• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Sizce ‘canlı’ ne demek?

    Bilimin hızla gelişmesi karşısında, canlılığın tarifi üzerinde büyük anlaşmazlıklar çıkıyor. Kimi bilim insanı, örneğin internetin, bilgisayar programlarının da canlı sınıfına sokulabileceği görüşünde.

    Tartışılan konular: Canlı ne demek? Kök hücreler canlı mı? Virüslere ve bakterilere canlı diyebilir miyiz? Canlı, kendini yeni durumlara uyarlama yeteneği mi?
    İyiyle kötü, demokrasiyle baskı, dostla düşman gibi birçok kavramın birbirinden kesin çizgilerle ayrılmadığını artık biliyoruz. Bu anlam çiftlerinden biri de, canlıyla cansız.
    İnsan embriyosundan kök hücre elde ederek hastalıkların daha iyi sağaltılabileceğini düşünen bilim insanları, yaşamın ne olduğunu, sınırlarını ve özelliklerini belirlemekte güçlük çekiyor. Karşılaşılan en önemli sorular şunlar: Yaşam ne zaman başlıyor ve canlı olmak, gerçekte ne anlama geliyor?
    Teknolojik gelişmeler, yaşamın tanımını değiştirecek önemli bir rol oynayabiliyor. Sözgelimi maymun yumurtaları kimyasal bir işlemden geçirilerek değiştirildiğinde, embriyon gibi kök hücre üretebiliyor. Ve bunun için ileride bir bebek maymuna dönüşme yeteneği ya da oluşumda bir sperme ihtiyaç yok.

    Kök hücreleri ‘canlı’ mı?
    İnsan yumurtasının da aynı biçimde yeniden üretildiğini düşünelim. Bu doğal olmayan ve tümüyle yapay kök hücreleri ne ölçüde ‘canlı’ sayılabilir? Bir tüpte yapay hormonların elde edilmesine yarayan kimyasal tepkimelerle ya da Yer’de yaşamın başladığı ilk koşulların benzerlerini yaratma çabasıyla karşılaştırıldığında, hangisi daha canlı?
    San Diego, California Üniversitesi’nde yaşamın kökeni üzerine araştırma yapan deniz kimyası profesörü Dr. Jeffrey L. Bada, ‘Dört milyar yıl önce dünyanın başlangıcında gerçekleştiğini sandığımız RNA moleküllerinin çoğalmasını, bugün bir tüpte gerçekleştirebiliyoruz. Bu amaçla her tür kimyasal maddeyi bir araya getiriyoruz. Ama kimse henüz bunu canlı olarak nitelemeye cesaret edemedi,’ diyor. Ona göre, ‘Laboratuvarda embriyonları canlı tutmak ya da araştırma amacıyla yumurtaları kullanmakla bir deney tüpünde RNA molekülü oluşturmak, birbirinden pek de farklı olmayan işler.’

    Embriyon insan değil
    Case Western Reserve Üniversitesi fizik bölümü başkanı Dr. Lawrence M. Krauss’a göre de, bir deney çanağındaki embriyon, yaşamın başlangıcı sayılabilecek canlı bir nesne değil, bir kimya fabrikasıdır ve nasıl yontulmamış bir taşı Michelangelo’nun Pieta’sıyla aynı değerde görmüyorsak, embriyonu da küçük bir insan olarak göremeyiz:
    "Bir gün bir başka şeye dönüşebilecek bir organik maddeyle, insan olarak işlevlerini yerine getiren bir canlı arasında büyük fark var. İnsanların bir gizilgücü, gerçekmiş gibi görmeleri beni şaşırtıyor.’
    İnsan merkezli ya da en azından biyoloji merkezli düşünenler, yalnızca organik yaşam biçimlerini canlı olarak görüyor. Canlılığı karbon temelli olmakla sınırlıyorlar.

    İnternet canlı mı?
    Bir başka grup ise canlı teriminin kapsamını daha da genişletmekten yana. Onlara göre, internet ya da ekonomi de, bir karınca kolonisi kadar canlı özellikleri taşıyor. Bunlar, tüm unsurlarının veya bireylerinin birbirleriyle bağlantılı olarak hareket ettikleri üstün organizmalar. Birbirlerine karşılıklı yanıt vererek ve sürekli değişerek hareket ediyorlar.
    Yapay yaşam alanında çalışanlar, yaşamın birçok özelliğinin dijital bir format içinde de görülebileceğini ileri sürüyor.
    Y-yaşamcılar (yapay yaşam) denilen bu insanlar, göreceli basit kodlarla ya da komutlarla başlayan, ama daha sonra serbest iletişim ağına girdiklerinde kendi yollarını izleyerek son derece büyük çeşitlilik gösteren bilgisayar programlarının ‘ekosistemler’ içinde bir araya geldiğini söylüyor.
    Bu tür programların en ünlüsü Tierra, 1990'ların başlarında Oklahoma Üniversitesi’nde hayvanbilim profesörü Dr. Thomas S. Ray tarafından geliştirildi ve bütün dünyaya yayıldı. Ancestor denilen 85 bitlik bir bilgisayar koduyla işe başlayan Tierra, daha sonra kardeş kodlar üretti ve bunlar da kendi aralarında, kimi Ancestor’un 10 ya da 100 katı uzunluğunda yeni kardeş kodlar geliştirdiler.

    Evrim geçiren program
    Bunların çoğalma parametreleri, tıpkı karbon temelli dünyadaki DNA çoğalması gibi mükemmellikten uzaktı ve bir kuşak Tierra’dan ötekine küçük değişikliklere yol açıyordu. Belli yaşam alanlarında toplanma eğilimi gösteren organizmalar, işbirliği, yarışma, asalaklık gibi özellikler de taşıyor, başarı oranı değişen bir çoğalma ve ölme süreci içine giriyorlardı.
    Bunların evrim de geçirdiğini ileri süren Dr. Ray’e göre, yaşamın en önemli özelliği, doğal ayıklanma yöntemiyle evrim geçirmek.. Ve bilgisayar programları da bu özelliği taşıyor.
    Ray, bu nedenle de, Tierra’nın, yalnızca bir yaşam modeli olmayıp canlı olduğunu açıkça söylüyor: ‘Yaşamla yaşam olmayan arasındaki bir alacakaranlık bölgesinde bir şeyler yaratıyoruz. Böylece yaşamın kesin bir evet ya da hayır sorunu olmadığı anlaşılıyor. Yaşam ve canlılığın çeşitli tonları var.’
    Tierralarından birinin ölümü karşısında üzüntü duyup duymadığı sorulduğunda, Ray, ‘Hayır,’ diyor. ‘Bir bakteri ya da virüsün ölümü beni ne kadar üzerse, o kadar üzülüyorum.’

    Ölmek istemezlerse
    Bir başka grup bilim insanı ise makine dünyasının gerçek yaşama bu kadar yakın olduğunu ya da bir bilgisayar ya da robotun belli bir ayırdındalık geliştirip, artık ölmek istemeyebileceğini düşünmüyor.
    Sanal gerçeklik uzmanı bilgisayar bilimcisi Jaron Lanier, ‘Bilgisayarların pek yakında insan gibi bir canlı türü olarak görüleceğini savunanlar var. Ben bu düşünceye hep karşı çıktım ve birçok konferansta benden başka herkes aynı kanıda olduğu için yalnız kaldım,’ diyor.
    Lanier, bir bilgisayarın gerçekten insanın inceliğine ulaşıp ulaşmadığına karar vermek için büyük İngiliz matematikçi Alan Turing’in geliştirdiği ölçütü de tartışmaya açıyor. Turing’e göre, bir yargıç, bir bilgisayarla bir insanın verdiği yanıtlar arasında bir farklılık göremezse, bu bilgisayarın temelde akıllı olduğu söylenebilir ve insana tanınan haklar tanınabilir.
    Bu ölçütü belirlerken, Turing’in, ‘bilgisayarın daha akıllı ya da insana benzer olduğunu varsaydığını’ söyleyen Mr. Lanier, durumu bir de başka açıdan ele alarak insanın aptallaşıp bir bilgisayara benzediği sonucuna da varılabileceğini söylüyor.
    Sonuç olarak canlı olma deneyimi, Mr. Lanier’ye göre öznel bir durum. ‘Oysa bilim yinelenebilir ve denenebilir olayları konu alıyor. Bu nedenle canlı olma deneyimi hiçbir araçla ölçülemez ve hiçbir zaman tam olarak açıklanamaz.’

    Virüsler canlı mı?
    Doğal varlıkların en ucundaki virüsleri ele alalım. Bir görüşe göre yaşamak, enerji tüketmek ve enerji kazanmak için yemek anlamına gelir. Oysa virüsler bunları yapmaz. Hiçbir canlı özelliği göstermez. Şeker ya da tuz ne kadar canlıysa, virüsler de o kadar canlıdırlar.
    Virüs uzmanları ise virüslerin ikinci dereceden bir canlılık gösterdiğini, konakladıkları hücreleri, yeni virüslerin üremesini sağlayacak bir enerji harcamaya zorladıklarını ileri sürüyor.
    Hastalık yapıcı mikroplar varlıklarını sürdürmek için akıllı yöntemler geliştiriyor ve gerektiğinde evrim geçiriyorlar. New York Rockefeller Üniversitesi’nden Dr. Arnold Levine gibi virologlar, uyku durumunda olsalar da, virüsleri canlı varlıklar olarak görüyor.
    ‘Pas’ın bile canlı olup olmadığını tartışan ve pas arttıkça sanki bulaşıcıymış gibi bir metalin üzerinde daha çok yayıldığını ileri sürenlerin bulunduğu bir ortamda, birçok kimse bireylerden çok, sistemleri canlı olarak görmek gerektiğini düşünüyor.

    Önemli olan ne?
    Reed College’den Dr. Bedau’ya göre bir sinek ya da insanı canlı kılan yüzeysel özellikler yerine, canlıların kendilerini yeni durumlara uyarlayabilme yeteneğinden söz etmek gerekiyor. Bedau, dinozorların birer birer ölerek değil, değişen koşullara ayak uyduramadıkları için yok oldukları kanısında.
    Bu açıdan kök hücre tartışmasına yeniden dönersek, biyolojik ve evrimsel bağlamından kopuk bir biçimde laboratuvarda duran bir insan embriyonunu canlı olarak görenler, canlılar arasındaki toplumsal, duygusal ve fiziksel bağların önemini gözden kaçırıyor.
    New York Times’de yayımlanan bu canlı tartışmasına, New York City Üniversitesi’nden Dr. Barbara Katz Rothman da katılıyor ve şöyle diyor: ‘İnsanlık tarihinde çok yakın zamanlara kadar bir bebeğin canlı olduğu, ancak anne karnında hareket etmeye başladığı yani toplumsal yaşama girdiği zaman düşünülürdü.
    Laboratuvardaki birkaç günlük embriyon, bu açıdan hiçbir işaret vermez ve çevresindeki dünyayla hiçbir bağı yoktur. Çevresindeki canlıların onu canlı olarak tanımlaması gerekir. Oysa bu canlılar da yaşamın en güzel armağanı olan bilinmezlikler ve belirsizliklerle çevrilidir.’


    Hürriyet Bilim
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    angel_nili
    Ziyaretçi
    valla öyle bi dünyada yaşıyoruz ki herşey bana canlı geliyor.

  3. #3
    ozipires adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-05-2005
    Mesajlar
    2,002
    Karizma Gücü
    0
    bi amacı olna herşey canlıdır.
    "Anlamsız Dünya'ya biz de bişeyler katmadıktan sonra onun da bize verebileceği bir şey yoktur."(yalom)

  4. #4
    angel_nili
    Ziyaretçi
    Alıntı ozipires tarafından gönderildi.
    bi amacı olna herşey canlıdır.
    "Anlamsız Dünya'ya biz de bişeyler katmadıktan sonra onun da bize verebileceği bir şey yoktur."(yalom)


    nasıl yani arkadaşım bi amacın yoksa canlı olmuyorsun yani öyle mi demek istiyorsun. ozaman bir çoğumuzun bi amacı yok hepsi ölü demektir.

    sana katılmıyorum

  5. #5
    ozipires adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-05-2005
    Mesajlar
    2,002
    Karizma Gücü
    0
    benim burda kastettiim canlılık, yaşam fonksiyonları göstermek diildir..bi amacı, hayattan bi beklentsi olmayan insanlara hayatında verebilecei bişi de yoktur yalom unda dedii gibi. ayrıca amacı olanların canlı olması amacı olmayanlaran ölğ olduu anlamına da gelmez.3 kere 4 n 12 olması 2 kere 6 nın 12 olmadıı anlamına gelmez

  6. #6
    cylmz35
    Ziyaretçi
    Ben konuya biraz daha değişik yönden bakıyorum..

    Bence canlı demek ölünün zıt anlamıdır. ölüm yaşamı sürdürür, ölüm canlıdan gelir.

    Çünkü ölümden kalan nesneler öğeler, başka yaşamları doğurmak için dönüşecektir, örneğin toprak için gübre olacaklardır ve toprak daha verimli olacaktır.

    Ölüm, pek çok durumda, canlıya ve yaşama yardım edecek yani ölüm yaşamın doğmasına izin verecek, ve canlı bedende yaşam, ancak, ölen hücrelerin yerini sürekli olarak doğan başka hücrelerin almasıyla olanaklı olacaktır.

    Demek ki, yaşam ve ölüm sürekli olarak birbirine dönüşür; ve şu büyük yasanın her şeye bağlı olduğunu gözlemliyoruz..
    aslında;
    Her yerde, şeyler, kendi karşıtlarına dönüşür.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kılıçdaroğlu: ‘Tören iptali Cumhuriyeti anlamamak demek’
    SİYASET ve POLİTİKA ARENASI bölümünde Culinary tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 28.10.11, 19:08
  2. ‘Zırtgel’, ‘sürtünük', ‘çöpçül’…
    HABERLER ve GÜNDEM bölümünde Culinary tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 13.10.11, 11:44
  3. ‘Canlı bomba’ olayında soruşturma yok
    2005 Konuları bölümünde birkan can tarafından açılmış
    Yanıt: 5
    Son Mesaj: 03.07.05, 21:05
  4. ‘Canlı türlerini küresel ısınma yok etti’
    2005 Konuları bölümünde Wendigo tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 31.01.05, 23:15

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •