• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
8 sonuçtan 1 --- 8 arası gösteriliyor
  1. #1
    angel_nili
    Ziyaretçi

    Geçmiş,şimdi ve gelecek birer yanılsamadır;ancak vazgeçilmezdir

    Bu sözler Einstein’e ait.Gerçekten de zaman bizim için vazgeçillmez bir olgudur. Zaman,sanki bizi doğumdan ölümee taşıyan,içinde yüzdüğümüz,akıp giden bir ırmak gibidir. Einstein’in görelilik kuramını ortaya atmasıyla ve kuantum mekaniğindeki gelişmelerle birlikte,zamana bakış açımız da değişti.
    Üç boyuttan sonra dördüncü boyut,yani zaman, en farklı duran, bizim için anlaşımsa kolay göjrünen bir olgu. Zamana bildiğimiz biçimiyle bakalım önce. Günlük yaşamda,geçmiş ,şimdi ve gelecek,tümüyle farklı anlamlar taşır. Geçmiş geride kalmıştır,asla geri gelmez,değiştirilemez. Geçmişe ait bilgilerimiz,çoğnulukla anılardan,birtakm kayıtlardan kaynaklanır. Geçmişin gerçek olup olmadığını pek düşünmeyiz. Belki de gerçek olan yaşadığımız andır. Gelecekse henüz gerçekleşmemiştir ve açıktır, her şey olabilir. Belki de gelceket olabilecek bazı olayların yönünü aldığımız kararlarla belirleyebiliriz. Ama başka etkenler, onun tümüyle garklı birbiçimde gelişmesine yol açabaliri. Bunlar hemen herkesin duyumsadığı şeyler. Ancak bazı bilim adamları, özellikle de düşünürler,bu yaygın inancırn yanlış olabsileceğine değiniyorlar.

  2. #2
    ayj
    ayj çevrimdışı
    ayj adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-03-2005
    Mesajlar
    1,182
    Karizma Gücü
    0
    Geçmiş insanın geleceğini belirlermi??? evet.
    peki gelecek ve geçmiş şimdiyi belirlermi??? evet.

    insanlar geçmişlerini hatırlar. çok uzak geçmişi bir fotoğrafla. yakın geçmişi video formatında. geleceği ise bir animasyon veya bir bilimurgu filmi olarak düşünürüm hep. var olmasını ister ve nasıl olması gereektğini yönetirsin. sadece o an geldiğinde çevre bu filmi gerçekçi yapar.
    EFELER BiRLiĞi
    Paylaşım Ve Dostluk Platformu

    "Düşünmek Görmektir" Honore de Balzac


    AYJ ne demek???

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    02-09-2005
    Mesajlar
    141
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp EiNSTEiN DOĞRU SÖYLÜYOR

    Zaman, asla bizlerin düşündüğü gibi birşey değildir. Çünkü bizim "zaman'ımız", bizlerin, yani insanın algılama kapasitesinden doğan bir şekilde anlaşılmaktadır. Zaman, insanın, evreni algıladığı beş duyusunun eseri olan bir biçimde zihinlerimizde şekillenir.

    Grerçekte ise, sınırı, sonu olmayan "evrensel tek bir an" mevcuttur ve bu "tek an", değerlendiricinin algılama kapasitesinden doğan bir biçimde "zaman" şeklinde algılanır.

    Bir gece başınızı kaldırıp ta hiç gökyüzüne baktınız mı? Uçsuz bucaksız karanlıkta kıpırdayan milyonlarca yıldızı ve onlarla aramızdaki mesafeleri düşünmeye çalıştığınızda, ne kadar büyük bir ıssızlıkta yapayalnız olduğumuz hissi mutlaka içinizi kaplamıştır...

    Üzerinde yaşadığımız şu koca gezegen Dünyanın büyüklüğünü bir hayal etmeye çalışın! Sonra da, Dünyadan 1 milyon 303 bin kez daha büyük, uydusu üzerinde yaşadığımız yıldızımız Güneşi: Hani şu başımızın üzerinde bir ateş topu gibi parlayan yıldızı! Bu büyüklüğü hissetmeye kimsenin hayal gücü yetmeyecektir. Onun için de Güneşi buradan seyrettiğimiz büyüklüğünde düşlemeye devam etmeyi seçeriz...

    Acaba, üzerinde yaşayan biz sakinlerinin gözünde bu kadar heybetli olan şu gezegenin ve çevresinde dönüp durduğu Güneşin, Evrende yeri ne?

    Hemen şunu söyleyeyim: Evreni bir yana bırakın, içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinin bir başka köşesinden bakıldığında, ne bizler, ne dünyamız, ne de Güneş ismi anılır bir şey bile değil!..

    İnsanın dünyadan gözlemleyebildiği, yani bizlerin gökyüzünde görebildiğimiz yıldızların sayısı yaklaşık 80 bin civarında hesabedilmiş! İçinde yeraldığımız Samanyolu Galaksisinde bulunan yıldızların sayısı ise, son bilimsel bulgulara göre yaklaşık 400 milyar civarında... 400 milyar, insanın algısı için sadece bir rakam olmaktan ibaret; çünkü hiç bir idrak, bunun ne anlama geldiğini kapsayabilecek güçte değildir... Ve bu 400 milyar akıl almaz büyüklükteki yıldızların arasında, yüzlerle, binlerle ışık yılı olarak ölçülen mesafeler var...

    Güneşten dünyaya ışık 8 dakikada ulaşıyor. Galaksi içerisindeki Güneşlerin birbiri arasındaki uzaklığı katetmesi ise yüzlerce, hatta binlerce yılı alıyor. Peki bu Galaksi içerisinde Güneş sistemimiz ne kadar bir yer tutuyor dersiniz? Kozmolog Profesor Carl Sagan'ın ifadesine göre, bulunduğunuz mekanda, havada uçuşan bir toz tanesi kadar birşey!... Bu toz tanesi içinde, gezegenler, bunlardan birisi Dünya ve onun üzerinde yaşayan bizler!...

    İş bu kadarla bitmiyor: Dahası var! Bu bahsettiğimiz büyüklük sadece Samanyoluna ait; ve bu Galaksi ise, Evrende mevcut, milyonlarca galaksi içerisinde belki varlığı bile farkedilmeyen yalnızca bir gökada! Biz şimdilik bu kadarını bir yana bırakalım, yine dönelim Galaksimiz Samanyoluna!

    Bizim Güneşimiz ve onunla birlikte çevresinde yeralan komşu yıldızlar, yapılan hesaplamalara göre bu galaksi merkezinin etrafında, varolduklarından beri ancak 8 tur tamamlayabilmişler. Güneşin bu merkez çevresindeki bir kez dönüşünü, onun bir yılı olarak kabul edersek, bu takvime göre Güneş henüz 8. yaşını doldurmak üzeredir...

    Her birimsel yapının kendi algılama kapasitesine göre bir zamanı ve ona karşılık gelen bir takvimi hesap edilir. Dünya üzerinde yaşayan insanların bir günü veya bir yılı ile, Jüpiter üzerinde varsayacağımız bir birimin günü veya yılı birbirinden tamamen farklıdır. Dünya takviminde bir insan 60-70 yıl ömür geçirdiğinde, Jüpiter takvimine göre ancak 5 yıl gibi bir yaşam sürmüş olur. Çünkü Jüpiter, Güneş çavresinde bir turunu 12-14 dünya yılında tamamlar...

    Tüm bu değişen ölçümlerin yansıra, kozmolojide kabul edilen bir KOZMİK TAKVİM sözkonusudur. Bu Kozmik Takvime göre, Evrenin varolduğu kabul edilen Big-Bang anından yaşadığımız şu ana kadar geçen 15 milyar dünya yılı, bir "Kozmik Yıl" demektir. Dolayısıyla, biz bu "Kozmik Yılın, Aralık ayının son gününün son saatlerini" yaşamaktayız.

    Yani eğer dünyayı değerlendiren değil de, Evreni gözlemleyebilen bir algıyla bakabiliyor olsak, Evrenin varoluşundan şu ana kadar geçen, seyrine daldığımız 15 milyar yıllık süre, bize "bir kozmik yıl" ifade edecektir...

    Peki bu "kozmik yıl" içerisinde, "güneş," "dünya" ve "insan" ne zamandan beri var?.. Hepsi de pek yaşlı sayılmaz. Güneşin "kozmik takvime" göre yaşı, henüz 4 ay kadar. Yani "kozmik yılın" Eylül ayının başlarında varolmuş. İnsan ise Aralık ayının son gününün son üç saatinde: Çünkü insanın Dünya üzerinde varolmasından buyana geçtiği kabul edilen 5 milyon yıllık süre, "kozmik takvime" göre 3 saat kadar birşey...

    Ya yaşadığımız şu günler, bir insan ömrü, "kozmik takvimde" ne ifade ediyor dersiniz?.. Nerdeyse bir hiç! Bir nefes verişinizde "Hu" deyişinizin alacağı süreden fazla bir şey değil!.. Belki 10 veya 15 salise! Kozmik takvimde 1 saniye ifade edebilmesi için ise dünyada asırlar geçmesi gerekiyor.

    Evet, işte dünyadaki tüm yaşamınız, evrensel zaman birimi kabul edilen, kozmik yıla göre, bir nefeste "Hu" deyişiniz kadar bir süre! Bu süre içerisinde doğumunuz, çocukluk, gençlik yıllarınız, acı, tatlı günleriniz, eşiniz, dostunuz, sevgileriniz, nefretleriniz, sağlık, hastalık zamanlarınız, dünyadaki tüm anılarınız, varınız, yoğunuz herşeyiniz ve nihayet dünyayı terkedişiniz, hepsi oldu ve bitti!... Hepsini bir "Hu!" da yaşadınız ve tamamladınız...

    Belki inanılır gibi değil ancak, bir insanın dünya yaşamının "evrensel gerçekler" karşısında gerçek yeri işte bu!.. Tamamen şartlanmalarımız ve bireysel dürtülerimiz yüzünden körü körüne sarıldığımız, uğrunda canlara kıyılan, günümüzde olduğu gibi kan ve gözyaşının durmak bilmediği dünya ve onun "geçici değerleri" evrende en fazla bu kadar bir yer ve zaman tutuyor? Belki bu bilimsel bulgular ışığında düşünmeye hiç vakit ayırmadık!..

    Ne var ki yine de, henüz "alışkanlıklar ve toplumsal şartlanmalardan" çıkamamış, "dünyasal değerlerin" bile boyutlarını kavrayamaz bireylerken, dilimizden düşürmeyiz "EVRENSEL" kelimesini... Oysa, nerede, bilimsel gerçekçi düşüncenin "evrensel değerleri", nerede sadece adına "evrensel" denen geçici dünyasal değerler!.. Ne güzel söylemiş büyüklerimiz, "En büyük erdem haddini bilmektir," diye! Tıpkı bilimsel düşüncenin işaret ettiği gibi!

    Eğer bu noktayı idrak ile yaşamayı başarabilirsek, o zaman "yaşam" bize yeni ufuklar açacaktır: Ve o zaman sormaya başlayacağız: Peki, tüm bu gerçekleri kavrayabilen "insanın," gerçek yaşamı ve gerçek değerleri bu kadarla mı kalıyor?..

    "Kozmik tek an'a" göre ise HERŞEY, KENDİNDE, hologramik düzenlenmiş BİLGİ'den ibarettir, yani tüm zamanlar yaşanmıştır. Çünkü herşey, O'nun bilgisinde mevcuttur. Bizler dahi, O'nun bilgisinden oluşmuş, yeralan birimsel görüntülerden başka birşey değiliz!.. Fakat, aynı zamanda sahip olduğumuz bilinç yönüyle "tümel bilgi" sınırsız bir biçimde bize açıktır. Bilinç boyutunda bizde oluşacak derinliğine bir sıçrama ile, öz varlığımız, "evrensel Öz'de" mevcut tümel bilgiye vakıf olabilir. Yani, "BÜTÜN", kendi bilgisini bizde seyretmekte olur ki bu, şu anda da böyledir ve gerçek budur! Çünkü, o boyutta "tek bir an" ve "tek bir varlık" sözkonusudur. Holografik evren ise, tüm bunları kendi bilincinde oluşturan "Bilgi Sahibi'nin", diğer bir yönüyle "Sınırsız An'ın" sahip olduğu ve kendinde ortaya çıkan özelliklerinin görünür olmasından başka birşey değildir...

    Acaba, mistiklerin "bütün alemlerin aslı hayaldir, çünkü herşey ALLAH'ın ilminde olmuş-bitmiştir" şeklindeki ifadeleriyle kasdettikleri Bilgi'nin "hologramik düzenlenmiş evrenleri", yani "varlığın gerçeği ve özü" müdür!.. Ve acaba,"tayyi mekan" ve "tayyi zaman" olayları, bu "hologramik bilgi'nin" değişik boyutlarına bilinç sıçramalarıyla gerçekleştirilen mekan ve zaman seyahatleri midir?..

  4. #4
    paladin_api adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-07-2005
    Mesajlar
    134
    Karizma Gücü
    0
    Yazının hepsini okudum çok güzelmiş saol

  5. #5
    cylmz35
    Ziyaretçi
    Zaman'ın var olduğu hangi anlamda söylenebilir?"

    Çünkü Aristo'ya göre kaba bir tanımla sadece şekil ve maddenin karışımı olan şeylerin var olduğu söylenebilir.Geri kalan her şey bunlara atfedilen niteliklerdir.
    Zaman bir cismin (mesela bir saatin ya da yıldızların) hareketleri ile tanımlanır daha doğrusu bu "hareketlerin sayısıdır zaman".Bununla birlikte hareket cisimlerin bir niteliğidir Öyleyse zaman da cisimlerin bir niteliği olmalıdır.
    Yani bir uzayda cisim yoksa orada hareketten bahsedilemeyeceği gibi zamandan da bahsedilemez.

    Plotinus bu tanıma pek çok bakımdan karşı çıkar.Herşeyden önce ona göre zaman bir sayı sırası değildir ancak sayılarla "numaralanan" şeydir.
    İkinci olarak ona göre zaman harekete değil, hareket zamana ihtiyaç duyar.Çünkü hareket bir cismin sürekli bir "anlar serisi" içinde sürekli bir noktalar serisinde bulunmasıyla gerçekleşir.
    Yani Plotinus'a göre cisimler dursa bile zaman akmaya devam eder,hareket de durgunluk da zaman içinde yer alan şeylerdir fakat zaman hiç birşey içinde yer almaz.

    Esasında Aristotales de tanımındaki bir eksikliğin farkındadır ve şöyle yazar:"Zamanı hareketle ölçüyoruz ve hareketi de zamanla..."


    Aslında “Zaman” dediğimiz (Einstein’ın 4. boyut adını taktığı) kavram, tamamen enerji - madde ve mekan üçlüsüne bağlı bir gelişimdir;
    madde - enerji - mekan sistemleri sabit, değişmez kalırlarsa, zaman diye bir şey oluşmuyor. "Olay" dediğimiz kavram, bir enerji akımı veya aktarımını yansıtır. Sokaktaki insanların ve diğer öğelerin bir an için her türlü enerji dönüşümünü kestiklerini düşünün:
    Hiçbir insanın hiçbir hücresi enerji alış-verişi yapmayacak; dolayısıyla hiçbir organı hareket etmeyecek ve insanlar bir heykel gibi o anki konumlarında donup kalacaklar;
    dünya dönmeyecek, sıcaklık değişmeyecek, hava hep aynı aydınlık derecesinde kalacak, rüzgar olmayacak, vs.. Bunun anlamı, her türlü enerji akışının durmuş olması ve hiçbir "olay" olmamasıdır.

    Düşünün, yukarıda anlatılan film şeridinde sahnelerde hiç bir değişiklik olmasa, her sahne bir diğerinin aynı olsa, “zaman” denilen farklılaşma belirtisi nasıl algılanabilirdi?
    Bir insan hiç değişmese, çevresindeki hiç bir şey değişmese, güneş hep aynı konumunda kalsa, ağaçlar büyümese, rüzgar esmese, kısacası, her şey bir resim gibi dondurulmuş olsa, zaman kavramıyla neyi kastedecektik?

    Dolayısıyla, “zaman”, madde -enerji- mekan üçlüsü arasındaki değişim ve dönüşümün göstergesidir. Değişim ve dönüşüm, enerjinin bir yerden başka bir yere akması sonucu oluşan bir olaydır. Bu değişim ve dönüşüm hem canlılar hem de cansızlar aleminde vardır..

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    24-08-2005
    Mesajlar
    153
    Karizma Gücü
    0
    bence geçmiş ve gelecek yoktur sadece şu anda yaşadığımız zama ve bunun üzerine kurulmuş zihinsel kuramlar vardır bence nasıl insan oğlunun e faydalı icadı yazıysa buda onun gibidir.

    çünkü zaman kavramı diye bişey yoktur bunlar hep insanoğlunu kafasında ürettikleri kavramlardır az önce de dediğim gibi yazı ve dil kavramları gibi...:B

  7. #7
    cylmz35
    Ziyaretçi
    Alıntı nimzowitsch tarafından gönderildi.
    bence geçmiş ve gelecek yoktur sadece şu anda yaşadığımız zama ve bunun üzerine kurulmuş zihinsel kuramlar vardır bence nasıl insan oğlunun e faydalı icadı yazıysa buda onun gibidir.

    çünkü zaman kavramı diye bişey yoktur bunlar hep insanoğlunu kafasında ürettikleri kavramlardır az önce de dediğim gibi yazı ve dil kavramları gibi...:B

    yapmayın lütfen basitçe böyle söyleyip geçiştiremezsiniz...

    Geçmiş - gelecek ve şimdi olmak üzere üç zaman dalgası vardır.

    Zaman, iki hareket arasındaki süredir. Hareket ve maddenin nesnel hali zamanla belirir.
    Zamanın olmadığı yerde , nesnellikte yoktur! Bu nedenle zaman cismin kesinlikle belirleyici faktörüdür.
    Hareketin hızı zamanın da hızıdır. Görelilik ve kuantum varsayımlarına göre zaman ile uzay birbirleriyle doğrudan ilişkili ve bağlantılıdır.
    Zaten zaman ile uzay birlikte anlamlıdır. Biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir.
    Bunlar zamanın varlığını göstermektedir.

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    24-08-2005
    Mesajlar
    153
    Karizma Gücü
    0
    peki bu zaman dalgalarından hangisindesin ve hangilerine gidebildin veya bana hangisini kanıtlayabilirsin?

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Gelmiş geçmiş en kazık ÖSS'ydi. Geçmiş olsun!
    2003 - 2004 Konuları bölümünde emosh-gs tarafından açılmış
    Yanıt: 4
    Son Mesaj: 03.07.06, 13:32

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •