• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    NoiaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2004
    Mesajlar
    715
    Karizma Gücü
    0

    Fikir Dijital Terimler Sözlüğü


    Dijital fotoğraf çekiminde kullanılan dil film kullanıcılarının dilinden biraz farklıdır. Piksel, megabayt, çözünürlük, dpi, JPEG: Bu sözcükler size tanıdık gelmiyorsa aşağıdaki sözlüğümüze kısaca bir göz atın.

    Piksel-(İngilizce Pixel - PICture ELement, yani "resim öğesi" sözcüklerinin harflerinden türetilmiştir) Dijital görüntünün (image) en küçük öğesi. Bilgisayar ekranındaki görüntüyü oluşturan çok sayıdaki küçük ışık noktacığı.

    · Megapiksel-(Megapixel) Bir milyon piksel değerindeki birim. Görüntünün çözünürlüğü ne kadar yüksek olursa piksel sayısı ve dolayısıyla görüntü kalitesi o oranda artar. 1 megapiksel (MP) çözünürlükteki bir görüntü dosyası gerçeğe çok yakın görüntüyü sağlayan 15 x 20 cm'lik bir fotoğraf baskısı sağlayabilir (bu rakam 2 MP'de 20 x 25 cm, 3 MP dosya boyutunda ise 28 x 36 cm'dir).

    · Çözünürlük-(Resolution) Görüntüdeki piksel sayısı. Çözünürlük sayısı yükseldikçe görüntü kalitesi artar.

    · DPI-Dots Per Inch Yazıcı veya ekran gibi bir cihazın lineer inç başına görüntüleyebildiği nokta (dot) sayısı. Örneğin lazer yazıcıların çoğu 300 dpi, ekranların çoğu 72 dpi, PostScript yazıcıların çoğu 1200 ile 2450 dpi arası çözünürlüğe sahiptir. Fotoğraf kalitesi veren inkjet yazıcıların çözünürlüğü 1200 ile 2400 dpi arasında değişmektedir.

    · PPI-Pixels Per Inch Görüntü çözünürlüğünü ifade etmek için kullanılan, lineer inç başına piksel sayısı. Ppi ne kadar yüksek olursa görüntü o kadar ayrıntı kazanır ve daha yüksek görüntü kalitesi sağlar. Ekranlar 72 ppi, inkjet yazıcılarda gerçeğe yakın görüntü baskısı elde etmek için en az 150 ppi çözünürlük gerekir.

    · Megabayt- (Megabyte) Bir milyon bayttan oluşan bilgisayar belleği miktarı. Tam değeri 1.048.576 bayttır.

    · Kilobayt-(Kilobyte) Yaklaşık bin bayttan oluşan bilgisayar belleği, disk alanı veya belge boyutu miktarı. Tam değeri 1.024 bayttır.

    · JPEG-Pek çok dijital fotoğraf makinesinde görüntüleri depolamak için kullanılan standart bir format. Bu format web üzerindeki görüntülerde ve e-posta mesajı eklerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. JPEG'in açılımı olan Joint Photographic Experts Group adlı topluluğun oluşturduğu bu dosya standardı günümüzün en yaygın kullanılan formatlarından biridir. JPEG renkli ve gri tonlu görüntüleri gerçeğe yakın görünüme sahip olacak şekilde sıkıştırmak için tasarlanmış standart bir görüntü sıkıştırma mekanizmasıdır. JPEG görüntü kalitesini olumsuz etkileyebilen kayıplı sıkıştırma kullanır.

    · LCD-(Liquid Crystal Display) Sıvı Kristal Ekran. Fotoğraf makinelerinde fotoğrafları ve menü seçenekleri, makine ayarları gibi bilgileri görmek için kullanılan renkli ekran.

    · Bellek kartı-(Memory card) Fotoğraf ve film dosyası gibi verileri saklamak için kullanılan bir depolama aracı. Bu kartların kapasitesi 8 ile 256 MB arasında değişmektedir. Bellek kartı tipleri şunlardır: Compact Flash Card, Multimedia Card, Secure Digital Card, Microdrive.

    · Dijitalleştirme-(Digitize) Analog bilgileri bilgisayarda kullanılmak amacıyla dijital formata dönüştürmek.
    Aysun`u Nihan`ı Getirin Bize, Canımızı Verelim Size
    NoiaN&VayCaps Holding

  2. #2
    NoiaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2004
    Mesajlar
    715
    Karizma Gücü
    0

    Fotoğraf Makinası Nasıl Çalışır


    Her fotoğraf makinesi çeşitli ayar ve düzenekleri ve elektronik devreleri çıkarıldığı takdirde temel olarak ışık geçirmez bir kutudur. Bir fotoğraf makinesinin ön kısımında, resmi çekilen konudan yansıyan ışığın içeri girmesine olanak sağlayan ve genellikle açıklığı değişebilir bir diyaframı olan objektif; arkasında ise, görüntünün kalıcı bir kaydını yapabilen, ışığa duyarlı bir film vardır.
    En basitinden en gelişmişine dek bütün fotoğraf makinelerinin dört temel ortak parçası vardır: objektif, diyafram, obtüratör ve vizör.

    Konudan (süjeden) gelen ışık önce objektifte toplanır ve odaklanır. Sonra, diyaframdan, yani objektifin içindeki bir diskin ortasından geçerek obtüratöre ulaşır. Fotoğraf makinelerinin çoğunda obtüratör filmin tam önüne yerleştirilmiştir. Obtüratör fotoğraf çekerken belli bir süre açık kalarak objektiften gelen ışığın film üzerine düşmesini sağlar. Vizör makineyi konuya odaklamaya yönelik bir düzenektir.

    "Doğru pozlandırma"

    Pozlandırmayı üç etken belirler: filmin ışığı olan duyarlılığı ya da "hızı" (Uluslararası Standartlar Organizasyonu [ISO] tarafından verilen sayılarla belirlenir) objektif diyaframının açıklığı (f sayısı ile ayarlıdır); ve obtüratörün açık kalma süresi ya da "enstantane" (saniyenin kesirleri olarak ölçülür: 1/1000 sn vb.). Doğru pozlandırmanın elde edilmesi, özellikler fotoğrafçılığa yeni başlayanlar için oldukça zordur. Bu konuda, zaman zaman deneyimli profesyoneller bile hata yapabilir. Öte yandan günümüzün yarı ya da tam otomatik pozlandırma programlı fotoğraf makineleri diyafram ve enstantaneyi otomatik olarak ayarlar ve genellikle iyi verirler. Buna karşın belirli bir konuyu çekerken etkin bir görüntü elde edebilmek için tek bir enstantane ve diyafram açıklığı birleşimine bağlı kalmak gerekmez. Bu yüzden fotoğraf makinesi seçerken, pozlandırması elle (manuel olarak) ayaralanabilen, hiç değilse bir diyafram ya da enstantane öncelikli pozlandırma programı olan bir makine tercih edilmelidir.

    Gerekli ışığın film düzlemi üzerine düşürülmesi işlemidir. Doğru poz değerini sizin hesaplamanız gerekir. Çünkü çekeceğiniz fotografın duygusunu hangi poz değerlerinin daha iyi vereceğini sizden daha iyi kimse bilemez. Çektiğiniz fotografın en önemli bölümü görülmesini istediğinizden daha açık görünüyorsa fazla pozlandırdınız daha koyu görünüyorsa az pozlandırdınız demektir.
    Aysun`u Nihan`ı Getirin Bize, Canımızı Verelim Size
    NoiaN&VayCaps Holding

  3. #3
    NoiaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2004
    Mesajlar
    715
    Karizma Gücü
    0

    Fotoğraf Tarihçesi



    İlk fotograf, Joseph Nicephore Niepce'in penceresinden görünüm, 1827


    965-1038 Karanlık Kutuyu (Camera Obscura) ilk kullanan, ortaçağda güneştutulması sırasında güneş ışınlarını incelemek isteyen zamanının ünlü optik bilgini Basralı el-Hasan'dır.

    Roger Bacon, 13.yüzyıl Arap yazmalarından öğrendiği "Karanlık Kutunun" ayrıntılı bir tanımını yapmış.

    1460-1472 döneminde Leon Battista Alberti ve Leonardo da Vinci de Karanlık Kutu dan yararlanarak cisimlerin görüntülerini yansıtmayı başarmışlardır.

    1553 Giovanni Battista Della Porta "Magiea Naturalis Libri IV" adlı eserinde Karanlık Kutuyu etraflıca anlatmıştır.(Bu yüzden Karanlık Kutunun ilk mucidi sayılır)

    1568'de Danillo Barbaro, karanlık kutunun ışık gören deliğine bir mercek yerleştirmiş ve görüntü kalitesini belirgin bir biçimde artırmıştır.

    Bir çok değişiklikler sonrasında; Gerekli yerlere yerleştirilen ayna ve mercek sistemiyle Karanlık Kutuya bir resim masası niteliği kazandırılmış ve saydam yüzeyinde meydana gelen görüntülerin çizilmesinde kullanılmıştır. Daha sonraları görüntülerin kağıt üzerine elle çizilmesi yerine bu tür zorlukları ortadan kaldıracak tespitler aranmaya başlanmıştır.


    1727'de Johann Heinrich Schulze gümüş tuzlarının ışığa tutulunca değişikliğe uğramasının nedeninin ışık olduğunu açıkladı.

    1777'lerde Scheele, mavi ve mor ışınların kırmızı ışınlardan daha etkin oldukların kanıtladı


    1780 Johan Kaspar LAVATER'in Silüet Makinası.

    Bu geçen sürede ışığın etkisiyle, duyarlı maddeler üzerinde görüntüleri tespit etmek konusunda bir çok denemeler yapıldı

    1813'de Joseph Nicepore Niepce ışığa duyarlı bir levha üzerinde, kalıcı görüntüler elde etmeyi başardı.

    1826'da Joseph Nicephore Niepce aynı işlemi Karanlık Kutuya da uyguladı. 1829'da kendisi gibi Karanlık Kutu da meydana gelen görüntüleri tespit etme yolları üzerinde çalışan Louis-Jacques-Mande Daguerre ile birleşerek bir ortaklık kurdu.

    1837'de fizik bilgini Francois Arago tarafından Daguerre'in metodunun (Daguerrotype) esası, bir gümüş levhayı, iyot buharına tutarak, üzerinde bir gümüş iyödür tabakası elde etmek ve bu levhayı karanlık kutuda uzun süre ışığa tuttuktan sonra, civa buharıyla tutarak banyo yaptırmaktan ibaret olduğunu açıkladı. Daguerrotype metodunda kopyası elde edilen tek kopya göeüntü aynadaki görüntünün tersiydi.

    1839 ve 1840'larda William Hanry Fox-Talbot gümüş tuzlarına batırılmış bir kağıt kullanarak elde edilen negatif görüntülerden, yine aynı usulle hazırlanmış kağıtlara istenilen sayıda pozitif fotograf basmayı başarmıştır.

    1847 Albumin, 1851 Kollodyum ve 1873 Jelatin usulleri duyartabakayı bir cam levha üzerine dayandırdılar ve kağıt yerine de saydam ince bir film kullandılar.

    1888'de John Curbult gerçek anlamda (selüloit levha üzerine ışığa duyarlı madde kaplanmış) ilk fotograf filmini hayata geçirdi. Bunu takip eden yıllarda George Eastman roll film kullanan yeni bir kamera tasarladı.

    1895 Lumiere kardeşler saniyede 16 kare gösterim kapasitesine sahip sinema makinasını tanıttılar.
    Aysun`u Nihan`ı Getirin Bize, Canımızı Verelim Size
    NoiaN&VayCaps Holding

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •