Yorum: Ömer Engin Lütem
İSTANBUL’DAKİ ERMENİ KONFERANSI
İstanbul’daki Ermeni Konferansı nihayet yapılabildi.
Bu konferans Türk kamuoyunu çok meşgul etti. Konunun daha ziyade ifade özgürlüğü yönü tartışıldı. Hükümet, AB ile müzakerelerin başlayacağı tarih olan 3 Ekim’e birkaç gün kala bu konferansın yapılmamasının Türkiye’de ifade özgürlüğü olmadığı anlamına geleceğinin bilinci içinde, konferansın içeriğini hiç tasvip etmemekle beraber, yapılması için gayret sarf etti. Medya ise, doğal olarak, ifade özgürlüğünden yana tutum aldı. Bu tartışmalarda Konferansın konusu olan Ermeni sorunu çok kere unutuldu veya arka planda kaldı. Kısaca Türkiye için önemli sorun olan ifade özgürlüğü Ermeni sorununu adeta sildi.
Medyada nadir olarak bu konferansın içeriği ele alındığında eleştirilerin başında konferansın tek yönlü olmasının, karşıt görüşe yer vermemesinin geldiği görüldü. Konferansı tertipleyenler ise bir toplantıda mutlaka karşıt görüşe yer verilmesi gerekmediği gibi bilimsel düşünceyle pek bağdaşmayan bazı görüşler ileri sürdüler.
Konferansta karşı görüş yer almaması için neden bu kadar ısrar edildi?
Bu sorunun cevabını bulmak için biraz geriye gitmek gerekmektedir. Diaspora Ermenileri Türkiye’den tazminat ve toprak almak olarak özetlenebilecek taleplerinin gerçekleşmesinin ön şartının Türkiye’nin Ermenilere soykırım uygulandığı iddiasını kabul etmesi olduğuna inanmaktadırlar. Oysa Türk kamuoyunun çok büyük bir bölümü bu iddiaları kendilerine ve atalarına karşı yapılmış bir hakaret olarak gördüğünden hiçbir Türk hükümeti, ne kadar baskı altında kalırsa kalsın, Ermeni soykırımı olduğunu kabul edemez. Bu da Ermeni taleplerinin gerçekleşmeyeceği anlamına gelir. Diaspora Ermenileri bu çıkmazdan kurtulabilmek için, Türkiye’de Ermenilerin soykırımına uğradığına inanan bir grup yaratılmasını düşünmüşler ve bu iş için bazı Türk bilim adamlarından yararlanmaya çalışmışlardır. Bu çerçevede Türk ve Ermeni bilim adamlarının bir araya getirilmesi düşünülmüş ve ilk toplantı 1998 yılında Chicago’da yapılmış bunu diğer toplantılar izlemiştir. Bunlara katılan Türk bilim adamları, bazılarının çekinceleri de olsa, genel olarak 1915 tehciri konusunda Ermenilerin tezlerini benimsemişler ve bunları dile getirmeye başlamışlardır. Kısa sayılacak bir zaman içinde bu tür Türk bilim adamının sayısında artış gözlenmiştir. Bunun nedeni, eskiden komünist veya maoist olup bu aşırı tutumları nedeniyle takibata uğrayan hatta hapse giren, Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra ise, uğruna çok sıkıntı çektikleri bu fikirleri bırakıp 180 derecelik bir dönüşle liberal ve insan haklarcı kesilen bazı Türk bilim adamlarının Türk ulusal devletine, yani Türkiye Cumhuriyetine karşı olmaları, onu yıpratmak, mümkünse yıkmak ve yerine bir İkinci cumhuriyet kurmak için çabalamalarıdır. Bu kişiler 1915 tehcirini Türkiye’yi zora sokacak bir konu olarak gördükleri için Ermeni tezlerini benimsemişler ve onların kabul edilmesi için çalışmaya başlamışlardır. Burada ilginç olan husus, birkaç istisna dışında bu kişilerin Ermeni sorunu alanında uzmanlıkları bulunmamasıdır. Mesela şu anda bu grubun lideri durumunda olan Halil Bertay’ın Ermeni sorunu konusunda ne bir kitabı ne de uzun bir makalesi vardır.
Bu Grup 1998’den bu yana, genellikle yurt dışında, bir çok kez Ermenilerle toplanmış ayrıca sözde Ermeni soykırımının 90 yıl münasebetiyle Erivan’da 22 Nisan’da düzenlenmiş olan büyük konferansa da katılmıştır. Aynı kişiler dün İstanbul’da sona eren toplantının başlıca aktörleri olmuşlardır. Dün sona eren toplantıyı Ermeni “soykırımının” 90 yılı münasebetiyle bir çok ülkede yapılmış olan konferanslar serisinin içinde mütalaa etmek gereklidir. Bu toplantının amacı mümkün olduğu kadar fazla sayıda Türk bilim adamına Türklerin Ermenileri soykırımına uğrattığını söyletmek yoluyla Türkiye’de soykırımın lehinde bir akım başlatmak, zamanla güçleneceği ümit edilen bu akımın yaratacağı siyasi baskıyla da, esasen AB’nin bazı ülkelerin baskısı altında bulunan Türk Hükümetinin soykırımı tanıyan bir karar almasını sağlamak ve böylelikle tazminat ve toprak taleplerinde bulunabilmek için uygun zemini hazırlamaktır.
Güçlükle de olsa İstanbul konferansı yapıldığına göre bu amaç gerçekleşmiş midir? Diğer bir deyimle bundan sonra Türkiye’de Ermeni soykırımı olduğuna inananların sayısında, bir baskı grubu oluşturacak derecede, bir artış olacak mıdır? Böyle bir sonuç ancak Konferansın sadece bilimsel amaçlar güttüğünün genel kabul görmesi halinde alınabilirdi. Oysa konferansın, hiç gerek yok iken, Mayıs ayı sonunda ertelenmesi, bu olayın özelikle AB çevrelerinde Türkiye’nin eleştirilmesine yol açması ve müzakerelerin başlamasının önündeki bir engel olarak görülmesi, konferansın hükümetin teşviki üzerine yeniden düzenlenmesine karar verilmesi ancak bu kez de sağ ve sol görüşe mensup çok sayıda kişinin şiddetli eleştirilerine hedef olması, idare mahkemesinin konferansı durdurması , bu kez de “kanuna karşı hile” iddiaları arasında başka bir mekanda yapılması konferansı siyasi çekişmelerin içine çekmiş ve bilimselliğini adeta yok etmiştir.
Bu arada Ermeni taraftarı görüşlere şimdiye kadar bilimsel alanda cevap verilmekle yetinilirken bu kez konferans aleyhinde ısrarlı sokak gösterileri yapılması ciddi bir radikalleşme olduğunun işaretidir. Nitekim konferans ancak kolluk kuvvetlerinin himayesinde gerçekleşebilmiştir.
Sonuç olarak konferansı düzenleyenler Ermeni soykırımı iddialarının kabulü yönünde Türkiye’de bir akım yaratmayı beklerken tam tersine iddialara karşı olanların artmasına neden oldular.
Kaynak: www.eraren.org <http://www.eraren.org>


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla