• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
39 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    herdemraf adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-07-2005
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0

    Sizce İslama daha yakın Tarikat ve günümüz Evliyaları görüşleriniz

    Günümüz ve bu zamanın tarikatlarından ve günümüz evliyaları olarak bildiğimiz zatların meshep ve tarikat farklılıkları bakımından islama daha yakın olanı bilinmemekte ve sahte tarikatların ve şeyh ve evliyaların günümüz tv lerinde ve başka yerlerde boy göstermektedirler ancak inancımız gereği hangileri islama daha yakın ve daha yol gösterici olarak bilemiyoruz bu yüzden sizinde fikirlerini alarak birbirlerimize yardımcı olmalıyız veya uyarmalıyız sizce daha uygunu ve yaygın olanı ve doğru olanı hangileridir?

  2. #2
    syhgndlf adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-04-2005
    Mesajlar
    1,628
    Karizma Gücü
    0
    en doğru olan yol yoktur.. yollar biraz değişiktir ancak hepsi aynı yere çıkar..

    siyasete girmemiş olanlar, siyasi bir amacı olmayanlar ve çoğunluğun saygı ile yad ettiklerinde bir yanlışlık yoktur ancak hareketlerinde değişiklikler vardr düşüncesindeyim..
    MEHMEDİM

    Gayrı anlatılmaz bu savaş bence
    Dağ taş konuşmuştu kendi dilince
    Hücum diye bir ses duydum ilk önce
    Sonra allah allah dedi mehmedim

    Ne ana ne sıla ne yar hayali
    Bir gör mehmetteki kükremiş hali
    Kırpmadı gözünü yağmur misali
    Mermi yedi havan yedi mehmedim
    Can askerim

    Öyle bir iman öyle ihlaski
    Secde eder cümle can ve bitki
    Bir temmuz akşamı allah şahitki
    Şaha kalkmış vatan idi mehmedim

    Bu akşam yıldızlar saramış gibi
    Tepeler titreşir hava kış gibi
    Bir dağın sırtında dağ varmış gibi
    Omuzlamış bir mehmedi mehmedim
    Can askerim



    Mesaj SAYIM =1903

  3. #3
    adal adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-04-2005
    Mesajlar
    330
    Karizma Gücü
    0
    Tarik Arapça yol demektir. Bundan türetilen tarikat ise yol, yöntem, usul, tarz manalarına gelir. Tarikatlar Allah’a gitmek için bir yoldur, bir mecburiyet değildir şeklinde yumuşak izahlarla tarikat bağlılığını açıklayan tarikatçılar vardır. Fakat birçok tarikatçı Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.uydurma hadisiyle tarikata girmeyi, tarikatın şeyhini mürşit kabul etmeyi dini bir vecibe, kurtuluşun bir şartı gibi sunmaktadır. Şimdi sormak lazım yüzlerce yıl tarikatların yokluğunda Müslümanlar eksik Müslümanlar olarak mı yaşadılar? Tarikat şeyhlerinin yaygın olmadığı bu dönemde Müslümanların mürşidi şeytan mıydı? Kuran’ın izahları bu yıllara kadar Müslümanların manevi gelişimine rehberlik etmekte yetersiz mi kaldı ki tarikatlara ihtiyaç doğdu? Kuran’a göre Kuran din adına her şeyi açıklamaktadır. Peygamber’imiz ise Kuran’ın uymamız konusunda kefil olduğu tek insandır. Oysa tarikatların ürettiği birçok şeyh tartışılmaz kişi ilan edilmiş, bu şeyhlerin etrafındakiler kurtulanlar, diğer kimseler cehennemlik olanlar olarak sınıflandırılmış, bu şahıslara uymak dinin en önemli şartı gibi kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Bu tarikatların birçok liderinin Mehdi veya İsa ilan edilmesi sadece geçmişteki tarikatların değil, günümüzdeki birçok tarikatın da bir gerçeğidir.

  4. #4
    herdemraf adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-07-2005
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0
    bence Nakşibendi daha yakın diyorum ama günümüz evliyaları içinse düşünceliyim bu gibi yanıtlar bekliyorum herkesin görüşü farklı olabilir tabiiki ama her hangi bir tarikatada bağlı değilim çözülmesi imkansız ve vesilesi olması gerekmiyormu?

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    01-09-2005
    Mesajlar
    526
    Karizma Gücü
    0
    bnce ılla bı tarıkata da yada herhangı bır cemaate uye olma gerekmez....
    sırf onlarla dın yasanır dıye bı olay yoktur...
    ınsan dınını tek yasamalıdır gunumuzde!!
    İSLAM ın kuralları apacık bellıdır...SOn ve en yuce dınımız!!
    ramazan gelıyo huleynnn!!

  6. #6
    cylmz35
    Ziyaretçi
    Ne demek İslama yakın tarikat ??

    Böyle bir söz olabilirmi?

    Tarikat diye bişey yok ki islama yakın tarikat olsa...

    Kim çıkartır tarikat marikat işlerini anlamıyorum..

    Peki o zaman cevap verin; Peygamberimiz hangi tarikat erbabıydı.???

    verin cevabını?

  7. #7
    AŞIK Nizam'ül-Mülk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-08-2005
    Mesajlar
    34
    Karizma Gücü
    0
    Yunus Emre'den;
    Gel ey kardeş, Hakkı bulayım dersen
    Bil kamil mürşide varmasan olmaz
    Resulün cemalin göreyim dersen
    Bil kamil mürşide varmasan olmaz

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    25-02-2005
    Mesajlar
    354
    Karizma Gücü
    0
    BEŞİNCİ MEKTUP
    Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.

    SİLSİLE-İ Nakşînin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.), Mektubat'ında demiş ki: "Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim."


    Hem demiş ki: "Bütün tariklerin nokta-i müntehâsı, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır."

    Hem demiş ki: "Velâyet üç kısımdır. Biri velâyet-i suğrâ ki, meşhur velâyettir; biri velâyet-i vustâ, biri velâyet-i kübrâdır. Velâyet-i kübrâ ise, verâset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır."

    Hem demiş ki: "Tarik-i Nakşîde iki kanatla sülûk edilir. Yani, hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve ferâiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa o yolda gidilmez."

    Öyleyse, tarik-i Nakşînin üç perdesi var:

    Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir.

    İkincisi: Ferâiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.

    Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacip, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.

    Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.

    Madem hakikat budur. Esrar-ı Kur'âniyeye ait yazılan Sözler(Risale-i Nur Külliyatı), şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.

    Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i'câz-ı Kur'ân'ın mânevî lemeâtından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.

    El-Bâkî Hüve'l-Bâkî
    Said Nursî
    Rahmet-i İlâhiyeden ümit kesilmez.Cenâb-ı Hak, bin seneden beri Kur'ân'ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların(Türk Milletinin) muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir.

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    08-04-2005
    Mesajlar
    238
    Karizma Gücü
    0
    Türkiye'de dini kullanarak sömüren ve sömürülen cahil kesim gerçeği var. Bunu yok sayamayız. Ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırmak da sanırım zor ki o kadar insan bu şekilde yaşıyor. Yani tarikatlara şüpheli bakıyorum ben, güvenemiyorum hiç birisine, dinden soğuttukları gibi cemaatten de soğuttular zalimler. Tarikat değil de cemaat olarak Nur cemaati bence dürüst, kibar ve saygılı insanlar. Acizane kişisel görüşümdür.

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    30-05-2005
    Mesajlar
    146
    Karizma Gücü
    0
    Emirdağ Lâhikası'ndan bir alıntı.

    Asâ-yı Mûsâ âhirlerinde, bazı nüshalarında mübarekler pehlivanı büyük ruhlu Küçük Ali namında bir kardeşimizin sualine karşı verdiğim bir cevap var. Onu okuyunuz ki, o zâta bazı muterizler Risale-i Nur'un kıymetini bir derece kırmak için demişler: "Herkes Allah'ı bilir. Âdi bir adam, bir veli gibi Allah'a iman eder" diye, Nurların pek yüksek ve pek çok kıymettar ve gayet lüzumlu tahşidatını ziyade göstermek istemişler.

    Şimdi, İstanbul'da, daha dehşetli bir fikirde, anarşi fikirli küfr-ü mutlaka düşmüş bir kısım münafıklar, Risale-i Nur gibi, ekmek ve suya ihtiyaç derecesinde herkes muhtaç olduğu imanî hakikatlerine ihtiyacı düşürmek desisesiyle diyorlar ki: "Her millet, herkes Allah'ı bilir. Onu, daha yeni ders almaya ihtiyacımız çok yok" diye mukabele etmek istiyorlar.

    Halbuki Allah'ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz'î ve küllî herşey Onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat'î iman etmek; ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve Lâ ilâhe illallah kelime-i kudsiyesine, hakikatlerine iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa, "Bir Allah var" deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnat etmek-hâşâ-hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci tanımak ve herşeyin yanında hâzır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah'a iman hakikati onda yoktur. Belki küfr-ü mutlaktaki mânevî Cehennemin dünyevî tazibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler.

    Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.

    Evet, kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan Hâlik-ı Zülcelâl'i inkâr edemez... Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.

    Fakat Ona iman etmek, Kur'ân-ı Azîmüşşânın ders verdiği gibi, O Hâlıkı, sıfatlarıyla, isimleriyle, umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek; ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir. Her neyse...

    Evlâtlarım, ehemmiyetli bir hâdise size bu uzun meseleyi kısaca beyan etmeye sebep oldu. Şimdilik sizlere Risale-i Nur'un ehemmiyetli şakirtleri nazarıyla bakıyorum. Mustafa Oruç, çok talihlidir ki, kendi sisteminde ve ruhunda ve ciddiyetinde, az bir zamanda sizleri buldu. Bir iken on Mustafa oldu.

    Said Nursî

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. New York Times: 'AB Türkiye ile müzakerelere daha yakın'
    2005 Konuları bölümünde flight tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 22.09.05, 11:32
  2. Yeni komuta kademesi, NATO, ABD ve AB'nin çizgisine daha yakın isimlerden mi oluşuyor
    2005 Konuları bölümünde dalyan tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 14.08.05, 22:01

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •