi her pulunu teker teker,
    Kendi kapısından iyi bilir, Se-yek kapısını
    Plaka tutmasına
    Hesab-ı cariden fazla yatar aklı
    Banka müdürü'nün.
    Hani Veznedar da yabana atılmaz
    Bakma para sayarken
    İki de bir süngere yapıştığına,
    Sen hüneri kağıt düzerken gör!..
    Kahveden yönetir nüfusçu'muz
    Doğumla ölümü.
    Can ciğerdir Doktor'la;
    Şüphelidir yediklerinin ayrı gittiği.
    Başkâtibin çayı kıtlamadır,
    Kaymakam'ın gözünün önünde,
    Çay bardağında çeker konyağı,
    Yudum yudum çaktırmadan;
    Küçük yer söz olur!
    Hacizde olsa gerek icracı,
    Bugünde bulunmadı yoklamada,
    Hesabına çek iki çizgi daha,
    Kaldırır
    Köylere çıkmış olacak,
    Havalar da soğudu
    Hayvanı çift heybelidir,
    Benzinsiz çıkılmaz yola.
    Hele dönsün, bir âlem yaparız
    Komutan'ın evinde;
    Yeni plaklarımız da var.
    Heybeler boş dönecek değil ya,
    Kızarmış iki tavuk olsun bulunur,
    Arpalıktan dönüyor!




    Rıfat ILGAZ

  9. #9
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    BİZİM KASABAMIZ

    Ortasındayız memleketin,
    Uzak değiliz Ankara'dan
    Yakınız yakın olmasına;
    Gelen olmaz,
    Halimizi gören olmaz.
    Asfaltmış yolları boydan boya,
    Lambalar yanarmış dizi dizi.
    Büyük laflar eden
    Büyük adamları varmış.
    Dayalı döşeli apartmanlarında
    Seçme insanlar yaşarmış,
    Yasarmış yaşamasına.
    Ama sokaklarında bizim kasabanın
    İdare lambası yanmaz,
    Göz gözü görmez, tozdan dumandan
    Oysa ki belediyemiz vardır
    Kavga dövüş seçtiğimiz
    Belediyesinde meclisimiz vardır,
    Vardır var olmasına.
    Kerpiçtir evlerimiz,
    Yatarız ahir sekisinde
    Bir yanımızda karımız, çocuğumuz
    Bir yanımızda çiftimiz, çubuğumuz
    Tezek yakarız odun yerine;
    Saç üstüne saman yakarız,
    Gaz yerine.
    Düğün olur, dernek olur,
    Kazım'ın gırnatasında aynı hava:
    "Ankara'nın taşına bak" ...
    Bir toprağımız vardır bize dost
    İki ağız buğday verir,
    Ama ne buğday
    Ambarlar almaz, gömeriz.
    Yıl olur tohumluk kalmaz elimizde,
    Tarla gider tapu gider.
    Uğraş didin altımızda hasır yok,
    Sen gel de işin çık içinden:
    "Tarla mı kesekli, biz mi kaçamıyok?"
    Fakili'ya tren gelir Kayseri'den,
    Biner gider işsiz kalan köylümüz.
    Bulgur gider, pekmez gider elimizden,
    Ankara'dan emir gelir,
    Nutuk gelir.
    "Nevürek, hemşerim, nevürek.
    Ağlayak da gözden mi olak,
    Dövünek de dizden mi olak."




    Rıfat ILGAZ

  10. #10
    lorenzo61 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2005
    Mesajlar
    140
    Karizma Gücü
    0
    BU DA BİR ÖZGÜRLÜK ŞİİRİ

    1944 yılındasın yanlışın yok,
    Kıştı girdiğin, temmuz ortasındasın.
    Emirle de olsa açıldı ya
    İşte demir kapılar ardına kadar,
    Dışardasın!

    Tepende ne zamandır unuttuğun güneş,
    Liman bildiğin gibi yerli yerinde
    Hazır Karadeniz seferine şu vapur,
    Şu mavna Haliç'ten geliyor.
    Poyrazdır bir uçtan bir uca esen
    Çekebilirsin ciğerlerine!
    Bu ses fren gıcırtısıdır,
    Durdu Beşiktaş tramvayı durakta.
    Gidemezsin elinde değil;
    Emrindesin insanı hiçe sayanların.
    Bir liseli talebeyle vurulu bileklerin
    Kırk mahkûmun sürüklediği zincire.
    Tek suçunuz hür insanlar gibi konuşmak,
    Kitaplar suç ortağınız!
    1944 yılındasın yanlışın yok,
    Doğrudur dağıldığı esir pazarlarının,
    Tek forsa kalmadı kalyonlara çakılı,
    Roma sirklerinde atılmıyor köleler
    Aç aslanların ağzına,
    Çoktan yerle bir ettiler Bastil'i
    Kenar mahalleliler.
    Özgürlük şarkısıdır söylenen Volga boylarında.
    Ne Taif'tesin, ne Magosa zindanında
    Yalnız namı kalmıştır kaleme alanın
    "Vatan Kasidesi"ni.
    Seviyoruz her zamandan fazla Fikret'i
    Yeni anlaşıldı manâsı "Millet Şarkısı"nın,
    Aynı "Sis"tir memleketin üzerindeki.
    Bugün de vaktinde çıktı gazeteler
    Geçti ilk sayfalara Beşiktaş cinayeti;
    Ismarlama yazıları üstât kalemlerin
    Taksim'deki ziyafetten resimler…
    Çeyrek saat uzaktasın çok değil,
    O meşhur Babıali'den.
    Tek satır yok sayfalarda
    Bu zincirleme tutsaklık üstüne.
    Çekildi dış kapıdan demir sürgüler,
    Tuttu süngülüler yolları
    Topyekûn himayesindeyiz zincirlerin.(*)


    Yaşadıkca adlı şiir kitabından 1948



    Rıfat ILGAZ

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İstiklal Marşı, Ali Rıfat Çağatay Bestesi ile...
    2005 Konuları bölümünde crusader tarafından açılmış
    Yanıt: 7
    Son Mesaj: 13.07.05, 07:39

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •