Tesettüre uygun giysi üreten firmaların yeni gözdesi Ortadoğu ülkeleri. Kimi, Bağdat’a eşarp gönderiyor, kimi Ürdün’de mağaza açmayı planlıyor. Arap turist sayısındaki artış, Osmanbey piyasasını canlandırmış. Merter’deki tekstilciler ise İranlı toptancılara müteşekkir. Ortadoğu zevkine uygun koleksiyon hazırlayan tekstilciler, İstanbul caddelerinde dolaşan Arap ve İranlı müşteriden memnun. Ortadoğu zevkine uygun düzenlenmiş vitrinler, Arap satış temsilcileri, müşteriyle firma arasında bağlantı kurarak geçinen İran Azerileri, Merter’e Arap turist taşıyan otobüsler… Hepsi de, yükselişe geçen komşu ticaretinin getirdiği yenilikler. Fakat asıl yenilik, tesettür giyim sektöründe. Kreasyonları hazırlarken Arap ve Farisî kadınların beğenisini göz önünde bulunduran firmalar, İstanbul’un, tesettür modasını belirleyen ve sadece Ortadoğulu değil Avrupalı kadınların da giyimini yönlendiren bir cazibe merkezi olabileceği görüşünde.

Uzun etek, büyük beden

Tesettür giyim firmalarının Ortadoğulu müşteriyle buluşma mekânı uluslararası fuarlar. “İnşallah kapımızdan Dubai’de mağazası olan bir Arap geçer.” diye bekleyen Osmanbey ve Merter tekstilcilerinin aksine, minibüs dolusu malla Suriye, Ürdün ve Lübnan caddelerinde şık mağazalar arayan büyük firmalar, fuarlara katılarak halkın beğenisini yerinde gözlemlemekten yana. Ortadoğu ülkelerinin hemen hepsiyle ticari işbirliği yapılsa da Ürdün, siyasette yakaladığı istikrarla ayrıcalıklı bir yerde duruyor. Ankara merkezli tesettür firması Kayra Tekstil’in sahibi Mehmet Ortakaya, Türkiye’den giden pardösülerin ve etek ceket takımların Ürdün mağazalarının en iddialı ürünü olduğunu ve bizde Avrupa malına gösterilen teveccühün orada Türk malına gösterildiğini fark etmiş. “Türk tekstili, Ortadoğu için gökteki yıldızlar gibi, erişilmesi zor bir yerde duruyor.” diyen Ortakaya’nın Ürdün’de katıldığı ilk fuarla ilgili ilginç de bir anısı var; “Ürdünlü bir kadın, yedi-sekiz ürün beğendi ve hemen almak istedi. Sadece tanıtım için getirdiğimizi söyleyince inanamadı. Eşiyle birlikte üç gün boyunca gidip geldi, iki katı fiyat teklif etti; ama satış yasaktı. İstediği ürünleri sonradan adresine gönderdik.” Ürdün ve Mısır’da mağaza açmayı düşünen Kayra Tekstil, Dubai, Kuveyt, Suudi Arabistan, Ürdün ve Lübnan’a gönderdiği kreasyonlarda ufak tefek değişiklikler yapıyor. İç piyasaya üretilenden daha ince kumaşlar, daha uzun etekler ve daha büyük beden ölçüleri. Kumaşta emprime revaçta beden ölçüsü 38 değil 42’den başlıyor, etek boyu ise Türkiye’den 15 cm daha uzun. Giyim zevki özellikle Mısır, Ürdün ve Lübnan’da Türkiye ile benzeşiyor; ama ülkeler arası küçük farklar yok değil. Mesela, Türkiye’den Suudi Arabistan’a asla pardösü gitmiyor; çünkü Uzakdoğu kumaşlarından dikilen ince abiyeler bölge iklimine daha uygun. Uzun ceketlerle giyilen etek ve pantolonlar ise en çok Ürdün ve İran’da ilgi görüyor. Renklere gelince, iç mekânda giyilen abiye ve penye giysilerde alabildiğine renk ve şatafat seven Ortadoğulu kadın dışarıda daha çok siyahı tercih ediyor. Hâl böyle olunca Türkiye’de üretilen pardösü ve ceketlerin sadece koyu renklileri Arap ülkeleri ya da İran’a gidebiliyor. Eşarpta da durum farklı değil. Aker Eşarp ihracat sorumlusu Ercüment Terzioğlu, 13 yıldır İran’a siyah-kırmızı ve siyah-beyaz ağırlıklı eşarplar gönderiyor. İran’a giden başörtülerin ölçüsü Türkiye’dekiyle aynı: 90 cm. Ancak Lübnan’da yaşayan Şiiler, Aker’den 140 cm ebadında örtüler istiyor. Terzioğlu, iki Şii toplum arasındaki bu farkı, İran’daki zoraki tesettüre bağlıyor. Saçlarının ancak yarısını örten İranlı kadınlar için 90 cm yeterli bir ölçü. Yine İranlı Şiiler Aker’in çiçekli başörtülerini tercih ederken, Lübnanlı Şiiler geometrik desen talep ediyor.

Müşterinin hası İran’dan gelir

Merter’i İranlı müşteri ihya ediyor dersek abartı sayılmaz. Mağaza önündeki ucuz sepetleri didikleyen, bir penye tişört için kıran kırana pazarlığa girişenler de var, 100 bin doların üzerinde alışveriş yapanlar da... N-Value Tekstil’in sahibi Kadir Gençoğlu, “İran bir yana, diğer ülkeler bir yana.” diyor. Özellikle Hıdırellez öncesi geliyorlar, toptan alışveriş yapıp işçiliği ağır giysileri tercih ediyorlar. Gençoğlu, Tahran’ın büyük alışveriş merkezlerinde mağazaları olan ve her sezonda bir kez alışveriş yapan İranlı müşterisinin bu yaz sadece kendi dükkânından 120 bin dolarlık alışveriş yaptığını söylüyor. Giyside ağırlık siyah renk ve tunikte (uzun ceket). 11 yıldır tekstil piyasasında çalışan İranlı Ahmet Azeri’ye göre, İran’ın alışveriş için İstanbul’a gelmesinin birçok nedeni var. Sınır komşuluğu, vizeden muafiyet, İranlıların dışa dönüklüğü, genç nüfusun modayı yakından takip etmesi ve elbette giysilerin hem kaliteli hem ucuz olması Türk tekstilini cazip kılıyor. Merter’de İranlı müşterilerle iyi diyalog kuranlardan biri de Melek Aybek. Eventi Tekstil’de müşteri temsilciliği yapan Azerbaycanlı Aybek, mağazanın önünden geçen İranlıların çoğu zaman Farsça sohbet etmek için içeri girdiğini ve alışveriş yapmadan ayrılmadığını söylüyor; “İranlı müşterilerim uçaktan inip buraya gelirler. Önce kahvaltılarını yaparlar sonra alışverişe geçerler. Kimi özel model getirir, onları üretiriz. Bizi seviyorlar. Misafirperver ve sıcakkanlı buluyorlar.” Ferhat Öncel ise Merter’de, tekstil firmalarıyla yabancı müşterileri buluşturuyor. Ona göre bu, yeni ve gelişmeye açık bir iş sahası. Öncel, hem İranlı hem de Arap müşterilerin, Avrupa ülkelerine kıyasla Türkiye’de daha rahat ettiklerini ve istedikleri hizmeti alabildiklerini tespit etmiş. Öncel, Ortadoğulu müşteri sayısında bir artma olduğunu kabul etmekle beraber, karşılıklı güven zedelenmesinin uzun vadede ilişkileri tehlikeye sokacağına inanıyor; “Maliyetin çok altında fiyat teklif ediyorlar, aldatılma korkusu da var. Nitekim İranlı bir müşteri burada dolandırıldı. Ortadoğulu müşteri, fiyatta anlaşıp malı gönderdikten sonra bile indirim istiyor. Bu yüzden önce parayı alıyor sonra malı gönderiyoruz.”

Gümrük duvarı, utanç duvarı gibi…

Türkiye ile Ortadoğu ülkeleri arasındaki ticarî yakınlaşmanın yüksek gümrük duvarlarına rağmen gerçekleştiğini söylemek gerek. Tekstil firmaları, Türkiye’nin komşularıyla ticaret yapmasını zorlaştıran bu engelin altında bit yeniği arıyorlar. Ürdün, Lübnan, Cezayir, Libya, Tunus, Dubai ve Mısır’dan sonra Kerkük ve Bağdat’a giysi ve eşarp gönderen Tekbir Giyim’in sahibi Mustafa Karaduman, “Komşularıyla alışveriş yapmayan tek ülke Türkiye.” diyor. “Karayoluyla ulaşım mesafesinde tekstil sektörü hiç gelişmemiş komşularımız var. Biz bütün bu ülkelere ihracat yaparız; ama önümüzde, yüzde 50’den yüzde 200’e uzanan utanç duvarı gibi bir gümrük duvarı var. Suriye’nin önemli tekstilcilerinden biri, sırf bu yüzden bizden mal almaya cesaret edemedi.” Kayra Tekstil’in sahibi Mehmet Ortakaya da Karaduman ile aynı görüşte: “İslam coğrafyasındaki halklar birbiriyle kaynaşmasınlar diye araya görünmez duvarlar koymuşlar. Mesela biz, Ürdün’deki tanıtım fuarına giderken Suriye’den geçtik. Hem Türkiye’ye hem de Suriye’ye malları eksiksiz getireceğimize ve satış yapmayacağımıza dair teminat yatırdık. Ancak geri dönüşte Suriye’ye ödediğimiz üç bin doları alabilmek için bir buçuk gün uğraştık. Ortadoğu’yla ticaret yapmak deveye hendek atlatmak gibi bir şey. Aynı şeyi biz de onlara yapıyoruz. Sanki ticaret yapmamız istenmiyor.” Lübnan, Ürdün, İran ve Mısır’a İstanbul’daki mümessil firmalar aracılığıyla ürün gönderen Ankara merkezli Setre Giyim’in sahibi Abdürrahim Çelikten de gümrük vergileri makul fiyata çekildiğinde Türkiye’nin tekstildeki ihracatının ilk altı ay içinde yüzde 70 artacağına inanıyor. Çelikten; “Biz firmalar olarak karşılıklı fiyat düşürsek bile hükümetin desteği olmadan sorunu çözemeyiz. Ülkeler kendilerinde en iyi olan ürünleri karşılıklı değiştirebilir.” diyor. Kayra Tekstil’de ihracaat sorumlusu olarak çalışan Filistinli Tahir Hamdan ise duygusal bir yaklaşımla, ‘Biz, Türkiye’nin ticarette din ve kültür bağlarını gözettiğini hiç görmedik.’ diyor.

Ortadoğu bize incik boncuk getirdi

Türkiye, tekstil ürünlerinde yakaladığı kaliteyle Ortadoğu’da söz sahibi; ancak bu ülkelerdeki tesettürlü kadınların giyinme tarzlarına yön verecek bir konumda değil henüz. Pardösüde, tunikte, etek-cekette Arap kadınların reddedemeyeceği kalite, renk ve desen çeşitliliği zamanla ‘Türk usulü’ bir giyim biçimi oluşturacak; fakat bizim de Ortadoğu’dan gelen rüzgârlara açık olduğumuz bir gerçek. Özellikle de baş örtme biçimlerine. Son yıllarda tesettürlü genç kızların yaygın kullandığı püsküllü, saçaklı şalların Ortadoğu kaynaklı olduğu düşünülüyor. Bunun yanında Suriyeli kadınların taktığı iki parça, iğnesiz başörtüler, kumaşı kalitesiz olduğu ve desenleri beğenilmediği için Türkiye’de rağbet görmedi. Oralardan bizim topraklara gelen bir akım daha var ki, ona kimse kayıtsız kalamadı. Elbiselerin ucuna, kıyısına dikilen incik boncuklar, dantelalar, pullar, simler, seven sevmeyen herkesi esir aldı. Arap müşterilerin beğenisine uygun giysiler tasarlayan Reyhan Yazıcı, incik boncuk modasının, tasarımın ana ilkesini ihlâl ettiğini söylüyor; “Bir bluz tasarlıyorsanız, sadece bir yerinde işleme, pul, boncuk kullanabilirsiniz. Oysa Arap kadınları yakasında, etek ucunda, kol ağızlarında, her yerde bir ışıltı, parıltı istiyor.” Türk kadınlarla Arap kadınların giyim zevkinin birbirine yakın olduğunu düşünen Yazıcı’ya göre Ortadoğulu erkekleri memnun etmek daha zor; çünkü onlar hem modayı takip etmek istiyor hem de gömlek ve tişörtte moda olan figürlerden hoşlanmıyorlar. Reyhan Yazıcı sırf bu yüzden, bir ara çok moda olan ejderha figürünü deforme ederek uygulamak zorunda kalmış. Tasarımcının bir başka tespiti ise Ortadoğu’ya giden erkek pantolanlarının eskisi kadar bol olmaması.

Ortadoğu da kopya yapmaya başladı

Tesettür firmaları Avrupa’nın belirlediği renk, desen ve modelin dışına çıkamaz mı? Avrupa modasının tesettürle ilgili bir kaygısı olmadığına göre, bu açığı kim kapatacak? Kayra Tekstil’in sahibi Abdürrahim Çelikten, Avrupa’nın güdümünden çıkıp yerel unsurları kullanamamaktan şikâyetçi; “Avrupa’nın bir tesettür çizgisi yok; ama kumaş, renk ve aksesuarı belirleyerek bir anlamda o yılın tesettür modasını da belirlemiş oluyorlar. Gömlekte hâkim yaka modaysa pardösüde de hâkim yakayı öne çıkarmak gerekiyor.” Çelikten’e göre, dünya modasının dışına çıkmak tesettür firmaları için çok riskli; çünkü Çin’le mücadele etmek için sektörle beraber adım atmak gerekiyor. Tekstil firmalarının Çin tehdidine karşı geliştirdiği taktikler ise evlere şenlik. Sade modeller yerine katma değeri yüksek, bol aksesuarlı giysiler üretmek ve hızla değişim yapmak. Öyle ki, Çin, malı üretip piyasaya sunana kadar başka bir model devreye girmiş olmalı. Renkler çok çabuk değiştiği için toptancılar Çin’e gidip “Şu renkten beş bin tane istiyorum.” diyemiyor. Türkiye’nin cazibesi de işte bu noktada ortaya çıkıyor; her seride sadece dört ürün var, toptancı çok farklı renk ve modelden ürün satın alabiliyor. Ortadoğulu tekstilcilerin Türkiye’deki fuarları takip edip buradan katalog götürmeleri, Cons marka kotu ve Tekbir’in ürünlerini kopyalamaları ise tekstilcileri kaygılandırmıyor.



ŞAM ELBiSELERi ÇARŞAMBA’DA

Emekli öğretmen Halit Çelik, Ortadoğu’ya giysi gönderen Türk tekstilcilerinin aksine Şam ve Halep’ten İstanbul’a elbise getiriyor. Fatih Çarşamba’da geçen sene açılan “Şam Giyim’in parolası, ‘Ortadoğu’nun giyim zevkini Türkiye’ye taşımak.” Çelik, Şam’ın meşhur çarşısı Hamidiye’den aldığı işlemeli elbiselere gösterilen ilgiden memnun. Ona göre bu, tesettürlü kadınlara yapılmış bir hizmet; “Şimdiye kadar, özellikle bu mahallede, iki metre kumaş kesip dümdüz dikiyorlar ve kadınların hiçbir estetiği olmayan bu elbiselerle yetinmelerini istiyorlardı. Fakat son bir yıldır benim elbiselerim burada moda oldu, hatta kopyalamaya başladılar. Sürekli yeni modeller getiriyorum, bana yetişmeleri mümkün değil.” Fatih dışında da müşteri edinmeye başlayan Halit Çelik, kadınların daha merkezî bir yerde büyük bir mağaza istediğini söylüyor.